Güneş ışıkları, Hamdi’nin mütevazı evinin tahta panjurlarından sızıp odanın içine incecik, tozlu yollar çiziyordu. Dolunay, bilincinin derinliklerinden yavaşça yüzeye çıkarken, ilk hissettiği şey tenindeki o inanılmaz hafiflik oldu. Dün gece damarlarında dolaşan, onu içeriden cayır cayır yakan o cehennem ateşi gitmiş yerine ılık, güçlü ve canlı bir enerji akımı gelmişti. Sanki vücudundaki her bir hücre yenilenmiş, farklı bir frekansta titreşmeye başlamıştı. Göz kapakları ağır ağır aralandığında, yanaklarının sert ama sıcacık bir yüzeye yaslı olduğunu fark etti. Burnuna dolan koku... O vazgeçilmez sedir ağacı, misk ve yağmur kokusuydu. Ama bu kez o kokuya, genzini yakan acı bir is ve yanık et kokusu da karışmıştı. Dolunay yutkunarak başını hafifçe kaldırdı. Nerede olduğunu kavraması bir

