7. BÖLÜM

1458 Kelimeler
XEMGİN KONAĞI Yüreği kor ateşlerde yanıyordu Dila hanımın. Gözünün bebeği, son beşiği, yavrusunu el gibi gelin etmişlerdi. Kızı kaçmıştı onlardan. Lanet ediyordu anneliğine bitanesini koruyamadığına. Kızını son kez bile olsun görememişti ne haldeydi bilmiyordu. Canı yanıyor muydu yavrusunun nasıldı ne haldeydi düşünmekten aklını yiyecekti. Nasıl bir anneydi ki kızını kurtaramamıştı. Elini uzatsa uzatamıyor, sesini duyamıyor, günlerdir görmüyordu. Kızını almışlardı ondan. Her şey kayınbabası yüzündendi Nupeldayı öne süren o idi. Kızı şimdi ondan uzakta ise tek sebebi oydu. Kararı duyduğu ilk günden beri gözünün yaşı dinmiyor kalbinin ağrısı gün geçtikçe artıyordu. Odanın kapısı çalındı hemen ardından açıldı. Odaya giren kızına baktı Dila hanım. Eylem’i kalmıştı yanında bir tek. Biri en uzağında biri ise en yakınında idi. Kardeşininin gidişi ile büyük kızıda harap olmuştu. “Daye,” Eylem’in titrek sesi ile gözlerini yumdu dinmeyen gözyaşları sicim sicim aktı tekrar. Her şey ama her şey Nupeldasını hatırlatıyordu ona. Annesinin yanına geçti Eylem yanaklarına süzülen yaşlarını sildi. Siyah tülbentinin üstünden saçlarını öptü. Kendisi de ağlıyordu ama annesi fark etmesin diye toparlanmaya çalıştı. “Daye bir lokma yemek ye ilacını iç ne olur. Günlerdir ilaçlarını içmiyorsun.” Kızının ellerinden tuttu Dila hanım. “ Eylem, bi haber yok mu kardeşinden? İyi mi kimse bir şey söylemiyor.” Yutkundu Eylem. Ne diyeceğini bilmiyordu. Dedesi olanlar hakkında tek kelime ettirmiyordu Nupelda’dan haber almalarına izin vermiyordu. Susan kızının gözlerinin içine baktı.”Ben nasıl ilaç içeyim, yemek yiyeyim? boğazımdan tek lokma geçmiyor Eylem! Evladımdan bir haber yok. Kızım aç mı susuz mu bilmiyorum. Nupelda’m iyi değilse ben nasıl iyi olayım, nasıl yiyip içeyim?! Evlatlarımın her biri bir yere savrulmuşken nasıl toparlanayım..” Ellerini dizlerine vurdu Dila hanım. “Oy daye daye dile min dişewite..” (Anne anne yüreğim yanıyor..”) Annesinin feryadına ağladı Eylem. Ne hale düşürmüştü dedesi onları. Hepsini yakmıştı ailelerini parçalamıştı. Kendine vuran annesinin ellerini tuttu sıkı sıkı sarıldı. Sakinleştirmeye çalışırken dualar etti. Onların feryadına kapının ardında Dilem de şahitlik ediyordu. Görümcesini kaynanasının odasına girerken görünce beklemişti koridorda. Geldiği günden beri bir kere tek görmüştü Dila hanımı ve o kadar kötü görünüyordu ki annesi gözlerinin önüne gelmişti. Kaynanasının feryadı içini yakmıştı. Sessiz sessiz ağladı. En çokta kendisine ağladı. Kaynanasının yanına gitmek istedi annemde senin gibidir yakmaz kızının canını kendi evladı gibi korur demek istedi ama yapamadı. Ayakları geri geri gitti. Ağlaya ağlaya üst katın merdivenlerini çıkıp günler önce ona ait olan odaya girdi. Kapıyı kapatıp sırtını yasladı yavaşça olduğu yere çöktü. Günler öncesine kadar annesinin eteğinde küçük bir kız iken şimdi omuzlarına yükler yüklenmiş ve gelin olmuştu Dilem. O neşeli etrafta dört dönen o kızdan eser kalmamıştı. Annesini özlüyordu, evini özlüyordu, en çokta ablasını özlüyordu. O kapının önünde ağladıkça ağladı. Onun sessiz yakarışları iç çekmeye döndü, güneş battı hava karardı ama Dilem o kapının önünden ayrılamadı. Bir kan davası uğruna kaç tane hayat mahvedilmişti. Kaç yuva yıkılmış kaç canlar alınmıştı. Amed’in acılarla bezenmiş topraklarına ev sahipliği yapanlardan birileri de en çok onlardı. ••••• BOTAN KONAĞI Şirvan gecenin ilerleyen saatlerinde odasına girdiği vakit karısını cam kenarındaki koltukta iki büklüm uyuya kalmış halde görünce duraksadı. Öyle savunmasız öyle kimsesiz duruyordu ki dokunsalar paramparça olacak gibi sanki. Karısı yine de soğuk duruşunun arkasına sığınıp güçlü durmaya çalışıyordu. Bir yanı merhamet ederken bir yanı da o merhametini hak etmediğini haykırıp duruyordu. Düşmanlarının kızı gerçekten de onun ne merhametini ne de iyiliğini haketmiyordu. Üstünü değiştirmeden yorgunlukla yatağa attı kendini. Kolunu gözlerinin üstüne koyarak ağrıyan başının geçmesini bekledi. Bir gecede bir ömür yaşlanmıştı sanki. Son günlerde yaşananlar dengelerini alt üst etmişti bir gecede omuzlarına yüklenenleri hayatı boyunca taşımak zorunda kalacaktı. O yüklerden biri ve en büyüğü ise bir zamanlar düşmanı şimdi de karısı olan kadındı. Düşündükçe düşündü bütün gece yine gözüne gram uyku girmeden geceyi sabah etti. Nupelda ağır ağır uyandı uykusundan günlerdir uykusuz yorgundu. Küçücük koltukta bile uyumak o kadar rahat gelmişti ki günler sonra uyuyunca gözünü açmak istememişti. Her yeri tutulmuş vücudu ağrı içindeydi. Işığa alışan gözlerini odada gezdirdi. Yatağın üstünde dünkü kıyafetleri ile yatan adama baktı. Kocası bir elini başının altına koymuş rahatsız bir pozisyonda uyuyordu. Uykusunda bile sert çehresini olduğu gibi koruyor diye geçirdi içinden. Nefretle kısılan gözlerini kocası olan adamdan çekti. Dolaptan kıyafetleri alıp banyoya girdi ve üzerini değiştirdi. Yine yasının rengini bürünmüştü. Siyahlar içindeydi ve öyle de olmaya devam edecekti. Aynadan baktı son kez kendine çıkmadan önce. Daha fazla haline bakıp göz yaşı dökmeyecekti bir yerden toparlanması lazımdı. Gözleri dolsa da başı dik çıktı banyodan. O sıra camın kenarında dikilen kocası kapının sesini duyunca ona dönmüştü. Gözlerini üzerinde gezdirdiği her saniye burnundan soluyordu. Aniden hızla üzerine gelen kocasıyla bir iki adım geriledi. Şirvan yine siyahlara bürünen kadını görünce sinirlerine hakim olamamıştı. Hızla yanına yaklaşıp başındaki siyah tülbenti çekti. Nupelda anın getirdiği şokla ellerini yüzüne kapatmıştı korkudan ama başından çekilen tülbentiyle ellerini yüzünden çekti. Kolunu mengene gibi saran kocasından kurtulmaya çalışırken bir yandan da öfkeyle konuştu. “Ne yaptığını sanıyorsun? Bırak beni!” Şirvan dişlerinin arasından soluyordu bu kadına karşı bir şey yapmamak için. “Bir daha siyah tülbent takmayacaksın siyah giyinmeyeceksin! Duydun mu beni?” Karısını tuttuğu kolundan sarsarak hiddetle konuşuyordu. İnatla başını sallayıp ona cevap vermeyen kadınla daha da sinirlendi. “Git değiştir üstünü böyle inmeyeceksin aşağıya.” Başını kaldırdı Nupelda. Kolunu sıkan parmaklardan kurtulmaya çalışarak aynı hiddetle karşılık verdi kocasına. “ İster kabul et ister etme ben üstümü değiştirmeyeceğim. Yasımı tutmaya devam edeceğim buna ne sen ne de bir başkası karışamaz.” O kadar yüksek sesle konuşuyorlardı ki odalarının açık olan camından dolayı seslerini avludakilerde duyuyordu. “Ulan değiştireceksin dediysem değiştireceksin burası senin babanın evi değil! Senin yasın bitti o evde kaldı, sen istesende istemesende ki artık öyle bir şansın yok bir BOTAN’sın.” Elini sinirle göğsüne vurdu” Benim karımsın. Bana, benim aileme uyum sağlayıp ona göre yaşamak zorundasın.” Yutkundu Nupelda kocasının cümlelerinin ardından. “ Benim yasım hiç bitmeyecek siz beni öldürdünüz. Yaşıyorum mu sanıyorsun sen beni? Ben kendi acımın yasındayım. Mahkumu olduğum bu hayatın yasını ölene dek tutacağım.” Başını sinirle salladı Şirvan. Karısının kollarını tutarak dibine kadar yaklaştı. Öfkeli solukları birbirine çarparken katı bir suretle konuştu. “Güzel. Kabul edebilmişsin mahkum olduğunu o zaman ona göre davranacak benim sözümün üstüne söz söylemeyeceksin.” Bir hışımla karısının kollarını iterek bıraktı. Nupelda birkaç adım sendeleyerek makyaj masasına tutundu. Kapıyı sinirle arkasından çarpıp giden kocasının ardından bütün direncini kaybedip yere düştü. Ağlamayacaktı dik duracaktı ya öyle demişti kendine ama yapamıyordu, toparlanamıyordu. Canı yanıyordu, ölüyordu sanki. Annesini istiyordu annesine gidip dizinde ağlamak annesininde saçlarını okşayıp herşeyin geçeceğini söylemesini istiyordu. Kimsesizdi artık ne ağlarken onu teselli eden bir annesi vardı ne de geçip gidecek acıları.. Şirvan öfkeyle merdivenleri indiğinde karşısında annesini görmeyi beklemiyordu. Seri adımları annesini görmesiyle duraksadı. Gözlerinde hayal kırıklığı ile ona bakan annesi ile geçip gidecekti ki annesi kolundan tutarak gidişine izin vermedi. “ Konuşacaklarım var.” Azade hanımın oğluna ikaz dolu sesiyle konuşurken avludaki tüm gözlerin şimdi onlara döndüğünü biliyordu. “ Anne-“ Azade hanım oğlunun konuşmasına fırsat vermeden araya girdi. “ Şirvan odama geç konuşacağız.” Şirvan annesinin ağır ağır konuşması ile başını salladı içinde onu kemirip bitiren öfkesine rağmen. Azade hanım üst kattaki odasına ilerlerken oğlunun hemen arkasında olduğunu biliyordu. Şirvan annesinin hemen ardından odasına girerek kapıyı kapattı. “Yazıklar olsun.” Azade hanımın dudakları arasından çıkan iki kelime ile Şirvan kaskatı kesildi. “Ben seni böyle yetiştirmemiştim Şirvan. Sen nasıl bir kadına sesini yükseltirsin hele ki o kadın senin karın!” Azade hanımın hayal kırıklığı dolu sesi titremişti. “Evet, karım! Bu yüzden onunla aramda olanlar kimseyi ilgilendirmiyor. Daye, sende karışma bizim meselemize.” “ Senin sesin tüm konağı inletmeseydi beni ilgilendirmezdi! Sen o kıza bağırıp çağırırken susup kalmamı mı bekliyordun benim? Herkes sesinizi duydu Şirvan Bey.” Alayla elini salladı oğlunun göğsüne Azade hanım. “Ne yaptığını bilmiyorsun öfke, kin gözlerini boyamış senin Şirvan. Sen karına böyle davranıyorken kardeşini düşünmüyor musun? Dilem hiç mi aklına gelmiyor he oğlum. Sen o kıza bağırırken kardeşin gelmiyor mu gözünün önüne hiç mi düşünmüyorsun Dilem de orada ya ona böyle davranıyorlarsa ya benim kızımın canını daha çok yakıyorlarsa?” Annesinin söyledikleri ile çenesi kasıldı Şirvan’ın. “Dilem’e sesini yükselteni yaşatmam Daye. Canını yakanın canını yakarım!” Ağır ağır başını salladı Azade Hanım. “ Madem öyle oğul sen neden karına bağırdın? O kızın abileri yok mu, onlarda senin gibi düşünmüyorlar mı sanıyorsun? Şirvan sakın ola ki o kızı sahipsiz sanma.”Kendini gösterdi “. O kızın arkasında ben varım ben. Kimse yoksa Azade Botan var! Gelinimi kimseye ezdirmem ne sana ne babaannene duydun mu?” “Anne-“ Elini kaldırdı Azade Hanım.”Sus, beni dinle. Babaannenle halan bir işler çeviriyor Şirvan. Karına dikkat et babaannen gözünü öyle bir karartmış ki ne yapacağını ben bile kestiremiyorum. Ne olursa olsun onların eline fırsat verme.” Şirvan, annesini sakinleştirmek için onaylarcasına başını salladı. O konuşmaları ikisin arasında kalmış Şirvan annesinin yanından ayrılır ayrılmaz konağı terk etmişti. Arkasında dönen sinsice planların ve tuzakların farkına vardığında taş üstünde taş bırakmayacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE