Birkaç gün sonra..
Evimizde sürekli bir sessizlik hakimdi. Sanki Doruk bile ciddi bir şeylerin yaşanacağını anlamıştı ve her zaman neşeli, çok sesli olan çocuk, birleşmiş illetlere karşı oynanacak oyunun farkındaydı. Kucağımdan inmez olmuştu veled.
Ablam ve annem, gözlerine yerleşen tedirginliği benden gizlemeye çalışsalarda bunu başaramadıkları gün gibi ortadaydı. Biliyorlardı.. açık seçik her şeyi onlara da anlatmıştı babam ve belki hayatım tehlikedeydi. Belkisi çok aslında.. bilerek ve isteyerek artık tehlikenin tam da göbek çukurundaydım.
Kararımı vermiştim. O pislikle evlenecektim ve her şey bittiğinde sessiz sedasız boşanacaktım, tabii hâlâ yaşıyorsam..
Bugün aileler tanışacak ve biz hiçbir hazırlık derdinde değiliz. Babam, onların evimize gelmelerinden yana olmasada, dikkat çekmemek için buna mecburuz.
İlker ve şurekası Karadenizli ve ben şimdiden Karadenizli gelini olmaya hazırlanıyorum.
Telefonuma düşen mesaj İlker’dendi.
“Beş dakikaya oradayız.”
Hepsi bu. Beş dakika sonra kaderim değişecek ve salakça bir gülme krizine girdiğimi gören ailem, bana korkarak bakar oldular.
Zar zor sustuğumda gözlerimden boşalan yaşları sildim. Biraz sonra kapı zili ötmeye başladı. Hepimiz birbirimize bakıyorduk.
“Vee açılsın perdeee!” dediğimde, babam derin bir iç çekti.
“Git kapıyı aç Ilgaz.. giriyoruz yine bir cendereye. Allah yar ve yardımcımız olsun!”
Koltuktan ayağa kalktım ve cici bici elbiseme çeki düzen verdim. Zoraki bir tebessümü yüzüme oturttum ve gidip kapıyı açtım.
“Hayurli cünler kizum” diyen yaşlı adamı gözüm bir yerden ısırdı ama bir türlü hatırlayamadım.
“Uyyy!.. size de hayurli cünler emicacuğum. Hoş geldünüz da!”
İlker şok, ama ben daha şok!..
Tü Allah kahretsin!. Yine nüksetti benim dil kapma alışkanlığım.
“Uyy ağzinu yedüğüm kizum. Hoş buldik, musade var midur?”
“Olmaz mi da? Büyürun büyürun, geçün bakalum.”
Abduş oğlu dalga geçtiğimi düşünmüş olmalı ki, bana ters ters baktı.
Ayy çokta fifi yani uyuz herif!..
İlker’in gözlerindeki kızgınlığı görmezden geldim ve hemen kenara çekildim. Annesi, babası ve birkaç kişi ile, adı yine İlker olan kuzeni de evimize giriş yaptılar. Gözüme sokmak istercesine en kocamanından yaptırılan çelenk gibi çiçek buketini İlker bana uzatırken fısıltıyla, “Merhaba aşkım,” dediğinde erkekliğine tekme atmak istedim.
Onun, en azından bedenen de olsa acı çektiğini görmeyi ne çok istiyordum. O sesindeki alaycı tavırı da alıp bir yerlerine sokabilmek ne güzel olurdu. Ona olan kızgınlığım belki o zaman biraz olsun dinerdi.
Annesinin bize dönüp baktığını görünce kadına gülümsedim ama valide hanım, bana gülümsemek yerine beni baştan aşağıya kızgın gözlerle süzdü ve hafif hafif cıks cıksladı.
Ay kıçımın kenarı!.. beğenmedin mi beni? Bende sana bayılmadım baaağğ!
Kucağımı dolduran çiçeklerin ardından ilker’e, “Lan bana bak!.. şu anana ayar ver, yoksa ben ona çok pis ayar çekerim. Attırmayın uleyn benim sigortalarımı!” diye çıkıştım.
Tavrım karşısında şaşkınlık yaşayan herife sahte bir tebessüm attım ve onu olduğu yerde yalnız bırakıp salona geçenleri takip ettim.
Hal hatır sorma işleri bitince, keyfi fazlasıyla yerinde olan İlker’in babası, “Efendum, sebebü ziyaretümüz bellidur da.. bu cüzdl kizumla benım uşağum birbirlerunu sevmişidur, eh benda Allah’in emrunen kizunuzi ha benum deli fişeğume isterum,” dedi bir anda.
Babam dahil hepimiz şok olduk. Aslında tanışma merasimi olan bu ilk karşılaşma, kız istemeye dönüşmüştü ve açıkçası bu hiçbirimizin beklediği bir şey değildi. Babam daha ağzını açmaya fırsat bulamadan cevval annem, “Beyfendi beyfendi!.. yangından mal mı kaçırıyorsunuz? Nedir bu acele yahu? Her şeyin bir erkânı, usulü vardır değil mi yani?” diye yırtınınca o tiz sesiyle, ortalık bir anda karıştı.
“Hanum hanuum!.. bizda herüfler konuşuriken, gariler söze garişmazidur” diye anında karşılık veren kayınvalide hanım, bildiğim küplere binmişti. Şaşkınlığım dehşet bir kızgınlığa dönüşürken annem bir anda oturduğu yerden ayağa kalktı. İki elini belinin iki yanına dayadığında içimden, “oy anam anam sıçtık!..” diyordum.
Annemin güç kalkanları devreye girmişti ve artık onu durdurmak imkansızdı.
“Ay dinime küfreden müslüman olsa bari hanım!.. senin yaptığın ne peki şimdi?” diye çaktı lafı.
Aynı anda diğer annede ayağa fırladı. Birbirlerine iki kızğın boğa gibi bakıyorlardı. Telaşla İlker’e baktım. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Annesinin yanına gitti ve onun kulağına bir şeyler söyledi. Ortalık sakinleşecek diye düşünmeye ve biraz olsun rahatlar gibi olmuştum ki, kadın bir anda evimizin ortasına bombayı attı.
“Uyy benum datlu uşağum, sen demedun mi kiz bir an once evlenmeç içün israr edayurmuş daa? Evleru kumes kadarmuş, bizum galabaliğu kaldirmazimuş, onin içun az kişuyla gelup tez elden istiyaymuşuz oni, sen oyle demedun mi ha uşağum?”
Çüüüş!.. o nerden çıktı baaağ?..
Anında sigortalarım çat çat atmaya başladı.
“Ha pok yiyanun uşağii.. pen ne zaman oyle bir şey dedum sana?”
O sinirle ağzımdan çıkanlara bende inanamamadım ama, söz çoktan gidip sahibini bulmuştu.
Kızacağını beklediğim bey baba, bir anda oldukça neşeli bir kahkaha atınca, hepimiz gerçekten şok olduk.
“Uyy benum bidenecuk gelunum..ilk cünden basti kayinbabaya da küfüri.. fallahi bu kizi almadan citmem bu evdan artik!”
Biz daha şoktan çıkamamışken babam büyük bir yılgınlıkla bana, “Ilgaz kızım git kahveleri yap artık” demesin mi?
Zıkkımın pekini iç e mi İlker efendi!..
• • •
Üç ay sonra..
Düğün..
Evimizin salonunun ortasında, son derece gösterişli gelinliğimle babamın karşısında, başım önümde öylece duruyordum. Ecel teri gibi ter döken babam, elindeki kırmızı kuşağı belime dolamak için harekete geçince onu durdurdum.
“Hayır babam.. burdan gittiğim gibi döneceğim. İstemiyorum” dedim.
“Kızım, bunu bende biliyorum ama her şey usulüne uygun olmalı. Dikkat çekmememiz gerekiyor” diyince, mecburen ona izin verdim. Ablam ve annem, muslukları çoktan açmışlardı. Evden gelin olarak değil de, kefenimi giymiş biri olarak çıkacaktım. Böyle hissediyordum ve onlarında benimle aynı duyguları paylaştığını farkındaydım.
Matem havasındaydık ve bir anda dışardan gelen korna sesleri ile başka bir boyuta atladık.
Kornalar sustuğunda kemençe sesleri her yanı kapladı. Gelmişlerdi sonunda ve evimizin önünde horon tepmeye başlamışlardı bile.
Sonbahar olmasına rağmen dışarda hava oldukça sıcaktı. Kır düğünü olacaktı. Koca bir salonun içinde nefessizlikten boğulacağımı biliyordum ve bu nedenle annesinin gıcık bir inatla karşı çıktığı, “Düğünümüz açık alanda olacak!.. isteğime İlker’i ikna etmeyi de başarmıştım.
Bitmek tükenmek bilmeyen gelenekler son bulduğunda evimizin kapısından çıktım. Bize destek olmak için dışarda bekleyen Ömür ablam ve çetesini görünce biraz olsun rahatladım.
Meşhur halay ekibi sıraya girince, kemençe yerini davul zurnaya bıraktı ve hemen beni halaya çeken Ömür ablam, “Gazamız mübarek ola kızçem” dedi ve şakağımdan öptü beni.
Halaydır, horondur derken İlker yanıma yaklaştı ve elini öptüğü babamdan beni teslim aldı. Düğün arabamız olan Melih’in Jaguar’ına binince ,aylar öncesindeki yaşadığımız o anları hatırladım ve acıyla gülümsedim. Yine birçok duygunun saldırısına maruz kalmıştım.
Gerçekten gazamız mübarek olsun..
• • •
Polenezköy’deki düğün alanına vardığımızda ortalığın mahşer alanı gibi olduğunu gördüm ve biraz ürktüm.
Sanki bütün Karadeniz buraya toplanmıştı. Gelin odasına gittiğimizde İlker ile ilk kez yalnız kaldık. Bana hüzünlü gözlerle bakıyordu.
“Umarım, sende bende rolümüzün hakkını layığı ile veririz,” dediğinde ona ters ters baktım.
“Ananı benden uzak tut, başka bir şey istemem.”
“Tamam.”
Aramızda geçen diyalog bununla sınırlıydı. Çok geçmeden gelin ve damat anonsu yapılınca, oturduğum yerden ayağa kalktım ve damat beyin koluna girmek istedim ama, o buna karşı çıktı. Buz kesmiş elimi tuttu ve, “Hadi çıkalım artık” dedi. Çaresizce başımla onu onayladım.
Açılsın ikinci perdee.. Esas kız ve oğlan sahnede..
Birlikte piste giden yürüyüş alanının başında göründüğümüzde kıyamet koptu. Babamın, emekli olsa da polis olması ilk meyvesini vermişti. Emniyetten alınan izinle, kalabalıktan uzak bir mesafe tesbih taneleri gibi sıralanan alienin tüm İlker’leri ellerini havaya kaldırıp silah patlatmaya başladılar.
Alkış kıyamet koptu. Biz yürürken, heyecanlı ve sevinçli kalabalığa sahte bir tebessümle gülümsüyordum ve içimde tutmaya çalıştığım düşünce bir anda dudaklarımdan firar etti..
“Sokayım silah patlatmanıza!..”
Hemen İlker’e baktım. Biraz da olsa utanmıştım ve ister istemez vereceği tepkiyi merak ediyordum. Onun sadece eğleniyormuş gibi güldüğünü görünce, “Gülme baağ!” diye ona çıkıştım. Sözde yiğitliğe bok sürmüyorum.
Hey yarabbim yaa!..
“Hayır yani merak ediyorum.. neyle sokacaksın?” diye cevap verdi gıcık herif!
“Şu dilim var ya, böğü gibidir dostum. Kaşınmayın!”
“Bak seen!.. böğüyü de bilirmiş bayan ukala!”
“Sen İstanbul’da paşalar gibi yaşarken, biz babamla bu ülkenin dört bir yanını gezdik çok bilmiş!”
Pislik herif yüzüme doğru yaklaşarak pat diye şakağımdan öptü ve yine şaşırtmayı başardı beni.
“Hiç de sandığın gibi paşalar gibi yaşamadım ukalanın önde gideni” diye kulağıma sıcak nefesiyle fısıldayınca, tüm bedenim ürperdi bir anda.
Ohaaa! Kırmızı alarm demişti buna Ömür ablam!..
Yüzüne gülümseyerek baktım ve sanki ona tatlı bir şeyler söylüyormuş havasında, “Sakın bir daha beni öpeyim deme.. hiç ummadığın bir anda uyandığın o sabah, dudaksız olarak hayatına devam etmek zorunda kalırsın tipsiz!” dedim.
“Çok korktum, şimdi altıma sıçacağım.”
“Gerzek!”
“Budala!”
“Kes baaağ!”
“Şimdilik kesiyorum gelin hanım.”
Nikâh memurunun da gelmesiyle ortalık iyice şenlendi.
Bize o bilindik soruları soruyordu ki cazgırın teki, “Bu nikâh kıyılmayacak!.. İlker benim erkeğim ve bu çocukta onun.. al işte, bu da tapusu!” derken elime bir evrak uzattı.
Kısaca göz gezdirdiğim evrakta İlker’in o çocuğun babası olduğu gen testiyle kanıtlanmıştı.
Pis pis sırıttım ve elimdeki evrakı paramparça ettim.
“Kızım geç kaldın be!.. sana bu aklı kim verdiyse..” dedim ve dönüp kaçamak bakışlar atan kaynanama baktım. Hiç kimseden çekinmedim ve belkide tarihe, oğlunun düğününde kaynanasına parmak sallayan ilk gelin olarak adımı yazdırdım.
“Hiç heveslenme!” derken de, dönüp yeniden morun çeşitli tonlarına bürünen o kıza baktım.
“Geç şurdan izle bizi şimdi!”
Verdiğim emir karşısında, “Heytt bee! Analar ne evlatlar doğuraymuş!” diye birinin bağırdığını duyduk.
Nikâh memuru şaşkındı ve bir o kadar da kararsızdı.
“Ama bu durumda nikâhınızı kıymakta tereddüt ediyorum,”diyince sayın nikâh memuru, hemen İlker’e baktım. Hem de ne bakış?!..
“Annee!.. bununla bir ilgin var mı gerçekten?”
İlker’in direk sorduğu soru karşısında kadın sanki çıldırdı ve motora bağladı.
“Ne yapayum? Başka yol mi biraktinuz bana?.İstamayrum bu kizi daa celunum olarak istamayruuum! Evlanma oninla uşağum evlenma daa! Ocağumuza incur ağacu diçecek bu kiz daa!.. anlamaysuun?”
Buyrun şenliğe!.. yemin olsun ki kaynana sana!.. ben bu gece seni çıldırtacağım.
“Ama canumin içu kaynanaciğum.. Haçan ben seni çok seveyrum daa!.. korkmayasun bendan.. gül gipi geçunup gidacağuz daa!”
Ortalık kahkahadan yıkılıyordu. Bir ara babamla göz göze geldiğimde, onun da bıyık altından güldüğünü gördüm.
Kaynanamın dahiyane fikrine rağmen, yanımdaki kıytırıkla kıyılan nikâhımız sonrası, nikâh memuru evlenme cüzdanımızı bana uzattı ve bende onu alırken var gücümle İlker’in ayağına bastım.
Kıpkırmızı olduğu halde renk vermediğini sanan salak kocam, sırıtmakla meşguldü. Nikâh defterimi kaynamama doğru tüm sevimliliğimle sallarken, kadın hüngür hüngür ağlıyordu.
Onu böyle görünce zevkten dört köşe oldum. Biliyordum, ben aslında İlker ile değil, o kadınla evlenmiştim. Bizi nasıl günlerin beklediğini düşünürken, uzayıp giden takı merasiminden gına geldi.
Nihayet takılardan kurtulmaya sıra geldi ve İlker’in kız kardeşi ile birlikte gelin odasına gittik. O biçim yorulmuştum. Takıların hiçbiri umrumda değildi.
Kuyumcu dükkânına döndüm anasını satayım.
“Merak etme aşkım.. tüm bunlar senin adına açılan bir kasada saklanacak,” diye yine kulağıma fısıldayan kocam olacak domuza, “Al onları münasip bir yerine sok!” dedim tüm gıcıklığımla.
Sinirlenmiş olacak ki, o biçimli dudaklarını ısırmaya başladı.
“Olur kızım!”
“Bi siktir git başımdan ya!”
Sessizce atışmaya devam ederken sürekli aptal aptal gülümsemeyi de ihmal etmiyorduk. Bu arada kardeşi de kaçamak bakışlarla bizi izlerken, hoşuna gitmiş olacak ki o da tebessüm ediyordu.
Daraldıım baaağ! Öküz gibi böğürmek istiyoreeem! Evime gitcem beeeaaan!..
On beş dakika sonra yeniden o kahrolası ortama döndük. Pasta kesme töreni de kazasız belasız bitince, gecikmeli olarak ilk dansımızı ettik.
Iğzına sıçtığım.. nasıl da aşk dolu bakışlar atıyorsun bana! Kıytırııık!..
Bol bol tepilen horon sonrası ben aileme doğru ilerliyordum ki, uyuz kocam, elimden yakaladı beni.
“Hayırdır aşkım, nereye böyle?”
Adam beni sinir etmeye yemin etmiş sanki!
“Elinin körüne aşkım!.. gelcen mi? Yoruldum be! Ailemin yanına gidiyorum tabii ki!”
“Üzgünüm aşkım!.. artık senin ailen benim!.. evlendik biz unuttun mu? Hem ne demişler büyükler? Nikâhta keramet vardır. Birden sana aşık olasım geldi!”
Hönk!..
• • • • •