Eylül ve Berdan, Kapalıçarşı’nın dar, loş koridorlarında, Halil’in dükkânının gizli odasına sızmış, kalabalığın arasında gölgeler gibi duruyordu. Kerem, masanın başında, kopya mücevheri elinde tutarak konuşuyordu. “Efendi, bu gece burada olacak,” dedi, sesinde bir zafer havasıyla. “Birliğin Mücevheri, yeni bir çağın anahtarı. Midyat, sadece başlangıç.” Kalabalık, antika tüccarları, paralı askerler ve uluslararası bağlantıları olan gölgeli figürlerden oluşan bir topluluktu. Her biri, mücevherin vaadine kapılmış gibiydi. Ancak Eylül’ün kulaklığında Leyla’nın uyarısı yankılandı: “Efendi, çarşıya girdi. Kuzey kapısında. Güvenlik kameralarında maskeli bir figür görünüyor. Hazır olun.” Eylül, Berdan’a bir bakış attı. Kalbi, İstanbul’un ritmiyle atıyordu—tehlike ve fırsat bir aradaydı. “Bu, son

