Tetiği çektim.
Nefesimi tuttum ve tetiği çektim.
Eliyas bileklerimden güç vererek silahı biraz daha ortaladı. İlk elime aldığımdan çok daha farklı bir his içimi doldurmuştu. Adeta gücü elimde tutuyordum. Ağırlığı hissediliyordu lakin kullandıkça hafifleşmişti sanki. Karşımdaki beyaz insan vücudu maketin sadece birkaç yerine denk getirebilmiştim. Kurşunun bıraktığı siyah gölgeler sıyırma diyebileceğimiz şekilde hedeften bayağı bir uzaktaydı. Gez, göz, arpacık mantığını pek anlamasam da Eliyas, arkamdan destek vermeye devam ediyordu.
“Gözün hedefte olsun. Dikkatinin dağılmasına izin verme.”
Ormanın içinde olmamız beni biraz rahat hissettirse de tetiği çektiğimde, kurşun hedefi değil. Hedefin tam ortasında duran kuzgunu vurmuştu. Beyaz maketin tam ortasına sıçrayan kan ve yere hızla düşen kuzgundan gözlerimi ayıramadım. “E-Eliyas…”
“Tamam sakin ol, bir şey yok.”
“Onu vurdum,” parmaklarıma kadar titrerken silahı elimden alıp, arkasına, kemeri ve pantolonunun arasına sıkıştırdı. “Önce bir kontrol edelim.”
Yerde yatan kuzgun, kıpırdamadan öylece duruyordu. Siyah, asi tüyleri ışığın altında paralelden gözleri kapalıydı. Eliyas kuzgunu eline alıp kulağına doğru götürdü. Ardından gagasını aralayıp, vurduğum yere dokundu. “Korkma kanadını sıyırmışsın, biraz bakımla iyileşir.” Birkaç adımda yanında bitip, kuzgunun siyah uzun tüylerini sevdim.
Küçücüktü.
O kadar küçüktü ki, ellerimde parçalanıp ortalığa dağılabilirdi. “Peki ne yapacağız?” Diye sordum hala titreyen sesimle. Eliyas, maketi kolunun altına sıkıştırıp omzuma tutundu. “Bir veterinere gidelim, yaralarını sarsın sonrasına bakarız.”
“Pekâlâ…”
4X4 büyük araca bindiğimde, Eliyas maketi aracın arkasına yerleştirip, sürücü koltuğuna geçti. Kemerini takıp, başındaki şapkayı arka koltuğa attıktan sonra aracı çalıştırdı. “Bu kadar sert birisi olman ama ardında naif, küçük bir kızın olması… Çok garip be Öz,”
Sessizliğimi korudum.
“Ben…” durdum. “Kendimi değiştiremiyorum.” Gözlerini yoldan ayırmadı, “Değiştirmemelisin zaten. Sen böyle özelsin.”
Söylediklerinde sahici miydi bilmiyordum, aklımda takılı kalan tek şey avuçlarımın arasındaki küçük, yavru kuzgundu. Güzel tüylerini usul usul okşarken, araç taşlı yolda hızla ilerliyordu. “Bugün bir veteriner bulabilir miyiz ki?”
“Şehir merkezinde illaki vardır,” cebinden telefonunu çıkarıp bana uzattı, “Benim için bir yer bulur musun, konumuna göre gidelim.” Kafamı sallayıp telefonunu açtım. Ana ekranda ikimizin sarmaş dolaş bir fotoğrafı vardı. Bu beni önceden güldürebilecek bir şeyken burnumun ucu sızladı. Önceden bunları yaşamadığım için, bana hep gülünç gelirdi şimdiyse çok farklıydı.
“Buldum.”
Haritadan açtığım konumu, telefon tutacağına koyarak Eliyas’a yönelttim. “Teşekkürler güzelim.”
Yolun devamı sessizlikle geçerken on beş yirmi dakika sonra atölyeye doğru bir veteriner bulabilmiştik. Kapıdan geçerken golden cinsi bir köpek havlayarak bize doğru yaklaştı. Kuyruğunu durmadan sallarken suratında aptal bir gülümseme vardı. “Merhaba?”
İçeriden çıkan kadın “Merhaba,” derken köpek bu sefer ona doğru koştu. “Sorun nedir?”
Eliyas kuzgunu kadına doğru uzattı, “Atış dersindeydik ve kuş aniden maketin önüne uçtu.”
“Ah,” kadın kuzgunu alıp, yaralı kanadını inceledi. “Siz buyurun geçin,” derken eliyle ikili koltuğu gösterdi. “Bende bu güzeli iyileştireyim.”
Eliyas ile birlikte koltuğa yerleşip, dizlerimizin dibinde yerleşen golden cinsi köpeği sevmeye başladık. “Çok tatlısın sen,” ipek gibi tüyleri arasında ellerim kayarken kendini biraz daha dizlerime bastırdı. Eliyas benden uzaklaşıp, telefonunun kamerasını ikimize doğrulttu. “Gülümseyin…” Kahkaha atarken çektiği pozlara bakarken sırıtıyordu. Köpeğin tasması koluma sürttüğünde, kemik sembolüne işlenmiş yazıyı okudum.
Kara.
“Sen çok mu güzelsin Kara,” kulağının arkasını okşarken veteriner odanın köşesinden bizi çağırdı. İçeriye geçtiğimizde kuzgunun kanadını sarmış ve tüylerini silmişti. “Bir süre güzelce bakarsanız yakın zamanda tekrardan kanatlanacak, yiyeceği yemeklere bir hafta şu yazdığım ilacı ezip eklerseniz daha hızlı sonuç alabilirsiniz.” Kuzgunun kafasından öpüp benim avuçlarıma koyarken, elindeki kâğıt parçasını Eliyas’a uzattı.
“Yalnız biz nasıl bakacağımızı bilmiyoruz, anlatabilir misiniz?”
Masanın köşesindeki sandalyeyi çekip oturdu ve bize detaylıca anlattı. Nasıl bakacağımız, yemi ve onu barındıracağımız ortamı da. “Teşekkür ederiz.” Gülümseyerek veterinerden çıkıp yeniden araca geçerken, “Atölyeye gidelim, sana uyar mı?” Kafasını salladı. “İki gün boştayım, takılabiliriz.”
Dudakları sinsice kıvrıldı. “Takılalım.”