Sanki küçük dilimi yutmuş gibiydim. Mübaşirin yanından yürüyerek ona gösterilen kürsüye doğru yürürken bir an göz göze geldik. Nasıl oluyor da şuan buraya gelip benim aleyhime yorum yapabiliyordu. Kendimi sakinleştirmek için fazlasıyla mücadele veriyordum. Ancak şuan herşey bana da çok fazlaydı.
‘’Ayşegül Yıldırım, sizi dinliyoruz.’’
‘’Sayın hakim, torunum ve oğlum Serdar amca – yeğenden daha çok bir abi- kardeş olarak büyüdüler. Aralarında ki çok olmayan yaş farkı ve sürekli olan beraber günlerimizle bağlarımız kuvvetli ve güçlü sanıyordum. Ta ki gelinimiz Aysel bizim ailemize katılana kadar. Başak durumdan mutlu amcası için sevinçli gibi görünse de içten içe kıskanıyor ve çocukluk aklı olduğunu düşündüğümüz ve kabullenemediğimiz şekilde ona ait olmayan mücevherleri alıyordu. Aysel bunu saklamaya çalıştı ancak Başak ile konuştuğumda yengesinin yüzüğünü yine yengesinin kendisinin aldığını söyledi. Soruyorum size kim zaten sahip olduğu yüzüğü alır ki ?
Bu olaylar aile içinde konuşulmaya başlandıktan 4 sene içinde pek çok kayıplar yaşanmaya başladı. Başta kızım Gül olmak üzere pek çok akrabalarımızdan da duyuyordum. Kendisi küçüklüğünden beri benim çok sevdiği güllü küpelerimi de son görüşmemizde aldı. Şimdi Başak soruyorum o küpeleri de mi yengen aldı?’’
Duruşma odası dönüyor sanki orada bayılacakmışım gibi kötüleşmeye başlamıştım. Küpeleri hatırlıyorum tabi ki ama son görüşmemizde neredeydi işte onu hatırlamıyordum. Allah kahretsin! Bu başıma nasıl gelebilirdi inanamıyorum. Resmen haklıyken benim üzerime herkesin çalınan eşyalarının suçunu atıyorlardı. Tam o sırada Aysel’in sinsi gülüşünü hissettim.
‘’Hakim bey kısa bir ara talep ediyoruz. ‘’
‘’10 dakika ara.’’dedi hakim. Sultan gerçekten çok akıllı bir kadındı. Çünkü konuşabilecek ne halim nede durumum vardı.
‘’Başak konuşmalıyız. O günü hatırlamalısın. Biliyorum anısal kayıpların var ama bu bizim için çok önemli şuan çok zor bir durumdayız. ‘’
‘’Ba…bana bi.raz izin ver.’’ Diyerek dik yürümeye çalışsam da denge kurmakta zorlanarak odadan çıktım. Karşıma gelen ilk kapıyı açtım. Sadece biraz sessizlik istiyordum. Birkaç merdiven aşağıya indim ama artık bacaklarım bedenimi taşımıyordu. Öylece oturdum merdivenlere…
Bam... Bam.. Bam ...
‘’Hatırla ‘’
Bam... Bam.. Bam ...
‘’Hatırlamak zorundasın.’’
Bam...
Oda ne ! Bir anda başıma değen yumuşak el soğuk betonla başım arasında yeni bir duvar olmuştu. Gözlerimi açıp yukarı baktığımda gördüğüm tek şey adalet sağlamak için giyindiği o cübbede benim hayatımı mahvetmek üzere olan avukat Barlas’tı.
"Sizi durdurmasaydım sanırım saatlerce bedeninize bu şiddeti uygulayacaktınız . "
Sesi yine yumuşaktı. Mahkemedeki gibi sert ve kelimelerinin altında ezen hali şuan yoktu.
" Bedenime şiddet uyguladığım yok . Sadece düşünüyorum. Şimdi izninizle " deyip kapıya doğru baktım. Gitmesi gereken yönü göstermek istercesine.
" Küçük hanım , zor olduğunu kabul ediyorum. Ancak bence uzlaşıp ne siz ne de bizim için daha fazla zaman kaybetmeyelim. Kaybedeceğim davaya girmem. Herkesle uzlaşmak da pek istediğim bir durum değildir. Ancak sizin şuan ki durumunuz beni etkiledi. " dedi ve alaycı bir gülüşle bitirdi cümlesini.
Hızla ayağa kalktım. Kendini ne sanıyordu bu adam benim neler yaşadığımı bu zamanı nasıl beklediğimi ve tam günü gelmişken nasıl şuan yeniden her şeyi yaşadığımı anlamıyor birde bilmiş tavırlarla bana akıl veriyordu.
"İnsanların ne yaşadığını bilmeden ahkam kesmek ve alaycı tavrınızla konuşmak size hiç yakışmadı Avukat Bey. Ayrıca kimseyle uzlaşmayacağım. İnanın savunduğunuz kişilerden ben bir şey çalmadım. Ama onlar benden çocukluğumu çaldılar. Şimdi izninizle " çocukluğumdan beri kızgın olduğumda hep yaptığım gibi ayaklarımı vura vura merdivenleri çıkamaya başladım. Topukları kırılacak diye korkmadım değil ama şuan daha fazla gerilmek hiçbir şey kazandırmayacaktı. Bu yüzden temiz hava alıp birazdan başlayacak mahkeme için tüm gücümü toplamam gerekiyordu.
Koridorda ne kadar süre öylece yürüdüm bilmiyorum ama dönen kapıdan geçip tatlı bir rüzgar yüzümü öpünce derin bir nefes çektim. Gökyüzüne doğru başımı kaldırdım ve derince bir nefes çektim içime. Şuan aldığım nefesi vermek zordu. Her şey yıllardır bastırdığım tüm bu duygu bitecek miydi gerçekten . Çalınmış çocukluğumun intikamını gerçekten alabilecek miydim?
Kapıyı açıp tekrar duruşma odasının oraya geldiğimde Sultan her yerde beni arıyordu.
" Başak neredesin sen ? Aklına geldi mi bir şeyler? "
" Sultan yok yok yok. O kadını tanık kürsüsünde gördüm ya beynim sanki şuan öfkenin hakim olduğu bir yer oldu. Daha ne kadar daha dayanacağım bende bilmiyorum."
" Hadi içeri girelim. Ek süre isteyeceğim. Umarım onaylanır. "
Yeniden masamızda yerlerimizi almıştık. Aysel yüzüme galip bir eda ile bakıyordu. Hayatımı mahveden bu kötü kalpli kadının seyrek saçlarını tamamen yolmak istiyordum. Barlas da şimdi gelmişti. Hararetle yine konuşmaya başladılar. Babaannem (ona artık böyle seslenmekten gerçekten çok zorlanıyorum) onlarla beraber yan yanaydı. Kendimi resmen kandırılmış hissediyordum. Daha geçen yıl değil miydi gelip af dileyen zaten belliydi ama bu kadar ileriye gidebileceği aklıma bile gelmezdi. Hakimin yine giriş yaptığı kürsünün oradaki kapısı açıldı. Hakim yerine yerleşti.
‘’Evet, Başak Yıldırım. Babaannen Ayşegül Yıldırım’ı dinledin. Savunmanı yapabilirsin.’’ Sultan tam kendi söz almak için ayağa kalkacakken elimle onu durdurdum.
‘’Ben halledebilirim’’ dedim sessizce. ‘’Hakim bey, size de bahsettiğim gibi evet psikolojik bir destek aldım. Bu desteğin sonucunda dissosiyatif amnezi yani yaşadığım travmaya bağlı bazı anılar hafızamdan silindi. Bunu babaannem biliyordu. Kendisiyle bir yıl önce karşılaşmıştık ve bundan ona bahsetmiştim. Sanırım şuan yapmış olduğu benim bu rahatsızlığımdan yararlanmaktan başka bir şey değildir. Suçlamalarına ait hafızamda olan anılar maalesef silik ve yeterli değildir. ‘’
‘’Hakim bey, psikolojik sağlık raporunun yenilenmesini talep ediyoruz.’’ Diyen Barlas’ın hızla ayağa kalkıp benim cümlemin bitmesinden sonraki konuşması tüm bedenimi titretmişti. Bu adam gerçekten müvekkillerine her ne olursa olsun inanan ve karşısındakinin duygularını asla anlamayan kalpsiz biriydi. Benim çocukluğum ,anılarım, hayatım çalınmıştı. Şimdi ise birde yalan söylemekle mi suçlanıyordum?
‘’Karar; Başak Yıldırım’ın sağlık raporlarının yenilenmesi ve delil yetersizliği sebebiyle mahkemenin 10 Haziran Salı gününe ertelenmesine karar verilmiştir.’’ Deyip filmlerde gördüğüm o tokmağı vurmuştu masaya. Resmen yenilmiştik. Resmen kazanmışlardı. Gün benim için değil onlar için aslında parlıyormuş , güneş aslında benim için değil onlar için ısıtıyormuş.
Sultan ile kapıya çıktığımızda sadece birbirimize bakıyorduk. Tek bir kelime söylerse burada dizlerimin üstüne çöküp kalacağımı biliyormuş gibiydi. Gerçekten de tüm gücüm tükenmişti sanki. Ne hayaller ve umutlarla gelmiştim. Şimdi ise kaybetmiştim işte. Birde yetmez gibi sahte rapor muamelesi görmüş yine yükümün üstüne yük atılmıştı. Daha güçlü oldukça ne kadar daha üzerime geleceklerdi. Tek bir söz bile söylemeden otoparkın oraya gelmiştik bile. Peşimizden gelmiş olmalı ki durduğumuzda arkamızda uzun boyu ve kabul etmek gerekirse gerçekten güneşin altında parıldayan suratı ve gözlüklerini taktığında o gizli gizeminin altında fazlasıyla merak uyandırıcı olan ama benim hayatımı tek bir günde yeniden mahveden adam BARLAS yine yeniden karşımdaydı.
‘’Sultan hanım, sizinle tanışamadık. Ben avukat Barlas Yağızefe.’’ dedi. Ancak Sultan da fazlasıyla öfkeliydi ki cevap bile vermek istemeden arabasının kapısını açmak için anahtarına bastı ve kilit açılma sesi duyuldu. Arabasının sürücü koltuğuna doğru adım atarken ben sadece öylece duruyordum. Ne adım atabiliyor nede tek bir söz söyleyebiliyordum. Yine o naif ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. İkna etmeyi gerçekten iyi biliyordu.
‘’Sultan hanım, normalde hiçbir şekilde dava sonrası karşı taraf ile iletişime geçmem. Ancak müvekkilinize de söyledim size de söylemek istiyorum. Bence inadınızı bırakın. Bakın bu davada kazanma şansınız neredeyse hiç yok. Dava sonrası daha fazla müvekkilinizin üzülmesini istemiyorsanız’’ bana baktı bir anda ne yani bana şuan acıyor muydu? ‘’ müvekkilinizi uzlaşmaya ikna etmenizi tavsiye ederim. Burada avukat güçü değil anladığım kadar dostunuzu korumak amacınız ama bu şekilde ona yarar sağlayamayacaksınız. Eğer karar verirseniz ‘’diyerek Sultan’a kartvizitini uzatmıştı. Sultan’da tek bir duygularını anlayacağım ifade yoktu. Normalde fazlasıyla belli ederdi ama şuan meslektaşına karşı yaşadığı bugünkü çifte üzüntüyü belli etmek istemiyordu sanırım.
‘’Bakın Barlas bey , müvekkilim ve dostum Başak’ın daha fazla üzülmemesi için sizinle uzlaşmayacağız. Teklifiniz ve kartınız sizde kalsın şimdi izninizle.’’
‘’Ben size adım attım. O halde siz bilirsiniz. Mahkeme günü görüşmek üzere.’’ Dedi ve uzaklaşmaya başladı. Ne kadar öyle hareketsiz kaldım bilmiyorum ama artık dayanamayıp dizlerimin üzerine çökmüştüm. Sultan, Başak diyerek direk yanıma koştu. Öyle yorulmuştum ki. Kulağımda yıllar önceki sesleri ve şimdiki sesleri gitmiyordu. Kulaklarımı kapatıp ağlamamı bastırmaya çalışıyor böyle yaptıkça ağlamalarım artıyordu. Daha ne kadar daha uzun sürecekti. Daha ne kadar daha bu yükü taşımak zorunda kalacaktım. Herkes hayatına devam et bak onlar nasılda devam ediyor diyordu. Ancak ben neden yapmadığım bir şey ile suçlanıp bu yükün altında eziliyordum. Niye her gittiğim yerde tedirgin oluyor her bir şey söylendiğinde acaba beni mi suçluyorlar kaygılarıyla yaşıyordum. Kabullenmem için affetmem gerekiyordu. Ben onları affetsem çocukluğum onları affetmiyordu.
‘’Sultan, ben artık güçlü durmak istemiyorum. Sanıyorlar ki bu kız güçlü daha çok üstüme yük atıyorlar. Ben artık kaldıramıyorum. Güçlü olmak istemiyorum.’’