Darıca'ya döndüğümde Seydiyi de evde buluyorum. Yanında da altı kişi daha. Şebek herif sınıfındaki tüm erkeklere tecili bozduğunu söylemiş. Dedim ya işte... Şebek... Acayip de sevilen bir şebek. Askere gideceğini duyan arkadaşları da hep beraber gidelim deyip tecili bozdurmuş. Gitmeden önce de İstanbul, Kocaeli, Sakarya demeden gezelim tozalım deyip Darıca'ya gelmişler.
Sanki Maldivlere tatile gidiyor pezevenkler. Bu ne istek... Gideceğimiz yer kışla... Hepimiz öğretmen... Ya kısa dönem çıkacak ya da asker öğretmenlik. Ama önce acemi birliği...
Ondan da önce biraz eğlence, bol bol şamata, dibine kadar gezme, tozma. Bir ay boyunca gezmediğimiz yer kalmadı. Gündüzleri geziyoruz akşamları Play Stationda ve Bilgisayarda oyun oynuyoruz. Allahları var hepsi temiz çocuklar. Benden iki gün önce gelmişler. Hepsi salonda yer yatağında yatmışlar. Bir tanesi bile ben yokum diyip odama geçip yatağıma bile yatmamış. Bilgisayarımı bile açmamışlar.
Zaman geldiğinde hep beraber yola çıkıyor Burdur'a gidiyoruz. Birkaçının ailesi birliğin önüne gelmiş, vedalaşıyor. Bavulları yatakhaneye koyuyor ve malzemelerimizi almak için sıraya geçiyoruz.
Birkaç boy üniforma var. Kimi üniformanın içinde kayboluyor, kimi ise sanki kapri giymiş. Sonra tekrar yatakhaneye geçip üniformaları giyiyoruz. Bazıları ilk kez toplu alanda üst değiştiriyor olacak ki utanıp sıkılıyor, kıpkırmızı oluyor. Dolabın kapağını, vücudunu gizlemek için kullanıyor.
Seydi, ben ve altı arkadaşı yan yana dört ranzayı altlı üstlü kapıyoruz. Tam sırtımız yatak yüzü görecek ki ilk içtima için bahçeye çağrılıyoruz.
Yüz elli öğretmen, ellişerli üç sıra halinde dizil(emi)iyoruz.
Beden eğitimi dersinde çocuklara "Bu ne biçim sıra!" dediklerine emin olduğum öğretmenler yan yana durmayı beceremiyor. Sanki sıra olun dememişler de yılan olun demişler. Şimdiden belli, bu yirmi sekiz gün geçmeyecek.
Çavuş geliyor, herkesin en yakınındaki kişiyi ezberlemesini, bundan sonra o kişi ile badi olduğunu ve acemi birliği süresince birbirlerinden sorumlu olacaklarını söylüyor. Kafamı çeviriyorum, Zavallı Seydi... Badi olduk diye şuan çok mutlu ama onu nelerin beklediğinden hiç mi hiç haberi yok...
Çavuş kısaca işleyişi anlatıyor. Sonra...
İstikamet yemekhane, uygun adım, Marş!
Allahım bu nasıl bir uygun adım? Yüz elli kişiden iki tanesinin bile ayağı aynı anda yere basmaz mı? Yüz elli adımın her biri ayrı ayrı duyuluyor. Biri saniyede bir adım atıyor, biri saniyede iki adım atıyor, biri nasıl başarıyorsa iki saniyede bir adım atıyor, biri sağ yerine sol adımını atıyor, biri dizini bel hizasına kadar çıkarıyor, birine bot ağır gelmiş, ayaklarını sürüyerek gidiyor, birinin kolları ayrı tarafa, bacakları ayrı tarafa gidiyor.
Hele biri nasıl yapıyorsa sol ayağıyla sol kolunu; sağ ayağıyla sağ kolunu birlikte kımıldatıyor. Arkadaş atom parçalayın denmedi ki? Hayatınızda daha önce yürümediniz mi? Ben hayretler içindeyim de çavuş alışık sanırım, hiç şaşırmıyor, "Aga bu ne?" demiyor.
İki dakikalık yürüyüşten sonra yemekhanenin önünde sıra oluyoruz. Yemeğin kokusundan mıdır nedir gelişme var gibi. Yine düz değil ama yılanın kıvrımları azalmış gibi.
Günün yemekleri kapının yanındaki kocaman panoya yazılmış. Biz de günün yemeklerini kesiyoruz. Sanki Fransız mutfağı. Listede yazılı olanlardan bir tek çayı, sütü, ayranı tanıyoruz. Hepimizin ağzı sulanıyor.
İçeri giriyoruz, tek sıra... Tabldotlar masada. Kapuska, kabaklı bir yemek, tatlı, çay.
Lan?
Hani Fransız mutfağı?
Çavuş yemek duasını okuyor, biz tekrar ediyoruz.
Tanrımıza hamdolsun, TANRIMIZA HAMDOLSUN
Milletimiz var olsun, MİLLETİMİZ VAR OLSUN
Afiyet olsun! AFİYET OLSUN!
Yemekten sonra yeniden içtima. Sağa dön, sola dön, geriye dön.
Yüz elli kişinin yarısı ya sağını solunu bilmiyor, ya başlarına güneş geçmiş, ya da ağır travma yaşıyor olmalı...
Ardından gelen birkaç kilometre koşunun hemen akabinde tekrar sağa dön, sola dön, geriye dön.
İstikamet yatakhane, dağılabilirsiniz.
Kimi önden koştura koştura gidiyor, kimininse yürümeye mecali kalmamış. Adamlar yatakhaneye girene kadar akşam yemeği vakti geliyor ve yeniden sıraya çağrılıyoruz.
Akşam yemeği İtalyan mutfağı. Yine ayran haricinde okumayı bile beceremediğimiz yemekler.
İçeri girdiğimizde ise Çorba, patlıcan, bulgur pilavı, ayran.
Lan?
Hani İtalyan mutfağı?
Çavuş yine yemek duasını okuyor, biz tekrar ediyoruz.
Tanrımıza hamdolsun, TANRIMIZA HAMDOLSUN
Milletimiz var olsun, MİLLETİMİZ VAR OLSUN
Afiyet olsun! AFİYET OLSUN!
Sonraki üç gün birlikte insan byunu geçmiş dikenli otları ellerimizle yolmakla geçiyor. Botun altı beş santim. Canım da kıymetli. Elimi kullanmak yerine botumla tekmeleye tekmeleye indiriyorum dikenli otları. Aklı olanlar benden görüp botlarını kullanıyor. Çavuş görünce güzel bir fırça kayıyor hepimize.
Millet yine elleri ile koparmaya başlamışken ben yerden koca bir taş buluyorum. Taşla kırıyorum iki metrelik dikenli otları. Çavuşun görünce "Devletin taşını" ile başlayan bir fırçaya daha başlaması muhtemel ama napalım canımız kıymetli.
Çavuşun yaklaştığını gören elindekini bırakıp dikensiz otları yolmaya başlıyor. Çavuş gidince tekrar taş, sopa... Kiminde taş, kiminde sopa, kiminde çevreye atılmış bez, çaput. Taş devrinden uzay çağına ışınlanmış adamlar gibiyiz.
Ot yolmaya içtima, yürüyüş, koşu ve yemekler için ara veriyoruz sadece. Artık alıştık. Yemek listesinde adını okuyamadığımız bir yemek varsa, ya kabaktır, ya patlıcandır, ya da lahanadır.
Sonraki iki günde de yolduğumuz otları toplayıp öbekliyor, gelen traktöre yüklüyoruz. Rutin bir çalışma gününde ben arazi olmuşum, badim dahil kimsenin haberi yok. Çavuş nasıl olduysa otların arasında benim iş yapmayıp sırtüstü bir güzel yattığımı görmüş.
"Kim lan o dingil!"
Kimsenin çavuşun kimden bahsettiğinden haberi yok. Ben bi işgilleniyorum, hafiften kıpırdanıp bir şeyler topluyormuş gibi yapıyorum ama çavuş kayserili. Yer mi anadolu çocuğu. Koşarken ayak tabanları götüne vura vura geliyor yanıma. Ayağıma bir tekme atıyor. "Kalk lan!"
Kalkıyorum.
"Kim lan bunun badisi?"
Seydi garibim çıkıyor. "Benim komutanım!"
"Gel lan buraya! Badinizden sorumlusunuz demedim mi?"
"Dediniz komutanım!"
Bizi dikenlerin yığılı olduğu tarafa götürüyor. "Sürünün!" yaklaşık yüz metre.
Seydi, garibim tatlı çocuk ama çok narin. Bense canım kıymetli olsa da askeri lise deneyimim var. Gösterdiği yere kadar sürünüyorum.
"Ne bekliyon lan orda! Badin senin yüzünden sürünüyor! Badinin yanına kadar sürün, onu da kurtar!"
Bir de geri dönüyorum.
Beş günde en az dört - beş saat arazi olmuşum. Yine de kârdayım.
Seydi'yi bir ot öbeğine, beni diğer ot öbeğine gönderiyor. "Yükleyin!"
Diğerleri ot öbeklerken biz de traktöre yüklüyoruz. -Aslında daha kolay-
"Kusura bakma Seydi'm" diyorum. "Normalde yakalanmazdım da gözden kaçırmışım."
"Boşver." diyor, "Ben de araziydim."
Altıncı günün sonunda birliği otlardan ve dikenlerden arındırmak suretiyle vatanı kurtarmanın verdiği haz ile bazıları biraz fazla yükselmiş olacak ki "Yine mi kapuska! Yine mi kabak! Siz bizim kim olduğumuzu biliyor musunuz! Biz sizin gibi işsiz değiliz, biz öğretmeniz! Öğretmenlere olan kıskançlığınızı böyle mi gösteriyorsunuz!" gibi cümlelerle atarlanıyorlar.
Yemek listesini çavuş ve diğer erlerin bizimle dalga geçmek için yazdıklarını sandılarsa demek...
Çavuş yine insaflı susun, yapmayın, komutan duyacak vs. dese de susmuyor bizim çok zeki öğretmenler.
Komutanlardan biri yemekhanenin yanından geçerken duyuyor ve giriyor içeri. "Ne oluyor? Nedir şikayetiniz?"
Az önce sesi en çok çıkan öğretmenlerden biri konuşmaya başlayınca yanına gidip öyle bir şamar atıyor ki adamın kepi başında ters dönüyor. Hatta bir an sanki başı da terse döndü gibi geldi ama emin olamadım.
Komutan bağırarak emir komuta zincirini sayıyor. "Dışarda ne olduğunuz sikimde değil. Burada çavuşun altısınız. Çavuş yat derse yatarsınız, kalk derse kalkarsınız. Yemeğinizi bitirmek için beş dakikanız var!"
Beş dakikada yiyebildiğimizi yiyor, yemekhanenin önünde sıraya geçiyoruz.
Komutan çavuşun yanına gidiyor. Bir şeyler söyleyip gidiyor.
Çavuş, komutan gidene kadar talim, "Sağa dön, sola dön, geriye dön, yerinde say, rahat, hazır ol!" Sonra Allah ne verdiyse sövüp sayıyor. "Hepiniz cezalısınız! Sizin yüzünüzden ben de cezalıyım! Sabaha kahvaltısına kadar talim, yürüyüş ve koşu yapacağız."