yazardan... Mert ve Demir, Karadere’nin o puslu sabahına doğru yürürken, Mert’in üzerindeki unlar kuruyup kalıplaşmış, cübbesi adeta bir zırh gibi sertleşmişti. Her adımında etrafa beyaz bir toz bulutu saçıyor, arkasında kardan adam geçmiş gibi iz bırakıyordu. "Abi," dedi Mert, dişlerinin arasından sızan unları tükürerek. "Ben bu halde camiye girersem cemaat beni 'Mübarek bir zat gökten indi' diye türbe niyetine ziyaret eder. Bak, sakallarım bile kireç tuttu. Süheyla beni bu halde görse, üzerine su döküp beton niyetine inşaata harç yapar." dedi ağzındaki unu tükürerek. Demir, yan gözle arkadaşına bakıp kahkahasına engel olamadı. "Mert, şu an tam bir 'un helvası' kıvamındasın. Ama dert etme, eve gidince seni bir güzel hortumla yıkarız. Şimdi asıl meseleye odaklan; Muhtar paket oldu, Baro

