Eve girdiğimde karnını tutmuş yatan bir adet Salim ile karşılaştım ve "Patron ile buluşmuşsunuz." dedim gülerek.
"Tuğra ișkillenmesin diye az sevdi beni." dedi inleyerek yerinde doğulurken. "Sen diğerlerini gör."
"Kusura bakmayacaksın da, hak ettiniz."Omuz silkip odama doğru yürüdüm üzerimi değiştirmek için. Hakaret etmek gibi olmasın da etek denen şey bir boka benzemiyordu. Kumaş pantolon denen şeyin Allah bin belasını vermiş zaten. Kaldı ki pantolon da giyemezdim. Neymiş efendim Tuğra bey hoşlanmıyormuș. Hoşt lan ordan. Önce bir bak bakayım pantolon senden hoşlanıyor mu?
"Kızıl, depoya gidilecekmiș. Ben ölüyorum. Sana zahmet canım."
"Hangi depo?" diye seslendim eteği çıkartıp yerine taytımı giyinirken.
"Kurtuluş."
"Çıkıyorum." diyerek tişörtü üzerime geçirdikten sonra saçlarımı da toplayarak arka kapıya ilerledim. Motora binip kaskı taktiktan sonra ceketi de giyinip telefonu cebine koydum. Hızı severdim. Bu yüzden telefonun düşmemesi için ceketin fermuarını da kapatıp yola çıktım.
Depoya gittiğimde içerideki sessizlik oldukça canımı sıkmıștı. En azından işkence edilen kişinin çığlık sesleri gelmeliydi.
Motordan inip kaskı yerine koyarak motorun içindeki çakı ve silahımı aldım. Çakıyı belime, silahı da bacağımdaki kılıfına koyduktan sonra sessizce içeriye girdim. Bir kaç adım atmıştım ki, arkamdan tutup beni sıkıca saran kişi ile olduğum yerde kaldım. Bir eli boynumda, diğeri ise bacağımdaydı. Silahı almaya çalışıyordu sanırım. Silahı aldığı anda elini tutup geriye iterek silah ile birlikte kafasına vurdum. Çıkardığı sese bakılırsa erkekti. Zaten bir kızın benimle başa çıkabilmișliği olmamıştı daha önce. Bir kaç saniyelik sendelemeden sonra bana dönen çocuğa bakarak tek kaşımı kaldırdım.
"Naber Kızıl?" Etrafıma bakınıp içeridekilere göz gezdirdim. Hiçbiri yoktu. Kaçırılmış olmalılardı. Demek ki başkaları da vardı.
"Ben hatırlayamadım seni. Beynim gereksiz şeyleri siliyor da hafızamdan." diyerek kafamı kaşıdim. "Ah. Pardon ya. Alınmadın değil mi?" diye sordum alayla.
"Birazdan öldürme beni diye yalvaracak biri için fazla özgüvenlisin."
"Olmaz ya, olursa bile, sana asla yalvarmam. Hem ölüm güzeldir." dedim o silahını bana doğrulturken. "Anlatırdım aslında, ama hiç gerek yok bence. Nasılsa birazdan bizzat yaşayacaksın."
Koşarak tekme atıp silahı yere düşürdukten sonra parende atarak boynunu iki bacağımın arasına sıkıştırıp kendim ile birlikte yere attım onu da. Attığı yumrukla sendelesem de, kendime gelerek karşı atağa geçtim.
"Boşuna uğraşma Kızıl. Eninde sonunda bizim tarafa geçeceksin. Sizin derslerde öğretmiyorlar ama, asıl önemli şey doğru yerde durabilmektir." diyerek saçımdan çekip beni yere yapıştırarak üzerime çıktı.
"Bizim derslerdeki en önemli şeyi de öğrenmek ister misin?" diyerek elimi belime attım. "Her zaman ikinci silahını yanında taşı." Çakıyı karnına sapladığımda saçlarımı bırakıp karnını tuttu. Bıçağı onun inlemeleri arasında çekip hızla altından kalktım. "Bence bizim dersler daha yararlı ha. Ne dersin?"
Yerinden doğrularak yedekteki silahını çıkartıp "Bilmem." dedi. "Sen karar ver."
"O silahı sen sağlamken bile aldım elinden. Şimdi alamayacağımı mı düşünüyorsun?"
"Dene istersen." diyerek silahı benden çevirip varillere dogrulttu. Onlardan birine ateş ettiği anda ikimiz de havaya uçabilirirdik.
"Ölecek kadar cesaretli olabileceğini hiçbir zaman düşünmedim biliyor musun Cihan." dediğimde gözlerini silahtan alıp bana çevirdi.
"Hatırlamadığını söylemiştin."
"Son görüşmemizde sen de umurunda olmadığımı söylemiştin ama.." diyerek alayla güldüm.
"Sen asla, umursamayacak bir kız değilsin."
"Sevindim." dedim, bir kaç adım yaklaşıp. "Daha önce hiç aşkımdan ölen olmamıştı." Hızla elindeki silahı alıp koşarak depodan çıktım ve arkamı dönerek varillerden ikisine ateş ettim. Daha sonra silahı da içeriye atıp "Seni ölümüne seviyorum be adam." deyip kahkaha attım. Aşka bir kez inanmıştım ben. Bir defa yapmıştım o hatayı. Tekrarı asla olmayacaktı.