13 Abi diyeceksin

1417 Kelimeler
13 “BANA CEVAP VERME MEHİR! YUSUF’A ABİ DİYECEKSİN! MESAFENE DİKKAT EDECEKSİN!” Mehir bu sert tepki karşısında susup başını salladı. Bu adam kocasıydı. Saygılı davranması lazımdı. Babasına karşı çıkamadığı gibi Aziz Ağa da ne derse boyun eğmeye mecburdu. “Özür dilerim, hadsizlik ettim Aziz ağa,” dedi gözünden bir damla yaş süzülürken. Öz abisine bile abi demek içinden gelmezken kan bağı olmayana ne diye abi diyecekti, bunu soramadı. “Yusuf Bey desem olur mu?” diye sordu cılız bir sesle. “Niye abi demekten kaçınıyorsun! Yoksa…” dedi ve sustu. Bunu demeye artık dili varmadı. Yusuf ise araya girerek, “Kızcağız bana abi demek istemiyorsa zorlama abi, hem rahmetli yengemde bana Yusuf derdi. Ne var bunda?” diye tepki verdi. Aziz ağa, kardeşinin bu pervasız çıkışından hoşlanmadı. Yusuf’un kapıya kadar gelip bir de ona müdahale etmesine iyice öfkelendi. “Haddini bil Yusuf! Sen kimsin ki karımın odasına kadar girip bana akıl veriyorsun!” “Kötü bir niyetim yok abi, kavga etmenize üzüldüğüm için geldim.” “Sen üstüne vazife olmayan işlere karışacağına önce git de bir baltaya sap olmayı dene! Hadi işine bak!” “Neye kızdığını anlamıyorum ki! Sırf bana abi demiyor diye mi bu öfken? Yoksa başka bir derdin mi var abi?” Aziz Ağa daha fazla kendini tutamayıp Yusuf’un yakasından tutup onu kapının önüne çekiştirdi. “Sana işine bak dedim! Bir daha sakın karımla da aramıza girmeye kalkışma!” Yusuf, onu rezil eden abisine öfkeyle baktı. Kıskançlığından böyle yaptığını da anlamıştı. Ama bunu kimse dile getirecek kadar cesur değildi. O yüzden kıpkırmızı olmuş bir suratla merdivenlere doğru yöneldi. Ama artık kafasına iyice yazmıştı. Mehir’e abisinden önce sahip olacaktı. Bugün onu çocuk gibi ensesinden tutup kapıya koymak neymiş görecekti. ‘Bakalım çok güzel diye her yerde övülen karısının namussuzluk yaptığını öğrenince ne yapacak!’ diye düşündü. Mehir’e belki yazık edecekti ama abisi onun bozuk olduğunu öğrenip kapıya koyduğunda ona kucak açacaktı. Elbette abisinin eski karısını, karısı yapamazdı ama pekala ona ev açıp metresi olarak güllük gülistanlık yaşatabilirdi. Bu fikir Yusuf’un yüzünde sinsi bir gülümsemeye sebep oldu. Planını yapmıştı. Mehir’in önce kalbine sonra da yatağına girecek. Abisi onun bozuk olduğunu anlayınca kadar bekleyecekti. İşte o zaman hem abisinden intikamını almış olacaktı hem de yengesini metresi yapmış olacaktı. Öz abisi olsaydı bunu belki de yapmaya cesaret edemezdi. Ama artık ona karşı başkaldırıp hakkı olan her şeyi almanın vakti gelmişti. Belki hakkı olmayan da da gözü vardı ama bunca zaman her şeyin sahibi olduğunu saysın diye düşünüp olmayan vicdanını rahatlattı. (Narsist pezo) Aziz ağa sinirini yatıştırmak için derin bir nefes aldı. Yusuf gidince Mehir’e döndü. “Seninle bu meseleyi sonra konuşuruz,” dedi soğuk bir şekilde. “Bundan sonra gözüm üstünde olacak. Bu herifin hali hal değil! Artık ona nasıl yüz verdiysen seni benden koruyacak kadar haddini bilmez olmuş!” Mehir’in gözlerinden yaşlar süzüldü. Bir kez daha ahlaksız olmakla suçlanıyordu. Yaptığı hiçbir şey olmadığı halde. Boğazında bir düğüm vardı, çözemiyordu. Kime derdini anlatabilirdi ki? Hayatında ilk defa böyle bir şeyle yargılanıyordu. Kendini nasıl savunacağını da bilmiyordu. Gerçi suçu da yoktu, neden kendini savunmak zorunda hissediyordu? Buna anlam veremedi. Belki de düğün günü gördüğü o yakışıklı adamı beğendiği için ve şimdi onunla vakit geçirdiği için içten içe suçlu hissediyordu. Ama sonuçta onu beğenmek dışında yaptığı bir şey de yoktu. Tabi bunları kocasına anlatamazdı. Başını yerden kaldıramadı. Kocası ne dese razı gelecekti. En azından onu yatağına zorla sokmuyordu. En azından sözünde durup bekliyordu. “Bundan sonra attığın her adıma dikkat edeceksin! Ne yediğini ne içtiğini bana akşam gelip rapor vereceksin! Kiminle ne konuştun, kim geldi kim gitti bana tek tek söyleyeceksin! Yusuf’la yakınlık kurduğunu bir daha görürsem gözünün yaşına bakmam! Bu sana son ihtarımdır!“ Mehir bu kadarını hak etmemiş olsa da Yusuf’un odaya girip olaya karışması yüzünden bu denli kızdığını biliyordu. Keşke duymazdan gelseydi. Yusuf’un iyi niyetinin kurbanı olduğunu düşünüp kendine acımak yerine Yusuf’a üzüldü. Aziz Ağa bir hışımla odadan çıkarken Mehir eli ayağı titrer halde kalakaldı. Kendini karyolaya kadar zor atıp, elini göğsünün üstünde birleştirdi. Hayat o kadar acımasızdı ki… Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş gibi hissediyordu. Yediği önünde yemediği arkasındaydı ama zerre mutlu değildi. Belki dayak yemiyordu ama kocası onun aslında canına okuyordu. Belki dövse ağlamazdı. Çünkü dayak yemeye çocukluğundan beri alışıktı. Babasından çok abilerinden dayak yedi. Köyde bir çocuk Mehir’e bakacak olsa Mehir o akşam niye sokakta gezdin diye dayak yerdi. Oysa ki yaşıtları ip atlayıp saklambaç oynarken Mehir sadece sokağa ineğe su vermeye çıkardı. Abileri açıklamasını bile dinlemezdi. Abileri evlenince dayaktan kurtuldum diye sevinmişti ama çok geçmeden talipler çıkmaya başlamıştı. İlk talibi kapıya geldiğinde daha 14 yaşında bile değildi. Neyse ki babası gil uygun görmediği için görücülere hayır demişti. Tabi uygun görmeme sebebi Mehir’in yaşı değil, görücülerin maddi durumuydu. O gün çok iyi hatırlıyordu annesinin babasına ettiği sözleri. “Halil, deli olma Mehir’e bak bi, nasıl güzel daha bu yaşında. Az bekle iyice serilip serpilsin o vakit daha iyi talipler de çıkar.” “Öyle dersin de kaç sene daha Mehir’i besleyeceğiz? Kız çocuğu aileye ancak yüktür! Ele vereceğiz el olacak! Başlık parası herkes verir zaten. Onca sene beslediğimde ettiğim masrafa değecek mi sanki Emine?” “Sen şu kızın güzelliğini kimde gördün? Ben sana diyeyim, Ağa oğlu bile talip olur üç beş seneye! Hele bi o günler gelsin başlık parası da neymiş, hayatımız kurtulur Halil! Hem bizim hem de oğullarımızın hayatı kurtulacak, bak gör!” Mehir o günleri düşünüp düşünüp ağladı. Hiç sevgi nedir bilmemişti. Yine de sevgi dolu bir evlilik hayal etmişti o günlerden bu yana… O gün tek tesellisi babası gil daha iyi kısmet beklemeye karar verip onu rast gele birine küçük yaşta gelin etmemeleriydi. Annesinin hayallerinde zengin bir Ağa oğluna kızını yamamak vardı. Mehir ise ister köylü olsun ister Ağa oğlu olsun, evleneceği adamı sevip sevilmeyi hayal etti. Ama hayalinin yakınında bile değildi. Kendinden yaşça çok büyük bir adama damızlık diye verilmişti. Adamın gözünde ailesi yüzünden paragöz biriyken bir de şimdi namussuz olmuştu. Daha ne kadar aşağılanabilirim diye düşündükçe her geçen gün Aziz Ağanın nefretinin arttığını hissediyordu. Özellikle biraz önce kocasının nefretinin baki olacağını anlamıştı. ‘Keşke gidecek bir evim olsaydı’ dedi iç çeke çeke ağlarken. Ama yoktu… Onun gidecek bir evi de yoktu, onu bağrına basan bir ailesi de yoktu. Çünkü kadının adı yoktu… *** Akşam yemeği, geniş salonda her zamankinden daha gergin başladı. Uzun ahşap masada, Mehir, Aziz ve Yusuf üçlüsü yan yana gelmişti. Mehir, sessiz sedasız oturuyor, önündeki çorbayı karıştırmakla yetiniyordu. Yusuf, muhabbet etmeye kalkıştıysa da Aziz’in suratı asık olduğu için kimse gülmedi. Hizmetçiler bile sessizce gelip servis yapıyor, sonra geri çekiliyorlardı. Zarife ise bu gerginliğin sebebini biliyordu. Mehir iki kardeşi birbirine düşürmüştü. Yemek neredeyse bitmek üzereyken, Yusuf, Mehir’in gözünden Aziz abisini daha çok düşürmek için söze girdi. “Aziz abi, şimdi bir diyeceğim var ama hemen celallenme. Birkaç güne kadar şehirdeki eski fabrikayı elden geçirmeye başlayacakmışsın. Belki yenge de seninle gelse iyi olur, hem ona da değişiklik olur.” Aziz kaşlarını çatarak kaşığı tabağına bıraktı. “Hayır,” dedi kestirip atarcasına. “Mehir’in derdi sana kalmadı Yusuf. Sana dedim, kendi işine bak!” Yusuf’un yüzü yalandan asıldı. “Neden bu kadar katısın abi? Kız zaten mutsuz, belki biraz dışarı çıksa…” Aziz sözünü kesti. Yusuf’un neden bu kadar arsızlaştığını anlamıyordu. Biraz önce yaka paça onu dışarı atmamış gibi halen Mehir’in adını diline dolayıp duruyordu. “Yusuf, yeter! Karımla nereye gidip geleceğimi sana mı soracağım? Herkesin önünde bana akıl verme. Çocukluğunda da böyleydin. Keyfine bakmak istedin, ben çalıştım. Dünya umurunda değildi şimdiye dek. Şimdi de umrunda olmasın! Daha fazla işime karışma!” Yusuf alınmış gibi dudak büktü. “Peki abi,” diyerek Mehir’e kaçamak bir bakış attı. Mehir’in oltaya geldiğini halinden tavrından anlayabiliyordu. Bir tarafta onu düşünün Yusuf, bir tarafta ise onu eve hapseden kocası… Mehir’in kalbini kazanmak çok basit olacaktı. Mehir ise iki kardeşin bu tartışmasında ne tepki vereceğini bilemiyordu. Söz konusu olan oysaki kendisiydi. Yusuf’un onca hakarete rağmen halen onun için çabalaması onun yüreğine ışık tutmuştu. Şimdiye dek hiç değer görmemişken hiç tanımadığı, kan bağının olmadığı biri onun iyiliğini istiyordu. Bir tarafta ise Aziz Ağa onu yanında şehre götürmeyi bile çok görüyordu. Mehir, bir lokma bile yiyememişti. Midesi düğüm düğüm olmuş, Aziz’in tavrı onu daha da karamsarlığa itmişti. Bu konakta mutlu olma ihtimali yoktu. Kalkıp odasına gitmek istedi, fakat tam ayağa kalkmaya yeltendiği sırada Aziz ağa, Mehir’e keskin bir bakış attı. “Yemeğin bitmeden kalkma,” dedi. “Otur!” Mehir, tekrar sessizce oturdu. Bu katılığı kabullenmek zorunda bırakılmak, kalbindeki kırgınlığı daha da besliyordu. Yusuf, abisinin tavrını izlerken nerdeyse ona teşekkür edecekti. Aziz Ağa, farkında olmadan Yusuf’un ekmeğine bal kaymak sürüyordu. Sonunda, yemek bittiğinde masadan ilk kalkan Yusuf oldu. Sessizce çıkıp gitti. Kırgın gibi davranması lazımdı. ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE