Saatler geçmişti o kahvaltı tepsisini Karan'ın odasına bırakalı. Ondan sonra da bir daha yanına gitmemişti. Gidememişti. Açıkçası pek gitmek de istemiyordu. Çekiniyordu çünkü. Bakışları öyle derin, öyle yoğundu ki o karanlık bakışlara üç saniyeden uzun süre bakamıyordu. Hatta o kadar bile zor bakıyordu. Ne yapacağını ise bilmiyordu. Birisinin o odaya gitmesi gerekiyordu. Çünkü adamın vücudundaki sargı bezleri uzun süredir değişmemişti. Mikrop kapabilirdi. Onu bulup bu eve getirdiğinde yaralarını kendisi sarmıştı fakat şimdi bunu kim yapacaktı? Nilay'dan rica etse yapar mıydı acaba? Genç kız tedirgin bir şekilde küçük oturma odasında oradan oraya turlarken bunları düşünüyordu. "Güneş?" Arkadaşının sesini duymasıyla birlikte sonunda durdu ve bakışları birleşti. "Ne o? Deli danalar gibi

