yazardan... Salih Ağa, avludaki hıçkırık seslerinden ve duygusal atmosferden iğrenmişçesine yüzünü buruşturdu. Tekerlekli sandalyesinin kolçaklarını hırsla sıkarak, sesiyle avluyu bir bıçak gibi yardı. "Kesin lan tantanayı! Burası matem evi mi, ağalık konağı mı?" diye kükredi. Bakışları, köşede yalandan elinde hortumla meyve ağaçlarını sular gibi yapan ama aslında kulakları dört açılmış olan Ömer’e döndü. "Önder! Bırak o elindekini, gel buraya!" Ömer, elindeki hortumu yavaşça yere bırakıp, yüzündeki öfkeyi bastırmaya çalışarak Salih’e doğru yürüdü. İçindeki volkan patlamak üzereydi ama komutanı Yaman’ın planı için sabretmek zorundaydı. Salih, eliyle Zilan ve Narin’i işaret ederek nefret kusmaya devam etti, "Al şu sürtük hemşireyi ve yanındaki o kahpeyi, hemen içeri, çobanın yanına götü

