2. Bölüm
Siyah zemin üzerine ince kırmızı, mavi ve yeşil şeritleri olan bir ceket elbise giyip saçlarımı enseden at kuyruğu olarak topladım. Hafif bir makyajla geceden kalma suratımı toplayarak ayaklandım. Son bir kez senaryoya göz attıktan sonra şakalayacağımız adamın suratına baktım uzun uzun. İlk seferde tanımam için adamın yüzünü ezberlemem şarttı. Adam otuzlu yaşlarının başında biri gibi duruyordu. Doğrusu adama esmer güzeli bile diyebilirdim. Geniş çerçeveli akışkan kahve gözleriyle karakteristik inen bir burnu vardı. Çenesi kemikli ve dudakları da alabildiğine inceydi. Geniş alnında sürekli bir endişe hali varmış gibi iki paralel çizgi vardı. Saçları rüzgârda savrulan bir buğday tarlası gibi dağınıktı ama gözü kör edecek kadar siyahtı. Ve adamın adı Harvey'di.
Ezberime aldım bu tasvirleri. Mekânın ağzında durup bir fotoğrafa bir de mekânda oturan insanlara bakamazdım.
Tek yapmam gereken adamın uzun süreli metresi gibi davranıp masadakilerin hatta mekandakilerin dikkatini üzerime çekmekti. Güya nişanlısı olmasına rağmen beni kapatması yapmıştı ve ben onu rezil etmek için bağırıp çağıracaktım. Sonra gizlice kayda alınmış bu şakayı adama verecek ve 'Sürpriz, nişanlınız sizi şakaladı!' diyecektik.
Evet, şakayı satın alan adamın nişanlısıydı.
Acaba önce adamı şakalayıp ardından 'Bu tezgâhı size nişanlınız kurdu. Yerinizde olsam böyle aptal bir kadınla evlenmezdim,' falan mı desem? Çünkü... Bu gerçekten rezil bir senaryoydu doğrusu. Hem komik de değildi.
Her neyse. Ben parama bakardım.
Patronun verdiği adresteki restoranın önünde bilgileri zihnimden geçirdim. Her şeyi hatırlıyordum.
Restoran girişinde masaları taradım. Şarap içen bir çift, barda takılan orta yaşlı bir adam, küçük kızlarıyla yemeğe gelmiş bir aile. Üç kişilik bir kız grubu ve işte orada! Yuvarlak masada, diğer üç kişi ile beraber oturuyordu. Alnındaki çizgiler çok daha belliydi. Çenesinde belli olan kaslardan gergin olduğu anlaşılıyordu. Küt ve ukala adımlarla masaya gittim. Harvey'in karşısında oturan adamın viskisini kaparak Harvey'e fırlattım. "Adi herif!" diye bağırdım olabildiğince yüksek sesle. Harvey şaşırmış ve hatta dehşetle bana bakıyordu. "Beni sadece kullandın, seni pislik!" Yanımızdaki adamlar merakla bana bakarken sandalyelerinden kalkıp uzaklaştılar birkaç adım. Harvey şok olmuş bir vaziyette suskunlukla yaptıklarımı izliyor, söylediklerimi dinliyordu. Masada duran bir başka kadehi daha Harvey'e fırlattım. Yüzünden damlayan alkolü eliyle silerken ayağa kalkıp yanıma geldi. Akışkan kahve gözlerinde anlamlandırmadığım bir merak vardı.
"Ne zamandır o aptal nişanlından ayrılacağını söylüyorsun ama halime bak! Her gece benim yatağımdasın ama bir türlü ayrılamadın o kızdan!" dedim tiradı sıralarken.
Senaryo berbattı be... Söylerken utanıyordum resmen.
"Amy, sevgilim." Harvey elimi tutup dudaklarına götürünce bu sefer şaşkına dönen bendim. "Bunları evde konuşalım."
Kekelememek için kendimi zor tuttum. Demek senaryonun dışına çıkacaktık. "Hangi evine? Nişanlınınkine mi metresininkine mi?"
"Böyle konuşma, sana taptığımı biliyorsun." Dedi yalvarırcasına.
Ne oluyordu yahu? Yoksa şakalanan ben miydim?
"Öyle mi?" dedim ne diyeceğimi şaşırarak "Bana tapıyorsun, beni hamile bırakıyorsun ama hala o kadınla nişanlısın!"
"Harvey," Konuşan etrafımızdaki üçlüden biriydi. Yüzüme bakıp Harvey'e döndü. "Söylediklerimizi aklından çıkarma." Dedi ürkütücü görünüşlü dazlak adam. "Bu güzel yüze yazık olur." Derken bana dönmüştü. Konunun odağı olmamama rağmen ürktüm. "Bebeği de üzmek istemeyiz hem."
"Harvey!" diye çığlık attım. İşimi bitirip gitmek istiyordum; ne konuştuklarını bilmediğim adamların tehditkar konuşmaların da ürkmüştüm doğrusu. "Ya o kadınlasın ya da işte! Bitti anlıyor musun? Jules'a her şeyi anlatacağım-"
"Sevgilim tamam!" Harvey eliyle ağzımı kapatırken beni kolunun altına aldı. "Tamam bir tanem. Seni asla bırakamayacağımı biliyorsun." Diyerek susturdu beni. "Beyler müsaadenizle," diyerek belimden çekiştire çekiştire restoran dışına sürüklerken
"Ne oluyor be?" diye çırpındım kolunun altından çıkmak için.
"Asıl sana ne oluyor?" dedi restorandan çıkar çıkmaz. "Kimsin sen?"
Şaka yapan bendim, benim sözlerimin hepsi yalandı ama asıl Harvey hiç tanımadığı birine neden böyle bir rol kesmişti?
"Söyle!" dedi beni otoparka sürüklerken. Kolumu çekip elinin esaretinden kurtarırken
"Bırak!" diye bağırdım. Bu sefer de bileğimden yakalayarak sürükledi.
"Şuradan çıkalım, bırakacağım!" dedi ciddiyetle. Çırpındım ama gitmeme izin vermedi. Arabasının kilidini açarken "Kendi güvenliğin için bin şu arabaya!" dedi ciddiyetle. Ne münasebet! İşin bitmiş olması gerekiyordu ve, ah- Kolumdan tutup tabiri yerindeyse beni bir çuval gibi arabaya fırlattı. Kapıyı kapatır kapatmaz da beni içeri kilitledi.
Gece hiç de umduğum gibi geçmiyordu doğrusu!
Harvey yanıma binerken ben de şansımı denedim ama ben ancak kapıyı açmışken yanıma oturdu ve dün Chase'in yaptığı gibi üzerimden uzanıp kapıyı kapattı sertçe. "Canının hiç mi kıymeti yok senin?" dedi öfkeyle. "Tehlikedesin, anlasana."
Ne tehlikesi?
"Neden bahsediyorsun sen?"
Sustu. Çenesindeki kasların seyrimesinden bunu anlatmak istemediğini anlamıştım ama konu bendim ve ben tehlikedeydim. Neden? Dudaklarını ıslatıp "Önce sen anlat." Dedi. "Kimsin sen?"
"Belli ki senin bir tanecik Amy'nim." Dedim ironiyle. "Ne oluyor be? Tanımadığın kızı zorla arabana bindiriyorsun sonra hesap soruyorsun."
Adam umursamamaksızın cebinden telefonunu çıkartırken araba kapısına baktım; kapılar kilitliydi. Harvey derin bir nefesle konuşmaya başlayınca dikkat kesildim. "Jules, beni dinle." Dedi kontrollü bir sesle. "Sen ve Nichole Yunanistan'a gidiyorsunuz. Bu gece. Sorma nedenini." Dedi. Telefonun ucundan tiz sesler yükseliyordu. "Tartışma benle Jules!" diye tıslarken ara sokaklara girdi. "Adam'ı ver telefona!" Harvey telefonun ucunda beklerken bana kısa bir bakış attı. Gözleri üzerimde keşif yapar gibiydi. Kollarımı göğsümde birleştirirken kaşlarımı çattım. Beni süzmesinden hoşlanmamıştım.
"Adam," Ahizeden yükselen sesle dikkatini üzerimden çekti. "Benjamin ve adamları restorandaydı." Dedi direk konuya girerek. "Sevkiyat için beni uyarmaya geldiler."
Sevkiyat derken. Bu terimi Türkiye'de uyuşturucu kaçakçılığı için kullanırlardı. Babamdan biliyordum.
"Sevkiyatları durduracağımı duymuş olmalılar." Harvey karşı tarafı dinlerken yüzünü buruşturdu. "Son bir sevkiyat falan yok Adam!" dedi Harvey hiddetle. "Son sevkiyatta babamı öldürdüler. Onlarla iş yapmıyoruz artık!"
Harvey yumruk yaptığı eliyle direksiyona vurunca oturduğum yerde zıpladım. "Bir daha bunu teklif edersen o sevkiyat tırlarını ağzını kullanmadan bağırsaklarına sokarım!"
Boktan bir işin içine düşmüştüm.
"Şimdi, kızları Yunanistan'a götürmeni istiyorum. Süresini bilmiyorum!" Derin bir nefes aldı. "Hem Jules'u hem de Nichol'u hedef gösterdiler." Dedi. "Nichole'un sıkı korunmasına ihtiyacım var." Dedi hızla. "Jules konusunu halledeceğim." Diyerek kapattı telefonu. Duyduklarımdan sonra konuşmaya cesaret edemedim ama Harvey de konuşmadı zaten. Aracı şehrin ışıklarını gören bir tepeye çıkarıp seyrek bir koruluğun önüne çekti. "İn." Dedi emir vererek. Telefon konuşmasına şahit olduktan sonra karşı çıkmaya cüret edemedim. Karşıma dikilip elini pantolonunun cebine sokunca sıyrılan ceketinin altındaki silahı gördüm.
"Oh Tanrım..." diye fısıldadım. İlk defa silah görmüyordum ancak ilk defa tanımadığım bir silahlıyla karşılaşıyordum. Ellerimi teslim olurcasına havaya kaldırıp "Onu kullanmazsın, değil mi?" diye sordum usulca.
"Konuşmazsan kullanırım." Dedi hızla. "Kimsin sen?"
"Ben." Kekelemeye çok hazırdım. Dikkatimi toplamak adına nefes alıp gözlerimi yumdum. "Ben yani nişanlın. Beni sana şaka yapayım diye tuttu." Dedim kelimeleri anlamsızca sıralayarak. Harvey'in suratına bakınca heyecanla kekeledim. "Sana değil! Yani size!"
Adam burun kemerini sıkarken damak şaklattı. "Korkmadan anlat şunu." Dedi dişlerinin arasından.
Ellerimi indirip elbisemin kenarlarına bastırırken sakin olmaya çalıştım. "Bir şirket var. Şaka satıyor. Gelen müşterinin istediği fanteziye göre senaryo hazırlıyorlar ve benim gibi oyuncular da alıcının fantezisini gerçekleştiriyor." Dedim hızlıca.
"Yani?" diye soludu Harvey.
"Nişanlınız size böyle bir oyun satın aldı ve ben de bu oyundaki bir karakterdim sadece." Dedim. "Normalde o şirkette çalışmıyorum bile!" diye inledim. "Sadece paraya ihtiyacım vardı."
Adam gözlerini kapatıp dişlerinin arasından tısladı. "Ah Jules!"
"Bakın ben söylediklerinizi unuturum." Dedim bıçak sırtındaki bir konuya parmak bastığımı bilerek. Belli ki iki uyuşturucu kartelinin çatışması arasına düşmüştüm ve bu adamların şakası olmadığını biliyordum. Belki şu an için Harvey bana bir şey yapmazdı ama Benjamin dediği adamla arasında bir husumet varsa ve Benjamin benim gerçekten onun metresi olduğumu sanırsa beni öldürürken gözünü kırpmayacağını düşünüyordum. Düşünmekten de öte; daha önce yaşamıştım, biliyordum. "Sizi muhtemelen bir daha görmem bile!"
"Beni görmezsin tabii." Dedi usulca "Ama Benjamin'in senin peşini bırakacağını sanmıyorum."
"Neden?" diye inledim.
"Benim metresim olduğunu sanıyor." Dedi umarsızca.
Titrek bir nefes verdim. "Ama değilim."
"Ama olacaksın." Dedi kararlılıkla. Alayla ama daha çok şokla güldüm.
"Pantolonunuza taktığınız silahınıza rağmen, beni şuracıkta öldürme ihtimalinize rağmen böyle bir şey olmayacağı konusunda sizi temin ederim." Dedim titreyerek.
"Eğer kabul etmezsen benim değil ama Benjamin'in silahının başına dayanacağına emin olabilirsin sen de." Dedi tehditkar bir tonda. " Çünkü Benjamin'in istediği o lanet sevkiyatı yapmayacağım ve muhtemelen Benjamin de kadınlarımın peşine düşecek. Ve bil bakalım ben kardeşimi ve nişanlımı neden gönderiyorum?" Sesindeki ürkütücü ton omurlarımı titretmişti. "Benim kadınlarımı bulamadığında kimin peşine düşecek peki? Metresimin." Dedi dümdüz. Yutkunup Harvey'e baktım.
Natt'e güvenmek hataydı. Onun paslayacağı işten ne zaman hayır gelmişti ki zaten? Bok herif!..
"Ben gelmeyeceğim." Dedim cılız bir sesle. Fransa'da hele de gettolarda bir mafyanın metresini aramak kimsenin aklına gelmezdi herhalde. Üstelik kimsenin de metresi değildim.
Tepeye çıkan yolun kavisinden kayan lastik sesleri duyuldu. Birisi buraya son sürat geliyordu. Harvey beni kolumdan yakalayıp arabanın arkasına sürüklerken "Eğil," dedi. Bu arada telefonundan bir tuşa basarak hızlı arama yapmıştı. Saniyeler içinde "Buradalar, tepedeki korulukta." deyip telefonu kapattı. Bu kadar hızlı yükselmesine anlam veremeyerek dediğini yaptım. Kayan tekerlek sesiydi sadece.
Kayan tekerlek sesi değildi sadece. Bir anda yüksek bir patlama duyup kollarımı kulaklarıma siper ettim. Harvey beni ve kendisini açtığı araba kapısının ardına çekerken başımı yere eğdi. "Kafanı çıkartma!" Derken tam başımın üzerindeki pencere patladı. Cam kırıkları ikimizin de başımızdan aşağı yağmıştı ama bu devede kulak gibiydi. Çift taraftan ateş altındaydık ve Tanrı'm... Muhtemelen burada ölecektim. Kulaklarımda atmaya başlayan nabzım ve içime dolan adrenalinle olduğum yerden kaçmak istedim ama defansta duran adam bileğimden yakalamıştı. Elinde silah vardı, neden kullanmıyordu? "Kullan şunu!" diye bağırdım. Sadece duruyordu. Silahına uzandığımda bileğimi tutan elimi bırakıp koluyla beni araba tekerleğine doğru savurdu. Ne yaptığını bilir gibi bir hali vardı ama yaptığı bir şey yoktu! O anda bizim olduğumuz taraftan dört siyah araba geldi. Arabalar yolu kapatacak şekilde dururken düşünebildiğim tek şey, iki ateş arasında öleceğim gerçeğiydi ama adamlar arabadan inip hızla mevzilendiğinde ve Harvey beklediği yerden fırladığında durumun bu olmadığını anladım. Harvey ve arkamızdaki adamlar önümüzdekilere karşı ateş açmıştı. Çöktüğüm yerde top gibi büzüşüp atış seslerini duymamaya çalıştım ama her bir patlamayı göğsümde hissedebiliyordum. Keskin bir manevra sesi duyduğumda gözlerimi araladım. Patlamalar azalmış ve hemen ardından durmuştu. Bir çift kürdan gibi titreyen bacaklarımın üzerinde doğrulmaya çalıştım. Harvey hiç orada değilmişim gibi adamlarının olduğu tarafa geçip konuşurken ben arabadan destek alarak kurumuş boğazımı sıvazladım. Kirpiklerim ıslaktı ve korkudan titriyordum doğrusu. Harvey'nin karşıma dikildiğini bile fark etmemiştim ki konuştu.
"Bu sadece bir uyarı atışıydı, göz dağı verdiler."
Göz dağı mı vermişlerdi? Düpedüz canımıza kastetmişlerdi! Daha önce de çatışmalara şahit olmuş biri olarak yine de kendime hakim olamadım. Dudaklarım arasından hıçkırıkla kahkaha arası, histerik bir ses çıktı. "Göz dağı mı?" dedim tiz bir sesle. "Bizi öldürmeye çalıştılar!"
Az önce üzerimize kurşun yağmamış gibi rahattı. Ellerini cebine sokup dudaklarını ıslatırken "Gitmek de ısrarlı mısın hala?" diye sordu.
Kesinlikle bu delilikten uzaklaşmaya ısrarlıydım ama bir an bütçemi hesapladım. Buradan gettoya gidebilecek kadar bile param yoktu cebimde. 10 euroyla nereye kaçıp uzaklaşacaktım?
Sessizliğimi bir kabul ediş olarak algıladı. Kolumdan yakalayıp beni birilerinin yanına sürüklerken ben hala titriyordum.
"Merkez çiftliğe gidecek." Dedi hafif bir savurmayla beni takım elbiseli birinin arabasına sokarak. "Ben sonra ilgileneceğim."
Oturduğum yerde ağlamaya başladım. Küçük, küçücük bir işim vardı sadece. Biraz ortalığı dağıtacak sonra da paramı alıp gidecektim. Nasıl olmuştu da kaçıp kurtulduğumu sandığım o hayatın, bir mafyalar çatışmasının tam ortasına düşmeyi becermiştim?