Dakikalar sonra..
Gürkan Hanesi..
Babam, kendisini kaybetmişçesine ağlayan anneme dönüp baktı ve güldü. Sinirli bir gülmeydi bu.
“Kalıbımı basarım ki bu kaçırma işi sahte. Senin kızın sergiledi bu oyunu. Aklınca benimle oyun oynuyor ama boşuna. Ne o İlker piçini kurtarmak için bir şey yaparım, ne de o hınzırın peşinden giderim. Ağlama sende boşu boşuna. Birkaç saat sonra o dik tutmaya çalıştığı kuyruğunu yerlerde sürükleyerek dönüp gelecek bu eve!..”
Doğru olabilir miydi? Ilgaz gerçekten bu kadar ileri gidebilir miydi ya?
“Ayy baba inşallah senin dediğin gibi olsun, vallahi ben razıyım,” dediğimde babam, başını ‘öyle öyle,’ der gibi salladı.
Zavallı annem babamın sözleriyle biraz olsun rahatladı ve ağlamayı yavaş yavaş kesti. Doruk Mertcan’ı öyle bir bağrına bastırmıştı ki, çocuk nefes alamaz hale gelmişti.
“Annem, Doruk?” diye elimle işaret ettiğimde ancak durumu fark etti ve yavrucak rahat bir nefes alabildi. Elimdeki mopla aynı yeri kaç kez sildim ancak Allah bilir.
Heyecan içinde sık sık kapıya bakıyordum ve birden aklıma Ilgaz’ı aramak düştü. Bende ona oyun oynayacaktım. Babamın haklı olduğundan yüzde yüz emindim. Yılların polisi neyin ne olduğunu bilmeyecekti de biz mi bilecektik?
Eşofmanımın cebinden telefonumu çıkardım ve bilerek hızlandırdığım nefesimle Ilgaz edepsizini aradım. Kaç kez çaldı ama bakan olmadı ve artık kapamaya niyetleniyordum ki sonunda açtı telefonu.
“Evet?”
Sert vurguya sahip o tok sesi hemen tanıdım. Kardeşimi sözde esir alan o herifin sesiydi.
“Kardeşim nasıl?”
Yalandan ağlayarak sorduğum soruya, “şimdilik hayatta!..” dedi kısaca.
“Lütfen!.. ona bir şey yapmayın!. Konuşmama izin verin lütfen!”
Babam, işaretle sesi hoperlora vermemi isteyince anında onun isteğini yerine getirdim.
“Üzgünüm ama böyle bir lüksünüz yok!”
“Ama filmlerde bile insanları konuştururlar ya!.. lütfen, çok rica ediyorum beyfendi!”
Babam konuşmayı uzatmamı işaret ederken, hızlanan adımlarla mutfağa geçti. Birilerini arayıp, kardeşimin konumunu öğrenmeye çalışacağının bilincindeydim.
“Sizler anlaşılan bol bol film izliyorsunuz küçük hanım!.. ama onlar sadece film ve biz!.. saf gerçeğiz. Bunu anlayacaksınız.”
Nefesim artık yalandan değil, gerçekten çok hızlanmıştı. İçimden bir ses nedense son birkaç saniyedir Ilgaz’ın gerçekten kaçırıldığını söylüyordu ve bunun olmasından ödüm koptu.
“N’olur beyfendi, size yalvarıyorum kardeşimin sesini duyayım lütfen.”
Göz yaşlarıma engel olamıyordum. Hıçkırdığımda adamın derin bir iç çektiğini duydum. Sessizliği karar vermeye çalıştığının bir işaretiydi sanki, ya da ben öyle olmasını istediğim için uzayıp giden sessiz saniyeleri buna yoruyordum.
“Pekala!” dedi ve anında kulağıma Ilgaz’ın sesi çarptı.
“Ay ablaaa kurtarın beni yaa!”
Sadece bu kadar!.. Ilgaz’ın sesinde dehşet bir korku vardı. Defalarca alo dedim ama karşı hatta hiç ses yoktu. Anladım ya anladım.. Kardeşim gerçekten kaçırılmıştı ama bunu anneme belli edemezdim.
“Ne dedi Ilgaz? Kızım bir şey söylesene!..”
Sahte bir kahkaha atarken, gerçek göz yaşlarımı sildim. Annem, Doruk ağladığı için adamın ne dediğii duymamış olmalıydı.
“Vallahi annem senin bu deli kızın gerçekten ödüllere layık bir performans sergiliyor.. ne diyecek yahu? Kurtarın beni diye yalandan bağırıyor edepsiz, ama belli ki aslında çok eğleniyor!”
Nefesim boğazımda kocaman, can yakanından bir düğüm oldu kaldı.
Annem sinirli sinirli başını sallarken, “Eğlensin bakalım Ilgaz hanım!.. eve dönünce bende onunla güzel güzel eğleneceğim! Ulan bende şu oğlanın kıçına eski usül bez bağlayıp, boklu bezlerini ona yıkattırmazsam Günay değilim! Zırzop kız. Ne zaman akıllanacak bu deli kız ne zaman Allahım, görebilecek miyim ben o günleri?”
• • •
Aynı Dakikalar..
Ilgaz cephesi..
Bildiğim tüm küfürleri içimden Melih’e saydırıyordum. Herif onu erkenden uyandırdığım için benden intikam alıyor olmalıydı. Yanımdaki öküze de sıkı sıkı beni gerçekten kaçırıyor gibi davranması için tembihlemiş olmalıydı.
Ehhh madem öyle, gel böyle Melih’çim!.. bende senin manitalarınla aranı bozmazsam ne olayım! Yaktım gemileri, kaç kurtar kendini!..
Ağzımın içini kan kokusu sarmıştı. Öküz herif vurmayı bile bilmiyor.
Oğlum normalde dudak patlar ve kanar. Yanağın içinin yarılması nedir Allah aşkına ya?
Bööğğ! Kusasım geldi!..
“Ya lütfen ellerimi açsanız, ağzımın içi kanıyor,” dedim yalancı bir acınası sesle.
“Rahat durmazsan bir yerlerin daha çok kanar!”
Vidividividi.. ay bu da iyice havaya girmiş! Acık flört etsem işe yarar mı ya? Eyvaaah! Çişim geldi lan şimdik!.. ne bok yiyeceğim Allahim Allahim! Salacam ulan işte!.
“Çişim geldi benim beaaağ! Yetti ama bu oyun hee! Aç ulan gözlerimi de, ellerimi de!..”
Yanımdaki öküz bildiğim burnundan soluyordu. Hareketlendiğini fark eden kulaklarım, ne hikmetse daha bir hassas olmuştu. Başımın arkasında eldivenli parmakları hissettiğimde nefesimi tuttum. Herif gözlerimdeki bağı hızlıca çözdü.
Öküz! Saçlarımın dibi uyuşmuş yahu! Nasıl sıkmışsa o bağı hırdavat kılıklı herif?
Gözlerim serbest kaldığında tuttuğum nefesimi bıraktım. Aracın içi karanlıktı ve ilk anda hiç kimseyi, daha doğrusu hiçbir şeyi göremedim.
Birkaç saniye içinde silahını bana çevirmiş olarak yanımda oturan lavuğu gördüm.
Bileklerimi biraz havaya kaldırdım ve, “Bir zahmet şunları da çözüversen, canım acıdı ya!”dedim.
Sızlanmam karşısında yine derin bir iç çekti. Benden bıkmıştı ama daha yeni başlıyorduk.
Bana oyun oynamak neymiş gözüne gözüne sokacaktım bu herifin ve tabii ki Melih domuzunun.
“Ne çene var be sende kızım? İsteklerinde hiç bitmiyor! Sadrazamın sol taşağından mı düştün?”
“Yok canım, sağ taşağından düştüm.. orda yollar daha açıktı.. trafiğe takılmadım! ya bir siktir git başımdan! Sıktınız ama artık hee! Aç çabuk ellerimi ve beni hemen Melih götüne bırakın!”
“Oldu küçük hanım! Başka bir arzun var mı? İstersen önce sahilde bir yerde yemek yiyelim, hatta şampanya falan patlatalım ha ne dersin?”
Aaaa!.. tipsize bak ya! Harbi benimle dalga geçiyor!
“Ayy olur canım yaa! Vallahi şimdi canım çekti şampanya!.. zaferimi kutlayalım ha, güzel olmaz mı?”
Sözümü bitirir bitirmez, herif o soğuk namluyu şakağıma dayadı ve öyle bir bağırdı ki, bir an sağır olacağım sandım.
“Kes laaan! Salak salak konuşup canımı sıkma benim! O sesini de, dilini de kıçına sok ve sakın tek kelime etme bir daha!”
Oyuncak tabancadan korkacak halim yoktu. Almış eline en afillisinden silahı bana hava basıyor.
Sikerler gülüm sikerler!
“Bağırma lan kulağımın dibinde!.. Ulan ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın be! Kimsiniz olum siz, Melih ne dedi de size bana böyle davranıyorsunuz? Yetti artık bu oyun ama ya?”
Şimdi gerçekten sızlanıyordum ve iyiden iyiye canım sıkılmaya başladı. Yüzündeki maskenin ardından bile dişlerini sıktığını gördüğüm herif, gözlerini gözlerimden hiç çekmiyordu ve o gözler, bana çok kızgın bakıyordu. Hafiften tırstım sanki.
N’olüyo len? Herif beni bir kaşık suda boğacak gibi bakıyor..
“Ne oyunu laan!.. ne oyunuu?”
Vallahi kulaklarım çınladı.
Anam o nasıl bir hönkürme yaa!
İlk kez korktum ama Allah’tan çok kısa sürdü o korkum.
“Ya bağırmasana bana güzel kardeşim! Ne oyunu olacak yahu?.. beni kaçırma oyunu tabii ki!” dedim ve gerçekten yılmaya başladım.
Aramızda uzatan sessizliğin sonunda ne olacak diye merak etmeye başladım. Gördüğüm kadarıyla budala herif, karar vermeye çalışıyordu.
Yuhh lan!.. sanki memleket kurtaracak ayol!
Ben daha ne olduğunu anlayamadan herif başındaki siyah kar maskesini çıkardı.
Ohaaaa!!! Yok artık!.. Şakaaaa!
• • •
Gürkan Hanesi..
Babam mutfaktan çıktığında yüzü çok asıktı ve tüm öfkesiyle bana bağırdı.
“Yahu niye biraz daha uzatamadın konuşmayı? Tespit edemedi bizim çocuklar yerini senin deli kardeşinin! Ulan rezil oldum sayesinde! Şimdi birim benimle taşak geçiyordur. Ahh Ilgaz ahh! Seni bir elime geçireyim, kulaklarından çivileyeceğim duvara!”
Korku belasına babama cevap veremedim. Doruk Mertcan’ı yatağına bırakan annem üst kattan iniyordu ve merdivenlerden babama ters ters baktı.
“Bağırma Haşmet ama ya!.. çocuğu ancak uyutabildim. Orhan baba kanına işlemiş sanki yavrumun. Son anda aklıma geldi de verdim gazı!”
“Ulan ne manyak bir ailem var benim be! Şansıma sıçayım. Doğurduğun çocuklarda, sen de bana kafayı yedirteceksiniz haa!”
Babam fırtına olup esmeye, esmek ne ki?.. gürlemeye başlamıştı artık. Sabrının sonuna gelmişti besbelli. Allah’tan annem, çok isabetli bir karar alıp babama hiç cevap vermedi ama, hep yaptığı gibi somurtmaya başladı.
Babamın telefon trafiği hiç bitmiyordu ve tam o ara kapımız yine çalındı. Ilgaz’ın geri döndüğü hayaline kapılmıştım ki, babam öfkeli adımlarla kapıya gitti. Açtığı kapıda tam karşısında az önceki herifler gibi giyinmiş birileri vardı ve en öndeki babama silah doğrultmuştu.
Adamın söylediği ilk cümle, “eller yukarı,” oldu. Herifin tir tir titrediğini ben bile uzaktan görebiliyordum. Babamında o adama, hatta elektirik verilmiş gibi titreyerek silahı tutan o ele baktığının farkındaydım ve yılların çevik polisi, göz açıp kapayana kadar yaptığı hamle ile silahı herifin elinden aldığını gördüm.
Kalbim göğsümde değil, kulaklarımda atıyordu sanki. Babamın delirmesine az kalmıştı ve ben bundan Allah’tan korkar gibi korkuyorum.
“Kimsiniz lan siiz? Aç ulan yüzünü hemen?”
Babamın sesi evin içinde öyle bir çınladı ki, ben de boş bulunup olduğum yerde korkuyla sıçradım ve bu konuda yalnız değildim. Babamın karşısındaki kişinin de aynı korkuyla kapının ağzında sıçradığını gördüm ve bu bana çok garip geldi.
Adam yüzünü açmakta kararsız kalırken babamın, “ara ulan sahibini?” diye bağırdığını duydum.
Cep manyağı pantalonun hangi cebine telefonunu koyduğunu unutan herif, bacaklarında dokunmadık yer bırakmazken babam da bunalmış olarak, “Hasbinallaaah!” çekiyordu.
“Lan salak! Üst cebinde telefonun, üst cebinde yaa! Ben burdan görüyorum,” dedi ve artık babamın canı burnundaydı.
Adama acımaya başladım ya. Korkudan gerçekten ne yapacağını şaşırmıştı.Nihayet üstündeki o kalın siyah montun cebinden telefonu aldı ve hemen arama yaptı ama, az daha telefonunu yere düşürüyordu.
Babam yine el çabukluğu ile telefonu herifin elinden kaptı ve hemen hoperloru açarken, diğer adama işaret parmağıyla sus işareti yaptı. İkinci çaldırmanın ardından karşı hat açıldı ve biraz dalga geçer gibi biraz da keyifle sordu.
“N’oldu lan, aldınız mı bizim deliyi?”
“Abii!..”
Adam daha başka bir şey diyemeden babam herifi ensesinden yakaladı ve hızla kendisine çekti. Herif hafiften inledi ama karşı taraf bunu duymadı bile. Belli ki anın heyecanına tamamen kapılmıştı.
“Olum n’oluyor lan? Aldınız mı kızı?
“ Melih abi pişti olduk ya!”
Korkudan bu oyunu tezgâhlayan ikinci kişinin adını veren herifi babam hızla geri itti ve tüm kızgınlığıyla bağırdı.
“Meliiih! Derhal buraya geliyorsun ve bu pisliği temizliyorsun. Ilgaz’ı senden önce kaçırdılar benim aptal oğlum!”
•••
Ilgaz Cephesi..
Ben öldüm ve cenette Nuriler ile birlikteyim. Yanımdaki adama öylece bakakaldım. Gözlerimi dahi kırpmaya ve şu gördüğümün bir serap gibi dağılmasından, kaybolmasından ölesiye korkuyordum.
Kalbim midemde, midem beynimde hatta bağırsaklarımda tura çıkmıştı. Kelebekler, yıldızlar el ele vermiş dans ediyordu.
“Ama nasıl olur ya?”
Dudaklarımdan kendiliğinden dökülen sözlere, adamda şaşırmıştı ve ben, dumurunda dumuruna uğramıştım.
Herif elini gözlerimin önünde hareket ettiriyordu ama ben bir resim karesinde çakılıp kalmış gibiydim. Ne kıpırdayabiliyordum ne de nefes alabiliyordum.
İlker, benim biricik aşkım yanımda oturuyordu.
“Şiii aloo! İyi misin kızım sen? İçine şeytan falan mı kaçtı?”
Başım dönmeye başladı. O aşık olunası yüzü gözlerimin önünde donuklaşmaya ve sonra bir hayal gibi kaybolmaya başladı.
“Ay bayıliciğim kalibaa!”
“Kusma da bayıl! Sakıncası yok!”
Kulaklarımda kalan son kelimeler bunlardı ve ahh o ses.. hiç susmasın ya, susmasın beaaaağğ!
• • • • •