ATEŞTEN Londra’nın gri gökyüzü, ruhumdaki o bitmek bilmeyen fırtınayla yarışıyordu. Heathrow Havaalanı’na indiğimden beri telefonum bir saniye bile susmamıştı ama ben sadece tek bir aramayı bekliyordum. Ya da belki de o aramayı ben yapmak istemiştim. Telefonu elimde sıkıca tutuyordum; Lord arıyordu. Dün gece geleceğimi söylemiştim. Aslında Elvin’den kaçabildiğim kadar kaçmak istemiştim. Ruhum ona sığınmak için can atsa da mantığım, ona aşık olursam canının tehlikeye gireceğini her saniye fısıldıyordu. Üç buçuk aydır kimse ona ulaşamamıştı; daha doğrusu kimse evli olduğumu, bir zaafım olduğunu bilmiyordu. Sıkıntıyla açtım telefonu. “Hoş geldin, The Ash,” dedi Lord. Sesi, her zamanki gibi buzdan bir duvar gibiydi. “Hoş buldum,” dedim sakince. “Şirkete geçiyorum. Lucifır ve Luna’nın bır

