Sebastian, çalışma masasının başına eğilmiş, yaldızlı kenarları yıpranmış deftere göz gezdiriyordu. Avam Kamarası’nın o boğucu havası hâlâ yakasında gibiydi. Mürekkep lekeleri parmak uçlarına sinmiş, başparmağı ile şakağını ovuştururken istemsizce alnına bir iz bırakmıştı. Gözlerinin altındaki halkalar, yalnızca uykusuzluktan değil, zihnini kemiren düşüncelerdendi. Defterin sayfalarında günün tutanakları, konuşmaların dökümü ve temsilcilerin sözüm ona görüşleri vardı. Kâtip kılığında tuttuğu bu notlar ona yalnızca içeride dönen tartışmaları değil, dönemin ruhunu da aktarıyordu. Fakat sayfalara dökülen kelimelerin ardındaki gerçekler, daha derin, daha karanlıktı. Bugünkü oturumda, İngiltere’nin büyük buhranla mücadele ettiği, sanayinin kuzeyde çöküşe geçtiği, işçilerin greve kalkıştığı v

