3 | Katilin Geri Dönüşü - PART 2

2091 Kelimeler
Biten sigarasını saksının dibinde ezerken titreyen koluna kendimi yasladım. Göğsüne koyduğum kafam oradaki atışlarla birlikte hareket ediyordu. Gözlerimi ondan ayırmazken tek gördüğüm kirli sakallı çenesi ve adem elmasıydı. Bir bebekmişim gibi tutuyordu şimdiyse, sessizlik yemini etmiş gibiydik. Dilime vurulmuş kilit bu gece orada takılı kalmaya kararlıydı. Ben konuşamasam da Eliyas bu sessizlikten ürkmüş olmalı ki bir şeyler mırıldanıyordu.  "Her rakı sofrası sonrası küçük bir çocuğa dönmen çok etkileyici Öz," elinin tersiyle yanağımı okşadığında, yüzüğünün soğuk taşı titrememe neden oldu. Biraz daha sindim göğsüne. "Küçük kız..." Dudakları önce yanağıma dokundu ardından sakince dudaklarımla buluştu. Sırtımdan verdiği destekle, olduğum yerden doğrulmamı sağlarken ellerimi ensesine yerleştirdim. Dudaklarımızın birbiriyle olan uyumu saniyeler içinde çığırından çıkarken, omuzlarını kavradım. Rüzgarda bizimle birlikte hırçınlaştı. Tuttuğu belimde gezinen eli yukarı çıkıp, esintiye kapılmış saçlarıma dokunduğunda ağzına doğru inleyip dilimle dudaklarını okşadım. Dudaklarını kaydırarak çeneme bastırdığında gözlerim karanlığa kaydı. İlk tanıştığımız gece fısıldanan sözler kulağımda yankılanırken parlak yıldızların varlığı bulutların üstündeymiş gibi hissettiriyordu. Bunun bir diğer sebebi de nereye dokunacağını bilen elleri olabilirdi. Parmakları yüzümde dolanırken dudakları boynumun her kısmına değiyor, öpücüklerle kaplıyordu. Baştan sona şefkat kokan bu buluşma, kafamı eğip birbirine bakan gözlerimizle son bulmuştu. Şefkat yerini şehvete bırakırken, elimi kalbinin üstüne götürdüm.  Elimin altında atan kalbi tüm odağımı kaybetmeme sebep olurken içinde kıvılcımların çaktığı gözlerimi gözlerine diktim. Sessizlik yemini bozulmuştu, "Her şeyim sensin," dedim. Yalan ya da boş safsata değildi, bunu biliyordu. "Ne olursa olsun beni bırakmayacaksın değil mi?" Yanağının üstündeki avucumu öperken gözlerini bir an dahi üzerimden ayırmadı. Bu öpücük her şeye değerdi, her kelimeye her anlama. Eşsizdi. "Her şeyimsin, seni bırakmak benim ölümümü getirir Öz." Kendi kendine gülerken kafasını geriye attı, gözleri kısılırken alnındaki kırışıklıklar ortaya çıkmıştı. "Şu yıldızlar şahidim ki seni bıraktığım gün, beni unuttuğun gün, ölüm kapıma dayanır." Uzanıp boynunu öptüm, kokusunu soludum bir süre. "Yıldızlar şahidim ki ne olursa olsun seninim." O gece birçok şey gerçekleşti. Yeminler edildi, aramızdaki bağ daha da güçlendi. Ama gerçekler peşimizi bırakmadı. Onun yatağında, birbirimizi sarmalarken çırılçıplaktık. Günün böyle biteceği başlayışından belliydi, göğsündeki tüyleri okşarken elleri saçlarımın arasında geziniyordu. Dakikalar önce inleyerek söylediğim her kelime kulağımda tekrar ederken, gözlerimi kaldırıp dalgın gözlerine baktım. Kaygılı günler onu bekliyordu. Geçmiş gün yüzüne yeniden çıkmaya kararlıydı, konusu açılmasa bile Akif Eymen'in varlığı aramızda soğuk rüzgarların esmesine neden oluyordu. Korku dört yanımızı sarmıştı, o artık güzel bir rüya olmaktan çıkmış, kabusa dönmüştü. Bir süre sonra kafasını çevirip, saçlarımla oynamayı bıraktı. Dudaklarını alnıma sertçe bastırırken gözlerim istemsizce kapandı. "Düğün için takım mı giyeceksin?" sorumla kaşları havalandı, "Düğüne mi gidiyoruz?" Doğrulup, çarşafla açıkta kalan göğüslerimi kapadım. "Gitmiyor muyuz?" Parmağı oyun oynarcasına havalanıp, çarşafı çekiştirdiğin de, "Gideceğimizi söylemedim ki sadece sana haber verdim unuttun mu?" oflayıp kendimi yatağa attığımda kahkahası odayı doldurdu. "Ama İlyas..." "Ama Öz," Beni göğsüne çekti, "Ondan haz etmiyorum," gülerken, "O da senden etmiyor ama düğününe çağırdı, hem beni yalnız mı bırakacaksın?" Sorumu cevapsız bırakıp gözlerini yumduğunda, konu onun için kapanmıştı bile. "İyi," sinirim bozulsa da belli etmemeye çalıştım. "Harika elbisemi görmemen üzücü olacak," "Normal bir elbise olacağına kalıbımı basabilirim," gözleri kapalı uykulu uykulu konuşurken burnumu havaya diktim, "Normal olmayacağını ikimizde iyi biliyoruz," homurdansa da aldırmadım. "Dans içinde birini bulmam lazım," çarşafı çektirirken sesim alaylıydı. Gözünün tekini açıp baktı, "Orada olsam bile dans etmezdim," "Senin kaybın," yastığın diğer tarafını çevirip, kafamı yasladım. Uyku, yorgunluktan sızlayan bedenimi kavrarken, elim Eliyas'ın eliyle buluştu. Bugün mutluydum, belki yarın mutsuz olacaktım. Sonraki günlerde... Ama bugünü unutmayacaktım. ~ Üstümü saran, iki hafta önce aldığım siyah saten elbise aynanın karşısında adeta parıl parıl parlıyordu. Işığın vuruşuyla kumaş kendini daha da göstermişti, elbise tiril tirildi. Altına giyindiğim önü açık topuklu ayakkabıyı öne çıkarıp kendimi baştan aşağı süzdüm. Açık saçlarımı olduğu gibi bırakmıştım. Bir yandan düzleştirmek istesem de bu hali elbiseyi taşıyordu. Ne çok resmi ne de çok baştan savmaydı, olması gerektiği gibiydi. Göz makyajını sade tutup, koyu kırmızı ruju dudaklarıma sürerken tüm dikkatim aynanın üzerindeydi. Eğer kayarsa düğüne gitmekten bile vazgeçebilirdim. Tırnağımın ucuyla bozulan yeri düzeltip, aynadan uzaklaştım.  "Tamam," karmaşık yatağın içinde kaybolan telefonu bulmak için çarşafı çekiştirdiğimde, telefonun yerle buluşma sesi bir anlığına yüreğimi ağzıma getirse de yerden aldığım telefon sapasağlamdı. Komodinin üstündeki çantamın içine atıp, küçük çantayı elime aldım. Kapıyı arkamdan kapatırken attığım her adımda temkinliydim, çıplak bacaklarım evin içinde bile soğuktan titrerken kolonlara destek vermeden, duvara yaslanarak merdivenleri indim. Kapının önünde duran taksinin korna çalacak kadar sabırsız olmaması işime gelse de kapıya çıktığımda adamın sabırsızca ayaklarını yere vurduğunu gördüm. Kapıyı kilitleyip olabildiğince hızlı davranarak taksiye bindim, telefonumdaki saate baktığımda çenem kitlenmişti. "Düğün başladı da bitiyor," adam dikiz aynasından bir anlığına baksa da istifini bozmadan gaza yüklendi. İç çekerek kendimi koltuğa bıraktığımda Eliyas'ın attığı son mesaj dün akşam ki hallerine fazlasıyla ters düşüyordu. Geleceğini yazmıştı ama ne zaman olduğuna dair hiçbir şey dememişti. Taksi Anadolu kulvarından dönerken, Eliyas'ın numarasını tuşladım. "Geliyorum dedim ya Öz," telefonu açtığı gibi konuştuğunda sesi sinirliydi. İşaret parmağımı dişlerimin arasında sinirle ezdim. "Ama ne zaman?" "Birazdan orada olurum," dedi çabucak. "Arabadayım, kapatıyorum." Telefon suratıma kapandığında, ekranı kulağımdan çekip düz düz baktım. Beni çıldırtıyordu... Saçlarımı geriye atarken dışarıyı izlemeye koyuldum. Topuklu ayakkabımın sabırsız vuruşlarına dizlerimin titremesi de eklendiğinde içimi kaplayan hisle sıkıntıya girmiştim. Karamsarlığın zamanı değildi, güzel bir günün devamı niteliğindeydi bugün. Taksi şoförü direksiyonu kırıp, yola devam ettikten birkaç dakika sonra düğünün yapılacağı otelin önünde durdu. Adama parasını uzatıp indiğimde, kapıya bakmadan kapattım. Gözlerim otel adı altında geçen ihtişamlı sarayın üstündeydi. Böyle bir yeri ilk defa görüyor olmama şaşırmıştım, çünkü bu tarz yerler nam salar buram buram elitlik kokardı. Işıklandırmalar gözümü alırken kapının önündeki güvenliklerin bakışları fazlasıyla ürkütücüydü. Emin adımlarla kapıya yürürken, elbisemi düzelttim. Otelin önünde yankılanan ani fren sesiyle kafamı çevirip baktığımda gözlerim istemsizce kısıldı, bu giriş fazlasıyla tanıdıktı. Eliyas'ın arabası park yapılmaz yazısının hemen önündeyken, bekleyen valeye anahtarını bırakıp bana doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Üstündeki lacivert takım jilet gibi keskindi. Uzun bacaklarını saran pantolon her adımında gerilirken, içine giydiği gömleğe sığmıyor gibiydi. Taktığı kravatın duruşu bile bu bedene ait olmadığını haykırırcasına sırıtıyordu.  Yanıma vardığında önce kravatını düzelttim sonraysa koluna girip, merdivenlere yöneldim. "Bu özeni neye borçluyuz Eliyas Bey?" Dişlerimi sıkarak gülümserken bıyık altından güldü, güvenliğe adlarımızı verirken daha demin ki ürkünç bakışlı adamlardan pekte farkı yoktu. "Eliyas Vahriç, Öz Hece." Adam listede ki adımıza bakıp, önümüzden çekilirken Eliyas bana doğru eğildi, "Sevgilim olmana borçlusun," göz kırparken bakışları sıcaktı. Akif Varol'un düğünündeydi ve o fazla mutluydu, fazla fazla. "Peki bu mutluluk?" "O da senin varlığın ve elbisen olabilir," çenesi kasılırken etrafa bakındı. "Elbiseni beğendim, daha kısası yok muydu?" Derken bakışları sertti, sesi ise oyun oynadığını belli ediyordu. "En kısası buydu, üzgünüm." Kolundan çıkıp, büyük elinden parmaklarımı geçirdim. Otelin girişini geçip, düğün alanına girdiğimizde bizi karşılayan ailelerle selamlaşıp, gözlerimizi orkestraya diktik. "Seninle aynı mevkide olup, bu kadar şaşalı bir düğün organize etmesine ne diyorsun?" Gülerken ki sesi her an birini boğazlayacak gibiydi, "Biz buna rüşvet diyoruz," gülümsemesi tüm yüzünü kapladığında baş parmağı elimin üstünü hafifçe okşadı. Tüylerim ürperdi, "Sen rüşvetin âlâsı da diyebilirsin, sevgilim." Alay dolu kelimeler bizim için ayırtılmış masaya gidene kadar son bulmadı. Oturduğumuzda ellerimiz birbirinden ayrılmış olsa da varlığımızı birbirimizin üstünden çekmemiştik. "Cidden... İyi görünüyorsun, seni böyle görmeye alışık değilim." Elimi kalbime götürdüm, "Sanırım bu görüntü yüzünden kalp krizi geçireceğim." Dudağını bükerken gözlerini sıkıntıyla devirdi, "Senin için aynı şeyi söyleyemem, hiç memnun değilim bilesin." "Umurumda değil," Önümdeki su bardağını içerken dikkatliydim, "Kırmızı rujunu da sürmüş... Pardon Öz Hanım, gelinin kız kardeşi olma ihtimaliniz yüzde kaç?" omuz silkerken bardağı masaya bırakıp, peçeteyi dudağıma sertçe bastırdım. Rujlu peçeteyi ona doğru itekledim, "Hiç. Belki de erkek tarafın küçük kız kardeşi olarak görebilirsin," peçeteyi alıp cebine attıktan sonra şaşkın bakışlarımı umursamadan, dimdik karşıya bakmaya devam etti. "Varol'un sülalesini görmek bile beni çıldırtıyorken, yakınımda Varol sever birini taşımak..." Sandalyesini itekleyerek benden uzaklaştı. "Emin ol istemem," Ona aldırış etmeden, kafamı elime yaslayıp etrafı incelemeye devam ettim. Otelin içerisi sütunlardan oluşurken normal zamanda etrafta heykellerin ve çini vazoların olduğuna emindim. Duvarda asılı olan tablolar kopya olmayacak kadar gerçekçi duruyordu. Odamda bulunan spleen et idéal tablosu burada ihtişamını koruyordu. Tabloların yarattığı egzotik hava hoştu, orkestra biraz bayık çalsa da farklı bir renk kattığı doğruydu. Etrafta fink atan insanlar aheste aheste yürüyor, manken edasıyla boy gösteriyorlardı. Uzun boyu, kıvrımlı fiziğiyle somon rengi elbisesinin içinde şampanya içerken, ayakta dikilen kıza bakıp iç geçirdim. Sarı saçları orijinaldi ve belinden aşağı dalga dalga dökülüyordu, adeta peri gibiydi. "Şu kızın model olduğuna yemin edebilirim ama ispatlayamam," Eliyas baktığım yere kafasını çevirip omuz silkerken sessiz kalmıştı. Gözleri kadını es geçip girişe takılı kaldığında dişlerinin arasından tıslarcasına konuştu, "Bende Oğuz'un nişanlısının porno yıldızı olduğuna yemin edebilirim ama ispatlayamam." Dediğinde, girişe baktım. Helin, benimle aynı boylarda olmasına rağmen uzun, yırtmaçlı kırmızı elbisesiyle boy gösteriyordu. "Emin ol, ispatlamak için elimden geleni yapabilirim." "Sonunda burada nefret ettiğin birini bulduk," Dişlerimi sıkarken gülümsemeye çalışıp, masanın üstündeki elinin kavradım. "Dükkanı boşaltmasını söyledim, bakalım sevgilisine yetiştirmiş mi?" Bize doğru yürüyen ikiliye bakmamaya çalışsam da aynı masada olacağımızı anlayınca kafamı çevirip gözlerimi Oğuz'a diktim. Oğuz Borzakiyan, Akif Eymen'e hiç benzemese de bakışları aynıydı. Keskin ve vurucu. İkiz olduklarını kimse anlamazdı ama kardeş olduğunu bir bakışta anlayabilirlerdi. Oğuz önce Helin'in oturması için sandalyeyi çektiğinde Eliyas elimi hafifçe sıkıp, gülümsedi.  Bayık. İkimizde birbirimize bir anlığına bakıp ardından onlara döndük, Oğuz hiç istifini bozmadan gülümseyip, "Selam," diyerek Eliyas'a elini uzattı. Eliyas'ın o eli tutmayacağını biliyordum, öyle de oldu. Sadece kafasını hafifçe geriye atıp, "Selam." Demekle yetindi. Oğuz bozuntuya vermeden bana dönüp, "Nasılsın Öz? İyi misin?" Diye sordu. Bu soru sorma şeklinin altıda yatan cümle belliydi, hala gebermedin mi?  "İyiyim, sen?" Gebermedim. "İyi, aynı." Helin ikimizi izlerken ifadesi donuktu. Gözlerimi ona çevirip, gülümsedim. Ortama bomba gibi düşen sessizlik gelinle damat gelene kadar devam etti. Garsonların bıraktığı şampanya bardağını aldığımda Eliyas göz ucuyla bana doğru baktı, bu en sessiz uyarış şekliydi. Elimi masadan indirip bacağını kavrarken hafifçe sıktım, yapmacık gülümsemelerle birbirimizi tatmin ederken o da elini masanın altına indirip, elimin üstüne koydu. Sımsıkı tuttuğu elimi, farklı bir yere koyarken kahkaha atamamak için kendimi zor tutum. Pantolonunun ağ kısmında duran elimi hareket ettirmeyip, şampanyayı masaya bıraktım. Aynı anda elimi bırakıp, öksürdü. Dudakları sinsice kıvrılmış keyifle çalan şarkıyı mırıldanmaya başlamıştı. Orkestra aniden yükselirken Akif ve adını bile bilmediğim karısı yerlerine geçip, bayık sorulara neşeyle, haykırarak cevap verirken göz bebeğim titredi. Güzel, masalımsı sahnelerdendi. Belki de hiç yaşamayacağım kadar güzeldi. Gözlerimi kırpmadan onları izlerken Helin kafasını bana çevirdi, "Ee, Öz. Sizin düğün ne zamana?" Laf olsun diye sorduğu soruya ağzımı açmayıp, sadece düz düz bakmakla yetinirken Eliyas, kavradığı elimi dudaklarına götürdü. Dudakları tenime değdiğinde, baştan aşağı titredim. Dokunuşları her şeyi yakıp yıkacak kadar güçlü ve şehvet doluydu. "Biz üç yıl önce evlendik, duymadınız mı yoksa Helin?" Yanağımı içten ısırırken bu muhabbete dahil olmamaya çalıştım. Sessizliğimi korudum. Eliyas'ın şaşkınmış gibi takındığı ifade gülünçtü, "Şaka yapıyorsun?" Oğuz gözlerini gözlerimden ayırmazken, bakışlarıyla sorguluyordu. "Bizi çağırmadığınıza şaşırdım," dirseklerini masaya yaslarken durgundu Helin ise onun aksine kıpır kıpırdı. Olduğu yerde duramıyordu. Taze dedikodunun kokusunu almıştı. Eliyas, Oğuz gibi dirseklerini masaya yaslayıp, birleştirdiği ellerine başını yasladı. Baş parmağının ucuyla kaşını kaşırken, bu halini fotoğraflamak istedim. "Sence de abinin eski sevgilisinin nikahına gitmek... Ne kadar etik bir davranış olurdu Oğuz?" Aldığım soluk o kadar büyüktü ki verirken zorlandım. Boğazıma kılçık gibi takılmıştı söylediği şey. Oğuz bir şey söylemeden bir süre durup, "Mutluluklar," dedi. Helin hala soru sormak için yanıp tutuşurken, Oğuz'un bakışlarıyla sessizce olduğu yerde oturmaya devam etti. İlk danslarını yapmak için ayaklanan çifti, büyük alkış tufanı karşıladı. Buram buram lüks kokan insanları izlerken, gözlerim çoğunlukla elbiselerindeydi. Çiftin alanın tam ortasında dans etmeye başlamasıyla gözlerimi onlardan alamadım. Bir filmden yansıtılmış gibi mükemmeldi. Uzun gelinliği arkasından hareket ederken, adımları senkronize olmuş, aynı anda hareket ediyordu. Eliyas'ın elimin üstündeki tutuşu sıklaştı. Birkaç çift, onların peşine takılıp dans etmeye başladığında şarkı değişmişti. Daha hareketli, daha heyecan doluydu. Çalan şarkıyla Eliyas'ın bardağındaki şampanyayı kafaya dikip, ayaklandım. Benimle birlikte ayaklanıp, elimden tutmuşken parmaklarımı hafifçe sıktı. "Bunu yaptığına inanamıyorum," Elimi parmaklarının arasına bırakırken, diğerini omzuna yerleştirdim. "Bunu yapmak zorundasın," bana doğru eğilmiş kafasına uzanmak için parmak uçlarımda yükseldim, "Sevgilim." Kafalarımız birbiriyle aynı anda ayrıldığında, adımlarını takip ederek dans etmeye başladık. Diğer çiftlere oranla daha hızlı ve eğlenceliydi hareketlerimiz. Şarkı değişti, alan daha da kalabalıklaştı. Eliyas'ın adımları etrafımda dönerken, kahkaha atıyordum. Yüzündeki ifade, her harekette daha da komik bir hal alıyordu. Kolunu havada gerip, dönmem için geriye açıldı. Bedenim kendi ekseninde dönerken bir çift gözün karartısıyla dalgalandı. Mavi gözler, bıçakla bilenmiş, ateşle çevrelenmişti. Katil geri dönmüştü. Hikaye kaldığı yerden devam etmek zorundaydı. Katil geri dönmüştü, Kurbanın kaçmak için yolu yoktu. Eliyas bedenimi kendine çekip, sımsıkı tutarken katilin varlığı tüm dünyamı yakmıştı. Geri dönmüştü. Akif Eymen Borzakiyan, beni öldürdüğü o gün çıkıp gittiğinde bu son demiştim. Bu bir son değildi, asla da son bulmayacaktı. Biliyordum.  ~ - Kitapta adı geçen Dean Cornwell'in 'the other side' (öteki taraf) tablosu - - Bir diğer tablo, Carlos Schwabe'ten 'spleen et idéal' (Melankoli ve Mükemmeliyet) tablosu -
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE