kader mi ? irade mi?

2709 Kelimeler
(Ez Wi Tü Carî Jı bir Nakım ) (Ben onu asla unutmam. ) Biz birlikte hayal kurduk. Şimdi bir masal gibi: “Bir varmış, bir yokmuş...” Yazarın anlatımı.. Evin eline jiletleri aldı. Ölümü düşündü. Şimdiki gibi yanmazdı canı . Ne olacaktı ki? Sadece ölecekti. Her şey bitecekti. Ama can ne kadar tatlıydı. Ölüm, o kadar basit değildi. Tatlı canından vazgeçirmişlerdi onu. Evin artık yaşasa ne olacaktı, yaşamasaydı ne? Ne anlamı kalmıştı ki? Belkiler, keşkeler... Olmuşla ölmüşe çare mi vardı? Her gün ölmeye kıyasla bir kere ölmek daha iyiydi belki. Öyle düşünmüştü Evin Sanki bir uçurumdan atılmıştı. Düşünemez hâle gelmişti. Ağladı İçinden yüreği sökülene kadar, yüreği yanana kadar ağladı. Ölümden değil, ölmemekten korkuyordu artık. Çünkü eğer yaşamaya devam ederse onu ölümden beter ederlerdi. Ve insanlar ne derdi? "Kim bilir ne halt etti de canına kıydı?" demezler miydi? Herkesin uyumasını beklerken düşündü. Aklındaki düşünceler bir yük gibiydi. Sırtıma bir kambur olmuştu artık sadece tek düşüncesi bu kamburu sırtından atmaktı. Sevdiği adama ihanet etmiş gibi hissediyordu kendini. Oturduğu yerden yorulmaktan hitap düşmüş bir şekilde Kalktı. Banyoda Abdest aldı, Yarasa diye seccade ile namazını kıldı. Ellerini açtı. Boğazı düğüm düğümdü. Konuşamıyor sadece ağlıyordu Bu neyin çaresizliğiydi? Gözyaşları ondan habersiz dökülüyordu yanaklarına. “Geçemedim sınavını... Affet beni Allah’ım. Dayanamıyorum. Ölüme teslim oldum. Başka çarem yok. Ölüm beni kucaklasın, ben de ölümü kucaklarım...” Bedeni çoktan parçalara bölünmüştü. Bana uçsuz bucaksız bir ölüm verin.... Oysa daha ne yaşamıştı ki? Bir gün bu hâline şükredeceği zamanlar olacaktı, bilmiyordu. Roni, ablasını merak edip odasına geldi. “Abla, nasılsın? Biraz iyi misin? Babam seni sordu, hasta olmuş dedim. Yanına gelecek,” dedi. Evin yatağa kıvrılmıştı. Babasıyla konuşmak istemiyordu. En çok onu babasının söyledikleri yıkmıştı. Annesi de dememiş miydi: “Sen erkek mi seçiyorsun? Hepsi aynı.” Nasıl ağır bir cümleydi bu! Evin' nin çok zoruna gitmiş gururuna dokunmuştu. Ne yapmıştı ki? Sadece sevmişti. Günah mıydı? Günah değilse neden bu kadar büyük bir günah gibi saklanıyordu? Roni sessizce devam etti: “Abla… Berat abi duymuş. Dila yengem anlatmış her şeyi.” Evin boş gözlerle kardeşine bakıp durdu. Ne diyebilirdi ki? “Gelsin beni kurtarsın,” mı deseydi? Çağırsa Berat, bir saniye bile düşünmeden gelirdi. Canını hiçe sayardı. Ama biliyordu, evimin dediği kadın ile onların sonu ölüm olurdu. Roni, ablasının sessizliğini görünce içinden geçirdi: “Ablam hiç normal değil.” Ellerini ablasının saçlarında gezdirerek sordu: “Abla, iyi misin?” “İyiyim Roni, yok bir şey,” deyip sıkıca sarıldı. Belki de bu son sarılışıydı… Öyle geçirdi aklından ve daha sıkı sarıldı. Roni de ona sımsıkı sarıldı. Evin kapısı çalınınca Roni Saçlarına bir öpücük bırakıp: “Ben kapıya bakayım,” diyerek odadan çıktı. Çalan kapıya hızlı adımlarla ulaştı ve açtı. Dila’ydı gelen. Hemen Roni’ye yaklaştı. Meraklı gözlerle tam dibine girip“Evin nerede?” “Ablam odada,” dedi Roni. İkisi birlikte yanına gittiler. Dila, Evin’i gördüğü an şok oldu. Çünkü bu, tanıdığı Evin değildi. Ruhu çekilmiş gibiydi. Evin sanki ölmüş de zorla onu mezardan kaldırmışlardı.gözlerini kaçırıp Suçlu bir çocuk gibi başını eğdi. Dila yanına oturdu. Derin bir iç çekti. Evin sanki ölmüştü. Kardeşi de Evin’den farksızdı. Dila biliyordu. Evin çok güzel, akıllı, terbiyeli bir kızdı. O yüzden onun kardeşine nasip olmasını istemişti. Ama bu, onun sınavı olmuştu. Berat’la Evin’i Ahmet Dila,nın istemesinde birilerini görmüşlerdi. Dila, Ahmet’le evlendikten sonra Berat, Evin’i daha sık görmeye başlamıştı. Berat, Evin’i gördüğü her an kalbinde kuşların kanat çırptığını hissetmişti. Dila’ya da söylemişti: Evin’e âşık olduğunu… Ama Dila biliyordu; Evin Serhat’la evlendirilecekti. Bunu bildiği halde kardeşine nasip olsun diye uğraşmıştı. Serhat bir şey demezse de , Botan Ağa diyordu. Serhat da ses etmiyordu. Bu da "istiyorum" anlamına geliyordu. Erkek için normal olan, kadın için ayıptı. Dila derin bir nefes aldı. Olanları düşündü. Belki bunda onun da suçu vardı. Madem biliyordu, neden Berat’la Evin’in arasını yapmıştı? Gerçi… Sevmek suç muydu? Dila sesini alçaltarak: “Berat ortalığı yıktı. Babamlar onu odaya kilitledi. Onunla konuşsan, ‘Ben istedim,’ desen… Yoksa kendini de seni de yakacak,” dedi. Evin ne diyebilirdi ki? "Yandım, köz oldum ama kül olmadım," mı deseydi? Sustu. Ağladı. Zaten başka ne yapıyordu ki? Dila tekrar etti: “‘Ben istedim’ de…” Ama Evin, bunu nasıl desin sevdiği adama? Dila elindeki telefonu uzattı: “Berat’ı ara,” dedi. “Kardeşimi kimseye kurban edemem.” Evin, Berat’a kurban mı etmek istiyordu ki onu? O, herkesin iyi olmasını isterdi. Ama şimdi ne diyecekti ki? Artık söylenecek bir şey kalmamıştı. Dila’nın sözleri, Evin’in içine ateş gibi düşmüştü. Berat’ı aradı. Telefon daha ilk çalışta açıldı. İkisi de sustu. Konuşmadılar. Sadece çocuklar gibi ağladılar. Evin’in sesi içine kaçmıştı. Konuşmak istiyordu ama konuşamıyordu. Berat, boğazındaki yumruyu yutmaya çalışarak: “Sana kıydılar mı?” dedi. Evin sustu. “Bize değil, sana kıydılar,” dedi Berat. Kendisi önemli değildi. Ama sevdasına kıyılmıştı. Evin sesini net çıkarmaya çalışarak“Babam bana sordu, ben kabul ettim. Biliyorsun, babam zorla iş yapacak biri değil,” derken Yüreği dağlanmıştı. Babası kıymıştı ona. Berat acı bir gülüşle: “Evin’im, yapma. Ben seni bilmiyor muyum? Sana kan içirmişlerdir, kızılcık şerbeti diye ‘yut’ diyorlardır. Sen de ses etmeden yutarsın.Gel gidelim. Sonu ölüm olsun. Ben ölüme razıyım ama sensizliğe dayanamam. Sensizlik nasıl bir şey, bilmiyorum ki...”** Berat'ın bu sözleri ile Evin kızdı: *“Ben nişanlıyım. Ne gitmesi? Seni sevdim ama sonumuz yoktu. İkimiz de biliyorduk. Yoksa sen kendini fazla kaptırdın. Amcamın oğlu... Babam uygun gördü. Ben de kabul ettim.”** Kalpleri durdu sanki o an. Berat bir an derin bir nefes aldı. “Olsun…” dedi. **“Evin’im, ben razıyım. Seni sevmenin her türlüsü başımın üstüne.Derken Evin ağlamayı bir kenara bırakmış onu ikna etmeye çalışıyordu _"Sen de mutlu ol. Kendine bir yol çiz. Bizim yolumuz artık bir değil. Herkes kendi yolunda mutlu olsun,”** deyip telefonu kapattı. Nefes almadı sanki… Kalbi çığlık atıyordu ama en yakındakiler bile duymuyordu sesini. Hayatları mahvolmuştu. Ne olacaktı şimdi? Nasıl yaşayacaklardı? Nasıl alışacaklardı? Dila Evin' nin kardeşiyle konuşmasından sonra biraz iç rahat etmişti. _" ben biraz Ahmetlerin yanına gideyim Kalkıp odadan çıkarken Evin yine yalnızlığı ile baş başaydı. Roni onu zorla odadan çıkardı biraz kafası dağılsın diye. Herkes fark etmişti Evin ' nin bu halini Bir köşede oturup ses etmiyordu. Ahmet, Dila’ya: “Geç oldu, gidelim. Ayıp oldu,” Dila, Evin’e yaklaştı. “Eğer Serhat’ın yüzüne bakarsan seni affetmem,” derken Evin'i kendi kardeşi için istese de Hatun hanımdan nefret ediyordu. Madem kardeşi mutsuz olmuştu, onlar da mutlu olmayacaktı. Roni, Dila yengesinin bu sözlerine sinirlense de amcasının yanında bir şey diyemedi. Ama ondan sonra elbette ki bu konuyu yengesini açıp bir daha öyle söylememesi gerektiğini hatırlatacaktı. Çok zoruna gitmişti Dila yengesinin bunu söylemesi. Resmen Evin e mutsuz ol diyordu. Tamam Evin serhat'ın boynuna atlamasın ama böyle bir şey de söylenmez sonuçta nişanlanmışlardı artık. Ortalığı toparladıktan sonra ablasının kaldığı odaya gitti Roni, ablasıyla biraz konuştu. Evin, uyumak istediğini söyledi. “Seninle bu gece kalayım,” dedi ama Evin istemedi. _"yalnız kalmak istiyorum zaten uykum da geliyor. Roni mecbur kalıp yade Xezal ile kaldığı odaya gitti. Evin gözyaşları içinde ağlarken aklından sadece şunlar geçiyordu. Nasıl kıyardı sevdiğine? Nasıl “Gel,” desin? Kalbi onun gelmesini isterken, aklı imkânsız olduğunu haykırıyordu. İnsan gitmek istediği yere bir adım bile atamıyormuş. Berat, Evin’e: “Seninle ölüm olsun sonumuz,” demişti bir zamanlar. “Ölecek biri varsa o da benim,” dedi Zorla yerinden kalktı sanki gücü tükenmişti attı her adımda dizleri kırılıp yere düşecekmiş gibi hissediyordu. banyoya gidip Jiletleri değil, hapları aldı. Hiç düşünmeden İki avuç dolusu hapı yuttu. Gözyaşları dökülürken, elini kalbine götürdü. Yumruğunu sıkıp göğsüne vurdu. Yatağına geçip uzandı. **** Roni geceyi yatamadan geçirmişti. Ablasındaki tuhaflığı fark etmişti. Gitse, ablası kızabilirdi ama içi içini yiyordu. "Ne olursa olsun," deyip ablasının yanına gelmişti. Açtığı kapı ile gördükleri ile şok olmuştu. Ağzında köpükler görünce şoka girdi. Ablasına baktı, korktu. İlk başta ablasının yanına koştu. “Abla! Evin! Abla ne yaptın? Kurban olayım! Abla, ne olur aç gözlerini!” Hıçkıra hıçkıra ağladı. Nabzına baktı, atıyordu. Hemen koşarak annesine haber verdi. Annesi Hatun Hanım dizlerinin üzerine çöktü, Evin’in yanı başında ağladı. Kızı zaten ölü gibiydi. Ölmek için yapmıştı zaten… Hatun Hanım, Ahmet amcasını aradı. Babasının haberi olmayacaktı. Ahmet’e, “Gel, Evin hasta “Böbrekleri ağrıyor,” dedi. Gelince anlayacaktı ama herkes böyle bilecekti. Babası uyuyordu. Ahmet hızla yataktan kalktı, üstünü giyip geldi. Gördükleriyle şok oldu. Hemen Evin’i kucağına alıp hastaneye koştular. Evin’in nabzı atmıyor gibiydi. Yüzü mosmor olmuş, dişleri kenetlenmişti. Roni hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Hatun Hanım dizlerine vuruyordu. Ağlayıp_" Evin ne yaptın kızım . Diyordu. Evin’nin Elleri ters dönmüş, durumu çok kötüydü. Hemen midesini yıkamak için ameliyata aldılar. Yoğun bakıma götürüldü. Kendinde değildi. Kendine gelmek isteyen biri de değildi. Yine de ucuz kurtulmuştu. Saat sabaha karşıydı. Ahmet başını iki elinin arasına almış, kara kara düşünüyordu. Evin ölse, katili hepsiydi. Biliyorlardı Evin istemiyordu. Hatta Ahmet, amcası Botan Ağa ile konuşmuştu ama kıyamet kopmuştu. Botan Ağa,Ahmet'e kızmıştı. “Karışmayın,” demişti. Ahmet kendini biraz daha iyi hissedince yengesine döndü: “Bu ne rezillik? Anlatın!” dedi. Annesi gözyaşları içinde: “Evin’i karın kandırdı, kardeşi için,” dedi. Evin ve Berat konuşuyormuş. Ahmet duyduklarını karısına konduramamıştı. “Yenge, bu ne saçmalık? Evin’le Berat ne alaka? Hem Dila ile ne ilgisi var? Dila, Serhat’ın durumunu biliyor. Niye hem kardeşini, hem Evin’i yaksın?” Hatun Hanım: “Benden nefret ediyor. Karını kaç defa uyardım Evin’le ilgili, anlamadılar,” dedi. Ahmet, duydukları karşısında şoktaydı. Karısı ne yapmıştı, bilmiyor muydu? Evin, amcasının geliniydi. Nasıl kardeşine yakıştırmıştı? Hatun hanım “Kimsenin haberi olmayacak. Yoksa herkese rezil oluruz. Milletin içine çıkamayız.” Ahmet ne hissedeceğini ne diyeceğini bilemiyordu artık“Evin kendine gelsin, sonra konuşuruz.” “Doktoru duydun, çok şükür iyi olacak ama biri duyarsa rezil oluruz.” “Tamam yenge… Ama abim de mi bilmeyecek? Ya Serhat? Ya bu kız bir daha yaparsa? Yenge, kafayı mı yediniz?” Roni: “Ablamın hayatını kararttınız! Allah kimsenin yanına bırakmayacak. Siz de ses etmediniz, görmediniz.” Ahmet ne diyeceğini bilemedi, sustu. Yaşadıkları ağırdı; ona göre eşi, yiğenini kandırmış, yeğeni canına kıymıştı. Ahmet, özel hastanedeki başhekim arkadaşıyla görüştü. Yengesi için değil, yeğeni için yaptı. Uyandığında her şeyi ona soracaktı. Sabah,ın ilk ışıkları ile Evin yorgun gözlerle gözlerini açtı. Nerede olduğunu düşündü. Aklına gelenlerle yüzünü buruşturdu. Çilesi bitmemişti. Yorgun ve bitkin düşen bedenine rağmen gözlerinden yaşlar süzüldü. Şimdi bu kadar acının üzerine utanma eklenmişti. Doktor muayene yaptı. Durumu iyiydi. Konaktakilere sabah erken çıktıklarını söylediler. Evin’in böbrekleri ağrıyormuş. Amcası getirmiş, herkes öyle biliyordu. Roni bir köşede ablasının kaderine ağlıyordu. Annesi de ağlıyordu. Ama daha çok ağlayacaklardı. Her şey yeni başlıyordu. Roni, annesine: “Neden yaptın? Ablam ölmek istedi. Ölebilirdi o zaman! Ne yapacaktınız? Allah bize bağışladı,” dedi. Annesi bir hışımla Roni’nin kolunu tuttu. “Benim ciğerim kadar yanmadın. Ben annesiyim evladım! Sen ne biliyorsun ki? Ne yaşadın? Evin için en iyisi bu,” dedi. Bazı anneler evladını nasıl sever, bilinmez. İyiliği için yapmıştı. Ama en iyisi bu muydu? Kime göre en iyisi? Bazen insan yaşadıklarından ders çıkarmalıdır. Çıkarmazsa daha kötü şeylerle sınanır. Kimisi bunun farkına varmaz, kimisi ilk yanlışta geri döner. Hatun Hanım ise kendi yanlışını kabul etmek yerine, devam ediyordu. Kendi doğrunuz, başkasının yanlışı olabilir. Bırakın, evladınız bile olsa kendi hayatının kararını kendi versin. Yanlış bile olsa… Kendi hayatı. Birilerinin sebebi olmayın. --- Serhat, her şeyden habersiz kendi evinde, içini içini yiyordu. O da sabahı sabah etti. Kuşku, zehir gibiydi. Ve bu zehir Serhat’a çok fazla geliyordu. Düşünsenize; yıllarca birini uzaktan seviyorsunuz. Kavuşuyorsunuz, ama sizi istememiş… Aslında zorlanmış. Serhat’ın boğazını sanki biri sıkıyordu. Terasa çıktı, damda oturup sabah olmasını bekledi. Uyku zaten yoktu. Serhat’tan… Bugün duyduklarım bana o kadar ağır geldi ki... kalbim bedenime sığmadı. Ben ise Urfa’ya sığamıyorum. Annemin söylediklerinden sonra kafam daha da karıştı. Evet, çok hızlı oldu. Bittiye geldi. Ama Evin istemese bana söylerdi herhalde… diyen aklıma, kalbim cevap verdi: “Serhat, Evin öyle biri değil. Biz bir ortama gelince yanımda yemek bile yiyemezdi, başı hep öndeydi…” Yıllarca Evin bana mecbur kalmasın diye sustukça, sevdam da yıllarla büyüdü. Nasibim değilse gönlümden al, diye dua ederken, bir yandan da “İnşallah nasibimdir,” diye dua ederdim… Her şeyimin, hiçbir şeyiydim ben. Aklıma güzel yüzü geldi. Kalbim acırken bile gülümsedim. Suçlamıyorum onu. “Gel,” demedi, umut da vermedi. Kapıldım sevdasına… Gözlerime “görme,” diyemem ki, Kalbime “sevme,” diyemem. Hava yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyordu ama içimdeki karanlık yerinde duruyordu. Bu durumu nasıl düzeltiriz, bilmiyorum. Ama sevda olmasa, bu kadar acı olmazdı… Bu kadar zor olmazdı… Aşağı indim, hazırlandım. Evden çıkıp nereye gideceğimi bilmeden sürdüm. Bağ evinin önünde durdum. Olmak istediğim yer burası değildi. Elimi defalarca, sert bir şekilde direksiyona vurdum. Telefonum çaldı, açtım. “Oğlum neredesin? Sabah sabah bir şey mi oldu?” “Çok şey var baba, eve geliyorum,” deyip kapattım. Eve hızlıca yol aldım. Kırk dakikalık yolu on beş dakikada bitirmiştim. Eve vardığımda bizimkiler ayaktaydı. Annem ve diğerleri telaşla bana bakıyordu. Babam yanıma gelip omzuma elini koydu: “Oğlum, birine bir şey mi oldu?” O an içimde öfke patlaması yaşandı. “Tek bir soru soracağım. Eğer doğruyu demezseniz, kimsenin yüzüne bakmam.” Herkes merak ve korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Genelde bizim evde Ciwan sorun çıkarırdı. Bu sefer bendim. O yüzden herkes bu öfkemin boşuna olmadığını bilip merakla Bana bakıyorlardı. Neyse çıldıracak gibi olmuştum Sanki aklımı kaçıracaktım. İlk defa öfkemle baş edemiyordum. Annemle babama döndüm: “Evin, zorla mı nişanlandı benimle?” Bunu söylerken ne kadar zorlandığımı tahmin edemezsiniz. Babam şaşkınlıkla yüzüme baktı: “Kim çıkardı bunu? Kim söyledi bu yalanı?” diye bağırdı. Annem: “Oğlum, ben sana dedim ya. Yalandır. Ne ortalığı karıştırıyorsun Serhat?” Zeynep bana doğru geldi: “Abicim, zorla güzellik mi olur?” dedi. Ciwan belki de bana doğruyu söyleyen tek kişiydi. “Bunlar her şeyi yapar Serhat. Hem hadi doğru diyelim, ne yapacaksın?” “Ne demek, ne yapacaksın? O kızı kendime mahkûm mu edeyim?” dediğimde Ciwan _" haklısın ama o bizim amca kızımız ayıpsa bizim ayıbımız kardeş . Babam: “Git boz Serhat Ağa, git de rezil olalım eşe dosta!” diye sertçe çıkıştı. “Baba…” dedim tüm kırgınlığım ile Annem araya girdi: “Serhat’ım, yok öyle bir şey. Kim dediyse yanlış duymuş. Kıza sorsan, amcamların kulağına gider…” Yine elim boş bir şekilde. Ses etmeden odaya çıktım. Ahmet amcamı aradım. Dün gece beni aramıştı. Birkaç çalmadan sonra açtı: “Beni aramışsın amca.” “Nasılsın? Durumun nasıl?” diye sorduğunda ona çok şaşırdım. Amca bir mevzu mu var? “Yok, yok. Seninle oturup konuşamadık, aklıma geldi, aradım,” dedi. Hafifçe güldüm: “Amca, gece yarısı ben niye senin aklına geliyorum?” deyince, “Lannn!” dedi, yalandan sinirli bir tavırla. Amcamla konuşmak biraz iyi gelmişti. Daha elimde telefon dururken. Adar’ı aradım, “Ablanla konuşmak istiyorum,” diye. “Hastaneye gitmişler,” deyince aklım çıktı. Böbrekleri ağrıyormuş. Adar, Ahmet amcamın götürdüğünü söyleyince hemen onu aradım. _"amca sen neden Evin'i hastaneye götürdüğünü söylemiyorsun. _"yeğenimdir lan götürürsem götürürüm he götürdüğüm yere sana mı söyleyeyim. _" Yok amca ama laf arasında söyleyebilirdin en azından ben hastaneye geliyorum. “Gelmene gerek yok, biz de eve geleceğiz, gelip görürsün,” dedi. Kapattığım telefon ile bu sefer bu kadar karmaşanın içinde bir de aklıma onun hastalığı gitmişti. ***** Yazarın anlatımı. Serhat ona görmeye gittiğinde Evin sadece 4-5 dakika yanında kalmıştı. Akşam olmuştu, Evin içi yine sessizliğe bürünmüştü. Evin, odasına çekilmiş, düşünceleri ve acıları arasında boğuluyordu. Roni, ablasının yanına gidip hafifçe kapıyı tıklattı: “Abla, iyisin değil mi?” Evin gözlerini açtı, yorgun ve solgun bir şekilde başını salladı. “İyiyim, Roni. Sadece biraz yorgunum.” Roni, ablasını sıkıca sarıldı; içi bir nebze olsun rahatlamıştı. O gece Roni, ablasının yanında kaldı. Ertesi gün aile içinde sıkıntılar devam etti. Serhat evdeydi, kendini toparlamaya çalışıyordu ama içinde kopan fırtınayı kimse bilemiyordu. Dila, Berat ve diğerleri arasında da soğuk rüzgarlar esiyordu. Her şeyin daha da karmaşıklaşacağından korkuluyordu. Ama Evin’in yaşadığı derin boşluk ve çaresizlik herkesi derinden etkilemişti. Günler geçtikçe, Evin’in durumu yavaş yavaş düzeliyordu; ama yüreğindeki yara hâlâ tazeydi. Roni, her fırsatta ablasının yanında olmaya çalışıyor, ona güç veriyordu. Ama Evin’in kalbindeki yalnızlık kolay kolay geçecek gibi değildi. Bir yandan zoraki nişan, bir yandan kalbindeki gerçek sevda arasında sıkışmıştı. Ve o sevda — Serhat’ı. duyduğu tarifsiz aşk — kaderin acı cilvesi gibi onları ayrı yollara sürüklüyordu Serhat, kendi içinde hesaplaşırken, Evin için yapabileceklerinin sınırlarını zorluyordu. “Benim sevdam, benim savaşım,” diyordu sessizce. Her şeye rağmen vazgeçmek istemiyordu. Ama Evin’in kalbindeki karanlık, onları daha da uzaklaştırıyordu. Bu karmaşa içinde aile bağları çatırdamaya başladı. Her köşede eski yaralar tekrar açılıyor, kırgınlıklar büyüyordu. Ve herkes kendi içinde bir yol arıyordu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE