Kapının ardındaki sesin hafifliği, Elazia’nın içinde bir şeyleri daha da kırılgan hâle getiriyordu. Zoe’nun korkusu, kelimelerinin arasına ince ince sızmıştı—bir çocuğun titreyen sesinde gizlenen cesaret gibiydi bu. Elazia onu duyuyordu; sadece sözcükleri değil, o sözcüklerin altındaki çatlakları, çekinmeleri, korkuyu... Her hece, kapının ahşabına usulca çarpıp sonra Elazia’nın kalbine iniyordu. Dışarıdaki o ince titreşim, içindeki fırtınaya temas ediyordu. İçinden geçen kasırga; acıyla, yorgunlukla, suçlulukla örülmüş bir girdaptı ve Zoe’nun o narin sesi, tam da onun merkezine dokunuyordu. O an Elazia, ne kadar dayanmak istese de bir duvar gibi, içinde bir yerin çatladığını hissetti. Çünkü Zoe hâlâ oradaydı. Hâlâ pes etmemişti. “Hayır! Lanet olsun, Zoe!” Elazia, o an bir öfke patlamasıy

