"Nasılsın?"
"İyiyim Ada. Bak bu gün kaçıncı kez soruyorsun, artık kızıcam." dedim uzandığım çimlerden ona baktığımda gözleri dolu dolu bakıyordu.
Dün Ada'nın elinden telefonu alıp hemen kapattığım da anlatmaya nereden başlıcağımı bilmediğim için sessizce içeri geçip oturdum. Ardından annem defalarca arasada telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktım. Ada sabırla anlatmamı bekleyip yüzüme bakarken konunun bir yerinden başlamak için derince nefes aldım. Ben anlatmaya başladığımda gözleri dolup ağlasada sonra o adama ettiği küfürlere gülümsemiştim. Ada'nın sinirlendiğinde ağzının bu kadar bozduğuna ilk defa şahit oluyorumdum ve oda artık benim kim olduğumu öğrenmişti ama Özgür abinin benim hakkımda her şeyi bilidiğini söylememiştim. Bence bunun daha zamanı vardı.
Sabah gözümü açtığımdan beri, nasıl olduğumu en az yüz kere sordu ve sormaya devam ediyor. Şuan Ada'ya acil bu konuyu unutturacak bir dedikodu lazımdı ama aksi gibi okulda pek sakindi. Aklıma geçen Türkan teyzenin söyleyiği geldiğinde gülümsedim. Emir hocanın sır gibi sakladığı sevgisi kimdi? Ada bu kızı kesin bulurdu.
"Ada." dedim sırıtarak yattığım çimlerden kalktım.
"Nedense bir dedikodu seziyorum." diyip oda sırıttı.
"Emir hocanın sevgilisi varmış. Kızı sen bulursun." diye çırpıda söylediğimde Ada'yı küçük bir öksürük krizi tutarken hafiften sırtına vurdum. "Habere bu kadar heyecanlancağını bilseydim, duyar duymaz söylerdim." dedim dalga geçercesine.
"Ada, iyi misin?" dedi Demir telaşla yanına oturdu.
"İyiyim iyiyim." dedi nefes alışını düzettiğinde, Ada'ya dikkatle baktım. Bir dedikoduya bu kadar heycan yapmış olamazdı.
Ada, Demir'den uzaklaşıp çalan telefonuyla konuşmak için yanımızdan ayrıldığında onun telaşlı halini dikkatle izliyordum. Boynuma dolanan kolla Ada'dan bakışlarımı çekerken Ali yine sınırı aşmıştı.
"Ali." dedim sakinlikle kolunu çekmesi için uyardım
"Efendim." dedi gülümseyip istifini hiç bozmadan.
"Ali?" diye bu sefer dişlerimi sıkarak uyarınca kolunu çekti.
"Tamam tamam anladım."
Çok mu zor yoksa anlamak mı istemiyor, ben yakın temastan nefret ediyorum ama arada bunu Ali'ye hatırlatmam gerekiyordu.
Ben Ali'yle inatlaşırken Barış hocayla, Emir hoca yanımıza geldiğini fark ettim.
"Peri kaybolmuş." dedi Ada telaşla yanımıza gelirken 'Peri kim?' der gibi başımı iki yana sallayarak sordum. "Türkan teyzenin yeğeni Peri." diye açıkladığında arada sırada Türkan teyzenin yanında sarışın küçük bir kız çocuğu görüyordum. Bu o kız olsa gerek.
"Ada geliyor musun?" diye Emir hoca sorduğunda sanki gelmese kızıcakmış gibi kaşlarını çatmıştı.
Körle yatan şaşı kalkar misali Barış hocadan mı huy kaptı ne?
"Bende geliyorum." dedim bi hışımla oturduğum çimenlerden kalkarken Ada'nın koluma girmesi cevabı olmuştu ama Barış hoca bana şaşkınlıkla bakarken Ali ve Demir'le vedalaşıp otoparka doğru yürümeye başladık. Arada Türkan teyze olmasa şuan kimse beni zorlada olsa Barış hocanın arabasına bindiremezdi.
"İnatla size gelice hafta bir kaçıyor, küçük cimcime." dedi Emir hoca.
"Parka saklanmış olabilir ama biz yinede gidip bakalım." dediğinde sanki sesi titremişti.
Dikkat çekmek istemese küçücük bir çocuk sebepsizce kaçmazdı ki. Belki de annesinden ayrılıp teyzesin yanına gelmek istemiyordu. Sonuçta o yaşta bir çocuğun en çok annesine ihtiyacı vardır. Bence insanın her yaşta annesine ihtiyacı vardır ama işte?
Onlar aralarında konuşurken Ada'nın kolundan hafiften çektim. "Peri'nin kaybolduğunu, sen nereden öğrendin?" diye fısıldıyarak sordum.
"Şey...... " dedi biraz düşünüp önümüzde yürüyen ikiliye baktıktan sonra "Annemden." diyip bakışlarını bana çevirdiğinde uzunca baktı.
Arkadaşımı az çok tanıdıysam sadece yalan söylediğinde inandırmak istercesine gözlerime bakıyordu ama şimdi niye böyle bir yalan söyleme gereği duysun.
Arabasının kapısını açıp bineceğim sırada telefonum çalınca cebimden çıkardım.
-'Efendim Özgür abi.'
-'Odama gelebilir mişin Gece?'
-'Okuldan çıkmak üzereyim sonra.....'
-'Önemli, annenle ilgili.'
-'Hemen geliyorum.'
Telefonumu kapatırken üçününde bana merakla bakması normal mi? Özğür abi beni her zaman arıyan insan ne bu merak? Tabi bunu bilselerdi..
"Ben gelemiyorum Ada, Peri'nin durumundan haberdar edersin." diye Ada'ya bakıp açıklama yaptım. Geldiğim yolu geri yürüdüğümde Ada arkamdan seslensede dönmedim.
"Abim seni niye çağırdı?"
"Sonra Ada sonra." diye bağırmakla yetindim.
Yıllar sonra annemle ilgili ne olmuş olabilirdi? Mesela beni bulmuş olabilir miydi? Olmasın ya sakın olamasın. Onu görmeye hazır mıyım bilmiyorum, hem görsem ne dicektim ki. Hoş geldin mi dicektim? Ya da o hiç düşünmeden boynuma mı sarılcaktı? Onca geçen zamanda sürecinde ben ondan saklandıysam oda bu durumdan memnunmuş gibi o şerefsizle beraber babamdan kalan şirketi yönetti. Bak düşündükçe öfkem daha da artmıştı.
Özgür abinin odasının önüne geldiğimde biraz bekleyip sakinleşmek için bir kaç kere derin derin nefes aldım. Odanın kapısını çalıp içerden 'gel' sesini duyunca kapının kulpunu yavaşça kavrayıp açtım. İçeri girdiğimde Özgür abi hızla ayağa kalkıp yanıma geldi.
"Gece iyimisin?" diyip kolumdan tuttuğu anda "İyiyim iyiyim." diye hızlıca cevap verince elini hemen çekmişti. Temastan hoşlanmadığımı bilği için bana yaklaşırken dikkat ediyordu, korumacı olsada Ada böyle bir abisi oldugu için çok şanslıydı.
Masanın önünde duran koltuğa oturduğumda Özgür abi de gelip karşıma oturdu.
"Ama sen daha annenle ilgili dediğim an böyle olursan. Karşılaşınca ne yapacaksın?" diye hafifçe sitemde bulundu.
"Eskiyi düşündükçe öfkeme hakim olamıyorum." dedim tırnaklarımı elime geçirircesine yumruğumu sıktım.
"Senin bu öfke krizlerini aşman lazım." diyip oturduğu yerden kalktığında çekmecesinden çıkardığı çikolatayı bana uzattı. Çikolatayı sadece öfkelendiğimde yediğimi bilen tek kişi. Tabii Eğe'den sonra....
"Teşekkürler." dedim çikolatayı açıp yemeğe başlarken tatlının beni sakinleştirmesini umdum. Çikolatayı bir solukta yerken Özgür abi kaşıma tekrar oturdu.
"Avukat Asaf Gümüş'ü ne kadar tanıyorsun?" dediğinde aklıma ilk Eğe geldi. Anneme öfkem yüzden vazgeçtiğim tek dostum.
"Aile dostumuz ve şirketin avukatıydı. Yani en son öyleydi." dedim laflar ağzımdan zor çıkarken.
"Haftasonu düzenlenecek bursluluk sınavını sizin şirket düzenliyor ve......."
"Bizim?" dedim inatla kendimi gösterirken.
"Evet Gece sizin şirket ve bu yüzden Asaf bey öğrenci bilgilerine ulaşmış. Yani uzun lafın kısası senin burda okudugunu biliyorlar." diyip konuyu hız kesmeden bir solukta her şeyi söyleydi. Aramızda kısa bir sessizlik olurken ben bundan sonra ne yapacağımı düşünüyordum.
Asaf amca beni görmek için buraya gelirmiydi? Ya da düşünmeden Eğe'yle gelirmiydi?
"Bir şey daha var." diyip söylemekte zorlandığı şeyi ğüçlükle yutkunduğunda fark ettim. Bence bomba şimdi geliyordu. Hazırım dercesine tebessüm etmeye çalıştım. "Asaf bey sabah seninle görüşmek istiyor ama yanlız gelir mi orası muamma." dediğinde bir süre donup kaldım.
Özğür abinin endişesi büyük ihtimalle annemin gelmesiydi ama Asaf amca benimle sakin bir şekilde konuşmak istiyorsa Eğe'yle gelirdi.
"Görüşelim bakalım." dedim kendimden emin, tehtit edercedine başımı sallamıştım.
"Seni tek gönderemem bende geliyorum."
"Özğür Abi buna mecbur değilsin." dedim mahcubiyetle, zaten istemesemde bütün sorunlarıma yardım ediyordu.
"Mecburiyetten değil ufaklık, dimdik ayakta dururken küçücük olsa destek olayım." diyip gülümsemişti. İşte Özgür abinin nadiren gördüm gülümsemelerinden biri.
"Teşekkür ederim."
"Sen yine erkenden kafeye mi kaçıyordun?" diye sorarken hâlâ gülümsüyordu.
"Sahi ben onu unuttum. Peri kaybolmuş." dedim bir anda yerimden kalkıp.
"Yine mi ya?" dediğinde yüzü asılmıştı. Daha sonra ceketini alıp çıkmaya hazırlandı. "Çıkalım, ben yolda Barış'ı ararım." diyip kapıya yönlendirdi.
Özgür abiyle beraber okuldan çıkarken Barış hocayla kısa görüşme yapıp telefonu kapattı. Arabaya binerken Barış hocanın ne dediğini merak etsemde sormak yerine bakışlarımı Özgür abiyle dikmem yetti.
"Bulamamışlar. Barış karakolda, diğerleri de mahalleyi aramaya devam ediyormuş." diyip arabasıyı çalıştırdı.
Özgür abi yoldan gözünü ayırmadan arabayı sürdüğünde küçücük kızın neden evden sürekli kaçtığını merak ediyordum. Sormak için ağzımı açıcak gibi oldum ama sonra vazgeçtim. Ailevi bir meseleyse sorup anlatsın diye mecbur bırakmak istemiyorum.
"Sor hadi." diye sabırsızca söyleyince şaşkınlıkla baktım. Özgür abi onunla geçirdiğim zaman sürecinde anlaşılan beni iyi tanımış.
"Ne oldu ufaklık? Seni tanımama mı şaşırdın?" dedi yoldan gözünü ayırıp bir kaç saniyeliğine bana bakıp geri döndü.
"Eh yani." diyip kısacık sessizlikten sonra aklımdakini sordum. "Peri'nin evden niye sürekli kaçtığını biliyor musun?" diye sorduğumda uzunca bir nefes alıp verdiğinde arabayı yavaşça kenara park etti. Tekrar uzunca nefes aldığında bakışlarını bana çevirdi.
"Peri bir sene önce annesini kaybetti, normalde babasıyla yaşıyor ama Türkan teyzenin yanına arada kalmaya gelir. En çok annesiyle parkta vakit geçirdiği için her defasında evden kaçtığında oraya saklanırdı." diyip anlatırken kelimelerin ağzından zor çıktını fark ettiğimde güçlükle yutkunup elini tuttum.
"Belki bu sefer annesinin sevdiği bir yere gitmiştir." diyerek destek olmaya çalışırken aklına bir şey gelmiş olmalı ki gözlerin içi parladı.
"Sen harikasın." dedi elime öpücük kondurup arabayı hızla çalıştırdı. Ben yaptığı hareket şaşırırken "Ne?" diyebilirim sadece.
"Botanik bahçe." dediğinde benim hâlâ anlamadığımı sessiz kalışımdan fark etmiş olacak ki bakışlarını bana çevirdi. "Bizim evin iki sokak aşağısında botanik bahçe varya belki orda olabilir." dediğinde yolla bakmaya devam ederken, ben bizim mahallede bir botanik bahçe olduğunu bile şimdi öğreniyordum.
Arabayı park edip botanik bahçenin önüne geldiğimizde bu kocaman alanın neresinden başlıyacaktık. Özgür abi bir tarafa ben diğer tarafa gitsem ama ben Peri'nin sarışın olması dışında bir şey bilmiyordum.
"Ben Peri'yi daha önce görmedim. Nasıl tanıyacağım?" dediğimde Özgür abi 'gerçekten mi?' der gibi kaşlarını kaldırıp baktı, benden ses çıkmayınca telefonu çıkarıp biraz uğraştıktan sonra ekranı bana çevirdi. Peri fotoğrafta sarı saçlarıyla papatyaların arasında aynı peri kızı gibiydi.
"Şimdi sen sağa ben sola gidiyorum, duruma göre arıyorsun." diyince başımla onayladığımda ayrıldık.
Parkuru takip ederek yürüdüğümde etrafıma bakınıyordum. İlk baharın muhteşem kokusu, kuşların cıvıltısı, doğanın bütün renkleri burda toplanmıştı. Aslında evden kaçmak için cennet gibi yerdi burası, Peri'in fotoğrafını hatırladığımda papatyaların bulunduğu tarafa doğru yürümeye başladım.
Papatyaların arasında Peri'yi gördüğümde onu korkutmamak için küçük adımlarla yanına doğru yürümeye başladım. Gözlerime vuran güneşi elimle engelediğimde usulca ona seslemdim.
"Peri kızı." dedim sesimi neşeli tutmaya özen göstererek.
"Anne!" diyip bacaklarıma sarılınca, onunla göz göze gelebilmek eğildiğimde masmavi masum gözlerinde kaybolduğumu sandım bir an için.
"Peri kızı ben....." dedim onu kırmamaya çalışarak ama durumu nasıl toparlıcaktım. Peri en fazla beş ya da altı yaşında gibi duruyordu. Bu yaşta annesiz kalmayı küçücük kalbi nasıl kaldırsın?
"Kömür gözlü abla." dedi gülümseyip.
"Ufaklık bulmuşsun küçük cimcimeyi."
Özgür abi seslenerek yanımıza gelirken Peri boynuma sıkıca sarıldı. "Kömür gözlü abla kurtar beni...."
"Bak bak laflara bak. Görende kaçıyoruz zannedicek, yine bütün mahalleyi ayağa kaldırmışsın." diye yalandan sitem ederken bizimle aynı izaya geldi.
"Banane gelmicem, dayıma küstüm." diyip daha da sıkı sarılınca bende ona sarılmıştım.
"Peri, tatlım ama herkes seni merak ediyor." diyerek tatlı dille ikna etmeye çalışırken saçlarını okşadı.
"Kömür gözlü abla gelirse....."
"Gelirim tabi, Peri kızı." dediğimde Peri sevinçle yanağımdan öperken Özgür abi şaşkınlıkla bize bakıyordu. Zaten aynı mahallede oturmuyor muyuz? Ne bu şaşkınlık?
Peri'yi alıp mahalleye geldimizde bulunmasıyla herkes derin bir nefes almıştı. Sevinçle herkes tek tek sarılırken bir daha kaçmaması için bol bol tembihlediler. Peri'nin küs olduğu dayısı da bizim Barış hocaymış, benim inatla hocam dediğim gibi oda abi demesi gerekirken dayı diyip duruyor. Türkan teyze hepimizi yemeğe davet ettiğinde kafeye geç kaldığım için yanlarından ayrılıcakken Özgür abi Ahmet amcadan izin alınca mecburen onlarla yemeğe kalmıştım. Yemekten sonra Ada herkese çay servisi yaparken Peri koridorda bağırarak koşup yanıma geldi.
"Banane banane kömür gözlü ablam yaptırsın"
"Peri inatlaşmasana kızım." diyerek arkasından Türkan teyze geldi.
"Hımm. Ne yapacak mışım ben Peri kızı? Söyle bakalım?" diyip ellerinden tutarak önünde eğildiğimde odadaki herkes konuşmayı kesip bize odaklanmışlardı.
"Beni sen banyo yaptırır mışın?" diye masumca sorduğunda o masmavi gözlerine bakıp hayır demem mümkün değildi.
"Ya sen böyle tatlı tatlı sorarsında ben hayır diye bilirmiyim Peri kızı." dedim gülümseyip bir tutam saçını kulaklıgının arkasına yerleştirdiğimde yanağından kocaman öptüm.
"Bak gördün mü?" diyip kıkırdıyarak Türkan teyzeye baktığımızda buruk bir tebessümle bizi izliyordu.
Peri'yle benim gülüşmemiz dışında ses çıkmayınca odadaki herkese göz gezdirdiğimde Türkan teyzeden farkları yoktu. N'oluyor canım herkese bu gün ben Peri'yle konuştukça şaşkın şaşkın bakıyorlar.
Peri kolumdan çekiştirerek banyoya götürdüğünde suyu açıp ılık şekilde küveti oldurdum. Peri'yle köpüklü suyda oynarken o kadar mutluydu ki ıslanmayı umursadım. En son zaman bu kadar eğlendim hatırlıyorum.
Peri'yi banyodan çıkarıp saçlarını kuruttuktan sonra dolaptan pijamalarını alsamda o üzerine elbise bakınmaya başladı. Karşımda çok tatlı bir kız çocuğu olunca hayır demek zormuş, onun isteği gibi elbiseyi girdirdiğimde saçlarını iki yana ayırıp ördüm.
Peri'yle el elle içeri girdiğimizde Barış hocadan başka kimse kalmamıştı.
"Dayı bak, kömür gözlü ablam saçımı ördü." dedi koşup kucağına otururken.
"Çok güzel olmuş bitanem ama kömür gözlü değil ablanın adı, Gece." diyip örtülü saçını okşarken, çok bilmiş bey efendi uyarıda bulundu.
"Hı, ben kömür gözlü dicem." dedi omuz silkerek.
"Aaa sen karışma dayısı, Peri kızı istediğini söyleye bilir." dedim inatla 'dayı' kelimesini bastırarak.
"Hâââh, bir sen kalmıştın dayısı demiyen." dedi sitem ederken kaşlarını çatıp beni süzdü. "Ayrıca bu halin ne? Hasta olacaksın, git üstünü değiştir." diye kızdığında Peri birden bağırdı.
"Teyze!! Abim Gece ablayı evden kovuyor!!" dediğinde ikimizde şaşkınlıkla baka kalmıştık. Hem adımı söyleyip hem de Barış hocaya abimi demişti.
"Peri n'oluyor kızım?" diyip içeri geldiğinde hepize tek tek baktı. "Gece kızım, hasta olmadan git üstünü değiştir." dediğinde Peri koşup birden bacaklarıma sarıldı.
"Yaa sende mi kovuyorsun?" dedi ağlamaklı çıkan sesiyle. Bu kadar bağrıması beni koyduklarını düşündüğü içinmiydi.
Barış hoca kalkıp yanımıza gelirken Peri'le göz göze gelebilmek için eğildi. "Hayır bitanem, kimse kömür gözlü ablanı kovmuyor." diyip sırtını sıvazlarken Peri kollarını bacaklarımdan çekti. Barış hoca başını kaldırıp baktığında bal gözleri hüzünle gölğelenmişti. Hâlâ Barış hocaya bakarken dizlerimin üzerine çöktüm. "Dayın haklı çünkü ben alt katta oturuyorum."
Peri söylediğim şeyle sevinçle boynuma sayılırken bir günde aileye bu kadar yakın olmam doğrumuydu. Peri'nin beni bu kadar benimsemesini anlamdıramasamda küçücük kızı üzmek istemiyordum. Türkan teyze üşüceğim konusunda tekrar uyarınca Peri'yle vedalaşıp evden çıktım. Merdivenlerden inerken Ada'nın biriyle tartışma sesi geliyordu.
"İnat olsun diye mi söyledin?" dedi Ada.
"Hayır sevgilim ama aklıma başka yalan gelmedi." diyip Emir hocanın sesini duyduğumda, emin olmak için seri adımlarla merdivenleri indim.
İkiside beni gördüğünde öylece baka kalmışlardı. Emir hocanın sevgilisi Ada'mıymış? Biri bana kamera şakası olduğunu filan söylesin..