ŞART

1862 Kelimeler
Günlerce uyku uyumadığım, yataktan hiç kalkmadığım, yiyip içmediğim günlere yeniden dönmüştüm. Aynı şeyler ama bu kez farklı biri yüzünden. Bu kadar depresyona girmeyi hak etmiyordum. Kendime eziyet çektiriyormuşum gibi hissediyordum ama bundan da alıkoyamıyordum. Herkesin bir hikayesi vardı ve farklıydı işte. Kimisi ailesi tarafından hor görülür, kimisi sevdiği insan tarafından. Herkesin bir yaşama amacı farklıydı, elbette benim de. Ama ben yaşamımı kendime dar edenlerden olmuştum, kendimi dört duvar arasına kapatmış öylece delirmeyi bekliyor gibiydim. Onları dün öylece bıraktığımdan beri aklım Arın'daydı. Kavga ettiler mi, Asmin hep Arın'ın yanında mıydı bilmiyordum ve bu bilinmemezlikler beni sürüklüyordu bir yerlere. Savruluyordum ve umurumda değildi. Yataktan çıkmayarak, sırtımı yatağın başlığına dayayıp kendime gelmeyi umuyordum. Dün eve geldiğim saatten beri uyuyordum yorgun hissediyordum kendimi, yeni hastalıktan çıkmıştım oysa. Birden telefonumun çaldığını duydum arayan Arındı. Hemen açma kararı almıştım bu defa, korkuyordum bir şey olmuştu diye. "Efendim" dedim gayet donuk bir ses ile, sesim bile kendime yabancıydı. "Nasılsın?" diye bir soru yönelttiğin de, hiç düşünmeden "iyiyim" dedim. "İyi değilim, o gün evli olduğunu öğrendiğimden beri iyi değilim Arın" demek geliyordu içimden ama diyememiştim. O kadar söz varken ben susmayı tercih ediyordum ve bu benim boğazımı parçalıyordu. "İyi ol" deyip duraksadı "yarın akşam bir balo var ailemin düzenlediği bir parti gibi bir şey. Normalde sevmiyorum ama partnerim olursan.." lafının devamını dinlemeden hemen konuşmaya başladım "birde hiç bir şey yokmuş gibi seninle partiye mi geleceğim ne diyorsun Arın sen?" diyerek tepkimi gösterdim. Bu kadarı gerçekten fazlaydı. "Dinle lütfen" görmese de yanaklarımı şişirip gözlerimi devirip öylece durdum "oraya Asmin de gelecek ve doğal olarak Alptuğ'da gelecek. Yarın gece yanımda olmanı çok istiyorum sadece o kadar" dediğinde çok kararsızdım. Düşünüyordum. "Gitsem mi , gitmesem mi?" diye geçiriyordum içimden. Ne kadar daldıysam cevap vermeyi unutmuştum, Arın'ın sesiyle kendime gelmiştim. "Orda mısın?" diyerek bütün olumsuz düşüncelerimden vazgeçmiştim bir anda "tamam geleceğim ama bir şartla" dediğimde hemen şartı sormuştu "şartın nedir?" bende hiç beklemeden cevabımı vermiştim. "Bir daha beni asla aramayacaksın, karşıma da çıkmayacaksın şartım bu" görmese de kaşlarımı kaldırıp öylece ayakta bekliyordum. "Ben ne ara ayağa kalktım ya" dedim kendi kendime. Bir süre sessiz kaldıktan sonra tekrardan yatağın kenarına oturup Arın'ın bir cevap vermesini bekliyordum. "Bir cevap alamadım halâ" dedim küstahça. Her şeyi, her tepkimi hak ediyordu ama ben yalnızca bu kadarını yapabiliyordum. Aşkın bu kadar acımasız olabileceğini düşünmüyordum. Aşkın içinde yalan dolan olmadan insanların birbirlerini sevebileceklerine hep inanmıştım. Bir süre daha sessiz kaldıktan sonra boğazını kuru bir öksürükle temizleyip "tamam" dedi mırıltı gibi çıkan bir sesle, ben bile zor anlatmıştım kendisi emin miydi bilmiyordum. "Tamam öyleyse anlaştık yarın alırsın, saat kaçta?" diye sordum, tek başıma gitmeyi düşünmüyordum. Aslında hiç gitmemeliydim ama bu şartımı kabul ettiği için gitmem gerekiyordu. Arın diye biri olmayacaktı hayatımda. Hiç hayatıma girmemiş gibi, öyle birini hiç tanımamışım gibi hayatıma devam edecektim. "Akşam saat dokuz da başlayacak sekiz gibi alırım seni" dediğinde sadece "tamam" diyerek kapattım telefonu hiç bir şey söylememiştim, söylemesini de beklememiştim. Karnımın hafif ağrıdığını hissettiğim için gidip bir şeyler atıştırma ihtiyacı duymuştum. Çay demlemeye bile halim olmadığı için bir ekmek arası yapıp meyve suyu ile yemeyi planlıyordum. Ağır adımlarla mutfağa doğru inerken birden kapı çalmıştı, annemin evde olduğunu düşünüp hızımı bozmadan ilerliyordum ki kapı tekrar çalınınca evde kimse olmadığını anladım. Seri adımlarla kapıya gidip açtığımda karşımda bir beyefendi ve elinde kocaman bir paket vardı. "Buyurun?" dedim kibar bir tonla. Paket eminim ki Arın'dan dı ve bu adamın bir suçu yoktu o yüzden adama yüklenmeden kibar bir şekilde davranmaya çalışmıştım. "Akgül Aktaç" "Evet benim" dediğimde kocaman paketi bana uzatarak "bu size gelmiş efendim" diyerek elindeki paketi almamı bekledi. Pakete öylece bakıyordum, ne yapmam gerektiğini bilemiyordum "kim yollamış?" diye bir soru yönelttim karşı tarafa. Paketi kendine doğru çekip kimin gönderdiğine bakmak için elindeki defter tarzı bir şeye bakıp ismimi arıyordu. "Arın bey efendim Arın Soylu göndermiş, buyurun" diyerek yeniden elindeki paketi bana doğru uzattı. Adamı fazla yormak istemediğimden paketi elinden alıp "teşekkürler" dedim. Paket ağırdı ben bile zor tutuyordum. "İyi günler efendim" diyerek arkasını dönüp gitmişti adam. Kapıyı kapatıp, kocaman paketi odama çıkartıp yatağın üzerine bıraktım. Paketin başına gelip kapağını açmak için tuttuğumda geri bırakıyordum. "Hayır açmak istemiyorum" dedim kendi kendime. Merakıma yenik düşmemeyi başararak tekrardan mutfağa inip bir şeyler hazırlamaya gitmiştim. Fırında annemin yaptığı poğaçalar vardı "ne zaman yaptı bu kadın bunları ya" diyerek güldüm, ne zaman yaptığından haberim yoktu. İki üç tane poğaça alıp tabağa koydum, ekmek arasından vazgeçmiştim, buzdolabından bir meyve suyu çıkartarak onunla beraber mutfakta afiyetle yedim. Evde yapacak bir şeyim olmadığından geri odama çıkmıştım. İşe de gidememiştim, başlamayı bırak iş yerini görmemiştim bile, eski düzenime dönemeyeceğim diye çok korkuyordum. Eski ben olamayacağım diye üzülüyordum ama dönecektim başaracaktım. Böyle acınası bir hayat yaşayamazdım. Uyuşuk bedenimi yerlerde sürükleyerek odama doğru çıktım, canım hiç bir şey yapmak istemiyor bütün gün yatmak istiyordum. Yatağımın üzerindeki kocaman paketi görünce istemsizce bir gülümseme belirdi yüzümde. Paketin başına tekrar gidip bu sefer paketi açmıştım. Çok güzel bir elbise duruyordu karşımda. Açık mor renginde, üzerinde gri simler bulunan kalın askı kesimli mini bir elbiseydi, gri stiletto bir ayakkabı ve bir not. "Yaşattığım her şey için özür dilerim, bunu hediye olarak kabul et lütfen. Oranın en güzel kızı sen olmalısın. Baloya benimle gelmeyi kabul ettiğin için ayrıca teşekkür ederim ve senden son bir ricam olacak o aile yadigarı gerdanlığı takabilir misin? Sana çok yakışıyor da. İmza : Arın Soylu" Notu okuduğumdaki yüz ifadem nasıldı bilemiyorum ama istemsizce gülümsememe neden olmuştu. Hem de otuz iki dişimle birden. Elbiseyi alıp aynanın karşısına geçtim. Mest olmuş halde aynadaki yansımama bakıyordum. Kapının tıklandığını bile duymamıştım. "Akgül" annem seslenince kendime gelip hemen aynanın karşısından çekildim. "Hih anne, korkuttun beni" dedim elbiseyi yatağın üzerine koyarken. "Kırk saattir sana sesleniyorum kızım" diyerek eliyle elbiseyi işaret etti "ne o?" dedi gözlerini büyüterek. "Elbise anne neye benziyor, Arın yollamış, yarın ki parti için" dediğimde annemin gözlerindeki ışıltı odamın içini aydınlatıyordu, gündüze inat. "Bak sen şu işe, ne mert bir çocuk, partiye mi gideceksiniz, gidin gidin yavrum benim" diyerek yanıma gelip sarıldı annem. "Yaa ne mert çocuk, adam evli, evli" dedim içimden. Annem, bilmem neden ama Arın'ı çok sevmişti. İki günlük tanıdığı adamı yere göğe sığdıramıyordu sanki. Anneme yan gözle bakıp, kendimi geri çektim "aman anne alt tarafı parti, onun partisi olduğu için göndermiş zaten, bana masraf olmasın diye" ellerimi belime koyup öyle konuşmaya başlamıştım. Annem bende ki en ufak bir parıltıyı görse, hemen mutlu olur beni evlendirmeye bakardı eminim ki. "Ölmeden önce bir torun sevmek istiyorum ben" diyerek, sürekli bu lafı söylerdi bana. O yüzden tavırlarıma dikkat ederek, annemin eline malzeme vermemeye çalışıyordum ki, sanırım başarılı da oluyordum. "Aman aman tamam bir şey demedim, ama hoş çocuk yani" diyerek kapıya doğru yöneldi. "Anne" diyerek imalı bir şekilde arkasından seslendim ama beni duymamazlıktan gelerek odamdan çıktı. Elbiseyi gardırobun üzerine asıp, altına da ayakkabıları koymuştum. Gözümü elbiseden alamıyordum. Çok güzeldi. Giymek için sabırsızlanıyordum, tam bedenime uygun almıştı. Balkona çıkıp biraz hava almak istemiştim ama ne yazık ki hava buna izin vermek istemiyordu. Serin havalar gelmişti, geri odama girip dolaptan bir hırka giyip geri çıkmıştım. Bir sigara yakıp gelen geçeni izliyorum. Herkeste bir acelecilik vardı, kimi köpeğini gezdiriyor bir an önce eve götürmek istiyormuş gibi bir hali vardı, kimi dalgın dalgın hızlı adımlarla yürüyordu, kimi eve gitmek için acele ediyordu. Herkesin hayat gayesi farklıydı. Herkes her şeye yetişmeye çalışıyordu. Bende öyle. Hayatıma yetişmeye çalışıyorum ama yetişemiyorum, aşk, aile, iş, kendim hepsi bir anda olunca zor geliyordu. Sadece kendim olmalıydı, sadece kendime yetişmeye çabalamalıydım ama olmuyordu, sorumluluklarım var ve ben uyumaktan hiç birine yetişemiyorum. Etrafı izlerken kapımın açılış sesini duydum, odaya doğru bakarken Bedir'in geldiğini görmüştüm. Elbiseyi görüp, balkona yanıma gelmişti. "Demek oluyor ki baloya geliyorsun" dediğinde omuzumun üzerinden ölümcül bakışlar atmıştım. "Herkese inat geliyorum evet" ne dediğimi anlamamış olacak ki öylece durmuş bana bakıyordu. Sessiz kalmasına dayanamayarak "Asminle ve Alptuğa inat geliyorum" bir tepki vermemişti. Sadece "sen öğrendin mi?" diye sordu. Kardeşimde biliyordu ve oda benden saklamıştı. Şaşırmıyordum, bende ondan çoğu şeyi saklamıştım. "Biliyordun demek" diyerek ayağa kalkıp odaya geçtim, oda arkamdan gelip önümde durup benim hareket etmemi engellemişti. "Bunu bana nasıl söylemezsin Bedir, benden nasıl saklarsın?" diyerek sesimi yükselttiğimde annemin evde olduğunu hatırlayıp sustum. "Kendisi istedi abla, o söyleyecekti sana en uygun zamanda bende susmak zorunda kaldım ne diyebilirim şimdi" diyerek dudaklarını büzüp yatağın kenarına oturdu. Elimi belime koyup sakin kalmaya çalışıyordum. "İyi de böyle bir şey saklanamaz Bedir" diyerek yanına diz çöktüm, dokunsalar ağlayacak deyiminin tam ortasındaydım, afacanın en ufak bir dokunuşu beni ağlatabilirdi kendimi tutamayabilirdim. "Özür dilerim abla böyle olsun istemezdim" diyerek ayağa kalkıp gitti. Ben ve odam yeniden baş başa kaldığımızda elbiseye baktım uzun uzun. İçimden elbiseyi paramparça etmek geliyordu, tabi ki buna engel oldum. O elbiseyi giyecek, yarın ki parti ya da balo her ne ise gidecek ve Arın'dan ömür boyu kurtulacaktım, o yüzden sakin kalmalıydım. Yeniden yatağıma yatıp hayallere daldığımda uyumuştum. Geldim geleli sürekli uyuyordum, tek yaptığım buydu sanki. Yataktan çıkmıyor, bir şey yiyip içmiyor sürekli uyuyordum. Kalktığımda gece olmuştu, bütün uykumu aldığım için tekrar uyumakta zorluk çekiyordum. Biraz daha yatakta yatıp uyumak için çabaladıktan sonra boş olduğunu anlayıp, ayağa kalkıp balkona gittim. Sigaramı en son balkonda bıraktım diye hatırlıyordum ama orada değildi, odanın içerisine girip sigarayı komodinin üzerinde gördüğüm gibi almıştım, balkona tekrardan çıkıp bir sigara yaktım. Öylece demire yaslanmış etrafı izliyordum. Kimse uyumuyor neredeyse herkesin ışığı yanıyordu, "neden uyumaz ki bu insanlar?" dedim kendi kendime. Karşı tarafa baktığımda orada birinin olduğunu fark ettim, gözlerimi kısıp baktığımda Arın'ın geldiğini görmüştüm. Buraya bakmıyordu, öylece yüzünü düşürmüş yere bakıyordu. Beni fark etmediği için hemen odama girip yatağın üzerine geçtim, kapıyı açık bırakmayı unuttuğum için yeniden kalkmak için çok yorgundum. Arın ne zaman gelmişti niye gelmişti çok merak ediyordum, bakmak istiyor ama yakalanma korkusundan bakamıyordum. Yakalanırsam ne diyeceğimi bilmiyordum, onu görmekte istemiyordum zaten. "Ne zaman geldiyse geldi, soğuk havada o hasta olacak ben mi hasta olacağım" diyerek kendimi telkin etmeye çalışıyordum. Bir takım sesler duyduğumda Arın'ın balkondan içeri girecek olduğunu anlamıştım, hemen gözlerimi kapatıp uyuma numarası yapıyordum. İçeri girdiğini ayak seslerinden hissediyordum, yatağımın baş ucuna gelip üzerimi örttü "havalar soğudu hasta olursun belki" diye fısıldadığını duymuştum. Muhtemelen tam yanıma çökmüştü, nefesinin sıcaklığı yüzüme vuruyordu, elimi tutup minik bir buse kondurup konuşmaya başladı. "Çok özür dilerim Akgül'üm, işlerin bu kadar çözülemeyecek bir hâl alacağını düşünmüyordum, sen öğrenmeden boşanma hayalleri kuruyordum, boşandıktan sonra sana her şeyi anlatacaktım elbette ki saklayacak değildim" bir iki dakika kendine zaman tanıyıp yeniden devam etti konuşmasına "bir daha görmeyeceksin beni dedin şartım bu dedin ne yapacağım sensiz bilemiyorum ama böyle mutlu olacaksan söz veriyorum bir daha çıkmayacağım karşına, ama mutlu olmazsan bir fısıltı ile seslen bana nerede olursam gelirim senin için seni çok seviyorum Akgül" diyerek burnunu çekip bir öpücük bıraktı yanağıma, saçlarımı okşayıp, geldiği yerden geri gitmişti, seslerden anladığım kadarıyla. Gözlerimi açar açmaz yaşlar firar etti yüreğimden. "Bende seni seviyorum Arın" diyerek fısıldadım sadece ben ve gece duymuştuk bu fısıldamayı. "Üzgünüm güvenim kalmadı artık" dedim ellerimi saçlarıma daldırarak. Okşadığı yerden okşadım saçlarımı, güzeldi, yumuşacıktı dokunduğu saçlarım. "Acaba yeni kalktığımı anladı mı? Kapı kapalıydı ve ben açık bıraktım, onun için bıraktım zannetti mi?" diyerek ard arda soru sormuştum kendime, her ihtimali onun yapacaklarına bağlıyordum ve bu daha da can yakıcı bir hâl alıyordu. Esneyerek yeniden uykuya dalıp huzurlu bir şekilde uyumuştum. Nasıl geçeceğini bilmediğim bir parti beni bekliyordu. Ne olacak, kavga olacak mı, silahlar yeniden havada uçuşacak mı, nasıl bir gece olacak hiçbir şey bilmiyordum. Ve bunu da yaşayıp görecektim. Ve en önemlisi Arın ile ben ne olacaktık?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE