42. TABLET

1036 Kelimeler
Bir köle özgür bir adamla evlenirse artık köle değildir.... Bir Kölenin Anıları 9. Tablet 1. Cümle Urian’ın güçlü kolu hâlâ belimi sarmıştı. Sırtım, göğsüne yaslanmıştı ve bedeninden yayılan sıcaklık tenimi örtü gibi sarıyordu. Gözlerimi açtığımda çadırın loşluğunda zaman durmuş gibiydi. Dışarıdan uzak bir davul sesi hâlâ kulağımda yankılanıyordu ama burası, bu an… bambaşka bir dünyaydı. Uyanık olduğunu hissettim. Nefesi boynumda hafifçe dalgalanırken, dudaklarının yavaşça tenime değdiğini fark ettim. Önce yumuşak bir öpücük, ardından biraz daha uzun bir temas. Kalbim göğsümde sertçe atmaya başladı. "Böyle uyumamızda bir sakınca var mıydı?" diye fısıldamıştı gece. Şimdi, aynı sorunun cevabı tenimdeydi. Dudakları boynumda kayarken, bedenim ona doğru kıvrıldı. Gecenin karanlığı sanki yerini başka bir karanlığa, daha yoğun, daha içten bir şeye bırakıyordu. İçimde bir sıcaklık kıvılcımı doğdu, yayıldı, büyüdü. Urian’ın sesi kulağımın hemen yanında yankılandı. "Seni istiyorum." Kelimeler bütün bedenimin titremesine neden oldu. Dudaklarımı ısırdım. Nefesim düzensizleşti. Boynumun en hassas yerine dudaklarıyla bastığında, tüm bedenim titredi. Her dokunuşunda tenim cevap veriyor, ruhumdan bir şeyler sökülüyordu. "Senin içine girmeyi istiyorum," diye yeniledi. Onda kibarlığa dair hiçbir şey yoktu. Sertti, vahşiydi. Kalbinin yerinde bir taş olduğuna emindim ama beni tahrik ediyordu. Onu ilk gördüğüm andan beri istediğimi biliyordum. Sadece bu ana kadar kabul etmek istememiştim. İçimden yükselen dürtüye karşı koyamadım. Başımı hafifçe geriye yasladım, boynumu daha da açtım ona. "Seni istiyorum…" dedim. Urian kolunu gevşetti, beni sertçe yatağın üzerine döndürdü. Yüzüm ona dönüktü. Gözlerinde gördüğüm ifade, kelimelerden daha fazlasını anlatıyordu. Sahiplenme, hayranlık, arzu… ve belki de benden bile sakladığı bir şey. Elimi tutup beni kendine çekti. Vücudum onun üzerine geldiğinde, o da bana doğru eğildi. Dudaklarımız buluştuğunda, dış dünya tamamen silindi. Gecenin tüm yükü, geçmişin tüm karanlığı o öpücükte eridi. "Kölem değilsin artık," dedi boğuk bir sesle. "Ama yine de emretmeme ihtiyacın var değil mi?" Ona cevap vermek istiyordum ama dudaklarım titriyordu. Konuşmak istesem bile kelimeleri bulamıyordum. Beni çoktan etkisi altına almıştı. Urian beni yeniden yatağa yatırdığında üzerime eğildi. Ay ışığıyla aydınlanan yüzü karanlık bir tanrıya benziyordu. Gözleri karanlıktı ama içinde yanıyordu. Arzunun en ilkel halini görüyordum onda. Hiçbir erkeğin bana bakmayacağı kadar güçlü bakıyordu. O an, her şey sustu. Dudaklarımız birleştiğinde önce yavaş, sonra daha aç bir şekilde öpmeye başladı beni. Dudakları dudaklarımda, elleri vücudumun kıvrımlarında geziniyordu. Öyle bir temas ki, sadece bedenimi değil, içimde yıllardır gizlenmiş arzuları da uyandırıyordu. Urian, dudakları boynuma doğru kayarken elbisemin bağcığını çözdü. Parmaklarının ustalığı öyle nazik ama kesin hareketlerleydi ki, her çözülüşte ben biraz daha ona teslim oluyordum. Kumaş omuzlarımdan kayarken dudakları köprücük kemiğime, ardından göğüslerime indi. Nefesim, dudaklarım arasından bir inilti gibi sızdı. "Her yerini ezberleyeceğim," diye fısıldadı. "Beni çağıran her yerini, her kıvrımını… her titremeni." Göğsümün ucunu dudaklarının arasına aldığında sırtım yay gibi gerildi. Dili göğüs ucumu örselerken nefesim gittikçe sıklaşıyordu. Dilinin yerini dudakları alınca derin bir nefes aldım. Elbisem tamamen üzerimden çıkarken Urian bir an durdu ve beni izledi. Gözlerinde vahşi bir hayranlık, neredeyse ibadet eder gibi bir bakış vardı. Ellerini bacaklarımdan kalçama, sonra belime, sonra sırtıma doğru dolaştırırken kendimi onun altında değil, onunla birlikte yükselirken buldum. Dudakları tekrar dudaklarıma döndüğünde öpücüğü artık sabırlı değildi. Tutkuluydu, açtı, emrediciydi. Beni parçalayacak kadar çok istediğini hissediyordum. Urian dudaklarını Ezulla’nın teninden çekip, gözlerinin içine baktı; karanlık ve tutkulu bakışları ruhuma işliyordu. “Bacaklarını aç, Ezulla,” dedi, sesi gece kadar derin ve emrediciydi. Sesiyle titreyerek yavaşça bacaklarımı onun için araladım. İçimde yükselen heyecan ve korku bir aradaydı, ama ona güveniyordum. Urian, ellerini nazik ama kararlı bir şekilde bacaklarımın arasına koydu. Tenim onun dokunuşuyla yanmaya başladı, nefesim kesildi. Parmaklarıyla yumuşakça gezindi, kaslarımı gevşetti, beni o ana hazırladı. Her hareketinde bedenim ona biraz daha teslim oldu. O an, yalnızca arzularımın değil, içimde saklı kalan bütün korkularımın da onun ellerinde çözülmeye başladığını hissettim. Urian’ın sesi yine fısıltıydı: “Hazır ol, Ezulla. Seni bu gece, bana ait kılacağım.” Islak, sıcak nefesi beni büyülerken, elleri artık daha cesur ve arzulu hareketlerle tenimde dolaşıyordu. Her dokunuşu kalbimin ritmini hızlandırıyor, beni sınırlarımı aşmaya çağırıyordu. Urian, ellerini hafifçe bacaklarımdan yukarı doğru kaydırırken, nefesi sıcak ve derinti. Dudakları yavaşça en gizli yerime indi. Tenimle buluşan dudaklarının her dokunuşu bir ateş kıvılcımıydı, bedenim onun her hareketine karşılık veriyordu. “Ezulla…” diye fısıldadı, sesi boğuk ve tutkuluydu. “Seni ne kadar çok istediğimi kelimeler anlatamaz. Her bir nefesimde, her bir titremende, seni arzuluyorum.” Dudakları, diliyle yumuşakça tenime dokunuyor, beni büyülüyor, arzumu ateşliyordu. Her hareketinde kendimi biraz daha ona teslim ettim, bedenim onunla uyum içinde dans ediyordu. “Senin her titremen, her nefesin beni deli ediyor. Seninle olmak, seninle yanmak… tek istediğim bu.” İçimde bir ateş kıvılcımı yanmaya başlamıştı; her nefes alışımda, her dokunuşta o kıvılcım büyüyor, bedenimde fırtınalar koparıyordu. Arzum zincirlerini kırmış, beni kendimden geçmeye sürüklüyordu. Urian’ın bakışları, dokunuşları, sözleriyle bu ateş bir yangına dönüşmüştü. Sanki kovanından yumuşak ve tatlı bal emiyormuş gibi, dili nazik ama kararlı hareketlerle beni keşfediyordu. Her dokunuşu, bedenimde kıvılcımlar çakıyor, içimdeki arzuyu derinleştiriyordu. Dudaklarının sıcaklığı ve nemi, tenime değdikçe dalgalar halinde yayılan bir ateş gibi içimi ısıtıyordu. Dilinin ritmi, usulca ama kesin bir tutumla, beni yavaş yavaş eriten bir melodi gibi kalbime işliyordu. Her hareketinde, bedenimle ruhum bir bütün oluyor, kendimi ona daha da teslim ediyordum. Diliyle yumuşak dokunuşları arasında, bedenimin en gizli sırları açığa çıkıyor, içinde sakladığım tüm arzular dışa vuruyordu. O an zaman durmuş, sadece ben ve onun tutkusu kalmıştı. İniltim dudaklarımdan kaçarken, kalbimin her atışı onun dokunuşlarının yankısıydı. Urian dudaklarını yavaşça kaldırıp gözlerime baktı. Dudakları parlıyordu. Gözlerime baktı. Konuşmaya başladığında sesi karanlık ve derindi. “Beni nasıl delicesine istediğini görebiliyorum, Ezulla. Öyle ıslaksın ki.." Elini kalçamdan belime doğru gezdirirken, derin bir nefes aldı ve devam etti, "Bütün gece seni yemek istiyorum, tekrar tekrar sana sahip olmak ta ki kendine ait tek bir parçan kalmayana kadar. Ne ara yaptığından emin değildim ama çırılçıplaktı. Ben onun hükmedici bakışlarının altında yatarken bronz teni çadırdaki az ışıkta mat bir parlaklık yayıyordu. Bir eli kalçamın yanını okşarken diğer eli görünce gözlerimin ardına kadar açılmasına neden olan erkekliğini okşuyordu. Yavaşça girişimi zorladığında dudaklarımdan bir inilti döküldü. Artık üzerimde kalçasını yavaşça içime doğru ittiriyordu. “İnle, Ezulla. Bana teslim olduğunu sesinle ispatla. Her iniltin benim zaferim olacak.” Konuşması beni daha da baştan çıkarıyordu. Ben daha derin bir nefes alamadan ıslaklığımda hızla kayıp içime girdi. Aldığım zevk bir an başımı döndürdü. Yavaşça içimden çıkıp tekrar içime girdiğinde kükredi. "Seni becermek için acele etmek istemiyorum Ezulla," dedi. Sesi karanlık bir tutkuyla doluydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE