Barlas, soğuk bir sesle, bana yukarıdan bakarak konuştu: "Evlilik, kafana göre imza atıp boşanacağın bir oyun değil, Masal Hanım. Burası abinin evi değil. Her cevizi kırıp da sıyrılamazsın." Barlas bu sözleri söyledikten sonra, odada tek başıma, öksürük krizleriyle mücadele ederken beni bıraktı. Yatağın kenarına doğru yürüdü ve tişörtünü düzeltti. Onun için bir dağınıklık veya baş ağrısıydım sadece. Zihnimdeki tüm sesler kesildi. Ne aşk, ne gurur, ne de utanç kaldı. Sadece Barlas'ın son sözü yankılanıyordu: "Ancak ölü bir bedenin çıkar bu evden." Ölmek lükstü, benim lüksüm ise yaşayıp gitmekti. “Şimdi sen benim karşıma gelip ‘boşanma’ lafını açacak cesareti nereden buldun, anlat bakalım,” dedi ve telefonu eline aldı. Yatağa geçip oturdu. Barlas’ın her hareketi gözümde annemin baskınlı

