* * * Atlas’ın arabası villanın önünde durduğunda, geniş bahçeye göz gezdirdim. Yüksek demir kapılar, şubat güneşinin altında parıldıyordu. Hava soğuktu ama güneş ışıkları bana bir nebze de olsa cesaret verdi. Gözlerimi villanın modern tasarımına çevirdiğimde, içimdeki tedirginlik biraz daha arttı. Şık ve lüks bir ev… Bu dünya bana hep çok uzak gelirdi. Kapı açılır açılmaz Atlas, beni beklemeden bahçeye doğru yürüdü ve neşeli bir sesle bağırdı: “Pablo! Hadi oğlum, buraya gel!” Bir an durdum. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, bahçenin derinliklerinden kocaman, kahverengi tüylü bir köpek koşarak çıktı. Atlas’ın sesiyle heyecanla kuyruğunu sallayarak ona doğru atıldı. O an Atlas’ın yüzündeki gülümsemeyi fark ettim; çocukça ve içtendi. “İşte bu kadar!” dedi, köpeği kollarıyla sarar

