Yaman Karaz’ın Anlatımı
Sabah erkenden kalkmış, konağın içinde geziyordum. Öfkeliydim. Abim ölmüştü, babamı yaralamışlardı ve bunların tek suçlusu Şirhanlardı. Yakıp yıkmak istiyordum ama babam bu sefer berdeli kabul etmişti.
Neden lan?
Neden yıllardır yapılmayan berdel şimdi yapılıyordu?
Neden kana kan olmuyordu?
Abimi almışlardı. Bir katilin kızıyla ben neden evleniyordum? Neden lan?
Öfkeyle avluda volta atarken korkudan hiçbir çalışan bana yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Öfkem taşacak gibiydi. Belimdeki silahı çıkarıp havaya ateş ettim.
“Ulan Şirhanlar! Bu kurşunlar havaya değil, size sıkılmalıydı lan! Size!”
Tekrar belime yerleştirip konaktan öfkeli adımlarla çıkıp yürümeye başladım. Ne kadar yürüdüm bilmiyorum ama sonunda çarşıya varmıştım.
Öfkeli bir şekilde çarşıda gezerken birden bir kız gözüme çarptı. İşte tam o an olduğum yerde durup ona bakmaya başladım. Baktıkça içimdeki öfke diniyordu. Ne oluyordu bana bilmiyorum ama bir saniye gözümü ondan ayıramıyordum.
Çok güzel bir kadındı.
Hayatımda ilk kez bir kadını bu kadar güzel buluyordum.
Bembeyaz teni, dolgun kırmızı dudakları, küçük burnu ve yemyeşil gözleri vardı. Yanındaki arkadaşlarıyla gülerek dolaşıyorlardı. Gözlerim birden gülüşüne takıldı. O kadar güzel gülüyordu ki istemsiz içim ısınmaya başladı.
Kaşlarımı çattım.
Ne oluyordu lan bana?
Uzaklaşıp gittiklerinde adımlarım istemsiz onları takip etti. Bir kafede oturduklarında ben de geçip, onu görebileceğim, hatta seslerini duyabileceğim bir yere oturdum. Onlar siparişlerini verdiklerinde garson benim yanıma geldi, ben de bir Türk kahvesi söyleyip kıza bakmaya devam ettim.
Siparişleri geldiğinde gözlerim garsona kaydı. Kahveler ve cheesecakeleri getiren adam kıza öyle bir bakıyordu ki istemsiz sinirlendim.
Elim yumruk oldu.
İçimden: “Sakin ol Yaman… Sakin ol Yaman…” deyip kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Sinirlenmem bile saçmaydı.
Neden sinirleniyordum ki?
Garson onların masasından ayrılıp benim masama gelip kahvemi bıraktı. Kızlar kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Kulak misafiri oldum yanlışlıkla… Böylelikle gözlerimi alamadığım kızın adının Elvan olduğunu öğrendim.
Ama garip olan şuydu:
Hiç konuşmamıştı.
Sürekli kâğıda yazmıştı.
Acaba konuşamıyor muydu?
İstemsiz merak etmiştim.
Kalkıp hesabı ödeyip çıktıklarında aynı garsonun tekrar Elvana şehvetli gözlerle baktığını gördüm. Ben de hesabı ödemeye gittiğimde parayı masaya bıraktım, adam para üstümü verdiği anda tek elimle yakalarına yapıştım.
Adam afallamıştı.
“Korkuyla, beyfendi ne yapıyorsunuz?” dediğinde kafasını alıp önündeki tezgâha geçirdim.
Adamın burnu kırılmıştı.
Kanayan burnunu tutuyordu.
“Ne yaptığını zannediyorsun lan?"
" Bundan sonra milletin karı kızına şehvetle bakma!” dedim. Suratına tıslar gibi eğildim: “Bir daha görürsem bu kadarla kalmaz, anladın mı lan?”
Adam korkuyla başını salladı. Elimi yakasından çekip kafeden çıkıp gittim.
Acaba nereye gitmişti?
Etrafa bakındım; bir tezgâhın önünde, gözleri parlayarak tarak takımlarına bakıyordu. Uzun siyah, ipek gibi saçları vardı. İçeri girdiğinde biraz ilerleyip dükkânın aşağısına doğru gittim.
Onu izlemeye dalmışken birden telefonum çaldı. Cebimden çıkarıp baktığımda anamın aradığını gördüm. Telefonu açıp kulağıma götürdüğümde daha ben konuşmadan anam konuştu:
“Oğul, neredesin sen? Baban seni arar.”
Sıkıntıyla konuştum:
“Çarşıdayım, birazdan gelirim.”
Telefonu kapatıp dükkâna baktım. Elinde bir ayna takımı vardı; öyle güzel, öyle gözleri parlayarak bakıyordu ki istemsiz benim de yüzümde bir gülümseme oluştu.
Fark ettiğimde:
“Ne oluyor lan?” deyip tekrar sert ifademe döndüm.
Kız panik olmuş gibi hızlıca dükkândan çıktığında biri kolunu tuttu. Kaşlarımı çattım. Adam kulağına bir şeyler söylediğinde Elvan’ın korktuğu her hâlinden belliydi. Tam müdahale edecekken Elvan ayağını kaldırıp adamın erkekliğine bir tekme attı.
Adam küfür edip eğildi.
Elvan ondan uzaklaşıp geri geri adımladı…
Ve işte tam o anda bana çarptı.
Sırtı göğsümle buluştuğunda içimde tarif edemediğim bir duygu gezindi. Adam kafasını kaldırıp bana baktığında beni tanımış olacak ki korkuyla geri dönüp hızla uzaklaştı.
Elvan yavaş yavaş bana döndü.
Gözleri önce göğsüme, sonra yavaşça gözlerime geldi. O zümrüt yeşili gözlerle karşılaşmam kalbimin hızlı atmasına neden oldu.
Gözleri parlayarak bana bakıyordu.
Ben de baştan aşağı süzüp tekrar ona baktım.
Yüz ifadem ve gözlerimdeki duyguyu sabit tutmaya çalıştım. Ondan uzun olduğum için biraz eğilerek “İyi misin?” dedim. Sadece başını salladı.
Oysaki belki bir ihtimal sesini duyarım sanmıştım. Ama yok… Konuşmamıştı.
Telefonuna bir şeyler yazıp bana gösterdiğinde sesinin kısıldığını, o yüzden konuşmadığını öğrendim. Demek ki dilsiz değildi.
Ona doğru biraz daha eğilip:
“Kendine dikkat et.” dedim ve yürüyüp gittim.
Adım atarken içimde geri dönme hissi vardı. Bu hissi zorla bastırıyordum.
O adamı bulmalıydım.
Ağzını yüzünü dağıtmalıydım o piçin.
Hızla yürürken bir ara sokakta gördüm onu. Arkadan ensesine yapıştım. Adam irkilip bana döndü, gözleri kocaman açıldı. Yakalarına sertçe yapıştım.
“Söyle lan! O kızdan ne istiyorsun?”
Titreyen sesiyle konuştu:
“A-ağam… b-ben h-hata ettim… a-affedesen… o k-kızın sizin ka… kadınız olduğunu bilmiyordum bi bilseydim bırak yan gözle bakmayı bakmadım bile”dediğinde.
Sinirle yumruğumu suratına geçirdim. Yere düştü.
“Demek yan gözle baktın ha, puşt!”
Adam yerde geri geri gitti.
“Ağam affedesin! Bir daha olmaz! Yemin ederim olmaz!”
Bir tekme geçirdim karnına.
“Ulan siz ırz düşmanları… Sizin ananız, karınız, bacınız yok mu da milletin karısına kıza yan gözle bakıp taciz etmeye kalkıyorsunuz lan?!”
Belimdeki silahı çıkarıp koluna ateş ettim. Adam acıyla bağırdı.
“Bu onun kollarına dokunduğun için! Bir daha böyle bir hataya düşersen bu sefer canını alırım lan!”
Silahı belime yerleştirip ara sokaktan çıktım. Konağa doğru yürüdüm.
Ulan… Öfkeyle çıkmıştım. Belki öfkem diner diye.
Ama işe yaramamıştı.
Birinin burnunu kırmıştım, birine kurşun sıkmıştım.
Bir kız için…
Tanımadığım bir kız için…
Ama ya o kız bacım olsaydı?
Ben bacım yerine koyduğum için yaptım.
Konağa vardığımda babam avludaki şarkta oturuyordu. Beni gördüğünde, “Ben de seni bekliyordum, gel oğlum.” dedi.
Öfkemi bastırıp babama doğru yürüdüm ve oturdum.
Babam omzuma dokundu.
“Oğul… biliyorum senden istediğim çok zor bir şey. Ama ben daha fazla kan dökülsün istemiyorum. Kabul et şu kızla evlenmeyi.”
Sinirle konuştum:
“Baba, onlar benim abimin katili! Bir katilin kızıyla evlenmem… olmaz!”
“Oğlum… evlenmeden bu kan durmaz. Ben abini toprağa koydum… Seni de koyamam. Bu ihtiyar seni de kaybetmeye dayanamaz.”
Babamın gözlerine baktım.
Her ne kadar istemiyor olsam da…
Kabul ettim.
“Tamam baba… kabul ediyorum.”
Babam omzuma dokundu.
“O zaman yarın akşam kızı istemeye gidiyoruz.”
Ayağa kalkıp odama geçtim. Yatağa oturduğumda aklımda sadece biri vardı: Elvan.
Onun o yemyeşil gözleri gözlerimin önünden gitmiyordu.
O güzel gülüşü hayalimde canlanıyordu.
İlk kez bir kızı böyle hayal ediyordum.
Daha önce çok kız görmüştüm; hepsi benim için tek gecelikti.
Ama Elvan… farklıydı.
Kaşlarımı çattım.
Sesli bir şekilde düşündüm:
“Aşık olmuyordum… değil mi?
Aşk değildi lan… Daha ilk kez görüyordum.
Böyle bir şey olamazdı, değil mi?”