“Hadi ver elini İlkim.” diyen Fatih’e bakarak elimi onun sıcacık ellerine bıraktım ve dengemi koruyarak yata bindim. Saray yavrusu gibi olan bu yatın her yerini elimi bırakmadan gezdirdi. İçinde bulunduğum bu harika mekandan bile ilgimi çekmekte açık ara önde olan, elimi kavrayan bu koca eldi. Onun dokunuşunun bıraktığı etkiyle erimiştim. Fatih bana dokundu mu alev alırdım, eriyip, küllerimi savururdum gönlüme. Tarumar olan hücrelerim onun dokunuşuna muhtaçken, yine onun dokunuşuydu beni karmaşık bir bilmeceye çeviren. İlk iki gün onunla birlikte olmamaya özen göstermişti. Hem malum sızımın dinmesini beklemek hem de tenine karşı bu kadar zayıf oluşum beni ondan uzaklaştırmıştı. Üçüncü gün ise, evden çıkmadan önce bana hediye olarak verdiği camdan kemanı alıp, güverteye çıktım ve

