2.BÖLÜM

3263 Kelimeler
BÖLÜME BAŞLAMADAN ÖNCE OYLAMAYI UNUTMAYIN.? Keyifli okumalar.?️ ..... Zamanın üstümüze gölge gibi düştüğü bazı anlar vardır. İşte o kısacık anlar ya hayatını bir cehenneme ya da huzurlu bir sona vardırır. Benim hayatım hangi sonla yazılmıştı bilmiyorum. Tek bildiğim olmam gereken yaşam bu değildi. Bu benim asıl yaşamam gereken hayatım değildi. Kim olduğumu dahi bilmediğim bu şehir kadar yabancıydım her şeye herkese. Farkında olduğum tek şey ise ait olmadığım bu yerden koşarak kaçmaktı. Peki ya nereye kaçacaktım? Nereden nereye nasıl bir şekilde geldiğimi dahi bilmiyordum. Bir yolunu bulmalıydım, ait olduğum yere dönmemin bir yolunu bulmalıydım. "Hazır mısın kızım ilk denemen için?" Sesiyle beni kendime getiren Bilgeye doğru döndüm. "Hazırım." Verdiğim cevapla onu takip etmemi işaret eden Bilgenin arkasından ilerledim. Madem bu şehirden ayrılmak için bir plan yapmalıydım, onlardan biri gibi davranmak zorundaydım. Herkesin güvenini kazanmalı, doğru anda planımı harekete geçirmeliydim. Sonunda ilk denememi yapmak için gireceğim odanın önüne geldiğimde kapının önünde bir yığın korumayla karşılaştım. Sırf bir kişi için bunca koruma fazla değil miydi? Anlaşılan Harla Hanımın oğlu oldukça değerli ve önemliydi. Bilgenin bile bu şehri ancak onun kurtarabileceğine dair yaptığı açıklamaları hatırlayınca, oğlu gerçekten de bu şehirde fazlasıyla değer görüyordu, bunu artık anlamıştım. Bilge yaptığı açıklamayla korumaların kapıyı açması için talimatı verirken, başta korumalar olmak üzere evde çalışan hizmet görevlisi kişilerde bana dikkatli ve tuhaf bir şekilde bakıyordu. Etrafımdaki tuhaf bakışları es geçerek toparlandığımda korumalar çoktan bilgenin talimatıyla kapıyı açmıştı. Bilgenin hemen arkasından odaya geçerken önce etrafımı inceledim. Odanın içi tahmin ettiğimden de farklıydı çünkü neredeyse tamamen boştu, geniş yatak ve iki pencere dışında bir şey yoktu. Ah tabi odanın her köşesinde put gibi duran korumaları da saymazsak. Adımlarım bilgenin arkasından geniş yatakta yüz üstü yatırılan bedene doğru ilerlerken merakla herkes tarafından değer gören ve bu şehrin kurtarıcısı olarak görülen yüzü seçmeye çalıştım. Fakat yüz üstü yatırıldığından dolayı yüzünü hala tam olarak görememiştim. Hoş yüzünü görüpte ne yapacaktım? "Yaranın ilk kısmı sırtta, bu yüzden iyileştirmeye ilk oradan başlayacaksın." Bilgenin sözleri üzerinde yüzümde anlamsız bir ifade oluştu. "Daha kaç yarası var ki?"diye sordum merakla. "Sırt ve karın kısmında olmak üzere iki ağır yarası var. Ayrıca yüzünün belirli yerlerinde ki izlerin de yok olması gerekiyor."diye cevap verdi. "Peki nasıl yaralanmış? Bu ağır yaralar nasıl.."devamını getirmeme izin vermeden sözümü kesti Bilge. "Bir an önce başlamalısın. Çok vaktimiz yok." Derin bir nefes alıp sözlerini başımla onayladım Bilgenin. Ardından bakışlarımı genç adamın sırtında ki büyük ve uzun deliğe odakladım. Sırtının büyük bir kısmı kurumuş kanla kaplıydı. Belirli yerlerde morluklar ve çatlaklar vardı. Anlaşılan yalnızca yaralanmamakla kalmamış ayrıca işkence de görmüştü. "Elini yaranın üzerine koy." Bilgeden aldığım ilk talimatla sağ avuç içimi sırtının hemen hemen ortasında bulunan yaranın üzerine götürdüm. Ardından Bilgeden gelen ikinci talimatı bekledim. "Şimdi gözlerini kapat ve içindeki gücü hisset. Unutma ancak hissedebilirsen iyileşecek o yara." Derin bir nefes aldım önce ardından gözlerimi kapattım. Hissedebilirsen demişti Bilge, içindeki gücü hissedebilirsen yapabilirsin. Bir kaç dakika yalnızca hissetmeye, o gücü ortaya çıkarmaya çalıştım. Fakat aradan geçen dakikalara rağmen hiç bir şey olmadı. Sonunda pes ederek gözlerimi açtığımda başımı hafifçe öne eğdim. "Bence siz yanılıyorsunuz."dedim. "Aradığınız şifacı ben değilim." "Hayır kızım o sensin."diyerek sözlerime karşılık veren Bilgeye baktım yeniden. "Biliyorum şu an olan her şey sana çok inanılmaz geliyor. Kendine bir çok soru soruyor ve hiç birinin yanıtını alamıyorsun. Ama sana şu kadarını söyleyebilirim senin gücün ve Arel oğlumun yeteneği bu şehri kurtaracak." Bilge Haresin yaptığı açıklamayla bakışlarım yeniden yaranın üzerindeki elime kaydığında "Arel.."diye fısıldadım garip bulduğum bu ismi. "Onun yeteneği ne?"diye sordum bir anlık merakıma yenilerek. "Onun yeteneği içindeki gücü çok farklı kızım. Bu şehri her defasında büyük bir felaketten kurtaracak kadar güçlü biri o. Bu yüzden onun iyi olması için sana ihtiyaç duyuyoruz. Şimdi yeniden gözlerini kapat ve koca bir şehrin geleceğinin kendi ellerinde olduğunu düşün." Bu defa daha güçlü bir hisle kapattım gözlerimi. Koca bir şehrin geleceğinin kendi ellerimde olduğumu düşündüm. Ve o gücün kendi içimde olduğuna inanmak istedim. Saniyeler boyunca kapalı gözlerimle o gücü içimde hissetmeye çalıştım. Bir anlığına hissettiğim küçük bir titreşimle doğru yolda olduğumu anladım. Bir süre daha kapalı gözlerimle kendi içime çekilmişken Bilgenin son anda fark ettiğim sesini duyarak gözlerimi açtım ve anında gözlerimi kamaştıran beyaz parıltıyı gördüm. Yaranın üzerine koyduğum avuç içim parlıyordu. Bilge yanılmamıştı, gerçek şifacı gerçekten de bendim. Şaşkındım, başından beri buna hiç inanmamıştım. Fakat şifacı bendim. Buna ilk kez tüm kalbimle tam da şu an inanmaya başlamıştım. "Başardın kızım," Bilgenin yüzündeki mutluluk tıpkı sesine de yansıdığında hafifçe tebessüm ettim. Ardından boşta kalan diğer elimi morluklara ve çatlaklara götürdüm. Yaklaşık on dakikamı alan bu işlemle başta morluklar ve çatlaklar yok oldu. Ağır yaralı olan kısım tam kapanmasa da eskisinden daha iyi bir duruma geldi. "Ağır yaraların kapanması bir kaç gün daha yapacağın işlemle tamamen kapanacak. Şimdi hemen karın boşluğunda olan diğer yaraya dönelim." Bilge sözlerinden sonra hemen arkasında ki iki korumaya doğru döndü. "Arel Beyi sırt üstü çevirin."dedi. Korumalar anında yanı başımıza gelerek yüz üstü yatan genç adamı sırt üstüne çevirdiler. O an ilk defa yüzünü gördüm iyileştirmekte olduğum genç adamı. Yüzünün çoğu yerinde yine yaralar ve izler vardı. Dudakları çatlamış, göz altlarında ise morluklar vardı. Sol yanağında uzun ve derin bir bıçak izi vardı. Bakışlarım bu defa sırtından da beter yaralarla dolu vücuduna kaydığında geniş omuzlarından aşağı başlayan, neredeyse her yerin de bir yara izi olduğunu gördüm. Bu yaralara rağmen hala yaşıyor olması mucizeydi. Bilge ilk olarak iyileştirmem gereken yere ellerimi yerleştirirken usulca yutkundum ve yine aynı şekilde gözlerimi kapatıp hissetmeye çalıştım. Bir kere başarmıştım, artık bu gücün içimde olduğuna inancım tamdı. * Aradan neredeyse yarım saat geçmiş vücudunun ön tarafında bulunan hemen hemen her yarayı onarmıştım. Yalnızca en ağır yaralarından biri olan karın boşluğunda ki o yara tam kapanmamıştı. Bilge, ağır yaraların en az üç işlemden sonra iyileşeceğini yeniden dile getirirken, gözlerim birden sol yanağında ki uzun ve derin çizgiye kaydı. Her baktığımda beni rahatsız eden bu çizgiye daha fazla dayanamayıp boşta kalan sağ elimi sol yanağında ki yaranın üzerine götürüp usulca gözlerimi kapattım yeniden. Bunu neden yapma gereği duymuştum bilmiyorum ama içimden yalnızca beni rahatsız eden bu yarayı da onarmak gelmişti. Bir süre daha kapalı olan gözlerimle içimdeki gücü hissettim. Dakikalar sonra yaptığım bu işlemin işe yarayıp yaramadığını görmek için gözlerimi açıp yaraya bakmak istediğimde, karamel tonlarında ki gözlerle bana bakan o gözleri gördüm. Tam bu an hissettiğim ani gerginlik ve heyecanla ellerimi hızla geri çektim. Genç adam yüzünde hiç bir ifadeyi barındırmayan gözleriyle bana bakmayı sürdürürken Bilgenin sesini duydum. "Uyandı! Hemen Harla Hanıma haber verin. Şehrimizin kahramanı gözlerini açtı." Bilge, sevinç gözyaşları içinde mutluluğunu dile getirirken bakışlarımı yeniden Arel adındaki genç adama çevirdim. Karamel gözleri hala beni inceliyordu. Rahatsız olduğum bakışlarından kaçmak ister gibi ayağa kalktığımda usulca yutkunup etrafımı incelemeye başladım. Dakikalar sonra açılan kapıyla beraber içeri geçen Harla Hanım ağır bir şoka girmiş gibi dakikalarca olduğu yerde oğluna baktı. Sanki hala oğlunun gözlerini açtığına inanmıyordu. Yüzünde ağır bir şokla beraber mutlu bir ifade vardı. Göz yaşları çoktan yanaklarını ele geçirmişti bile. Oğluna çok değer verdiği her halinden belli oluyordu. Harla Hanım sonunda kendine gelmiş olacak ki soluğu anında oğlunun yanı başında aldı. Uzun uzun oğluna baktı önce. Ardından avuç içleriyle yüzünü kavradı büyük bir hasretle. "Bu anı tam bir yıldır bekliyordum."dedi ağlamaklı çıkan sesiyle. "Sonunda aramıza döndüm oğlum." Bir yıldır mı bekliyorum demişti? Koca bir yıl oğullarını iyileştirilmesi için şifacıyı, yani beni mi bekliyorlardı? Ben bu gerçeği hazmetmeye çalışırken, duyduğum farklı sesle bakışlarım yeniden daha önce görmediğime emin olduğum karamel gözlere döndü. "Ağlamanı istemiyorum artık anne." Genç adamın gözlerini açar açmaz kurduğu ilk cümle olmuştu bu. "Oğlum ne zaman ayağa kalkacak Bilge?" Harla Hanımın sorusuyla, Bilgenin bakışları bana doğru döndü. "Bu şifacıya bağlı, yarın yapacağı bir kaç işlemden sonra ayağa kalkabileceğini düşünüyorum. Uzun süredir bilinci kapalı olduğu için eklemleri şu an çok zayıf." Bilgenin bana bakarak yaptığı açıklamadan sonra odadaki herkesin odak noktası ben olmuştum yine. "Bugün için son işlemlerini bitirmesi için yalnız bırakalım şifacıyı." Bilgenin son sözleri ardından başta Harla Hanım olmak üzere odadaki herkes yanımızdan ayrılırken, odada yalnızca ben ve Harla Hanımın oğlu olduğu gerçeğiyle bedenim bir kaç dakika endişeyle karışık tuhaf bir hisle kasıldı. Öyle ki bir kaç saniye olduğum yerde hiç kıpırdamadan öylece durdum. "Şifacı sen misin?" Duyduğum bu sesle karşılaştığım gözlere başımı olumlu anlamda salladım. "Ne yapılması gerekirsa yap, bir an önce ayağa kalkmak istiyorum şifacı." Sözleriyle beraber adımlarımı yattığı yere doğru ilerletirken derin derin nefesler almaya çalışıyordum. Bu noktaya hala nasıl gelmiştim anlamıyordum. Attığım son adımla hemen yanı başına vardığımda gözleri hala yüzümde dolaşıyordu. Neredeyse gözlerini açtığından beri, beni böylesine incelemesi oldukça rahatsız hissettirmeye başlamıştı. Fakat buna rağmen bir an önce buradan ayrılmak istediğim gerçeğiyle yüzleştiğimde biraz daha sabretmeye çalıştım. Buradan çıkmak istiyorsam bir an önce geri kalan çatlak ve izleri iyileştirmeliydim. "Fazla zamanım yok şifacı." Yeniden duyduğum sesiyle sakin olmaya özen gösterdiğimde bir yerde patlayacağımı biliyordum. "Bir an önce ayağa kalkmak istiyorsanız sessiz olmalısınız. Dikkatimi dağıtıyorsunuz." Kurduğum cümleyle az da olsa kendimi ifade ettiğimi düşündüğümde son anda genç adamın dudaklarının kenarında fark ettiğim hafif tebessümü tüm sinirlerimi bozmaya yetti. "Böyle bir şehirdeysen dikkatin asla dağılmamalı şifacı."diyerek imalı bir tonla konuşan genç adama gözlerimi kısarak baktığımda "Neden?"diye sordum. "Çünkü bu şehir dikkat üzerine kurulu,"dedi pişkin bir sesle. Ardından cümlesine daha ciddi bir tonla devam etti. "Atacağın adım yapacağın en ufak hareket tek bir dakikada hayatını sona erdirebilir. Kısaca senin bu şehirde yanlış bir karar alma hakkın yok." Şifreli konuşması oldukça aklımı karıştırdığında güçlükle yutkundum. "Her insan yanlış yapabilir,"dedim ardından. "Bu bizim en doğal hakkımız." Başını usulca hayır anlamında salladı cevabıma. "Senin gibi yeni ve bu şehri hiç tanımayan biri için öyle bir hak yok. Farkında değilsin henüz ama zamanla göreceksin. Sende herkes gibi alışacaksın bu duruma." Sözleriyle iyice canımı sıkan ve aklımı karıştıran bu adama hafiften hissetmeye başladığım öfkemle bir süre baktım. Ardından aklımı daha fazla karıştırmasına izin vermemem gerçeğini hatırladığımda asıl işime geri döndüm. "Söyledikleriniz bittiyse işime devam edebilir miyim?" Geri bir yanıt vermeden beni yalnızca gözleriyle onaylayan genç adama son bir bakış atıp, dikkatimi bir çok morlukla dolu vücuduna vermeye çalıştım. Fakat söyledikleri her an her saniye kulaklarımda yankılandığında bugün daha fazla bu işlemi yapamayacağımı anladım. Hem ansızın hissettiğim fakat her saniyesinde giderek artan baş ağrımı daha fazla görmezden gelemezdim. Hissettiğim bu ağrının sebebi olarak aklıma bilgenin işlem sonrası oluşan baş dönmesi ve ağrısı hatırlatması geldiğinde, bu ağrıların direk sebebini daha iyi kavradım. Ve ardından bulunduğum ortamdan kaçmak ister gibi ayağa kalktım. "Bilgenin dediği gibi dinlenseniz iyi olacak. Ben yarın yine gelirim." Son kez baktığım karamel gözlerinden çektiğim bakışlarımla arkamı dönüp kapıya doğru ilerlemek için bir hamle yapmıştım ki üzerimde hissettiğim bir hareketlilikle tüm dikkatim yeniden dağıldı ve ben bakışlarımı bir kez daha hemen arkamdaki bedene döndürmek zorunda kaldım. Arel adındaki genç adam oldukça güçsüz bir halde kavradığı bileğimle beni bugün için son bir kez daha durdurduğunda parmak uçlarımdan başlayan bir uyuşukluğun yavaş yavaş tüm bedenimi etkisi altına aldığını hissettim. "Bu şehir için söylediklerim öylesine söylenmiş içi boş şeyler değildi şifacı."dedi ciddi sesiyle. Ardından devam etti. "Yapacağın tek bir yanlışın hayatını ne şekilde etkileyeceğini tahmin bile edemezsin. Ve evet bu sana yapacağım son ikazla birlikte tek iyilikti. Benden sonra sana dikkatli olman gerektiğin konusunda seni kimse uyarmayacak. Bu yüzden umarım bu dediklerimi önemser yanlış bir harekette bulunmazsın. Aksi takdirde sende geri dönüşü olmayan bir yolda kaybolup gideceksin diğerleri gibi." Diğerleri gibi... Diğerleri kimdi? Nasıl bir bilmecenin içindeydim böyle? "Uyarınız için teşekkür ederim ama buna ihtiyacım yoktu."dedim son anda kendimden emin çıkan sesimle. "Bu sadece bir uyarı değildi, sana borçlu olduğum bir canın karşılığıydı."dedi. Ardından bir süre bekleyip son cümlesini kurdu. "Şimdi gidebilirsin şifacı, yarın yine görüşeceğiz nasılsa." Geri bir yanıt vermeden bileğim üzerindeki elinden kurtulup hızla çıktım odadan. Zihnim şimdi hiç olmaması gereken bir bilinmezliğin içinde kaybolup giderken, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. * Şehrin ışıkları tek tek açılmaya başlarken hava çoktan kararmıştı. Sabahtan yağan kar asla dinmemişti. Bilge ve ben olduğumuz saray tarzı evden ayrılmamıştık, aksine bana ve Bilgeye özel iki ayrı oda bile ayarlamışlardı. Bilge kendi odasına geçmek için hazırlanırken son anda durdurdum onu. "Benim sana sormam gereken bazı şeyler var. Beni biraz dinler misin Bilge Hares?" Başını olumlu anlamda sallayan Bilge anında sözlerimi onaylayarak yanıma yaklaştı. "Tabi sor kızım."dedi şefkatli bir sesle. "Bu şehir hakkında ne bilmem gerekiyorsa anlatır mısın bana?"diye sordum. Başını tereddüt etmeksizin evet anlamında salladığımda "Anlatacağım."dedi. "Ama bugün için biraz yorgunum, yarın anlatsam olur mu kızım? Malum yaşlılık, yoruyor ister istemez." "Önemli değil, yarın anlatırsınız. İyi geceler." Sözlerim ardından hafifçe tebessüm ederek kendi odasına geçti Bilge. Bende hemen ardından bana ayırtılan odaya geçmek üzereydim ki son anda duyduğum fısıltılı seslerle bu isteğimden vazgeçtim. Sesin olduğu tarafa attığım adımlarımla görüş açıma giren iki çalışanı hemen arkasında olduğum duvardan dinlemeye başladım. Duvarın arkasında görebildiğim kadarıyla konuşan iki genç kadındı. "Yarın Arel Beyin aramıza dönmesi ile ilgili yapılacak kutlama da her şey eksiksiz olmalı."diye uyardı sarı saçlarını salık bırakan kadın. "Merak etme abla herkes şimdiden başladı çalışmaya. Neyse ben mutfağa geri döneyim yapılacak iş çok." Birden bire kesilen ses ve hemen arkamı döndüğümde karşılaştığım yabancıyla kısa bir süre hiç kıpırdamadan durdum. "Sizin şu an odanızda olmanız gerekmiyor mu şifacı hanım? Güvenliğiniz için odanızda olmanız gerekir." Uzun boylu ve yüzüne taktığı maske tarzı bir nesneyle kapanmış olan yüzüne yapmacık bir tebessümle bakıp sözlerini onayladım korumanın. "Tabi ben hemen geçiyorum odama." Cevabım karşısında geri çekilerek bana yol veren korumayı arkamda bırakıp odama geçerken aklımda hala yarın için yapılacak kutlamayla ilgili sözler yankılanıyordu. Tesadüfen öğrendiğim bu bilgi benim için bir fırsat olabilir miydi? Herkes yarın ki kutlamayla ilgilenirken fırsattan istifade buradan kurtulabilir miydim? * Sabahın ilk ışıkları kaldığım odanın penceresinden içeri yayılıp etrafı aydınlatmaya yeterken, dün gece hiç uyumamış sürekli zihnimin içinde dönen sorulara bir cevap aramaya çalışmıştım. Fakat her seferinde yine aynı sonuca ulaşmıştım. Koca bir hiç. Tıpkı hayatım gibi, kendim gibi. Koca bir hiçin tam ortasındaydım. Benim için hiç bir anlam ifade etmeyen bir hayat ve kendi kendine bile yabancı bir ben. Neresinden tutmaya çalışırsam çalışıyım her defasında çakılan, zarar gören taraf olacaktım. Bu bilinmezliğin içinde kaybolup gidecektim belki de. Hatta belki daha fenası ölecektim. Kendimi, hayatımı tanımadan göçüp gidecektim belki de bu yerden. Kapının tıklanma sesiyle pencereden ayırdığım bakışlarımla dün gece kilitlediğim kapının kilidini açtım. Hemen karşımda dün kü sarı rengi saçlarını salık bırakan kadını gördüm. Yüzünde ki hafif tebessümü ve elindeki birkaç parça kıyafetle bana bakıyordu. "Günaydın şifacı hanım."diyerek beni selamlayan genç kadına aynı şekilde karşılık verdim. "Günaydın." "Size bugün kü kutlama için bir kaç parça kıyafet getirdim. Üzerinizi değiştirip önce kahvaltınızı yapmanız ve ardından Arel Beyin sağlığı açısından odasına gitmeniz gerektiğini söylemeye geldim." Yaptığı açıklamayla elindeki kıyafetleri elime tutuşturup hızla gözden kaybolan kadına hayretle baktım. Bu kutlamaya benimde katılacak olmam tüm sinirlerimi bozmuştu şimdiden. Bir de üzerine elime tutuşturulan tuhaf kıyafetlerde ayrıca öfkelendirmişti beni. O kutlamaya katılamayacağım gibi bu süslü kıyafete de ihtiyaç duymadığım için masanın üzerine bıraktığım tuhaf kıyafetlerle odadan çıkıp Bilgenin odasına doğru ilerledim. Kapısı önüne geldiğim odanın açık olduğunu gördüğümde hafifçe içeriye bakınmak için başımı uzattım. Fakat tam o anda yeniden duyduğum o sesle hızla toparlandım. Bu dün de odama geçmem gerektiği konusunda beni uyaran o korumaydı. "Bilge Hares şu an burada değil, bir kaç saatliğine kendi malikasine geçti. Dilerseniz ben sizi Arel Beyin odasına kadar bırakayım. Kutlama başlamadan hemen önce son işlemler için sizi bekliyor." Korumanın sözleriyle öfkeyle dişlerimi sıkıp sıkça derin nefesler aldım. Ardından yapmacık bir tebessümle gülümsedim. "Yolu biliyorum ben kendim giderim."diyerek onu hemen arkamda bırakıp Arel denen genç adamın odasına doğru yürümeye başladım. Şu an hiç bir şey istediğim ve planladığım gibi gitmiyordu ve bu durum içten içe çoktan beni rahatsız etmeye başlamıştı. Arel denen kendini beğenmiş adamın kapısı önüne geldiğimde bugün de saçma sapan cümlelerle aklımı karıştıracağını biliyordum. Fakat bu defa buna izin vermeyecektim aklımı karıştırmasına, aldığım karardan dönmeyecektim asla. Korumalar beni görür görmez benim yerime anında kapıyı açarken her ne kadar istemesem de içeri girmek zorunda kaldım. İçeri geçer geçmez karşılaştığım manzarayla kısa bir şok geçirirken bunu bozuntuya vermedim. Aksine yüzüme yerleştirdiğim hafif tebessümle konuşmaya başladım. "Sanıyorum bana ihtiyacınız kalmamış, siz çoktan ayaklanmışsınız. Çok sevindim." Yapmacık sesim ve tebessümümle baktığım genç adam dikkatli adımlarla yanıma geldi. "Öyle oldu biraz."dedi emin bir sesle. "Düne göre daha iyi hissediyorum kendimi." "Peki o zaman bana ihtiyacınız yok sanırım, ben çıkayım siz de dinlenin kutlama saatine kadar." Verdiğim cevapla çoktan arkamı dönmüş odadan ayrılmak için hazırdım ki yeniden duyduğum sesiyle duraksamak zorunda kaldım. "Aslında bir konuda yardıma ihtiyacım var. Seni de o yüzden çağırdım şifacı." Sesindeki ifadesizlikle üzerime doğru yürürken yüzünde de hiç bir ifade yoktu. "Yanağımda ki şu iz, onu yok etmeni istiyorum. Yapabilir misin?" Beklemediğim isteğine karışıklık güçlükle yutkunurken hafifçe başımı öne eğdim. "Yapabilirim sanırım.."dedim yutkunurken. Ardından kaldırdığım başımla nedensizce titreyen elimi kontrol etmeye çalıştım. Birden bire ne olmuştu bana? Neden titremeye başlamıştım böylesine? Korkuyor muydum? Hayır. Sadece fazlasıyla gerilmiş ve bir an önce bu odadan çıkmak istiyordum. "Peki o zaman, bu izi yok et bir an önce. Kutlamaya bu izle katılmak istemiyorum." Sözlerine karşılık başımı tamam anlamında sallarken hala titremeye devam eden ellerimi hafifçe kaldırarak karşımda benden daha uzun bedenin yüzüne doğru götürmeye başladım. Genç adam ellerimde ki titremenin farkına vardığında anlamsız bir ifadeyle yüzümü inceledi. Ardından "Neden titriyorsun?"diye sordu. Benim bile cevabını bilmediğim bu soru karşımda bir cevap bekleyen gözlerle beni iyice köşeye sıkıştırırken sonunda kurumuş dudaklarımı dilimle ıslatıp bir cevap verdim. "Titremiyorum. Sadece odaklanmaya çalışıyorum. Eğer sizde sessiz kalıp gözlerinizi kapatırsanız yarayı onarmam daha kısa sürecektir." Verdiğim cevapla beraber derin bir nefes verirken aramızdaki mesafeyi açtım. "Peki dediğin gibi olsun şifacı kız. Zaten fazla vaktimde yok."diyerek beni onaylayan gözleriyle beraber söylediğimi yaptı. Usulca gözlerini kapattı. Beni daha fazla sıkıştıracağını düşünürken, hiç itiraz etmeden beni onaylamasına her ne kadar şaşırsam da bu durumu pek önemsemeyip gerekli olanı yaptım. Derin bir nefes alıp sağ avuç içimi yanağında ki ize doğru götürdüm fakat tam o anda birden bire yüzüne kayan bakışlarımla kapalı gözleri ardındaki yüzünü inceledim. Biçimli burnuyla örtüşen uzun kirpikleri bir bütünün iki parçası gibi birbirlerini birleştirirken neredeyse yüzüne göre ayarlanmış hafif kirli sakalları bu bütünün tamamlayıcı son parçasıydı. "Fazla vaktim yok, acele etmelisin." Beni kendime getiren sesiyle beraber hafifçe silkelenip bu defa bende gözlerimi kapatıp tıpkı dün de yaptığım gibi hissetmeye çalıştım. İçimdeki gücü ve bunu bir kez daha başaracağıma inandığım o hissi yeniden hissetmeye çalıştım. Saniyeler, hatta belki bir kaç dakika sonra işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek için araladığım gözlerim beklemediğim bir çift karamel rengi gözlerle karşılaştı. Sağ elim hala genç adamın yanağındayken, bana odaklı bakışları tüm dikkatimi saniyeler içinde dağıtmıştı. Öyle ki bir süre bende bana bakan karamel gözlerinden ayırmadığım gözlerimle ona baktım. Bu gereksiz bakışma benim kadar onu da rahatsız ettiğinde hafifçe geri çekildi. Adımlarını bu defa hemen bir kaç metre uzaklığında ki boy aynasına çevirdi. Belli ki yüzündeki izin yok olup olmadığını kontrol edecekti. Saniyeler sonra karşısına geçtiği aynadan bir süre yüzünü inceledi. Avuç içleriyle biraz önce var olan izi yokladığında, halinden memnun bir ifadeyle bana doğru döndü. "Bir an önce odana geç ve hazırlan sende, kutlama biraz sonra başlayacak." Verdiğim derin bir nefesle "Şey.."diye geveledim kelimelerimi. "Ben gelmek zorunda mıyım? Biraz rahatsız hissediyorum kendimi." Sözlerim ardından yeniden bana kayan bakışlarıyla verdi cevabını. "Bu kutlama yalnızca benim için değil yıllardır gelmesi beklenen şifacıyı, yani seni de tanıtmak için yapıldı. Bu yüzden gelmek zorundasın." Sözlerine geri bir cevap vermeden hızla odasından ayrılırken planımda küçük bir değişiklik yapmam gerektiğini anladım ve buna istinaden hızla soluğu odamda alıp, biraz önce genç kadının getirdiği kutlama elbisesini üzerime geçirdim. Hemen ardından bu şehre ait ve oldukça gösterişli elbiseyle aynadaki görüntüme baktım. Hafif kabarık kırık beyaz rengindeki elbisenin kol tarafı ince bir tülden oluşuyordu. Belime kadar uzanan saçlarım elbisenin arka yüzündeki açıklığı kapatırken üzerime oldukça rahat oturan bu elbise, tam bana göre ayarlanmıştı sanki. Son olarak masanın üzerinde gördüğüm farklı bir kutu dikkatimi çektiğinde kısa sürede içinde ne olduğuna baktım. Kutunun içinden çıkan bir çift ayakkabı bu elbisenin tamamlayıcı diğer bütünüydü. Tüm bunların her ne kadar gereksiz olduğunu bilsem de oyunumun bir parçası olduğunu düşünerek ayakkabıyı da saniyeler içinde giyip beklenen saatin gelmesini bekledim. Bugün ne olursa olsun bu saçmalığa bir son verecektim.. BÖLÜM SONU.?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE