zerda

1231 Kelimeler
dinlenilecek şarkı Lana del rey Cinnamon girl. bu şarkıyla dinleyin ballarr keyifli okumalar aşkımlarrrr Süheyla ( zerdam) " 'zerdam' derdi bana, ' adında bereket, güzellik olan zerdam' derdi... ' doğayla toprakla güneşle bağ kuran zerdam.' derdi. .. 'hassas kırılgan, ama dikkat çekici Zerda, bazen solgun, bazen canlı olan ayçiçeği olan zerdam' derdi... 'sarının binbir tonu, altının güneşteki patıltısına sahip güzel saçlı zerdam' derdi..." " 'zerda ne demek Abdullah?' demiştim, o ise, ' Zerda, kürt kökeninden gelen, sarı demek, sarının en güzel rengi demek, masumiyet demek, hüzün demek, iç dünyası derin, sesiz acıları olan, ama parlayan bir yıldız, zerdam ' derdi..." "yalancı, bu kadar şeyi nasıl tek bir cümleye sığdırabildin. atıyorsun işte Abdullah' diyordum meraklı meraklı. o ise canımı okuyan yarım ağız sırıtışıyla cevap veriyordu, ' Zerda zariftir, Zerda melankoliktir, Zerda... zerda unutulması zor, ama güçlü bir kadındır, o kadın ise benim kadınım, benim karımdır... ben karımı anlatmaya doyamam ki, ben karımı anlatmaya kalksam, o anlatmalara doyamam zerdam.' diyordu..." yalan mıydı?... yalan mıydı söyledikleri. karşımdaki tanıyamadım adama tam tamına beş dakikadır tanımayamaz gözlerle bakıyordum. aylardır yoktu. şimdi, şuan, gecenin bir yarısı, yatağımızda kokusuyla kavrulup, derinlere kalmışken, ' zerdam... uyan ben geldim' diyen sesiyle uyanmış, bir türlü gerçekliğini algılamıyordum... gerçeklik algım yerle bir olmuştu. daima cübbe, ve sarıkla gezen, ve öylede evimizden çıkıp giden kocam, daha önce hiç görmediğim giyim tarzıyla karşımda, tam kapının önünde dikiliyor, bana gülen gözlerle bakıyordu. üzerindeki siyah pantolonu, gri yarım kol gömleğiyle dakikalardır soryulayışlarıma bir yenisini eklemişti. benim kocamın kolları bembeyaz, oldukça iri bir bedene sahipken, gömleğinden açık kalan kolları, bronzlaşmış, bariz bir şekilde güneşte kavrulduğunu gösteriyordu. yüzü solmuş, çehresini tanınmaz haldeydi. hastamı olmuştu, niye bu kadar solgundu yüzü. neden çenesinin altında derin bir çizik vardı... heybetli bedenine zıt, ruhsuz ruhsuz bakıyordu. ne olmuştu, neden, nasıl bu hale gelmişti... " zerdam... yavrum, gelsene kollarıma, ne diye yabancıya bakar gibi bakıyorsun gülüm?" kollarını açmış, beni bekliyordu. bu o muydu? bu adam benim kocam mıydı?" kendimi tutamadım, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, isyan edip içimi açtım... "özlemedin mi beni? özlemedin mi karını?... niye bu kadar geç geldin, neden bu kadar sırtlanın arasında bıraktın beni?' " zerdam...ben-" "sevmedin mi beni, gönülsüzmüsün yoksa bana? kaydımı o gözler başkasına?" "zerdam... neler dersin sen öyle, sen de bilirsin! bu gözler senden başkasını görmez... gitmek zorunda kaldım. ama..." söyleyeceği ne varsa sanki boğazına batmış gibi durup, yutkunmuş, tekrar kendini konuşmaya zorlamıştı... " ama geldim zerdam. geldim. bak buradayım. hadi, gel... kocana sarıl,... burnumda tütüyorsun,... gel de şöyle seni bir içime çeke çeke seveyim, sarılayım." yalan söylüyordu. yalancıydı... bunca zaman nerede olduğunu, nereye gittiğini inatla söylemiyordu. " Abdullah! neredeydin sen! karını bırakıp aylarca nereye gittin! bana cevap ver! beni ... beni bir başıma bırakıp nerelere kayboldun." bana doğru bir adım daha atmaya çalıştığı an, elimi kaldırıp durdurdum. " SAKIN! sakın bana yaklaşma" "zerdam! niye böyle yapıyorsun yavrum... dedimya... önemli iş-" yatağın üstündeki küçük yastığı kaldırıp kafasına fırlattım. "ZERDAN KADAR BAŞINA TAŞ DÜŞSÜN!! NE İŞİ YA NE İŞİ!! ABİLERİM SEN GELMEYECEKSİN DİYE BENİ ZORLA EVLENDİRMEYE KALKTILAR! 'KOCAN BAŞKA KARIYA GİTTİ' DEDİLER! DÖNMEZ DEDİLER!! NE İŞİ... BENDEN ÖNEMLİ MİYDİ O İŞ ABDULLAH?!!" duyduklarıyla kapı girişinde öylece dona kalmış, kaşları havalanmıştı. gözleri seğirmiş, omuzları gerinmişti... bir anda daha önce küfürü ağzına almadığını bildiğim, ama beni şaşırtan kocam, bir kez daha beni dumura uğratarak, odanın içini inleten bir sesle bağırarak konuştu. . . " ULAN! ULAN HANGİ ORUSPU ÇOCUĞU KALKIP BENİM KARIMI-...!!!" devamını söylemeye dili varmıyormuş gibi aniden iki elini kısa saçlarına geçirip, sakinleşmek ister gibi hırsla arkasını döndü. elini kaldırıp bir anda kapıya yumruk atınca, aniden duvara çarpan kapının tiz sesinden korkup, yerimden sıçradım. gözümde birikmiş yaşlara yenisi ekleniyor, adeta yanaklarıma yağmur gibi yağıyordular... omzunun üstünden bana dönünce, gerilmiş çenesini, boynundaki patlayacakmış gibi kabaran damarları hiçte iyi şeylerin olmayacağının habercisiydi... gözlerim ellerine kaydığında, görebildiğim kadarıyla elinin üstü tahriş olmuş, kıpkırmızı kesilmişti. o an yüreğime batan sızıyla yutkunamadım. Abdullah sinirlenmezdi. ne olursa olsun daima Güler, en büyük hatamda bile dalgaya vurur, asla kızmaz sinirlenmezdi. köydeki herkes onu ettiği komik esprilerle, sıcak kanlılığyla tanırdı. İlk defa bu sinirli halini görüyordum. bana asla böyle görünmezdi. değişmişti, hemde çok değişmişti... " yat uyu Süheyla! ve sakın bir daha o cümleleri ağzına alıp, beni delirtme!" kimdi bu... benim sevdiğim adam bana asla ismimle seslenmezdi, zerdam derdi... zerda..., güneş kız Zerda derdi... " ABDULLAHH!!" odadan çıkacağı zaman, avazım çıktığı kadar ismini bağırarak arkasından seslendim. aniden durmuş, yumruk yaptığı ellerini daha da sıkarak, başını hafifçe omzundan yana çevirdi. " Abdullah... Abdullah sen neredeydin Abdullah... niye gelmedin... bana bir cevap ver... bana bir açıklama yap... niye beni bu kadar zaman yanlız bıraktın..." hıçkırıklarım içime oturuyor, doğru düzgün içimi dökemiyordum... ama aklımı kemiren tek soruyu sormadan edemedim. o bunca zaman nereye gittiğini inatla söylemeyince, benim aklımdaki ihtimali bilmese de, dahada güçlendiriyordu... " Abdullah... Abdullah baş- başkasımı var... ondan mı gelmedin bana... ondan mı beni gözünden düşürdün... ondan mı-" kelimelerimi bitirmeden, bana dönüp, çatık kaşlarıyla sanki beni parçalamak ister gibi bakıp, odayı titreten korkunç sesiyle yüzüme yüzüme bağırdı... " SÜHEYLAAA!! BANA NASIL BÖYLE BİR YAKIŞTIRMA YAPARSIN HAA?!! BENDEN NASIL ŞÜPHE EDERSİN SENN!!" sesinden, çıkan öfkeli hırıltısından korksamda, asla ona belli etmeden, yataktan öfkeyle kalkıp, karşına dikildim. " SEN SÖYLE ABDULLAH!! NEDEN BUNCA ZAMAN NEREDE OLDUĞUNU SÖYLEMİYORSUN!! BAŞKA Bİ-" bir anda kolumdan tutup, üzerime üzerime gelip gerilememe sebep olup, konuşmama izin vermeden, iki kolumdan tuttuğu gibi yatağın üstüne acımadan fırlatırcasına attı... bu kesinlikle benim kocam olamazdı. benim kocam, bana kıyamaz, daima yatağa girdimde bana nazik, kırılacakmışım gibi ürkekçe davranırdı... yatağın üzerine atmasıyla, dirseklerimden güç alıp kalkacakken, izin vermeyip, üzerime doğru bir anda eğilip, bedeninin bütün ağırlığını üstüme bıraktı. üzerime inen ağırlığı ile yutkunamadım, oysa ki daima bana ağırlığını bıraktığında kendimden geçer, ondan edepsizce isteklerde bulunup, beni ezmesi, beni altında bitirmesi için yalvarırdım... aklıma gelen eski ve derin bağlı günlerimizi düşünmemek için başımı hızla yana çevirdim. yüzüne bakmamak için dirensemde yapamadım. böyle yakınımda olması, ve bir anda burnuma vuran kokusu ile ona bakmamak kesinlikle imkansızdı. kaldı ki belimden tuttuğu elleri yerinde durmayıp, sürekli uzun geceliğimin üzerinden, bana sarılıp, sıvazlaması ise benim ona olan özlemimi harlamkla kalmıyor, beni yerle bir ediyordu. özlemiştim... çok özlemiştim. ama özlemimi bastıran, ve aklıma şüphe tohumları Eken sorular vardı. başımı yana çevirip, irademe sahip çıkmaya çalıştım. yanağımda hissettiğim ateşten hallice dudakları içimi titretti... " Zerda... zerdam... özlemedin mi beni?..." özlemek az kalırdı, ben diri diri yanmıştım... "niye böyle yapıyorsun yavrum....hadi, kollarını kocana sar, hasretini yine sırtımı çizerek beni süründür..., daima yaptığın gibi hıncını benden çıkar." gözlerimden sessizce süzülen yaşlar söylediği ve içimi hoş eden sözerindendi... yapardım, yaparken bir kez bile alnı kırışmaz,.aksine beni içine çekmek istercesine öpüp koklardı... beni yakan dudakları yanağımı boylu boyunca koklayıp öpmüş, oradan ise, beni can evimden vurduğu noktaya, boynuma inmişti... boynumdan derin derin nefesler alarak, soluklanmıştı... sıcak nefesi yine en olmadık zamanda bana olmadık şeylerin hayalini kurduruyordu... oysa ki şimdi canına okuyup, hesap sormalıydım. hemencecik böyle yelkenleri suya indirisem, kendimi bildiğimden duramaz kocamı sabaha kadar uykusuz bırakırdım... dudakları yerinde durmuyor, sürekli İnce derimi dişleyip, beni bitirmek istemiş gibi dudaklarının arasından dilini ustalıkla kullanıyor, beni deli ediyordu. ah Abdullah... sana olan isteğimi , Arzumu bir bilsen eminim ki adımı azgın karıya çıkarırdın... eskisi gibi... eskiden yaptığını gibi yine aynı şekilde koklayıp öpüyordu. yanıldım... o hala benim kocamdı... sadece benim... bir tek benim kocam... kulağımın arkasına bıraktığı öpücük ile mest olurken, gözlerimi kapattım. biliyordum, ne zaman kulağımın arkasından öpse daima önemli bir şey söylerdi. ve beni şaşırtmadan, haklı çıkardı. " gidiyoruz zerdam... seni bu sırtlanların arasından alıp götürüyorum.... hazırlan, yarın kocanın memleketine yolla çıkacağız,... gerçek ailenle tanışacaksın. evimizi, yuvamızı benimle orada, mesleğimin kudretli topraklarında kuracağız zerdam..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE