35. Bölüm

3877 Kelimeler
35. Bölüm - Harvey - Beyninin kontrolünü elinde tutamıyordu ama bedenine hala hükmedebiliyordu. Elbette hükmü zil zurna sarhoş bir insanınki kadardı ama bu benim için yeterliydi. "Hani kulübe gidecektik!" Diye inledi. Onu gerçekten de bu kılıkta kulübe götüreceğime inanmış olmasını sarhoşluğuna bağlıyordum. Bu haliyle sadece benim için dans edebilirdi. Arabadan inip arka kapıyı açarak inmesine yardım ettim. Yanakları kıpkırmızı olmuştu. Gömleğimin üzerinden tutunan parmakları ise ateş gibi sıcaktı. Tutunarak arabadan indi ama şimdi kulüpten çıktığımızdan daha savsaktı. Öne geriye savrulurken. "Yalancı," diye mırıldandı. Yürümekte zorlanıyor gibiydi; o yüzden kucaklamak istedim ama buna izin vermeyecek kadar hırçın davranıyordu. "Sadakatsiz!" Diye tısladı arkasını bile dönmeden. Gramer olarak Türkçeyi sökmüş sayılırdım ve kelime haznemde epey genişti. Yani, Eyşan'ın hakkımda söylediği pek çok Türkçe kelimeyi anlayabiliyordum. Sadakatsiz olmama dair söylemlerini de. Elbette birkaç aydır yaşananlar konusunda böyle düşünmesi gayet doğaldı. İlk sevişmemizde yaşanan fiyasko gerçekten de hiç iyi olmamıştı. Elbette sonrasında yaşananların da bir mantığı yoktu ama bilseydim ki ömrümce yaşamaya değecek bir şey daha bulacağım, o zaman bu saçmalıkları ölsem kabul etmezdim ama bilmiyordum! "Yürü hadi." Dedim tutunmak için yer arayan bileğinden tutarak. Yürüyemiyordu bile. Merdivenlerin başında durup ayaklarını yere çarparken bana baktı. Herhangi bir şeye muhtaç olduğunda gözlerinde beliren o kedi yavrusu ifadesi beni öldürüyordu. "Ne oldu?" "Çok merdiven var Harvey." Diye mırıldandı. Normal zamanda tam bir dişiydi ama sarhoşken sevimlilik abidesine dönüşüyordu. Üstelik bu cümleyi bana daha önce de kurmuştu. İlk kaçtığı zaman, omzunda bir yarayla eve döndüğümüzde acısından bayılmak üzereydi ve yine bu cümlesinin ardından kendini kollarıma teslim etmişti. "Yani?" Dedim. Sadistsem ne olmuş yani? Hepsi o miyavlayan sesini daha fazla duyabilmek içindi. "Gaddar." Dedi öfkeyle. Geri döndü ve tökezleyerek yere kaydı. Düşmesini engellesem de öfkeli nidasını susturamamıştım. Elimi ağzına kapayıp "Sessiz ol!" Diye fısıldadım. Saat neredeyse sabahın dördüydü; kimseyi, özellikle de Jules'u uyandırmak istemiyordum. Başını kaçırıp dudaklarını özgürleştirmeye çalışıyordu ki onu omzuma attım. Çuval gibi salıvermişti kendini. Daha aşağı inerken nefesleri derinleşti; niyetim ağzından laf almak olsa da uykusunu bölmeyecektim. Kapıyı açtım ve içeriye girmeden fark ettim; Jules yatağımda boylu boyunca uyuyordu. Giydiğinde özellikle tahrik olduğum geceliğinin içindeydi ve yapmamdan haz etmediği oyuncakları benche dizmişti. Kaşlarım öfkeyle çatıldı. Aramızdaki şeyin duygusal bir boyutu olmayacağını bilmesine rağmen işleri ileriye taşıyabileceği inancı hep vardı ama şu iki aylık süreçte tüm varlığını kökü olmayan bu ilişkiye adamıştı. Ah Jules... Beni kaybetmekten korkuyordu oysa beni hiçbir zaman kazanmamıştı. Dudaklarımı ıslatarak kapıyı kapattım ve merdivenlere geri döndüm. Eyşan ansızın kendini omzumdan atınca belini tuttum boştaki elimle. "Yavaş!" Diye kızdım. Yeni doğmuş bebekler gibi belini tutamıyordu. Eskiden kaldığı odasının kapısından geçip yatağının kenarına indirdikten sonra geriye sendeledi. Koşar adım banyoya gittiğinde ise tekrar kusacağından korktum. Banyosunun kapısını çalarak sordum. "İyi misin?" Boğuk mırıldanmalar geldi. Kapıyı açtığımda dişlerini fırçaladığını gördüm. Ağzını çalkalayıp yüzünü de yıkadıktan sonra bana döndü. "Senin uykun yok mu?" Diye sordum merakla. O ilaç Eyşan için at sakinleştiricisi gibi bir şeydi ve kendim imal ettim diye demiyorum ama içindeki etkin uyuşturucu maddesi paketli ilaçtan çok daha fazlaydı. "Uyuyamam." Diye mırıldandı. Bir kadının tüm devreleri mi ters bağlanırdı? Tamam, çoğu uyuşturucunun maksadı sinir uçlarını uyandırmaktı ama maksadı insanları uyutmak olan bir uyuşturucuya da kafa tutamazdın yani. Omzumu itti yavaşça. "Uyuyamam işte Harvey!" Diye inledi. "Uyuşturucu içince kolay kolay uyuyamıyorum." Benim uyuyayım diye içtiklerimi o uyuyamayacağı için içmiyordu, öyle mi? Sinirlerim bozulmuştu. Gülmemi bastırarak yatağına geçtim. Gömleğimin düğmelerini ve kemerimi açıp rahatlarken ayakta durup minik minik dans etmeye başlayan kadını izliyordum. Yumuşak ve lirik bir şekilde sallanıyordu. Dudaklarım yukarı kıvrıldı; gerçekten dans etmek istiyordu. La Vi En Rose'un melodisini mırıldanarak ona eşlik ettim. Düşük göz kapaklarının altına saklanan gözleri ve yukarı kıvrılan dudakları çok çekiciydi. Kollarını bedenine sardı ve etrafında bir tur atıp sallanmaya devam ederken sordum. "Neden gitmedin Eyşan?" Yavaş sallanması saniye saniye sönerken göz kapakları açıldı. Yaklaştığı her adımda vücudunu saran cesaretini görebiliyordum. Meydan okumaya hazırlanıyordu. Yatakta olduğum tarafa geldi ve kontrolsüzce üzerime düşerken kaşlarını çattı. "Gitmemi mi istiyorsun?" "Hayır." Dedim. "Neden kalmak istediğini merak ediyorum." Ayırdığı bacaklarının arasından kucağıma oturmuştu ve kolları omuzlarıma yaslanmış haldeydi. Başını yana eğip kızarmış göz damarlarıyla bana dikti bakışlarını. Yutkunup alnını omzuma bırakırken mırıldandı. "Senin için." Cevabın bu olduğunu tahmin edebiliyordum. Vücutlarımızın birbirine koştuğu çok aşikardı; birbirine zıt kutuplarda iki güçlü mıknatıs gibi, birbirimizden uzak kalmak imkansızdı ama bu Eyşan'ın kaçıp kaçıp durmasına engel olmuyordu tabii. "Sen niye gitmeme izin verdin?" Diye sorunca duraksadım. Bu benim sorgumdu oysa. Bacaklarımın yanında kıvrılan dizleri belimi sıkıştırıyordu. İçime saklanmaya çalıştığını düşündüm. Eyşan çok yaralıydı, fena korkuyordu, tetikte yaşıyordu... Kendini boşluğa koyuvermesi çok zordu ama bana sığınmasından bir liman aradığını anlayabiliyordum. Bedeni altındaki dizlerimi kırıp onun sırtına dayanak olduktan sonra başını omzumdan ayırmaya çalıştım. Küçük bir çocuk gibi saklanmıştı ama oraya. "Niye bıraktın beni?" "Gitmek istiyordun." Burnunu çekti usulca. Yutkunmasının gürültüsünü duyunca şaşırdım. İstemese de söktüm onu omzumdan "Ağlıyor musun?" Yüzüme bakamadı. Saniyesinde ellerini yüzüne siper etmişti. Başını pencereye doğru çevirip varlığımı ret etti. "Eyş..." "Benim gidecek hiçbir yerim yok Harvey..." Diye fısıldadı. Sesi kocaman karanlıkta bir gök gürlemesi gibi can bulmuştu. Fısıltıydı ama benim için ani ve beklenmedikti. Biraz düşündükten sonra saçma bir kahkaha attı. "Evim yok, ailem yok..." Daha büyük bir kahkaha atıp yanaklarını sildi. Nihayet yüzüme döndüğünde anladım. Her kelimesi içini kesiyordu. "Benim bir vatanım bile yok." Titremeye başladı; saklandığı kucağımda sarsıla sarsıla ağlamaya başlamıştı. Histeri krizi geçiriyordu. Bu pozisyonda sırtını sıvazlayarak biraz ağlamasına izin versem de çok kısa bir süre içerisinde titremeleri kasılmaya dönüştü; kendi nefeslerinde boğulacak kadar hızlı ve kesikler nefes alıyordu. Konuşmaya çalıştığını ama beceremediğini fark ettim. Omuzlarından tutup kendimden uzaklaştırarak yumuşak bir sesle konuştum. "Yavaş yavaş nefes al." Dedim. Hıçkırıklarının arasında boğuluyor gibiydi. Bileklerini yakalayıp parmaklarımla bileklerinde çok sakin bir ritim tutturarak aynı ritimle sayı saydım. "Beni takip et Eyşan." Dedim. Vuruşlarımla eş zamanla sayı sayıyordum. "Bir... İki... Üç... Dört..." Saymaya çalıştı ama beceremiyordu. En son dayanamayarak kendine saldırmaya kalkınca bileklerini kilitleyip kaçmasına izin vermeyecek ölçüde bir sertlikle öptüm onu. Bu gece ona asla el sürmeyecektim ama kalp ritminin sıfırlanması, beyninin şokla durması için bunu yapmam şarttı. Beklenmedik öpücük bedeni için bir sürprizdi ve bu sürprize karşılık birkaç saniye de olsa onu sersemletecek ve hemen ardından ben devreye girip Eyşan'ın sakin kalmaya devam etmesini sağlayacaktım. Ama... Eyşan'ın bana ihtiyacı vardı. Sanki ona hayat öpücüğü vermişim gibi sarıldı dudaklarıma. Tek elimle bir ettiğim bileklerini göğsüme yaslayıp parmak uçlarıyla çeneme tutundu. Arzu, şehvet, açlık... Öpüşünde bunlar yoktu. Sadece saf bir muhtaçlık. Elim boştaki elim ensesine giderken göğsüne çarpan yumrukları duydum. Kendini uzun zamandır dinlemeyen bir kadındı Eyşan ve şimdi ben onu dinledikçe bedeni ruhuna asilik taslıyordu; kalbi sesini bana duyurmak için çırpınıyordu. Yanaklarından dudaklarımıza dökülen tuzlu suyla ayrıldım ondan. "İstediğin her şey olurum, Eyşan." Diye mırıldandım şefkatle. "Evin, ailen..." Sözlerim göz pınarlarını çizen bir jilet gibi kesiyordu onu ama bazen kabuk tutan o yara iltihaplıdır ve iyileşmek için o iltihabı kesip çıkartmak gerekir. Eyşan'ın son beş yılı kangrenli bir bacak gibiydi. Acıyacaktı ama onu çürüten uzvu kesip atacaktım bedeninden. Saçını kulağının ardına itip kızı göğsüme çekerken samimiyetle soludum. "Vatanın olurum Eyşan senin." *** - Eyşan - İlerleyen günlerde Sinyor'la birkaç kez daha görüşmem gerekti ama neyse ki çoğu başka müşteriler içindi. Aslında gecenin sonunu bile hatırlamıyordum. Son hatırladığım kulüpten dışarı doğru yürüdüğümdü. Esasında plan çok daha farklı olmasına rağmen roşu yutmam yüzünden doğaçlama yapmak zorunda kalmıştık. Planımız adamı bayılttıktan sonra otel yakınlarında sabahlamak ve sonrasında da adamın uyandığına emin olarak elimde kahvelerle odaya dönmekti; adamla sert takılmak konusunda problemlerim olmadığını ve ekstra para kazanmak için yapacaklarımın sınırları hakkında falan konuşacaktım. Kısacası adamı istediğim yere doğru manipüle edecektim ama sanıyorum sabahın ilk ışıklarına kadar uyumamıştım ve sonrasında da kelimenin tam anlamıyla sızmış olmalıydım. Birkaç kez Harvey'ye neler olduğunu sordum. Ben baygınken işler nasıl ilerlemişti? Ama beni tersledi. Hatta bir ara Rusya'ya gelmemem konusunda ısrarcı bile oldu ama onu kendi duygularımla tehdit ettim. Sevmeyi bırakabileceğim bir adam olmamasına rağmen ipleri elimde tutmak adına duygularımdan emin olamıyormuş gibi davranıyordum. Bunun vicdansızlık olduğunu ben de kabul ediyorum... Ama Harvey normal bir adam değil! İpleri hepten onun ellerine bırakırsam satranç tahtasındaki bir piyon gibi beni sürmesinden korkuyorum. Nitekim kendisinin bir takım kontrol delisi dürtüleri mevcut. Hem ayrıca ne zaman bir adım geri kaçsam üç dört adım üzerime gelmesi de çok hoşuma gidiyor... Doğrusu, akışkan bir iç dolgu gibi eriyorum her üzerime gelişinde. Yine de şimdilik aklım kaymamalı; Harvey'den öğrenemesem de Natt'ten pek çok ayrıntı öğrendim. O gece ben kafayı bulduktan sonra adamı en yakın motele götürmüşler. Belli ki adam o motelin devamlı müşterisiymiş. Natt Sinyor'u yatağa atıp epeyce dövmüş. Adamı soyup odaya yırtılmış iç çamaşırı ve perişan bir külotlu çorap bıraktıktan sonra ise küçük bir kağıda not yazıp çıkmış. Notta yazana göre epey dişi olduğumu varsayıyorum; 'Uzun zamandır böyle eğlenceli bir gece geçirmemiştim. İhtiyacın olduğunda mutlaka ara, Larisa. XOXO' Bunun üzerine elbette müşterilerle buluşmak için hiçbir yere gitmedim; nitekim müşterilerin pek çoğunu Harvey ayarlamıştı ve müşterilere de benim boylarımda, çakma bir kızıl eşlik etmişti. O yüzden şimdi Sinyor'un karşısında otururken kendine özgü çalışma sitilleri olan bir fahişe gibi davranmak zorundaydım. Harvey'ye itiraf edemesem de uzun bir süre fahişelerden farkız bir hayat yaşamadığımı söyleyebilirdim. Elbette bedenimi satmaktan bahsetmiyorum ama ömrümün yedi sekiz aylık bir süreci vardı ki değme fahişelere taş çıkartırdım. "Kahve?" Dudak büktüm. Bulanıkta olsa Sinyor'un o gece bana meth vermeye çalıştığını hatırlıyorum. O yüzden adamın yanında bir şeyler içmeyi planlamıyordum. Saçlarımı geriye iterken başımı olumsuz bir şekilde salladım. "Sadede gel." Dedim yumuşak bir ifadeyle. "Acelen mi var?" Kulübe girdiğim gece beni gözlerinin kapısız kafesine kilitleyen adamın şu an ki sesi beni ürpertiyordu. Fazlasıyla soğuk ve mesafeliydi. "Birkaç ufak iş." Dedim. Fahişe olduğumu sandığı andan beri beni bir insan olarak görmediğini görebiliyordum. "Beni ne için çağırdın?" "Çok daha büyük işler için." Garsonun getirdiği fincandan yudumlarken cebinden paketini de çıkarmıştı. "Sağlam bir müşterim var." Dedi kahvesine eşlik etmesi için bir sigara yakarken. "Ama bana çenesi kapalı biri lazım." Bu müşterinin Bell olmasını umdum. Son on gündür neredeyse bu işle uğraşıyorduk ve aslında artık tahammülüm kalmamıştı. Serdar Fransa'da daha ne kadar kalacaktı ki? Bir an önce Korkut'la paslaşmak zorundaydım ve bu yüzden Sinyor'un bahsettiği sağlam müşterinin Bell olmasını umdum. "Para her kapıyı açar." Dedim hesapçı bir tavırla. "Onlar yeterli miktarı çeke yazdıktan sonra ağzım bir fermuar gibi kapanır. Sinyor tek kaşını kaldırıp onayla başını salladı. "Adamın bayağı özel zevkleri var." Dedi dikkatle. Bu kez ayarlamayı telefon üzerinden yapmaması, detayları dikkatle anlatması... Bu müşteri kesinlikle Bell olmalıydı. Kabullenircesine masada doğrulup olduğu tarafa yaklaştım. "Nerede olduğunun, ne kadar uzaklaştığının anlamı yok, Larisa. Ağzını açarsan gebertirler seni." Korkuyormuş gibi yaptım ama aynı zamanda vazgeçmediğimi de belirtmek maksadıyla başımı salladım onay ve tereddütle. "Adam nekrofili." Dedi Sinyor. Biraz abartmışlardı ama bunu neden yaptıklarını da biliyordum. Son on gündür güya parafililerden oluşan bir potpuri grubunun içinde fahişelik yapıyordum. Müşterilerden kimisine köle olmuştum kimisini köle etmiştim. Ensest fantezisi içinde yer almıştım ya da... Devamını düşünmek bile istemiyordum ama cinsellikte en uç nereye gidilebilirse karakter olarak oraya gitmiştim çünkü bu adamın benim her şeyi yapabilecek nitelikte bir kadın olduğuma inanması gerekiyordu. Pedofilik bir durum, ensest bir birleşme veya zoofilik bir tercih gibi durumlar karşısında hayır dememiştim. Bu saydıklarımın hepsi birer cinsel sapmaydı ve ben güya hepsini yapmıştım. Elbette şimdi doğal olarak Sinyor bana cinsel birleşme esnasında ölü taklidi yapıp yapamayacağımı soruyordu. Düşüncesi bile midemi bulandırıyordu ama Bell'in bunu talep etmesinin sebebini anlayabiliyordum. Fahişe bile olsa kaç kadın sevişirken ölü taklidi yapmayı kabul ederdi ki? Ben sınırlarım olmadığını göstermiştim; elbette Sinyor'un bunu teklif edebileceği az sayıdaki kadınlardan biriydim. Öyle de olmak zorundaydım. Bellamy aracılığıyla Harvey beni talep edecek ve bende Rusya'da Harvey'nin fahişesi olacaktım ve bu sayede kimsenin gözü arkada kalmadan Tamina görevini birlikte halledecektik. "Müşterinin fantezisi buysa," Dedim olağan bir şeyden bahseder gibi; "O zaman ben de ölürüm." Sinyor tehlikeli bir şekilde gülümserken beni baştan aşağı süzdü. "Kan kırmızısı çıktın Larisa." Deyip göz kırptı alenen. Dediğim gibi, fahişe bile olsa kaç kadın kendini bu denli aşağılardı ki? Normal şartlarda ben de aşağılamazdım. Fantezilerim kendime ve partnerime yönelik olurdu en fazla. Fetiş ve cinsel mazoşizmden hoşlanırdım ama o da asla hard noktalara gitmezdi. Danteller ve deriler fetişimi, yatakta zapt edilme cinsel mazoşizmimi beslerdi ama o kadar! Diğer parafilik eylemler için doğru kadın değildim. Adamın son söylediğine karşılık çok hafifçe gülümsedim ve detayları almak için beklentiyle baktım. "Adamın bu hafta sonu Moskova'da bir iş yemeğinde olacak." Dedi. "Şanslısın, adam bir Fransız." Pekala, bunlar Harvey ve Bell'di. İçime soğuk suların serpildiğini hissettim. Plan güzel işliyordu. "Bu akşama biletini alacağım." Başımı salladım. Özel uçakla giderim diye korkuyordum. Çünkü aslında bu küçük detay başıma büyük dertler açabilirdi. Nitekim Sinyor aracılığıyla bineceğim özel uçağın sahibi muhtemelen Du Pond olurdu ve Du Pond işin içinde olursa işler öngörülemez bir hızla tahmin edilemez bir boyut alabilirdi. Oysa beni normal bir hava yoluyla gönderdiğine göre bu iş Du Pond ve dolayısıyla Kenan'dan bağımsızdı. "O halde hazırlanayım." Diyerek yanından kalktım. Giderken kahve bardağını sertçe masaya çarpıp dikkatimi üzerine çekti. "Uslu olursan güzel para kazanırsın Larisa." Dedi dikkatli bir şekilde. "Ama ağzını açmak gibi bir hataya düşersen," Cebinden onluk çıkartıp fincan altlığının altına sıkıştırırken yarısı dolu fincanını masadan iterek yere düşürdü. Fincan beş parçaya ayrılırken Sinyor konuşmaya devam ediyordu. "O güzel, kırmızı kafanı kopartıverirler." Bir oyunun içinde olmamıza rağmen söylediklerinden etkilenmedim demek yalan olurdu. Kendi adıma değil ama bu adamların ağına düşmüş kadınlar adına üzülüyordum. "Merak etme." Dedim. Rol yapmama hiç gerek yoktu; nitekim gerçekten de ürkmüştüm. Arkama dahi bakmadan kafeden çıktım ve beni hemen kapının önünde bekleyen Thayer'ı selam vererek köşeye döndüm. Karşımda Natt vardı ve Thayer gelene kadar etrafıma göz kulak oluyordu. "Solgun görünüyorsun güzellik?" Diye sordu Natt Thayer'ı beklerken. Gülümsemeye çalıştım. Gerçek kimliğim hakkında hiçbir şey bilmemesine rağmen giriştiğim bu savaşı anlamasa da Natt, Natt'i. Sorgulamıyordu ama arkamdaydı. Ona minnettardım fakat... Gerginliğim ya da korkuma dair küçücük bir farkındalığı olsun istemiyordum. Çünkü bu küçücük farkındalığını, resmi ya da gayri resmi sevgilisine bahsetmesi ihtimali vardı ve Nichole'ün bu ihtimali, dedikodu sırasında Juliet'e yumurtlamasını, Juliet'inse bunu Harvey'e söylemesini istemiyordum. Evet; bu üçü her an Harvey'ye yıkılan domino taşlarına dönüşebilirlerdi çünkü! "Her şey yolunda." Diyerek Natt'in koluna girdim ve ona pasaportunu hazırlamasını istedim. Natt Rusya'da da yakın korumam olacaktı. Evet ikimiz de Rusça bilmiyorduk ama dövüşmek için beden dilimiz yeterliydi ve beni bir serserinin elinden kurtaracak daha afili bir serseri hayal edemiyordum. *** "Bu ne?" Diye sordum adamın uzattığı kutuya bakarak. Oldukça büyük, bordo bir kutuydu. "Adam yanında ucuz bir eskort istemiyor." Dedi kutuyu uzatan. "Sana kıyafet ve birkaç oyuncak gönderdi." Oyuncak? Dudaklarımı bükerken gözlerimi kapadım muzipçe. Tüm fırsatları değerlendiriyordu. "Bellamy bizim çok değerli bir müşterimizdir;" Dedi adam ciddiyetle. Onların sermayesi olmamama rağmen bana göz dağı vermeye hazırlandığını hissettim. "Bu adam onun misafiri. Bizim de misafirimiz. Onu memnun etmek için ne gerekiyorsa yap." İç çektim. Başımı teslimiyetle sallayarak adamın elinden kutuyu aldım. Oysa bir cevap bekliyordu. "Bu güne kadar yatağımdan kimse memnuniyetsiz kalkmadı." Sesimdeki özgüvene hayrandım doğrusu. Ama doğruydu; seviştiğim adamların çok azıyla anlaşmaya varamazdım. Pek çoğuyla karşılıklı olarak birbirimizi tatmin etmiş olarak ayrılırdık yataklarımızdan. Yine de adam emin değildi. Onun eğitiminden geçmediğim için miydi bu şüphesi? "Sinyor muamelemden memnun kalmasa göndermezdi beni herhalde." Dedim masum masum. "Onu göreceğiz bakalım." Dedi duygusuzca. İç geçirdim; elbette fahişe değildim ve elbette derdim kimseyi memnun etmek falan değildi ama olsaydı bile müşteri Harvey'di ve... Birbirimizi memnun etmek konusunda sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyordum. "Al bunları da." Adam bir başka paketi arkasından eğilip aldı. Bu daha küçük bir paket olmasına rağmen çok daha ağırdı. Paketi açıp hayretle soludum ama sesimi çıkartmadım. Bıçaklarımı göndermişti. Dudaklarımı birbirine bastırırken soru işareti olmuş gözlerimi adama diktim. "Bu ne için?" "Ne bileyim kızım ben!" Diye hırladı bıkkın bir şekilde. "Adam psikopat işte; ya kesmekten hoşlanıyor ya doğranmaktan." Gülümsememek için kastım kendimi. Bir şeyleri parçalarken bıçağa ihtiyaç duymuyordu. Vampir dişleri her daim arzusuna amadeydi ama beni korumasız bırakmamak adına yaptığı bu hamleyi sevdim. Bıçakları ve kıyafet kutusunu arkamdaki berjere bırakırken otoriter bakışlarımı adama çevirdim. "Hazırlanacağım." Dedim imalar dolu sesimle. Güzel bir şov izlemeyi umuyorduysa avcunu yalayacaktı. "Hazırlan." Dedi ama hareket etmedi. Anlaşılan bir sırtlanla baş başaydım ve Harvey'nin gönderdiği hediyelere bu kadar hızlı ihtiyaç duyacağımı hiç düşünmemiştim ama aç bakışları ortadaydı. "Çık dışarı." Dedim yumuşak ama otoriter bir sesle. Bu asiliğimden hiç hoşlanmadı. Arkasındaki kapının kilidini döndürürken berjere bıraktığım bıçağa uzandım. İş bitimine kadar yatağın altında bir ceset saklamak istemiyordum; neden bu kadar aç bir sırtlan gibi davranıyordu ki? "Zor kadın ayakları mı yapıyorsun?" Üzerime emin adımlarla geliyordu. Önce uyarmayı denedim. "Adamı bilmem ama ben çok iyi adam doğrarım." "Bu fanteziden hoşlanmam." Dedi adam. Fikrinden vazgeçeceğe benzemiyordu. Hiç beklemediği bir hamleyle boynunu boydan boya çizdim. Çok yüzeysel bir çizikti ama adam benden böyle bir hamle beklemediği için korkmuş görünüyordu. "Nikolai'ya adamının bir tecavüzcü olduğunu ve kızları müşterilere göndermeden önce tecavüz ettiğini söylememi ister misin?" Diye sordum. "Üçüncü sınıf bir pezevenk olsa neyse ama ajansının böyle bir adamın iğrençliğine maruz kaldığını öğrenmek onu hiç de mutlu etmeyecektir." Bana diş geçirebileceğinden emin gibiydi. Bileğimi tutup bıçağı yere düşüreyim diye hamle yaptı ancak benim bir tetikçi olduğumu bilmiyordu elbette. Hamlesini görüp atağa geçtim; tüm aklı ve hedefi bıçağı tutan elimde olduğundan diğer elimin gelişini göremedi. Gördüyse de yeterince hızlı değildi. Karın boşluğuna sert bir yumruk atıp ikiye bükülmesini izledim. Benden beklemediği bu hamle onu şaşkına çevirmişti; bu şaşkınlığı lehime kullanarak bu kez ben onun bileğine uzandım. Adamı kendi ekseninde döndürüp elini beline yaslarken bedenini tüm gücümle duvara çarptım. Diğer elim hala bıçağı tutuyordu. "Bir daha denersen yemin ederim Nikolai'ya bırakmam, ben parçalarım seni!" "Sürtük!" Dedi dişlerinin arasından. Gözlerimi devirdim. İstediğini elde edemeyince açık seçik küfre başvuran bir başka andavaldı. "Çık!" Dedim elini hafifçe bırakarak. Vazgeçmeyeceği çok netti. O yüzden hemen boştaki elimle arka cebimden telefona uzandım. "Yoksa?" Dedi bana dönerek. Hala önündeki bıçak yüzünden özgürce saldıramıyordu ama odada köşe kapmaca oynamaya başlamıştı hince. Telefonun parmak okuma sistemi devreye girer girmez rehbere girdim. Neyse ki son konuşulanlar listesinde en az dört Sinyor çağrısı vardı. Ona fark ettirmeden ismin üzerine tıkladım. Sinyor üçüncü çalışta telefonunu açtı ve beni beklerken "Larisa?" Diye sordu. Telefonun açıldığına emin olur olmaz hızla konuştum. "Yoksa Sinyor'u arar ve ben müşteriye hazırlanırken bana tecavüz etmeye kalktığını söylerim!" Dedim. Özellikle yüksek bir desibel kullanıyordum. Eğer Nikolai'yın sermayesi olsaydım Sinyor bu sözlerimi umursamazdı muhtemelen ama ben sermaye değildim ve Sinyor'un nazarında uç fantezileri kabul edecek güzel bir fahişeydim. Onun sermayesi olmasam bile benim için ayarladığı sahte müşteriler üzerinden güzel komisyon topladığını varsayıyordum. Beni kaybetmek istemezdi. Adam kemerine uzanıp açmaya başladığında kuduz bir köpek gibi hırlıyordu. "Sana öyle bir bineceğim ki müşteriye gidecek halin kalmayacak orospu!" Pantolonun düğmesini açıp fermuarını indirdi ve... Sinyor'un birilerini arayıp odama adam göndermesini bekleyemezdim. Korkmuş gibi yaparak bıçağı yere indirdim. Pes ettiğimi sandı. Bacaklarının arasındaki çıkıntıyı kavrarken kazandığını düşünüyor olmalıydı. Yüzüne yayılan iğrenç ifadesine dair korkak bakışlar attım ve o tişörtünü başından çekip çıkartmak için hamle yaptığı o kör birkaç saniyede adamı yatağa itip sırtına bindim. Yüzünü kapatan tişörtü yüzünden neler olduğunu kavraması imkansızdı ama mücadeleye umduğumdan da erken başladı. Beni sırtından indirmek için bir kaç hamle yaparken aynı zamanda da tişörtünü başından çekip çıkarmıştı. Teşekkür ederim. Tişörtü başından sıyırır sıyırmaz o başını kirli saçlarından yakalayıp arkaya doğru gerdim ve bu kez olabildiğine derin bir şekilde bıçağımı boynuna gömdüm. Sağ şahdamarından boynunun ortasına kadar açtığım kesikten sonra hemen üstünden kalkarak geri çekildim. Kanı patlak bir borudan fışkırır gibi kirli çarşaflara fışkırdı. Sadece bir damarını kestiğim için çok net sesler çıkarmaya devam edebiliyordu ama atmaya çalıştığı yardım çığlıkları ertesinde ağzına dolan ve dudaklarından sızan kanı gördüm. Tuhaf ama eski bir dostla karşılaşmak gibiydi. Korkmadım, ürkmedim bile. Sadece utandım. Ayıpladım kendimi. Adamın ölmeyi hak ettiği bariz bir gerçek olsa da cinayet işlemiş olmak... Kendime yakıştıramadım... Telefonum çalınca ayıldım saçma rüyamdan. İç hesaplaşmamı baş başayken yapmalıydım. Arayan Sinyor'du. Ne diyeceğimden emin değildim. Onu aramamış olsaydım adamın cesedini bir şekilde saklar ve işime devam edebilirdim ama onu aramıştım. Odamdaki tecavüzcüyle aramda geçenleri biliyordu ve muhtemelen birilerine haber vermişti. Onu ararken benim de niyetim birilerine haber vermesiydi ama ben adamı doğramadan önce yapsa daha güzel olurdu tabii. "Bana dokunmaya kalktı." Dedim telefonu açar açmaz. "Sergei ve Adrian geliyor." Dedi karşılık olarak. "Sen banyoda mısın?" Derin bir nefes alırken odanın yangın merdivenine açılan kapısına gittim. Vereceği tepkiden emin değildim. Koşar adım kaçmam gerekirse diye çoktan yangın merdivenlerinin başındaydım. "Onu öldürdüm." Dedim. Sıkı bir küfür etti Sinyor. "Vlad'ı öldürdün mü?" Nefes aldığını sanmıyordum. "Üzerime geldi." Dedim. "Beni müşterinin önüne çıkamaz hale getirmekten bahsetti." Bu iş batsın istemiyordum. Şimdi kaçıp gitmek zorunda kalırsam, bu Serdar'ın da kurtuluşu anlamına gelecekti. Aptal herif yüzünden özgürlüğüm elimden uçuyordu!.. "Sikik herif!" Dedi Sinyor öfkeyle. "Sonunda belasını buldu." Sonunda belasını buldu? "Dinle beni Larisa," Dedi biraz sonra. "Vlad'ı siktir et. Zaten bela herifin tekiydi. Onu geberttin diye kimse sana bir şey yapmayacak." Dinlerken emin olamadım. Elimdeki diğer telefonla Natt'i ararken tereddüt içerisindeydim. Natt telefonu açar açmaz Sinyor'a cevap vererek Natt'e sinyal gönderdim. "Yani Vlad'ı öldürdüm diye başım belaya girmez, öyle mi?" "İlk vukuatı sen değilsin." Dedi Sinyor. Bu arada Natt'in normal insan özellikleri karşısında inanılmaz beceriksiz ama yeraltı dünyasında bu kadar kurnaz olmasına şaşıyordum. Tek kelime etmeden dinliyordu beni. "Daha önce de kızlara çok defa eziyet etti. Bir gün birisi öldürecekti zaten." Emin olamayarak merdivenlerde birkaç basamak aşağı indim. Odanın içini gösteren perdenin ardında kapı aralanmış, içeri iki adam girmişti. Etrafı kolaçan ettiler ve Vlad'ın cesedine baktılar. Umurlarındaymış gibi bir ifadeye sahip değildiler ama emin olamazdım ki. "Hazırlanmaya devam et Larisa," Dedi Sinyor bir süre sonra. "Vlad gibi bir adam yüzünden Bellamy gibi bir müşteriyi kaçıramayız." Cesedi dışarı sürükleyen adamlara baktım. "Peki." Dedim sadece ve Sinyor'un telefonunu kapatırken Natt'in olduğu telefonu kulağıma götürdüm. "Duydun mu?" Diye sordum Natt'e. "Evet." Dedi Natt. "Neredesin?" "Yangın merdivenindeyim." Dedim. Odaya dönüp hazırlanabilmem için bana gerçekten de hiçbir şey yapmayacaklarına emin olmam gerekiyordu. "Yukarı çık." Dedi Natt kendine güvenen bir sesle. "Dört kat yukarıda boş bir oda var, orada bekle beni." "Sen?" Diye sordum. "Bir dostum var," Dedi Natt. Burada bir dostu olduğunu sanmıyordum. Muhtemelen hem Rusça hem de Fransızca bilen bir adam tanıyordu, o kadar. "Şu adamların Vlad'ı ne kadar umursadıklarını öğrenip sana döneceğim." Hiç yoktan iyiydi. Tam kapatacakken aklıma gelen bir düşünceyle duraksadım. "Natt," Dedim heyecanla. "Harvey'ye hiçbir şey söyleme, olur mu?" Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmiştim. Harvey'ye karşı şeffaf olmama gerektiğini biliyordum ama şimdi rezil bir herifin bana askıntı olduğunu ve benim de onu doğradığımı öğrenirse Harvey beni yaka paça Fransa'ya postalardı. Gerek yoktu buna. Natt duraksadığı birkaç saniyenin ardından konuştuğunda gülümsedim "Kızım resmen Harvey seni sopalasın diye uğraşıyorsun." Ne yapabilirdim? Her şey yola devam edebilmek içindi ve kahretsin ki yolun sonunda beni sopalamak isteyen adam vardı. Eğer yolu aşmamı istiyorsa biraz asiliğe katlanmak zorundaydı. *** - - - Not: yav size ön okumasını paylaştığım kısım bu bölüme sığmadı... Çok mahcubum açıkçası... Ama güzel haber şu ki önümüzdeki bölüm direk Harvey'nin ağzından ve tümüyle +18. Ve bölüm neredeyse hazır olduğu için hemen yarın 36. Bölüm gelebilir Bu arada bu bölümü nasıl buldunuz peki? Ben, Vatanın olurum senin, kısmını yazarken resmen eridim ? siz neler hissettiniz? Yorum ve önerilerinizi iştahla bekliyorum Fındık Fıstıklarım ? Şimdi gelelim yabancı kelimelere Parafili: Cinsel uyarılma ve orgazm için, alışılmadık nesneler, eylemler veya durumları içeren tekrarlayıcı ve yoğun cinsel dürtü, fantezi veya davranışların zorunlu olması ile karakterizedir. Parafili denebilmesi için kişinin zorunlu ve tekrarlayıcı bazı koşullara bağlı olarak orgazm olabilmesi gerekir. Portpuri: Sevilen şarkı, türkü, opera ya da müzik yapıtlarından seçilmiş küçük bölümlerin sıralanmasıyla oluşan müzik parçası. Hikaye içerisinde parafilik çeşitlilikten bahsetmek maksadıyla kullanılmıştır. Nekrofili: Necro (ölü) kelimesinden türetilmiş bir tür cinsel yönelim bozukluğudur. Nekrofili insanlar, cansız bedenlere ilgi duymaktadır. Ensest: Evlenmeleri törece ve yasaca yasaklamış olan, yakın kan bağı olanlar arasındaki cinsel ilişki. Pedofili: Belirli yaştaki bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlık. Zoofili: Hayvanlara karşı aşırı düşkünlükle belirlenen bir duygulanım bozukluğu olarak tanımlanır. Zoofili hastaları, sadece hayvanlardan cinsel zevk alabilir ve başka hiçbir şeye ilgi duymaz.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE