Beş gün. Eliza'nın evden bir erkeğin elini tutarak çıktığı günden bugüne beş gün geçmişti. Uzun süre sonra onsuzluk rekorumu kırmıştım. Onsuzluk... Kulağa kötü gelsede yaşayınca kötüden çok, leş bir şey olduğunu anlamıştım. Eskiden trip atsam ve eve gelmesem bile yerini bildiğim için içimdeki sıkıntının boyutu az olurdu. Ama şimdi... Ellerim bomboş kalmıştı. Telefonunu bile almadan evden çıkmasına mı yaksam yoksa evden bir erkekle çıkmasına mı? Ben hiç uyumaya çalışmamalıydım. Sırf Eliza istedi diye uyumaya çalışmamın bedeli beş gündür onu görmemem olamazdı. Evden çıkarken kapıyı sert çarpmasa yataktan kalkıp cama gitmez, o görüntüye şahit olmaz ve üzülmezdim. Gerçi benim üzülmeye hakkım yoktu. Sonuçta ona eski hayatına dön diyen bendim. Şimdi kalkıp 'Neden gittin!?' diye sorma

