10 -

2323 Kelimeler
Devran elbette Agit'e aşık olduğu için ya da çok sevdiği için böyle bir karar almamıştı. Belki de onun istediği gibi bir sevgisi de yoktu ama onu kimlerden neden koruması gerektiğini biliyordu. Ahlatlı soy adının karanlık bir geçmişi vardı ve bu karanlıkta Agit'in ışığını söndürmek için öldürmeye varana kadar çirkinleşeceklerini biliyordu. Nitekim düşündüğü gibi de babaannesi hariç bu karara şiddetle karşı çıkanlar Devran'ın karşısına dikilip ne üdüğü belirsiz, Ahlatlı kanı bile taşımayan, köyden gelmiş oğlanın bunca hakka nasıl sahip çıktığının hesabını sormak istediler ama karşılığını konağa gelen avukatın sesli bir şekilde onun söylediklerini dile getiren ve önlerine koydukları evraklarda Devran'ın haklarının bir kısmını Agit'e devrettiğini kendi gözleri ile görmüşlerdi ve onun kurduğu şu son cümle ile seslerini kesmişlerdi. - Kararıma karşı çıkanlar ya da benim eşime saygısızlık yapanlar kendilerini kapının dışında bulur - O geceki konuşmanın üzerinden iki gün geçmesine rağmen Agit ise olanların şokunu atlatamamıştı. Şu anda bilmediği yerlerde belki de milyonları vardı ama o hâlâ aynı Agit'ti. Devran'a kahvaltısını ve akşam yemeğini kendi elleriyle hazırlayan, onunla kitap okuyup sohbet etmek isteyen ve sarılmak için yine fırsat kollayan, her şeyden habersiz masum bir gençti. İşte tam da bu yüzden Devran için değerli olduğunu bilmiyordu. Çünkü genç adam onun parayla ya da güçle ilgilenmediğini, hâlâ aynı kaldığını ve şu anda bile eşi olmak için ne yapabileceğini düşünüp durduğunu görebiliyordu. Yıllar önce o kadına da kütüphanedeki destelerce parayı gösterip ne yapacağını görmek istemişti. E tabi bir kaç gün sonra da taşıyabildiği kadar parayla kaçan kadınla şaşırmamıştı bile. Oysa o paralar hiçbir şeydi, Devran'ın elinin altında kimsenin tahmin edemeyeceği kadar mal mülk, kendinden sonraki yedi sülaleye yetecek kadar para ve arsalar vardı. Devran'ı ise asıl şaşırtan şey o gün Agit'e de paraları gösterdiğinde ciddi anlamda korkarak paradan kaçması ve Devran'ın tek kelimeyle boğazı acıdığı için endişeyle koşup ona su getirmeye çalışmasıydı. Devran, Agit gibi bir masuma alışık değildi, o kanla yazılan hükümlere, birbirlerini al aşağı etmeye çalışan yırtıcı insanlara ve arkasından kuyusunu kazmaya çalışan kendi ailesine alışıktı. İşte bu yüzden de Agit'i onların karşısında güçlü ve dokunulmaz kılmıştı. Devran onun masumiyetini koruyordu. Agit ise şu anda her şeyden habersiz yatağının içinde acıyla kıvranıyordu. Hem kadın hem erkek bedeninde olmanın alışık olduğu o acıyı çekiyordu. İlk ergenlikte karşılaştığı kan onu dehşete düşürmüş, yardım dilenir gibi annesine koşup anne bir şeyler akıyor, kan var yardım et diye ağlamıştı. Ama karşılığında ne yapması gerektiğini söyleyen bir anne yerine o haliyle bile tarlaya gönderen, gördüğü kanı herkesten saklaması için azarlayan bir anne bulmuştu. Genç kadın kendi kusuru olarak gördüğü çift cinsiyetli oğluna kusur ondaymış gibi davranmış, her regl olduğunda yüzüne suçlar gibi bakıp acıdan kıvranan oğluna yardım eli bile uzatmamıştı. Zavallı oğlan ise karnının ağrısıyla ve kırılacak gibi acıyan beliyle tarlaya gidip canı çıkana kadar çalışmıştı. Ta ki acıdan bayıldığında bile akşamına annesinden "Sen ne işe yarıyorsun ki" diye azar yemişti. İki ya da üç ayda bir yaşadığı bu korkunç günler bugün yine Agit'i tir tir titreyerek korkutuyor, biri öğrenirse işiteceği laflar için saklanacak yer arıyordu. Oysa korkacağı ya da utanacağı bir şey değildi yaşadığı şey, tam da bu yüzden iki üç ayda bir olsa da regl olabildiği için doktor doğurma şansı var demişti, hatta diğerlerinin ergenlikte çoktan biten regl olayının Agit'te devam edilmesine büyük bir şans demişti hanımağaya. Ama Agit şu an kendisini ne şanslı görebiliyordu ne de mutlu. Yatağında bir o yana bir bu yana kıvranarak tuttuğu karnıyla için için ağlıyordu. Yataktan çıkmalı Devran'ın kahvaltısını götürmeliydi ama ayağını yere bassa düşüp bayılmaktan korkuyordu. Dişlerini sıka sıka "Allah belanı versin senin" deyip yastığı yumrukluyor, kalan dermanını da kendine kızarak harcıyordu. Artık gözlerinden yaş bile akacak gücü bulamazken yorgun düşen bedeniyle kendinden geçtiğini fark edemeyerek yattığı yerde gözleri kapandı. Devran hazırlanıp geçtiği çalışma odasında saatine baktı. Çoktan sekize yaklaşan saatle Agit'in bugünün Pazar olduğunu sandığı için buçuğa kadar bekledi ama saat dokuzu gördüğünde kaşları çatıldı. Geldiği günden beri onun uyanma saatini bir kere bile kaçırmayan ve her sabah ona kahvaltısını getiren oğlanın bugün bu kadar geç kalmasına anlam vermemişti. Onun böyle bir şeyi unutmayacağına emindi. Önce Afşin'e haber verip odasına bakmasını söylemeyi düşünse de bundan vazgeçip ilk kez onunla arasındaki tek engel olan ve onun odasına açılan kapının önüne geçti. Hızlı hızlı yüzünü sıvazlayıp görme ihtimali olan manzaradan korkarak kapıyı açtı. Sandalyesinin odanın içinde sürerek oturma odası olan bölümden yatak odasına geçti. Oranında küçük kapısını açıp Agit'in kaldığı odaya girdi. Oğlanı yatağın içinde iki büklüm yatarken görünce kaşlarını çatarak sandalyeyi yatağa doğru sürdü ve yüzü sararmış gencin kolunu dürterek canı acısa da "Agit" diye seslendi. Genç oğlan sarsıldığını hissettiğinde yorgun gözlerini açıp solunda gördüğü adamla korkarak ayaklandı. Derin bir nefes vererek rahatlayan adam korktuğu için kızmak üzere ellerini hareketlendirdi ama gencin gözlerinden akan sicim gibi yaşları görünce - Ne oldu? Niye ağlıyorsun? - diye sordu. Utançtan ve korkudan olduğu yere sinen oğlan zorla kaldırdığı parmaklarıyla - Özür dilerim, çok özür dilerim uyunamadım, çok mu geç oldu? - diye gösterdi. Devran yüzünü sıvazlayıp oflayarak - Neyin var senin çocuk, hasta mısın? Yüzünün bu hali ne? Niye gözlerin çökmüş? Korkutma beni - diye devam etti. Agit ise için için ağlamaya devam ederek alt dudağını ısırdı ve söyleceği şeyin tepkisinden korkarak fısıldayarak konuştu. "Ben.. Ben..şey.. şey olabiliyorum." Devran anlamaz gözlerle oğlanın yüzüne baktı ama sonunda elini karnına koymasıyla başını kaldırıp solgun ve korku dolu gözlerine baktı. Sandalyesini iterek yataktan uzaklaşınca Agit onun da kızacağını düşünerek iyice yatağa sinip örtüyü üstüne kapattı. "Özür dilerim.. şey.. Ben.. Ben hallederim.. Seni rahatsız etmem.. Cidden.. Şimdi kalkarım.." Bunları söylerken bile yüzü acıyla buruşan oğlanı gören Devran ise başını iki yana sallayarak ellerini kaldırdı. - Doktoru çağıracağım, çıkma yataktan - Agit korkuyla canı yansa da yatakta doğrulup "Gerek yok, gerçekten gerek yok. Birazdan geçer ağrısı, alışkınım ben, oluyor böyle iki üç ayda bir, sadece çok ağrılı geçiyor, yemin ederim, önemli bir şey değil" diye bir çare çırpındı ama elini kaldıran adamla susup geri yatağa çöktü. - Ağrılı geçtiği için doktorun seni görmesi lazım zaten, canın acıyor görüyorum - Agit pes ederek başını yere eğip "Ben ağrı kesici alırdım ki" diye mırıldandı ama çoktan odanın kapısına yönelen adamla dudaklarını birbirine bastırdı. Yarım saat sonra gelen aile doktorlarıyla Agit korkulu gözlerle odasına yardım için gönderilen Afşin'e baktı. Doktor ağrılarıyla ilgili bir kaç soru sorup hangi sıklıkla regl olduğunu, ağrının olduğu bölgeleri kontrol ederek işlemini bitirdi ve yazdığı reçeteyi ayakta dikilen Afşin'e uzattı. "Çok şanslı bir genç, mucize gibi bir vaka, daha önce böyle bir olayla karşılaşmamıştım. Hanımağa haklıymış" diye mırıldanan adam odadan çıkıp bu defa Devran'ın odasına girdi. Ona da Agit'in durumunu anlatıp gencin regl bitene kadar mutlaka dinlenmesi gerektiğini, asla ağır bir iş yapmamasını, sancılanırsa karnının sıcak tutulması gerektiğini uzun uzun anlattı. Pür dikkat doktoru dinleyen Devran ise doktora teşekkür edip uğurladı ve tüm konağa Agit'in istediği her ne isterse yapılması için emirler yağdırdı. Oğlanın en sevdiği yemekler, tatlılar yapıldı, Cahit gönderilen çarşıyla Agit'in ilaçları ve en sevdiği atıştırmalık ne varsa eve getirildi. Agit odasında dört dönen kadınlarla en sonunda utançtan yerin dibine girip "Afşin abla nolur sadece sen kal" diyerek kadınları kibarca odadan göndermesini istedi. Baş başa kalan ikiliyle Afşin sırıtarak yatakta oturan oğlanın omzuna omuz attı. "Şştt güzel oğlan sendeki şans bende de olsa ya, ağaya bak regl oluyon diye konağı ayağa kaldırdı, çocuk doğursan kim bilir ne yapar." Agit eğdiği başıyla parmaklarıyla oynamaya başladı. "Ama çok etti, herkesi ayağa kaldırdı. Ne var ki bunda. Anam olsaydı şimdi tarlaya gitmiyorum diye sövmekten beter ederdi." Afşin tanıyıp gördüğü annesiyle oğlana üzülerek sırtını sıvazladı. "Anan öyleyse kocanda böyle güzel oğlan, Devran Ağa'yı hiç bu kadar telaşlı görmemiştim" diyerek elini ağzına götürüp güldü. "Adam resmen ferman gönderir gibi yapılacak listesi gönderdi alt kata." Agit artık merakla fısıltıyla "Abla niye böyle eder ki ağa?" diye sorunca Afşin onun merakını anlayıp o da kısık sesle "Ağa sana değer verir güzel oğlan, gözlerinden, davranışlarından, ettiği laflardan anlamaz mısın?" dedi. Dudaklarını büzen oğlan "Anlarım anlarım da.." diye durunca Afşin oğlanın solgun yüzünü okşayıp "Sever de mi böyle eder bilmezsin" deyince başını salladı. Afşin anlar gibi derin bir iç çekip "Bunu hiç birimiz bilemeyiz güzel oğlan, Devran Ağa'yı anlamak zordur. Onun dedikleri emirdir ama onları diyene kadar ne düşünür kimse bilmez" diyerek yataktan kalktı. Elleriyle oynamaya devam eden gencin başını okşayarak "Sen biraz yat dinlen şimdi ilaç içtin, biraz rahatlarsın, uykunu al" deyip odanın kapısına yöneldi, sonra da durup arkasını dönerek "Uyanınca en sevdiğin tatlıyı yersin, aşağıda senin için hazırlanıyor" deyip sırıtarak odadan çıktı. Agit bir kaç saat uyuyup uyandığında yediği tatlı ve birbir çeşit denediği çikolatayla şimdi karnı dolu dolu yanakları al al canlanmış akşam için aldığı ilaçla ağrıları hafiflemişti ama hâlâ mutsuz olan yüzünü güldürecek tek şeyin Devran olduğunu anladığı için eli eli arasında küçük adımlarla Devran'ın odasına geçti ve onu yemek masasında yalnız başına yemek yerken bulunca yüzü düşürek masaya yaklaşıp yanına oturdu. Devran kaşları çatılı bir süre oğlanı izleyip en azından yüzünün daha canlı ve dinlediği için gözlerinin yeniden parladığını görerek başını eğip Agit'in ayaklarına baktı ve ters bir bakışla başını kaldırıp elindeki çatalı masaya bıraktı. - Neden ayaklarında çorap yok senin? Üşüyeceksin - Agit cıklayarak omuz silkip parmaklarını oynattı. - Oda çok sıcak, giymek istemiyorum - Hâlâ kaşlarını çatan adamla konuyu değiştirmek için tepsideki yemeği gösterdi. - Tadı nasıl, kötü değil değil mi? Ben baktım tadına güzeldi - Devran bakışlarını tepsideki tabaklara çevirip gülümseyerek - Senin sevdiğin yemekmiş bunlar, ben de istedim biraz - deyince Agit mutlulukla sandalyesinde kımıldanıp - Geçen geceki yemekte hanımağamla birlikte yemiştik, o zaman çok sevmiştim - dedi. Beğeniyle başını sallayan Devran yemeğine geri döndü ama sanki söyleyecek bir şeyi var gibi sürekli kımıldanan oğlanla başını kaldırıp göz kırptı. - Hayrolsun, yerinde duramıyorsun, ilaçlar mı test tepti? - Agit elini ayağını götürüp gülerek başını salladı. - Galiba. Böyle sürekli sürekli yürüyüp konuşasım var - Devran yemekten çok oğlanın mutlu yüzüyle doyacağını anlayarak yemeği bırakıp oğlana döndü. - Konuş o zaman bakalım - Agit nerden başlasam der gibi düşünerek hmlayıp sandalyasini biraz daha adamın önüne geçip konuşmaya başladı. - Annenin elbisesini giymem için verdin ya. Ben çok mutlu oldum biliyor musun? O kadar güzeldi ki, onu giyen anneni çok merak etmiştim - deyip utarak başını eğdi. Sonra da utangaç bir gülüşle eliyle gerdanına dokunup devam etti. - Verdiğin kolye de çok güzeldi, gözlerin gibi yemyeşildi - Onun hareketlerini izledikçe boğazında hissettiği yanma hissiyle öksüren Devran onun endişeyle "Su vereyim, dur, dur" derken masadaki sülahiden su doldurup önüne koymasını izleyip suyu bir dikişte içti. Onu yakan Agit miydi yoksa yemekteki baharat mıydı bilmiyordu ama son günlerde Agit'i gördükçe boğazı yanıyordu ve suya ihtiyaç duyuyordu. Ama Agit yemektendir diye düşünüp - Çok mu acı geldi? Bir daha yeme o zaman bunu - diyerek tepsiyi önünden çekti fakat bileğini tutan adamla durup başını kaldırdı. Gözlerindeki yemyeşil bakışın anlamanı çözemediği adamla "Almayayım mı?" diye sordu. Devran başını sallayarak hızla elini bileğinden çekip - Alabilirsin, acı biraz - dedi ama acı olanın başka bir şey olduğunu anlamak zor değildi. Agit tepsiyi masadan alıp küçük adımlarla odadan çıkıp alt kata indi ama onu merdivenlerde karşılayan kadınlardan biri elindeki tepsiyi alarak "Ben götürürüm küçük bey, siz odanıza dönün" deyip merdivenlerden inmeye devam etti. Agit kendi odasına dönerek biraz ağrımaya başlayan karnı yüzünden yatağına girdi. Devran'ın akşam yemeğinden sonra işine döndüğünü, bu yüzden de rahatsız etmemesi gerektiğini biliyordu. Ama en azından aklındaki şeyleri söylemeyi başarmıştı. Saatler sonra da telefonun saatine bakarak çoktan Devran'ın uyku saatinin geldiğini anlayarak buruk bir gülümsemeyle başını yastığına koydu. Şimdi ağrısını biraz biraz onu zorluyordu ama sabahki kadar değildi. Uyuyabilmek için bir o yana bir bu yana döndü ama uykusu gelmiyordu, belki de tüm gün uyuduğu içindi. Alışık değildi karnı tok, yeri rahat, yüzü mutlu uyumaya. Anne evinde ağrılarla kıvrana kıvrana sabahı zor edip yine sabahın köründe işe gittiği günleri hatırlayarak aslında kaderinin nerden nereye evrildiğini düşünerek gözlerini kapattı. Korka korka geldiği ev Devran'ın ona verdiği güçle daha da çekilir olmuştu ama Agit'in istediği şeyler para pul, güç, yemek içmek, emirler yağdırmak değildi ki. O, Devran'ın sevgisini istiyordu belki de haddi olmayarak. Verdiği güç sevgi değildi ki, aldığı kolyeler, kıyafetler, verdiği kartlar Agit'i mutlu etmezdi. Onun istediği Devran'ın gülüşleri, ona söyleyeceği kelimeler, veremediği sevgiydi. Ama sevgiyi asla alamayacağını biliyordu. Gözleri yeniden dolduğunda yatakta doğrulup eliyle yüzüne yelpaze yaparak "Aç gözlü olma, konuşuyor ya işte seninle" deyip tekrar yatağa uzandı ama telefonuna gelen mesajla yastığının altındaki telefonu alıp mesajı okudu. Devran : Odama gelir misin? Agit saate bakıp bu saatte odasına çağıran Devran'la telaşlanıp ona bir şey olduğunu düşünerek diğer odaya koşarak geçti ve odanın içinde göz gezdirip Devran'ı yatak odasında yatağa yaslanmış görünce elini göğsüne götürüp rahat bir nefrs verdi. - Korktum. Bir şey oldu sandım - Yüzü oldukça ciddi duran komodinin üzerindeki gece lambasını açıp Agit'e duvardaki ışık düğmesini gösterdi. - Kapat - Agit kafası karışarak elini uzatıp ışığı kapattı. Devran'ın yüzünü loş ışıkta çözmeye çalışırken odadan çıkmak için geri adım attı ama başını iki yana sallayan adamla olduğu yerde durdu. Yatağa uzanıp başını yastığa koyan adam ise yatağın örtüsü açıp başıyla yanını gösterdi. Agit şokla bir süre uzanan adamın kapanan gözlerine baktı. Sonra terleyemeye başlayan avuçlarını geceliğini silip yutkundu. Devran onu yatağına mı çağırmıştı o mu yanlış anlamıştı? Derin bir nefes veren adam gözlerini açıp hâlâ kapının önünde duran oğlana bir kez daha başıyla yanını işaret edip bu kez sesli konuştu. "Gel." Agit konuşacak kadar ileri giden adamla korkuyla yatağın diğer tarafına doğru yürüyüp örtüyü biraz daha çekerek yatağa girdi ve sırt üstü uzandı. Üstünü örtüğ ellerini göğsünün üstüne koydu. Şimdi heyecanlandığı ve gerildiği için daha çok karnı karnı ağrıyordu. Nefeslerini sayılı alıyor, ağzını açıp bir şey diyemiyordu. Ona doğru yan dönmeye çalışan adamı fark ettiğinde ise hızla ona dönüp kolunu onun beline atıp kendisine çevirdi. Loş ışıkta yeşil gözleri parlayan adama bakarak yutkunup tekrar sırt üstü döndü ama başını ona çevirip parmaklarını hareket ettiren adamı izledi. - Eşler bunu yapar mı bilmiyorum ama bir şey yapınca ağrısı geçiyormuş - Agit fısıltıyla "Ne yapınca?" diye sordu. Devran emin olamayarak elini kaldırıp Agit'in karnının üstüne koyup ovalamak için küçük küçük hareket ettirdi. Agit şaşkın şaşkın karnının üstündeki büyük ele bakarak başını Devran'a çevirdi. "Geçiyormuş." Devran gülümseyerek ovmaya devam etti. Tabi ki ovalayınca her ağrı geçmiyordu ama Agit karnının üstünde hareket eden Devran'ın elinin sıcaklığıyla tüm acılarını o an unutmuştu bile.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE