Dehşet verici derecede midemi bulandıran Gianni yanımızdan ayrıldıktan hemen sonra Mario beni, "Güvenliğin için," diye kısa bir açıklama yaparak apar topar kendi arabasına bindirdi. Son model arabasının içinde hızla ilerlerken tek kelime etmiyor, kafasından onlarca düşünce geçtiğine emin olduğum bir dalgınlıkla sadece önüne bakıyordu. Hem sessizliği dağıtmak hem de korkumu biraz olsun hafifletmek için konuşmak istiyordum ama ona tam olarak ne söylemem gerektiğinden bile pek emin değildim.
Yanı başımda oturan sinirli olduğu her halinden belli olan Mario'ya biraz ürkekçe biraz da merakla, "Biraz önce o adamla olanlar başımı belaya, yani başımızı belaya sokacak mı?" diye sordum.
Arkasına biraz daha yaslanıp soruma ne cevap vereceğini düşünüyormuş gibi bakışlarını ilerideki bir noktaya dikti. Bir süre onu izlemek için kendime izin verdim. Yaptığım, içinde bulunduğumuz durum itibariyle fazlasıyla cüretkâr bir hareketti ama kendime engel olamıyordum.
Biraz önce söyledikleri hala kalbimin deli gibi çarpmasına neden oluyordu. Tüm haftasonu aynı sorunun etrafında dolanıp durmuştum ve şimdi ona dair duygularımın karşılıklı olduğunu kötü de olsa bir olayın sonucunda öğreniyordum. Belki de tam tersiydi ama içime bir umut serpiştirmişti.
Oturduğu yerden yavaşça doğrularak bana yaklaştı; yüzünü benimkine bakacak şekilde çevirdi.
"Biraz önce söylediklerim için senden özür dilemeyelim. Abarttım. Tek başına o adamla baş edemezdin, zaten buna izin de vermezdim ama ona benimle olduğunu söylemeseydim, peşini asla bırakmazdı. Hala da bırakacağından şüpheliyim. Gianni hasta pisliğin tekidir ve eğer kafayı sana gerçekten takarsa kendini kaybedeceğini biliyorum," dedi.
Söylediklerinden tek bir mana çıkıyordu. Biraz önce Gianni'ye söylediği her bir sahiplenici kelime sadece beni korumak için söylenmişti. Hayal kırıklığı sis gibi bir anda etrafımı sardı ve mideme sanki ağır bir taş oturdu. Korkum geçmişti ama şimdi içime ondan daha ezici bir duygu çöreklenmişti.
O da benim paniklediğimin belli ki farkındaydı. Duygularımı çok çabuk belli ediyordum. Hüsranla oturduğum yerde geri çekildiğimde soru sorar gibi kaşlarını kaldırdı.
"Bir yere kadar sen benim korumamdasın artık," dedi. Nereye kadar diyemedim?
Bakışları eziciydi. Kaşları çatık halde karşımda duran adama bakıp ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
"Korkmana gerek yok. Seni her zaman güvende tutacağım. Anlıyorsun beni değil mi?" diye sordu. Başımı evet anlamında salladım çünkü sesim çıkmıyordu. Şu anda hissettiklerimi yanlış yorumlamıştı; bu bir yandan işime geliyordu.
Mario düşünceli bir şekilde başını salladı. Karşılığında ben de zor da olsa gülümseyerek önüme döndüm. Arabayla evime doğru gitmiyorduk ama nereye gittiğimiz hakkında bana bilgi vermemişti.
"Bence ben evime gitsem iyi olacak," diyebildim kısık sesimle. Hala söyledikleri yüzünden kendimi kötü ve yıkılmış hissediyordum. Kendimi biraz daha toparlayıp, "Yarın erkenden kalkmam gereken, Bay Rossino," der demez döndü ve bana cevap olarak "Mario," dedi. Gözlerim kocaman açılmış demek istediği şeyi sindirmeye çalıştım. Aynı anda o kadar farklı sinyaller gönderiyordu ki.
"Siz beni patronumsunuz. Size adınızla hitap edemem," dedim gözlerimi gözlerine dikip. Dudaklarıma kenetlenmiş görüntüsüyle söylediklerine takılı kalmıştım. Kısa bir an güldü ama çabuk soldu bu gülüş yüzünde.
"Artık patronun değilim. Bundan sonra restoranında çalışmayacaksın," dedi.
"Nasıl yani? Beni kovuyor musunuz? Ama benim bu işe..."
"Laila, seni kovduğum falan yok. Telaşlanma, lütfen. Sadece artık orada çalışamazsın. Gianni'nin etrafta dolaştığını bilerek seni orada çalıştıracak değilim," dedi çenesini sıkıca birbirine kenetleyerek.
"Ama benim çalışmaya ihtiyacım var," diye itiraz dolu bir ses çıkardım.
Ne yapacaktım ben şimdi?
"O adamın yapabileceklerinden haberdar değilsin. Bilmesen daha iyi ama senin bundan sonra bir şeye ihtiyacın olmaması için ben yard..."
"Hayır! Sakın söylemeyin. Bugüne kadar karşılıksız hiç bir şeyi asla kabul etmedim, etmem de! Ne olursa olsun sizin yardımınızı da istemiyorum. Başka bir iş bulabilirim," diye beklenmedik bir ses tonuyla nerdeyse bağırarak konuşuyordum.
Mario şaşkınca arabanın deri koltuğunda hareket edince, "Bana yardım etmek istediğinizi anlıyorum ama bu söyledikleriniz çok fazla. Ben başımın çaresine bakabilirim. Şimdi lütfen beni evime bırakır mısınız?" Diye ricada bulundum. Yaptığım çıkışın aşırığından utanmış yanaklarım hem gizliden de olsa reddedilmenin acısıyla yanıyorlardı.
Sıkıntıyla iç çekerken gözleri yumuşadı ve, "Bu söylediğini yapmam imkansız. Seni bırakmıyorum," dedi.
"Ama.." diye itiraz edecekken, "Düşünmeyi bırak, Laila. Bundan sonra sadece okulunu düşün ve ev arkadaşına bu gece gelmeyeceğini mesajla bildir," dedi. Ağzım açık öylece ona bakakaldım. Karşımda duran, baskın tavırlı bu adamla tartışılmayacaktı anlaşılan. Yine de son bir itirazla, "Bu herkese karşı takındığınız korumacı bir tavır mı yoksa bu adam gerçekten de çok mu tehlikeli?" diye sordum.
Adamın tehditkar bakışlarını, arkasındaki hatta kendisinin bile sahip olduğu silahı, arka kapıda beni bekleyip, zorla yanında götürmek istemesini hafife almamam gerektiğinin farkındaydım yine de bu olanlar o kadar hızlı gelişiyordu ki sağlıklı düşünemiyordum.
Bana bakmadan gergince "Sen herhangi biri değilsin," diye cevap verdi. Midemdeki ani kasılmayla altüst oldum. Adam kafa karışıklığının vücut bulmuş hali gibiydi. Ona daha fazla soru sormadan çantamdan cep telefonumu çıkardım ve Franke'ye, "Bu akşam eve gelmeyeceğim. Merak etme. Öptüm..." yazdım.
Hemen ardından da ona dönerek, "Yazdım. Peki şimdi nereye gittiğimizi söyleyecek misin, Mario?" dedim. Son kelimeye bilerek vurgu yapmayı ihmal etmedim. Söylediğime genişçe ve imamı anlayıp gülümserken o kadar yakışıklı görünüyordu ki ne diyeceğimi, onunla ne yapacağımı o an unutuverdim. Bana olan koruyuculuğuna anlam yüklememem gerektiğini biraz önce gayet açık bir dille ifade etmişti ama yine de sözlerinin altında saklı bir tavırla davranması kafamı karıştırıyordu. Kafası karışık olan bir tek ben değildim anlaşılan.
"Ailemin evine. Orada güvende olacaksın," derken tepkim karşısında eğleniyormuş görünüyordu.
Şimdi de ailesiyle tanışacaktım demek; çok hızlı ilerliyorduk doğrusu...
Ah şu Rossino'lar... Jdjdksmmddö