O olayın üzerinden bir hafta geçmişti ve konaktaki herkes artık diken üstünde otuyordu. Zelal Hanım'ın planı alt üst olmuş, konaktan kovulmakla tehdit edilmişti. Oysa Zilan'ı anca ikna edip Devran'ın odasına sokmuştu.
Niyeti ikisini çıplak gören Agit'in Devran'ın onu istemediğini anlayarak evden gitmesini sağlamaktı. Ee tabi bir diğeri de Zilan'ın zamanında Züleyha'nın beceremediğini becerip Devran'ın kanına girerek birlikte olmalarını sağlayıp hamile kalmasaydı.
Bu sayede Zelal Hanım kontrol edebileceği bir mirasçıyla Devran'ın tüm varlığını ele geçirmekti. Ama iki planı da suya düşmüştü. Ağlaya zırlaya evden giden Zilan ise ortadan kaybolmuştu.
Fakat bu son olay Agit için bir fitili de ateşlemişti. Arkasında Devran Ahlatlı gibi bir gücün farkına varıp o ve Devran için daha nice planları olan tüm aile için artık potansiyel düşman olmuştu.
Düşman olmayı beceremezdi belki ama Devran'a yaklaşan herkesi önce kendi süzgecinden geçiriyordu ve dikkatli olması gereken ilk kişi Devran'ın üvey annesi olduğunu öğrendiği Zelal Hanım'dı.
Onun dışında konağa girip çıkan amcalar, halalar ve dayılardı. Tabi bir de Şiyar gibi yeğenler. Agit artık kurtlar sofrasında olduğunu anlamıştı ve attığı her adımı dikkatli atıyordu. Ama ne fayda kötülük düşünemeyen tarafı her zaman ağır basıyor ve hep acaba abartıyor muyum diye çelişkiye düşüyordu.
Yine bir akşam yemeğinde Devran'ın - Yarın önemli bir akşam yemeğine katılacağız - dediğinde o günkü gibi bir aşiret toplantısı olduğunu düşünerek cevap verdi.
- O zaman güzel görünmeliyim değil mi?-
Yemeğini bitiren adam sa sandalyesini yaslanarak başını salladı.
- Bu defa senin bir şey yapmana gerek yok. Gerçekten çok önemli bir yemek. O yüzden hazırlanman için bir kaç kişi gelecek konağa -
Agit merakla sandalyesinde kıpırdanıp - Kim gelecek ki? - diye sordu.
Devran su dolu bardağı başına dikip hepsini içerek konuşmaya devam etti.
- Nasıl görünmek istersen senin öyle görünmeni sağlayacak kişiler. Ne diyorlar onlara bilmiyorum -
Agit elini ağzına götürüp kıkırdayarak "Ben biliyorum tamam tamam" dedi.
Elini ona uzatan adam elini yavaşça kapattığı dudaklarından indirip - Gülüşünü ben de göreyim, kapatma - dedi.
Agit yine kıpkırmızı olarak sandalyeden kalkıp masadaki tepsiyi aldı ama bir şeyler diyen adamla durdu.
- O şey.. O, bitti mi? -
Agit tepsiyi tekrar masaya koyup elleriyle cevap verdi.
- Bunu neden sürekli soruyorsun? Rahatsız edici mi? -
Suratı düşmüştü. Onda böyle bir şeyin devam etmesini Devran'ın istemediğini düşünüyordu. Çünkü çocuk doğurabilirdi ama belki de Devran bunu yapabilmesini istemiyordu.
- Doğurmak istemedim ki hiç. Sadece oluyor işte. Kötü mü? -
Devran gözleri dolan oğlanı kolundan tutup sandalyeye oturttu.
- Hiçbir zaman bunun kötü olduğunu düşünmedim. Sen benim için mucize gibi bir şeysin. Babaannem seni bana gösterdiğinde ve durumunu anlattığında buraya sadece benim çalışanım olarak geleceğini sanmıştım ama çift cinsiyetli olman benim için de çok farklı gelmişti -
Agit dikkatle dinlediği adamın samimiyetine güvenerek gülümsedi.
- Biliyorum ki. O yüzden kurallar koydun-
Devran başını iki yana sallayarak - Bırak şimdi kuralları. Farkında mısın zaten hepsini bozduk? - deyince Agit dudaklarını büzdü.
- Aynı odada yattık, bana istediğin zaman sarılabiliyorsun, sürekli odama geliyorsun, bana istediğin zaman mesaj atabiliyorsun -
Agit yaptıklarını hatırlayınca kızaran yüzüyle omuz silkti.
- Ama senden izinsiz dışarı çıkmadım hâlâ-
Devran gülerek - Çıkmak mı istiyorsun? Bari o kuralı bozmayalım, nereye gideceğini önce ben bileyim - deyince Agit başını salladı.
- Tamam, onu bozmam ki -
Devran gülümseyerek asıl konuya geçti.
- Biraz seni araştırdım. Yani çift cinsiyetli bireyleri. Gerçekten mucizesiniz ve farklı olmanız çok güzel. O yüzden regl olabilmen ve iki bedene de sahip olman seni özel kılıyor - dedi ama ardından kendisini gösterip - Benim için özelsin - diyerek belirtti.
Agit iyice kızaran yüzüyle ateş basmış gibi kucağındaki eliyle oynayamaya başladı.
- Bu yüzden o özel günlerini bilmek ve sana yardımcı olmak istiyorum -
Agit adamın ne demek istediğini anlayarak başını salladı ama iyiden iyiye terleyerek eliyle yüzüne yelpaze yaptı.
- Şimdi gideyim mi ben? Sonra, sonra konuş -
Devran merakla kaşlarını çatıp - Neden? - diye sordu.
Sandalyeden kalkıp tepsiye atılan genç "Utandım işte, utandım" diyerek hızla arkasını dönüp kapıya yöneldi.
Şaşkın şaşkın onun gidişini izleyen adam gülerek elini alnına vurup "Utanması bile farklı" derken başını iki yana salladı.
Ertesi günü sabahtan konağa gelenlerle Agit'in odasında akşam yemeği için küçük hazırlıklar başlamıştı bile. Onun fiziğini beğeniyle inceleyen kadın elini çenesine götürüp "Nasıl görünmek istiyorsun küçük bey?" diye sordu.
Agit ne diyeceğini bilemediği için onlara yardım için gelen Afşin'e baktı.
"Abla" diye sızlanınca Afşin gülerek kıyafeti için gelen kadının yanına gidip bir şeyler fısıldadı.
Duyduklarıyla Agit'e daha da şaşırarak ve memnun bir gülümsemeyle bakıp "Anladım şimdi, bizim küçük beyimiz tamamen ruhunu yansıtmalı" diyerek bu kez o Agit'in kulağına fısıldadı.
"Ruhun ne istiyor?"
Agit utanarak dilitle dudaklarını ıslattı ve o da kadının kılapıma dıdıldadı.
"Güzel olmak."
Geriye çekilen kadım hmlayıp "O zaman güzel olalım" diyerek yanında getirdiği elbise kılıfını açtı.
"Bu özel parça tam da senin gibi özel."
Agit etekleri uçuş uçuş fırfırlı olan elbiseye bakarak beğeniyle Afşin'e döndü.
"Abla bu nasıl?"
Afşin gülümseyerek başını iki yana sallayıp "Sen beğendiysen her şey olur güzel oğlan, sen yeterki rahat ol" diyerek genç oğlanı cesaretlendirdi
"O zaman bu olsun."
Giyilen elbiseden sonra bu defa omuzlarına gelen saçlarını yapmak için gelen kadınla Agit ilk kez kuaför sandalyesiyle yüzleşti. Erkek gibi görünsün diye saçlarını kırpık kırpık kesen annesi, bazen de "Aman erkek gibi görünsen ne fayda" deyip oğlanın saçlarının biçimsizce uzamasına göz yumardı. Agit ise ağlaya ağlaya uzun saçlarını keser "Ben ne olacağım" diyerek aynadaki görüntüsüne üzülürdü.
Ama şimdi saçlarına güzelce şekil veren kadınla aynadaki görüntüsüne gülümsüyordu. Hâlâ yanında duran Afşin'e dönüp "Devran Ağa saçlarımı kısacık yaparsam beni sever mi? Yoksa uzun mu sever?" diye sordu.
Gözleri dolan genç kadın karnındaki şişliği sıvazladı "Valla Devran Ağa seni severse erkek olsan da sever kadın olsan da, sevdiğinin cinsiyeti mi olurmuş güzel oğlan. Hem Devran Ağa senin her bir halini bilir de evlendi."
Agit başını eğip "O benimle bunu bilip de evlenmedi ki" diye mırıldandı ama onu kimse duymadı.
Saatler sonra tüm hazırlık bitmiş, Agit simsiyah elbisesi, küçük dalgalar verilen saçları ve doğal bırakılan sade yüzüyle akşam için hazırdı.
Cahit önce Agit'i aşağı indirip arabaya bindirmiş bir kaç dakika sonra gelen Devran ile yola çıkmıştı. Büyük arabanın içinde karşılıklı oturan ikili ise ne konuşacağını bilemeyerek akan yolu izliyorlardı.
Dakikalar sonra başını hızla Agit'e çeviren adam aynı anda ona dönüp ellerini kaldıran gençle elini kaldırıp onu durdurdu ve ondan önce söyleyeceğini söyledi.
- Çok - ımlayarak bekleyip sanki parmakları konuşacakmış gibi ellerine baktı ve yutkunarak devam etti.
- Güzel görünüyorsun -
Agit eline aldığı küçük çantasını sıkarak başını salladı. Sonra da ellerini serbest bıraktı - Teşekkür ederim. Sen de -
Devran gülümseyerek - Sen de ne? - diye sorunca genç oğlan başını cama çevirip "Güzel olmuşsun" diye mırıldandı.
Devran küçük bir kahkaha atınca başını tekrar ona çevirdi ve - Senin kadar güzel olamamışım ama - cümlesini gördü. Kıkırdayarak elini ağzına götürüp "Sen de elbise giyersen olursun" dedi.
Kaşlarını kaldırarak onun üzerindeki elbiseyi inceleyen adam başını iki yana sallayarak - Yeşil elbise olmazsa giymem - deyince Agit şaşkın şaşkın adama baktı.
Elbise falan giymem ben diyeceğini beklerken renk seçen adamla şaşırmıştı. Devran ise onun bu haline daha da gülerek - Eşler elbise giyemez mi? - diye sordu.
Agit ise hızlıca omuz silkip "İsterlerse giyerler, kim karışır ki" dedi.
Uzun uzun ona bakan gence merakla kaşlarını çatarak - Beni elbiseyle mi düşündün? - diye sorunca Agit kahkaha attı.
"Hayır, sana yakışmazdı."
Devran - Çok ayıp - dediğinde ise omuz silkti.
"Sana takım elbise yakışıyor, bak bu olur."
Devran şöyle bir ceketini düzeltip - Önemli biriyle akşam yemeğine katılacağım çünkü - dediğinde Agit merakla - Kim o önemli kişi? - diye sordu ama sorusunun yersiz olduğunu fark edip başını eğdi.
"Özür dilerim, sormamalıydım."
Devran ise tekrar başını kaldırmasını beklediği genç oğlanla göz teması kurunca ellerini hareket ettirdi.
- Gittiğimiz yerde öğreneceksin. Değer verdiğim biri-
Agit ise sadece başını sallayarak sustu. Bu kadar hazırlandığına ve sürekli önemli biri dediğine göre Devran için özel biriydi anlaşılan. Farkında olmayarak kıskanmıştı. Belki haddi değildi ya da Agit'in durumunu gösterebileceği kadar özel biriydi
Kafasında onlarca senaryo kurdu. Agit'le neden evlendiğini anlattığı bir adamdı belki ya da kadın. Belki de onunla evlenmesi imkansız biriydi. Çok mu yakınlardı acaba? Özelini anlatacak kadar mı? Agit'i ne diye tanıyacaktı? Eşim mi? Peki ya hizmetçim? Belki de acıyıp evime aldığım biri?
Tüm yol boyunca bunları düşünüp durmuştu ve
- Geldik - diyen adamı anca görmüştü.
Araba durup kapıları açıldığında onları bekleyen Cahit'le önce Agit inmiş ardından aşağı inen rampa ile Devran inmişti.
- Gerisini bize bırak - diyen Devran'la Cahit hızla başını sallayarak "Arabadayım ağam" deyip tekerlekli sandalyeyi süren Agit'e bakarak gülümsedi.
Agit ise ilerdikçe geldikleri mekanda kimsenin olmadığını fark ederek kaşlarını çatarak "Burası mı?" diye mırıldandı ama karşılarına çıkan takım elbiseli adam "Hoşgeldiniz Devran Ağa'm" diyerek ilerlemeleri için yolu gösterdi.
Agit iyice meraklanarak devam edip küçük bir koridoru geçince tüm salonu güllerle kaplanmış yere geldiğinde gözlerini kocaman açtı. Uzun bir masanın üzeri de güllerle süslenmiş karşılıklı iki sandalye duruyordu. Üç kişi olacaklarını sandığı mekanda sadece iki kişilik yer vardı. O zaman Agit olmayacak mıydı?
Devran onun biraz karışık ve üzgün yüzünü görünce sandalyesini ona çevirip gülümseyerek başını yana yatırdı.
Agit fısıltıya benzer sesiyle "Ben gideyim mi şimdi?" diye sordu.
Devran başını iki yana sallarken salona gelen pastayla kaşlarını çattı ve Devran'ın - Masamıza geçelim mi? - diye sormasına - Ama o önemli kişi gelmedi - diye cevap verdi.
Devran ise kocaman bir gülümsemeyle Agit'i işaret etti.
"Çoktan geldi."
Agit konuşan adamla "Ben mi?" diye sorunca Devran başını sallayarak onayladı ve gözleri dolan oğlanın eline uzanıp elini tuttu. Agit masayı ve pastayı görünce yavaş yavaş fark ettiği günle şaşırarak elini ağzına götürdü.
Ellerini bırakıp konuşmak için kendisini biraz daha zorlayan Devran derin bir nefes verdi.
"Hoşgeldin güzel oğlan. İyi ki doğdun."
Agit yanaklarından süzülen yaşlarla bir yandan onun canı acı diye korkarak bir yandan da mutluluğun verdiği heyecanla Devran'ın önünde diz çöküp başını onun dizlerine koydu.
"Acıyor biliyorum, konuşma. Ben sesini duymasam da severim seni."
Devran duyduğu cümleyle şaşırarak eli havada kaldı, sonra yavaşça Agit'in başının üstüne koyup saçlarını okşadı.
Agit büzdüğü dudaklarıyla başını kaldırıp ona sıcacık bakan yeşil gözlere baktı.
- Şimdi doğmuş gibi hissediyorum -
Elleriyle anlattı. Çünkü bunu diliyle anlatmaya kelimeler yetmezdi. Ne zaman ve ne için doğduğunu bilmeyen genç karşısındaki adamla yeniden doğmuştu.
Masaya geçerek başladıkları yemekte yine duramamış, arabada kurduğu onlarca senaryoyu bir yandan utanıp bir yandan da gülerek anlatıyor, neşeli sesi Devran'ı farkında olmadan ordan oraya sürüklüyordu.
"İşte böyle" diyerek cümlesini bitiren oğlanla Devran ellerini kaldırıp yine onun beklemediği bir cümle kurdu.
- Senden başka hiç kimse benim için önemli biri olmayacak -
Agit gördüğü bu cümleyle utarak bir kaç ay önce onun sorduğu soruyu sormak için ellerini kaldırdı fakat vazgeçerek geri indirdi.
Devran ise sorması için ellerini kaldırıp - Sorabilirsin- dedi ama Agit başını iki yana sallayarak - Belki bir gün - diyerek gülümsedi.
Ne soracağını tahmin eden Devran da o günün gelmesini bekliyordu ama o zaman ne cevap vereceğini bilmiyordu.
Çünkü bu soru tüm kaderi değiştirecek ve onları geri dönüşü olmayan bir kadere bağlayacaktı.
Agit, Devran'a soramadığı soruyu derin ve buruk bir nefes vererek kendine sordu.
'Sevdin mi beni?'