Arabalardan birine bindirilmiştim. Benim olduğum arabada Atalay şoförün yanında oturuyordu. Arkamızda sıra sıra yedi kadar arabayla konaktan ayrıldık. Araba ilerlerken Atalay omzunun üzerinden kafasını çevirip bana tip tip baktı. Bakışlarına kısa bir an karşılık verdiğimde "azabın başlıyor Alaca kızı" dedi. Ardından önüne dönerek yolu izlemeye devam etti. Ne yalan söyleyeyim içimde büyük bir ürperti vardı. O konakta neler yaşayacağımı bilmiyordum ama hiç iyi şeyler olmayacağını zaten biliyordum. Tek amacım bir an önce Osman Ağa'nın foyasını ortaya çıkarıp yeterli delilleri bulmaktı.
Konağın önünde araba durdu. Aşağıya indiğimde Atalay bana yine ters ters bakıp önden içeriye girdi. Arkasından göz devirip peşine takıldım. Konağa girince içeride epeyce bir kalabalık vardı ama kimse beni görmeyi beklemiyordu. Kadınlardan biri ayağa kalkıp yanımıza doğru gelirken Osman ağa ve yanındaki adamlar da konağa girdiler.
"Ağam Sevde nerede?" Kadının sorusuyla Atalay kolumu sertçe tuttu. Osman ağa sanki önemsiz bir olaymış gibi rahat bir tavırla ellerini belinde kavuşturarak sedirlerden birine oturdu. Kafasıyla beni işaret edip, "Sevde yok, berdel oldu. Alaca'ların kızı Atalay'la evlendi" dediği an konakta büyük bir şok dalgası yayıldı. Bazı kadınlar ağıt yakar gibi ellerini dizlerine vurarak zılgıt çekerken adamlar silahlarını çıkartıp havaya ateş etti. Silah sesinden ürkmüş gibi irkilerek etrafa sinsi bakışlar attım.
Bir tane kadın "kızım yaşıyor çok şükür!" diye dizlerini yere vurarak kendini yerlere atarken diğerleri onun yanına gidip kaldırmaya uğraşmıştı. Ben manzarayı izlerken Atalay kolumdaki eliyle beni çekip, "yürü!" Dedi.
Bizi bir odaya götürdüğünde yüreğim ağzımdaydı. Resmi nikah işinin konuşulmaması içimi bir nebze olsa da rahatlatmıştı ama odada yalnız olmamız ürkmemi sağlamıştı.
"Eşyaların bugün gelir. Yeni dolapta gelecek artık burada kalacaksın!" Odanın içinde büyük bir yatak ve kanepe vardı.
"Dilsiz misin lan konuşsana!" Yüksek sesiyle bakışlarımı Atalay'a çevirdim.
"Yok ağam ben..." Diyerek kafamı önüme eğdim. Lan neymiş göstereceğim sana!
"Allah'ım beni mi sınıyorsun? Kız iki lafı bir araya getiremiyor" diye söyledikten sonra "sen ne!" Diye kükredi hayvan.
"Ağam bana dokunma nolur. Ben çok korkuyorum!" Diye sesimi titrete titrete konuştum. Konuyu önceden açmam beklemekten daha iyiydi.
Ceketini sinirle çıkarırken alaycı bir tebessüm oluştu Atalay'ın dudaklarında. "Sen kim köpeksin de ben sana dokunacam ha, Alaca kızı! Evlendik diye karım mı oldun sandın? Sana bir değil elli nikah da kıysam ben seni yatağıma alır mıyım?" Oh bee.
"Sağol ağam" dedim ağlama krizinden çıkarak. Ben ağladıkça daha da sinirlendiğini fark etmiştim.
"Kes zırıldamayı da geç dinlen eşyaların gelene kadar. Kanepede uyuyacaksın. Soranlara da bir şey demeyeceksin. Berdel yüzünden boşanma olmasa da asla karım olmayacaksın ama kimse bunu bilmeyecek, anladın mı beni?" Kafamı hızla aşağı yukarı salladım.
"Anladım ağam" dediğimde Atalay ağzının içinde sinirli bir şeyler homurdanarak odanın kapısını açtı ve çarparak dışarıya çıktı.
Atalay çıkar çıkmaz göğsüme sakladığım tuşlu telefonu çıkardım. Odada göz gezdirip kanepenin yanına gittim. Yere eğilip kanepenin altından elimi uzatıp üste doğru telefonu sıkıştırdım. Usulca ayağa kalkıp pencereye yaklaştım. Bu odadan sadece sokağın bir bölümü gözüküyordu. Kafamda dönüp duran onlarca plan vardı ama bu planların hepsi içinde olacağım durumlara göre değişebilirdi. Tek amacım burada çok kalmamaktı.
***
Aradan geçen saatlerin ardından odaya kimse uğramamıştı. Konak kızlarının evlemesinin şokunu yaşarken beni unutmuşlardı galiba. Bu elbiseden çok sıkılmıştım. Kanepeye uzanıyor, oturuyor, volta atıyor ve tekrar kanepeye uzanıyordum. Zamanı öldürürken kapım tıklatıldı. Girin diye seslendiğimde açılıp iki kadın içeriye girdi. Gözlerinde öfke vardı kadınların.
"Hoş geldin. Ben Zümrüt annen. Atalay'ın analığıyım" ondan sonra diğeri de "ben de öz teyzesiyim. Atalay'ın anasını yani bacımı Sevde'nin doğumunda kaybettik." Kafamı aşağı yukarı sallarken "başınız sağolsun. Ben de Zeynep" dedim.
İlk kadın elindeki ufak valizimi yatağın yanına koyarken odanın kapısı bir daha çalındı. İki adam kafaları önde odaya dolap taşıyorlardı. Zümrüt hanım onlara geçin diye işaret ederken adamlar gelip dolabı boş yere koyup aynı hızla kayboldular. Kadınlar tekrar bana döndü.
"Evet adın Zeynep'miş. Alaca'ların bir kızı olduğunu duyunca inanamadık. Demek ki insanlar gerçekten de gösterdiği kadar namuslu değilmiş." Ha, kadının niyeti iyi değilmiş demek!
Kafamı aşağı yukarı sallarken "namus ağızla konuşulacak bir konu değildir!" Dediğimde bir anda yüzümde bir sızı hissettim. Lan karı bana tokat atmıştı!!
Öfkeyle kafamı onlara çevirdim ama kendime hakim olarak hemen gözlerimi doldurdum. O kadar sinirlenmiştim ki kendimi zor tutuyordum.
"Duyduk ki Urfa'da büyümemişsin. Burası Bursa'da yaşadığın o ufak mahallene benzemez. Dilin fazla uzamasın. Senin bu konakta görevin kocana karılık, konağa da hizmetçilik yapmak. Sözümden çıkarsan üç öğün yemek yerine dayak yersin!" Ben cevap vermeden hâlâ yanağımı tutarak onlara bakarken diğer kadın susup sadece beni izliyordu.
"Anladın mı dedim gelin!" Diye bağırınca "anladım hanımağam" diye karşılık verdim. Burnumu çekerken kadın küçümseyici bakışlarını benden çekmemişti.
"Çarşafa sabah gelecem. Şimdi abdestini al, namazını kıl, yatağa oturup kocanı bekle. Oğluma dayanabilmen için birazdan yemek gönderecem sana." Gözleri vücudumda gezinirken memnuniyetsiz bakışlarıyla beni süzüyordu. Elbisem epey boldu ve hatlarımı göstermiyordu. Kıyafet ayarlarken hep birkaç beden büyük kıyafetler seçmiştim ki kaslı ve dolgun hatlarım ortaya çıkmasın diye.
Başka bir şey söylemeden odadan çıkarlarken arkalarından dik dik baktım. Ulan ben sizin, neyse ağzımı bozmayacağım diye geçirdim içimden. Benim bu konakta çok işim var gibi gözüküyordu. Bu iş bitmeden katil olmasam iyiydi!!
Üzerimi çoktan değiştirmiş, gelen yemeği yemiş ve banyo yapmış kanepede uzanıyordum. Dolaplardan birinden nevresim yastık bulup kanepeye sermiştim. Gece Atalay bey pat diye içeri daldığında hâlâ uyumuyordum ama içten büyük bir küfür savurmuştum. Hayır yani belki uyuyordum ayı gibi içeri dalınır mıydı?
Uyumuş numarası yapmaya devam ederek Atalay'ın hareketlerini takip ettim. Leş gibi alkol kokusu burnuma dolmuştu. Gözlerimi araladığımda sallana sallana banyoya girmeye çalıştığını, söve söve ışığı aradığını gördüm. Kararını değiştirip yanıma yaklaşırsa eğer sarhoş olduğu için onu bayıltabilirdim diye bir b planı kurdum.
Atalay banyoda işini halledip çıktıktan sonra gömleğinin düğmelerini çözdü ve yatağına doğru ilerledi. Rahatlayarak derin bir nefes aldım. Geçtiği taraf görüş açımda kalmıyordu ama hışırtılarını duyuyordum. Herhalde üzerini falan değiştiriyordu. Sonra yatağa kendini resmen attı it oğlu it. Tek gözümü açıp baktım harbiden yatmıştı. Birkaç dakika sonra horlama sesini duyunca "ayı" diye sesli bir şekilde mırıldandım. Kütük gibi içmişti. Kokudan nefes alamıyordum. Ayağa kalkıp pencereyi yavaşça açtım ve ben de kanepeye uzanıp yattım.
Sabah gözlerimi erkenden açtım. Atalay hâlâ yatağında uyuyordu ve üzerinde sadece baksırı vardı. Gündüz gözüyle vücuduna baktığımda epeyce kaslı olduğunu gördüm. Kasları hiçte spor salonu şişirme kasları gibi değildi. Yıllar süren emekler sonucu oluştuğu belli oluyordu çünkü vücut hatları çok iri değildi, atletikti. Ay kızım napıyorsun ya! Diyerek oturduğum kanepeden ayağa kalktım. Birazdan Zümrüt cadısı gelip çarşafı isterdi. En iyisi Atalay'ı uyandırmam olacaktı.
Yanına gidip tam karşısında ayakta durdum. Üzerimde iğrenç, kocaman genişlikte, uzun, bol bir gecelik vardı. "Ağam," diye seslendim. Burnunun ucunu hafifçe oynattı ama uyanmadı.
"Ağam" dedim yine bu sefer daha yüksek sesle. Bir anda gözlerini açıp yatakta doğrulurken sırtımı dikleştirip bir adımla dibinden uzaklaştım.
"Amına koyayım ne oluyor lan!" Diye bağırdığında kendimi ne kadar rol yapmaya zorlasam da gözlerimi devirmemi engelleyememiştim. Gerçekten de yuh ama yani!
"Sen miydin!" dedi kendi kendine. Ben ellerimi önümde kavuşturup ceza almış erler gibi beklerken ilahi adalet be Acar diyordum içimden.
"Beni bir daha böyle uyandırma!" Diyerek gözlerini ovuşturarak kalktı. Lan oha! Adam ayağa kalktığında tam karşımda baksırının içinde belirginleşen kabarıklığıyla göz göze gelince hemen kafamı çevirdim. Gerçekten şu an oyun falan değildi. Sahiden de utanmıştım. Atalay'ın alaycı gülüşünü duyunca sinir damarlarıma yayılsa da kafamı ona çevirmedim.
"Ne o korktun mu? Korkma sana bir şey yapmaz o" dediğinde aklıma çarşaf geldi.
"Şey ağam" diye başladım kekelemeye. Banyoya girmeden durup bana döndü ve tek kaşını kaldırdı manyak adam.
"Zümrüt ana çarşafı almaya gelecekmiş."
"Eee?" Dediğinde içimden sabır çektim.
"Kan görmezse adım çıkar ağam. Ben insan içine nasıl çıkarım?" Tekrar gözlerim dolup ağlamaya başladığımda Atalay'ın yüz hatları öfkeyle kabardı. Gerçekten de ağladığım zaman bana ayar oluyordu. Tahammül edemiyormuş gibi yüzünü iğrendirerek bana bakarken, "ben sana neden kefil olayım?" Dediğinde içimden kendime "Acar dur nolur dalma, mahvetme tüm planı" diye telkinlerde bulunuyordum.
"Ben kendime kefilim!" Dediğimde sesim birazcık yüksek çıkmıştı, frenleyememiştim. Atalay'ın hemen dikkatini çekip tüm bedenini bana döndürdü.
"Hiç öğrenemeyeceğim bunu Alaca kızı. Bakarsın üzerine kuma alırım yakında. Neyse, kes kolunu da akıt çarşafa" umursamaz bir tavırla konuşarak banyoya girdiğinde öfkeden dişlerimi sıktım ama aklımdaki en büyük iki zorluğu atlatmıştım. Gerisi teferruattı.