Fikirlerinizi belirtmeniz beni çok mutlu eder umarım beğenirsiniz.
Bölüm şarkısı- İkilem-Bu Saatten sonra
•
•
•
Güneş odamın içinden yavaş yavaş süzülmeye başlamıştı. Telefonumdan yükselen alarmla birlikte kalkıp odamdaki banyoya yöneldim. Bir an önce üstümdekileri çıkarıp kendimi suyun altına attım su üzerimden aktıkça daha fazla rahatlıyordum. Elime şampuanı sıktım ve uçlarından dibine doğru saçlarımı yıkadım. Daha sonra yurtdışından özel getirttiğim badem sütlü sabunu vücuduma sürdüm daha sonra özel yumuşak lifi ile kendimi iyice temizledim. Tamamen durulandıktan sonra çıktım. Havlumu giyip aynanın karşısına geçip yüz maskemi yaptım maske yüzümdeyken giyinme odama yönelip iç çamaşırlarımı giyindim daha sonra üstüme geçirdiğim ince hırka ile banyoya tekrar yöneldim ve yüzümdeki maskeyi temizledim sonra yüzüme makyaj alerji yapmasın diye yüz vitamin serumumu sürdüm ardından yüz kremimi yüzümün kuru bölgelerine sürdüm elime aldığım fondöteni az bir şey elimin üstüne damlattıktan sonra makyaj süngeri ile yüzüme uyguladım ardından fondöten fırçam ile dağılmayan yerlerini dağıttım. Elime aldığım fardan toprak tonu olana far fırçasını dokundurdum fazlalığını çırpıp göz kapağıma hafif dokundurarak sürdüm. Eyelinerı alıp kısa ama yeşil gözlerimi ortaya çıkaracak bir eyeliner çektim uzun kirpiklerime maskara sürdükten sonra, kiremit rengi dudak kalemi ile dudağıma çerçeve çizdim aynı tonda likit rujumuda dudağıma yavaş yavaş sürdüm. Allık fırçamı alıp yanağıma çok az bir pembelik yaptıktan sonra göz kenarlarıma parlaklık verip kendime aynada bir baktım fena gözükmüyordum. Saçlarımdaki havluyu çıkartıp hemen saçlarımı taradım saçlarımdaki grileri daha iki gün önce yenilettiğim için aşırı güzel gözüküyorlardı saçımı saç kurutma makinesi ile kurulayıp elime elektriklenmesi için banyo sonrası saç kremim ile ellerimi saçlarımın arasında gezdirdim. Saç düzleştiricimi fişe takıp beş dakika ısınmasını bekledikten sonra saçlarıma hafif dalgalar yaptım. Odama geçip siyah minik papatyalarla dolu salaş crop tişörtü geçirdim önüne küçük bir bağ atıp altıma buz mavisi jean pantolonu geçirdim. Saçlarımı bozmadan siyah kep şapkamı geçirdim. İşte hazırdım. Kahramanım ve kardeşimle her zaman yaptığımız gibi önce kahvaltı yapıp ardından İstanbul'da gezilmedik yer bırakmayacaktık. Odamdan çıkıp merdivene doğru yürüdüm bir yandan çantama şarj aletimi ve cüzdanımı sığdırmaya çalışıyordum bir yandan da spor ayakkabımı ayağıma geçiriyordum. Az kalsın düşecekken Hafize abla beni tutup.
"İren dikkat et ne acelen var." Dedi. "Geç kalmış olabilirim Hafize abla kaç saattir hazırlanıyorum. Gerçi kardeşim daha hazırlanmamıştır." "Desene Berk yine şaşırtmadı. Toprak acaba ikinize nasıl katlanıyor." "O bana katlanır Hafize abla o bir kahraman unutma."
Diyerek gülerek merdivenleri büyük bir hızla indim annem ve babam kahvaltı ediyorlardı babam hafif gergin duruyordu tabii gergin olurdu yanında annem (Biyolojik olarak) vardı. Annemin yanında herkes gergin olurdu. Babam beni fark edip çatalını ve bıçağını tabağının yanına koyup ağzını peçeteyle sildi.
"Nereye İren?" " Kahramanım ve kardeşimle birlikte kahvaltı yapacağız babacığım." "Tamam kızım fazla geç kalma."
Babamın yanına gidip ona kocaman bir öpücük verip anneme el sallayıp dışarı çıktım tam tahmin ettiğim gibi Berk daha hala çıkmamıştı. Toprak'ı aradım ona Berk'i beklediğimi söyleyip kapattım.
Toprak bizden bir yaş büyüktü ben ve Berk'in arasında on gün vardı. On gün ben büyüktüm. O yüzden o benim her zaman kardeşimdi bense onun küçük şeytanı. Toprak ise bizim hayatımıza beşinci sınıfa giderken katılmıştı. İki sene Amerika'da teyzesiyle beraber yaşadıktan sonra ailesini çok özlediği için tekrardan Türkiye'ye gelip bizim okula kaydolmuştu.
Ben o gün yine Pelin'le kavga etmiştim ama kolej olduğu için ve babamın okula yaptığı bağışlar sebebiyle ufak bir uyarı alıp sınıfa geri dönmüştüm ki içeride bir çocuk benim yerime Berk'in yanına oturmuştu. Sınıfta rehberlik öğretmeni bir şeyler anlatıyordu. Benim girmemle sınıf hiç rahatını bozmadan rehberlik öğretmenini dinliyorlardı. Bir an sinirime hakim olamayıp.
"Hocam kim bu sarı ve niye benim yerimde diyerek." Çıkıştım. Benim o halimi gören Toprak çekinerek yerimden kalkmakya yeltenirken rehberlik öğretmeni el hareketi ile Toprak'a otur yaptı. Ben ani bir itiraz ile.
"Ama hocam kalkıyordu niye oturttunuz yaptım." "Bu sefer çizgini fazlasıyla aştın İren okulda Pelin'i duvara vurmak bu seferki şiddetin aşırıya kaçtı. Sana ceza olsun Berk'ten biraz uzak kal."
"Ama hocam Pelin'de bu sefer fazla ileri gitti. Kardeşimin babasının ona aldığı kolyeyi kopartıp çöpe atmış. Ben bunu kabullenemem. Kardeşim ağlarken sakin olmamı nasıl bekliyorsunuz?"
"İren bence psikoloğa başvurmalısın. Bu öfkeni kontrol altına almayı öğrenmelisin." "Hocam benim bu hayatta değer verdiğim ve sevdiğim çok az insan var ve onlara zarar geldiği zaman sinirlenmem çok normal bir durum bence oda o zaman kardeşime zarar vermesin bende ona zarar vermiyim. Psikoloğa ihtiyacım olduğunu hiç zannetmiyorum."
"Ah İren ah ne yapacağız biz senle dediğim gibi bundan sonra Berk ya tek oturacak ya da yeni arkadaşınız Toprak'la eğer ki tekrardan Berk'in yanına oturmak istiyorsan bu kavgalarına artık bir son ver." "Of tamam hocam siz ne diyorsanız o olsun." Ardından Nehir'in yanındaki boşluğa kendimi bıraktım. Zaten Nehir yanında oturmamdan rahatsız olabilecek bir insan değil."
(Berk ve Toprak'ın tanışması.)
Sınıftan içeri giren Toprak aşırı gergindi iki yıldır Amerika'da okuyordu ve uzun zaman sonra Türkiye'ye gelmiş ve neredeyse hiç arkadaşı yoktu. Amerika'da da var sayılmazdı bir kuzeni Deniz vardı onun dışında kimseyle iletişim kurmazdı. Rehberlik öğretmeni onu daldığı dünyadan çıkardı.
"Hocam kusura bakmayın bölüyorum yeni öğrencimizi tanıtmak için getirmiştim."
O an herkes bütün dikkatini Toprak'a vermişti. Toprak konuşması gerektiğini anlayıp. Sakin olmaya çalışarak.
"Ben Toprak Yılmaz. Amerika'da okuyordum ve ailem buradaydı tekrardan onların yanına geldim."
O sırada sınıftan Sude meraklı gözlerle.
"Annen manken değil mi senin adı Kader. Ama sanırım şuan bir magazin programı sunuyor diye biliyorum."
"Evet, doğru biliyorsun" diyerek onayladı Sude'yi. Rehberlik öğretmeni biraz bakındıktan sonra Berk'in yanını boş gördü orada İren'in oturduğunu biliyordu ve İren'in yine Pelin'le kavga ettiği için müdürle görüştüğünü biliyordu. Ona hafif bir ceza vermenin iyi olacağını düşünerek Toprak'ı Berk'in yanına gönderdi.
"Toprak sen bundan sonra Berk'in yanına oturacaksın."
Berk hem üzgündü hemde rehberlik öğretmeninin dediklerinden sonra artı olarak şaşkındı.
"Hocam benlik bir sıkıntı yok arkadaşımız oluyor ama İren bunu hoş karşılamaz. Sorun olmasın."
"Ben İren'le konuşurum." Toprak Berk'in yanına geçip oturduğu sırada kapı açıldı İren içeri girdi. Rehberlik öğretmeni ile yaşadıkları küçük çaplı tartışma son bulup İren Nehir'in yanına ilerlerken. Sınıftaki matematik öğretmeni dersi anlatmaya döndü. Berk Toprak'a dönüp.
"Demek Amerika öyle mi? Benim de babam Amerika'da."
"Evet Amerika'da teyzemle yaşıyordum kendisi bekar ve bir kızı var. Orada bir şirketin stilistliğini yapıyor. Babam ve annemde hem eğitim açısından hemde teyzemin ve Deniz'in yanında olmam için gönderdiler."
"Anladım aileni özlediğin için de geri döndün." "Evet biraz öyle oldu. Sorun olmazsa sana bir şey sormak istiyorum."
"Tabii sor istediğin gibi." "Babam Amerika'da dedin az önce şu hırçın kızda söyledi babasının ona verdiği kolyeyi koparıp çöpe attı diye. Annen ve baban ayrıldılar mı?"
"Hayır sadece babam burada bir şirkette çalışıyordu ve şirketin yurtdışında ikinci bir şirketleri varmış ve babamı da oraya CEO olarak göndermek istediler. Tam bu esnada annemin hamile olduğunu öğrendik ve hamilelik riskliydi bu yüzden herhangi bir yolculuğu kaldıramayacaktı babamda reddecekti. Annem bu konuda razı gelmedi senin hayatının fırsatı dedi bende Berk'le doğumdan sonra gelirim dedi ama şans bizden yana olmadı ve annem kardeşimi düşürdü kendisi avukat bu arada. Hal böyle olunca annemde burayı bırakmak istemedi sanki bırakıp gidersem evladımı bırakmış gibi hissediyorum dedi babamda her üç ayda bir gelip bir ay kalıp gidiyor. Ben babama çok düşkünüm ve o hırçın dediğin kızda benim küçük şeytanım annelerimiz arkadaş oldukları için doğduğumuzdan belli hep yan yanaydık aramızda on gün var o benim ablam."
Diyerek ufak kıkırdadı ve devam etti. "Ve ben onun en değerlisiyim bana bir şey olmasını kaldıramıyor. Pelin'de bana öyle yapınca otomatik olarak İren'de Pelin'i duvara çarptı."
Toprak bir an bölüp "Aslında haklı olan senin küçük şeytanın ama kavga ettiği için haksız duruma düşmüş. Bu arada annenle babam meslektaş" "Yani baban avukat. Öyle mi?"
"Evet dostum. Peki ya hırçın kızın ailesi okulda dokunulmazlığı olduğuna göre." "Adı İren bu arada hırçın kız demenden iyidir. Onun babası Türkiye'nin en büyük organizasyon şirketinin sahibi. Yanlış bilmiyorsam yurtdışında da var ama onun yöneticisi ayrı diye biliyorum."
"Peki onu bu kadar hırçın yapan şey ne?" "Bunu sana anlatamam çünkü hepsi İren'in hayatı ve kimse bilmiyor kimseyle arkadaş olmaz onun düşüncesine. arkadaş olduğu kişi onu tanır güvensiz olduğu için yalnızlığı seçiyor."
"Anladım. O zaman İren seni bana da paylaşamayacak." "Birazcık olabilir." Diyerek güldü bu sırada Toprak İren'e dönüp baktı dersi dinliyordu. İçinden aşırı güzel bir kız diyerek geçirdi tam bu esnada İren'in gözü Toprak'a takıldı İren Toprak'a ne bakıyorsun der gibi başını salladı. Toprak'ta yok bir şey der gibi karşılık verdi. Sınıfa girdiğinde heyecandan ölürken şimdiden Berk'le tanışmıştı bile. Ve Berk iyi bir çocuktu. Peki ya İren?
(Günümüz)
Evin kapısından gözüktü Berk. Bir an bağırarak. "Sonunda kardeşim yandım burada acıktım da zaten Toprak bizi bekliyor arabayla onun oraya kadar yürüyeceğiz zaten." "Patlama küçük şeytanım ne yapabilirim akşam oyunu kapatamadım." Diyerek yavaş yavaş Toprak'ın evine doğru yöneldik.
Ve uzaktan Toprak'ı lüks Jeep model bir arabanın önünde yaslanmış halde görüş açıma girmişti. Sarışın geriye doğru özenle taranmış atılmış saçları, giydiği beyaz tişört ve üstüne giydiği buz mavisi gömleğin önü açık kollarını yarım katlamış altına giydiği siyah keten pantolon ve onun yüzüne aşırı yakışan güneş gözlüğünü takmış ayağında spor ayakkabıları ile benim Berk'le didişerek gelmeme sırıtıyordu. Koşarak gidip kendimi kollarının arasına bıraktım.
"Nasıl özlemişim." "Özleseydin biraz daha erken gelebilirdin güzelim."
Diyerek ikimizin de geç kalmasına lafını da soktuktan sonra arabaya bindik ben arkaya geçtim Berk ön koltuğa şoför koltuğu zaten kahramanımın. Berk büyük bir heyecanla dün geceki oyunun bölümünü nasıl geçtiğini anlatıyordu kahramanımda hem araba sürüp hemde Berk'i dinliyordu.
Biraz sonra kahvaltı yapmak için orta halli bir kafeye geldik. Kahvaltı yapmayı çok seviyordum aslında yemek yemeyi her şeyden çok seviyordum. Kahvaltımızı bitirdikten sonra her zamanki eğlence mekanlarımıza gidip eğlendik. Hatta o kadar eğlendik ki saatin geç olduğunu fark etmedik bile.
Günün sonuna gelmiştik kendimi aşırı yorgun hissediyordum o kadar eğlenmiştim ki karnım ağrımaya başlamıştı. Hafif içimde bir sıkıntı vardı ama havanın kararması ve eve gidince yaşayacağım kavgadan dolayı olduğunu düşünüyordum.
Arabaya binip rahat bir pozisyonda oturuyordum Berk hala ciddiyetini sağlayamamıştı. Kahramanımda hala Berk'e gülüyordu. Dikiz aynasından beni ara ara kontrol eden kahramanım fark etmiş olacak ki içimdeki sıkıntıyı bana sordu.
"Güzelim sen iyi misin bir kötü gözüküyorsun?" "Bilmiyorum kahramanım içimde ufak bir sıkıntı var ama saat geç ya eve geç kaldığımdan dolayı annemle yine atışırız büyük ihtimalle"
"Küçük şeytanım bizde gelelim Derya teyzem bizi görünce bir rahatlar." "Kardeşim biliyorsun annemin ne düşündüğü veya ne yaptığı beni asla ilgilendirmiyor başımda ötüp duracak yine."
"Derya teyzeme haksızlık ediyorsun küçük şeytanım." "Oda babamı sevseydi. Sevemiyorsa bize bu hayatı yaşatmak zorunda kalmasaydı."
"Güzelim biliyorsun ki hiç bir zaman düşüncelerine karışmadık ikimizde kendi özgür iradeni kurabil düşünebil diye ama annen o senin. Seni doğurdu hatta ve hatta evliliklerinin devam etme sebebi de sensindir büyük ihtimalle." "Hiç zannetmiyorum babamın parası onun aşkı o olmasa evlenmezdi bile."
Neden kimse beni anlamak istemiyordu ki annem babamı hiç bir zaman sevmedi yıllarca kavga edip durdular evlilerdi ama aslında yıllardır iki yabancılardı evin içinde. Annem eve temizliğe gelirken babam ona aşık oluyor sevgili oluyorlar bu sürede annem bana hamile kalıyor ve evleniyorlar aman ne güzel hikaye.
Ben olmasam belki evlenmeyecekti kendisine de bize de bu hayatı yaşatmayacaktı. Küçükken ikisi de kavga ettiğinde kulaklarımı kapatır kafamı dizlerimin arasına alır kavgaları bitse bile ağlamaya devam ederdim.
Düşünüyorum da herkes anne baba olmamalı. Bu küçücük bedenlerin katili olmamalılar. Annem konusunda şanssız olabilirdim ama babam konusunda da bir o kadar şanslıyım onu çok seviyorum o benim her zaman yanımda oldu beni korudu beni her şeyden çok sevdi ben onun bir tanesiydim.
Babalar küçük kızlarının kahramanıdır ne şanslıyım ki benim iki tane kahramanım var. Tüm bunları düşünürken bir anda içimde ki sıkıntı iyice büyümeye başlamıştı sanki eve yaklaştıkça artıyordu.
Camı hafif açtım ve içimdeki kötü nefesi atarcasına derin derin nefes alıp verdim. Kahramanım anlamış olacak ki hızlandı. Sanki nefesim göğüs kafesime sıkışmış çıkmıyordu. Ne oluyordu bana. Ciğerlerim patlayacak neredeyse gözlerimden hafif hafif yaşlar süzüldü elimle sildim. Sevmiyordum ağlamayı ve sonunda gelebilmiştik çantamdan anahtarımı çıkardım ki eve sessiz girebiliyim. Ne olur ne olmaz diyerek Berk ve Toprak'ta benimle geliyordu. Kilidi anahtara soktum ve çevirdim. Annem ve babam birbirlerine bağırıyorlardı.
"Her şey senin yüzünden be kadın hiç bir şeyde arkamda değilsin bir kere karşımda değil yanımda dur." "Özgür sana nefret dahi hissetmiyorum. Beni bırak İren'i düşün o nasıl yapacak. Ona battığını nasıl söyleyeceksin."
"Sus kadın sus şöyle söyleme İren için her şeyi yaparım ben." "Görüyorum neler yaptığını kızının hayatını bir anda nasıl değiştireceksin farkında mısın? Yıllar önce benim hayatımı nasıl mahvettiysen şimdi de İren'in hayatını mahvediyorsun. Hadi ben neyse be adam ben neyse İren'e bunu nasıl yaparsın. Zaten az kaldı on yedi yaşında on sekiz olsun her şeyi anlatacağım ona. O zaman seni sevebilecek mi?" "Sus Derya!"
Babam anneme tam vuracakken Berk ve Toprak girdiler araya. Ne olduğunu anlayamadan girdim içeri. Ağzımdan güç bela çıktı. "Ne oluyor baba?"
Annem koltuğa geçip oturdu. Babam başını eğdi ve ağzından yıkılışım olan o sözleri söyledi.
"İren şirket battı. Yarın iflası açıklıyoruz." "Şaka değil mi bu nereye gülüyoruz. Biz çok zenginiz baba nasıl batarız?"
"Şirket bir oyuna kurban gitti. Dolandırıldık da diyebilirim. Gerçek suçlular yurtdışına kaçtılar onlar bulunup her şey ortaya çıkana kadar durumumuz pek iyi gözükmüyor. Şanslı olduğumuz bir konu var oda annenin çiçekçi dükkanları hepsi annenin üzerine olduğu için onlara bir zarar gelmeyecek. O dükkanlar sayesinde yapabileceğiz geçimimizi. Bir de annenin üzerine olan bir apartman dairesi var oraya taşınacağız mecburen."
Duyduklarım doğru olamazdı doğru dürüst sevemediğim annemin dükkanına ve evine mi kalmıştık şimdi? Peki ya okulum o ne olacaktı. Hayatım bir on beş dakikada değişmişti. Ya yeni evimiz yeni yer asla sevmezdim değişimi. İçimdeki sıkıntı şuan hepsinden fazlaydı nefes alamıyordum. Başım dönüyordu, son duyduğum şey.
"Güzelim sen iyi misin?"
•
•
•