Ona doğru dönmemle anında bakışlarına fikirsizce kilitli kaldım. Fark ettirmemeye çabalayarak derin bir nefes aldım ve ona karşılık vermeden hemen önce sakince gülümsedim.
"Merhaba," derken sesimde bastırmak için çok uğraştığım heyecanı anlamamasını umuyordum.
"Tekrardan," dedi dudağının sadece bir yanı arsızca kıvrılırken. Benim onun yanındayken ne hissettiğimin, bana nasıl hissettirdiğinin farkındalığıyla belli ki zevkle sırıtıyordu.
"Merhaba, ben Mario Rossino," diyerek kendini Franke'ye tanıtırken hemen yanımızda beliren garson bir bardak viskiyi onun için masamıza bırakıvermişti bile. Viskisinden yavaşça bir yudum alırken bile hala bana bakıyordu.
Sonra da yanımıza bu şekilde gelişini "Hoşgeldiniz demek istedim," diyerek Franke'ye açıkladı. Benim içten içe bağıran merakımı susturmak için verdiği bu cevap beni daha fazla şaşırtmıştı. Onun benim peşimden gelmesi saçma ama kalbimin bir an durup sonraki an patlarcasına atmasına sebep olmuştu.
Franke'nin gözleri ışıldayarak bir anlığına parladı. Loş ışıkların altında hatta bir miktar kızardığından bile emindim. Onun gibi bir adamın bu denli etkili olması kıskandırıcıydı.
"Ben de Franke. Laila'nın ev arkadaşıyım. Tanıştığımıza çok memnun oldum. Ayrıca buraya bayıldığımı da söylemeliyim, Bay Rossino. Sade ama oldukça modern bir zevkiniz var. Zaten mekanlarınızın kalitesi tartışılmaz. Neyse siz zaten bunları onlarcasından duyuyorsunuzdur. Size bunları tekrar ederek sıkmayayım," dedikten hemen sonra bana imayla göz kırptı. Bu kadar çok konuşmuş olmasını heyecanına bağladım. Haksız değildi; karşısındaki sakin ve özgüvenli duruşuyla bu adam insanda farklı hisler uyandırıcı bir etki yaratıyordu.
Mario, "Sıkmıyorsun Franke. Teşekkür ederim," diye kibarca Franke'nin övgüsüne karşılık verirken gerçekten de söylediği gibi sıkılmış görünmüyordu. Onunki sadece duyduklarına alışık olduğunu belli eden bir ilgisizlikti.
Sonra yine bana doğru döndü. Başını hafifçe yana yatırdı. Bakışlarımız o an kesişti ve ne kadar süre öylece kaldığımızı fark edemedim. Bana çevirdiği ilgili, bir sırrı paylaştığımızı ima eden bakışlarından ne mana çıkarmam gerektiğini çözemiyordum. Franke kibarca boğazını temizledi ve ancak öyle kendime gelebildim. Bakışlarımı ondan kaçırırken onunsa hiç rahatsız olmadığını hissediyordum. Bu kadar arsız ve yoğun olması inanılır gibi değildi.
O esnada masanın altında kalan bacağımın titremesini ise bir türlü durduramıyordum. Bu adam bana ne yapıyordu böyle?
Özgüvenimi çekici bir adamın karşısında kaybetmiş olmaktan dolayı bir yandan kendime sinirleniyordum.
Dans pistinden deyim yerindeyse ışık hızıyla yanımıza ulaşan arkadaşlarım kendilerini patronuma tanıtırlarken onu mikroskop altında inceliyor gibiydiler. Onların bu bakışlarından ben utanmıştım ama Mario rahatsız edici bu bakışlardan hiç de etkilenmiş görünmüyordu. Bu adamın karşısında kadınların hatta erkeklerin bile dizlerinin bağı anında çözülürdü.
Kendi kendime cesaret verici şeyler söylüyordum ama yanıma kadar gelip arkadaşlarımla şu anda sohbet ediyor oluşundan ne mana çıkarmalıydım düşünemiyordum bile. Sonra yanımıza geldiği gibi aynı hızla uzaklaşmadan hemen önce eğilip bana sadece "Sonra görüşürüz," dedi. Ve öylece gitti.
Şaşkındım ve utanmıştım.
"İşte ben buna sadece Vay be! derim," diye yüksek sesle bağıran Jimmy'nin ardından söylediklerini dinlememiştim bile.
"Adam efsane! Öyle böyle değil hem de. Adam resmen kendi alanını işaretliyor. Laila başın büyük belada, benden söylemesi. Adam seni elde etmeyi kafasına koymuş. Sen öyle utangaç utangaç ona göz süzerken, nasıl da deli olduğunu bir ben görmedim değil mi?" diye gülerek diğerlerine soran Elizabeth bile o anda umurumda değildi.
Aniden ayağa kalktım.
"Eve gidelim mi?" diye sordum sadece. Daha fazla orada kalmak istemiyordum. Hepsi birden gözlerini dikmiş bana saçmalama der gibi bakıyorlardı.
"Geliyor musunuz yoksa kendi başıma mı gideyim?" diyerek gitmek konusunda ne kadar kararlı olduğumu anlamalarını istedim.
"Tamam, biz de geliyoruz," diye çıkış yapan Franke'ye homurdanan diğerlerini görmezden gelerek bardan sadece ikimiz çıkmıştık. O gece eve taksiyle dönerken, aklımdaki tek şey pazartesi olup işe gittiğimde eğer onu görürsem nasıl davranmam gerektiğiydi.
∞
Hayatımdaki en berbat haftalardan birinin ilk gününü yaşıyordum. Dikkatim dağınıktı, hareketlerim zarafetten uzaktı ve neredeyse çalışmanın sonundaki dönüşüm sonrası bileğimi burkacak kadar uzuvlarıma hakim değildim. Bedenim bana ait değilmiş gibi hareket ediyor, aklım hep tek bir noktaya takılı kalıyordu. Bu da beni dikkatsiz birine çeviriyordu.
Ders boyunca bir köşede bizi sessizce izleyen Dekan Albert da bana pek yardımcı olmuyordu doğrusu. Önümüzdeki hafta sonu seçmelerine katılabilmek için sözleşmesini imzaladığımız gösteriye hazırlanmamızı izlerken, her zamankinden düşünceli görünüyordu. Gösteri şimdiden sanat çevrelerinde büyük ilgi uyandırmıştı. Koreografisinde klasik ve modern yaklaşımı bir arada barındırdığı duyulan Siyah Orkide Gösterisi'nde yer alabilmek için benim gibi birçok dansçı hevesli ve heyecanlıydı. Sadece benim biraz daha kendimi vermem ve gösterinin ciddiyeti konusunda kendime gelmem gerekiyordu.
Dersin sonunda Franke nefes nefese kalmış şekilde yanıma geldiğinde bakışlarıyla bana Dekanı işaret ediyordu. Ona bakmak istemiyordum ama bakışlarımı zorunlu olarak olduğu tarafa çevirince onun bana diktiği haddinden fazla duygu barındıran bakışlarıyla karşılaştım. Ona karşı bir toz zerresi kadar bile çekim hissetmiyordum. Kafamı allak bullak eden, benim duruşumu sarsan tek bir adam vardı ve bana ait olmasa da ona duyduğum ilgiyi bile gizliden gizliye seviyordum.
Dekanı görmezden gelerek yere eğilmiş, çantamdan çıkardığım havluyla alnımdaki ter damlalarından kurtulmaya çabaladığım esnada onun yanıma kadar geldiğini göz ucuyla gördüm. Ayağa kalkarak karşısında dimdik durdum. Bunca kişinin arasında benimle ne konuşacağını merak ediyordum. Cesur görünüyordum ama korktuğum şeyi yapmayacağını umuyordum.
"Dikkatin çok dağınık, Laila. Bu gidişle hafta sonu ilk elemeden bile geçemeyeceksin," demesini ise hiç beklemiyordum. Suçlu gibi dudağımı ısırdım, bakışları hemen dudaklarıma kayınca yaptığımın farkına varıp hemen toparlandım. Bu adamın arzu nesnesi olmak istemiyordum.
"Biraz yorgunum sadece. Yarın hata yapmayacağım," diyebildim gayet düz bir ses tonuyla.
"Sana o restoranda çalışman konusunda ne düşündüğümü söylemiştim. Kariyerini mahvetmeni izlemek istemiyorum. Umarım bir an evvel toparlanırsın," dedikten sonra birden bire sustu ve beni birkaç saniye sessizce süzdükten sonra yanımdan ayrıldı. Sonra da sınıftan başka bir kızın yanına giderek onunla sohbet etmeye başladı.
"Ne dedi, o sana?" diye sinirli bakışlarını Dekan'ın sırtına odaklamış Franke'ye bakarak omuz silktim.
"Bilmediğin bir şey değil. Sadece bugünkü performansımı beğenmemiş," dedim ve eğilip çantamın içine havlumu tıkıştırmaya koyuldum.
"Bu adam senden vazgeçmeyecek. Ondan kurtulmanın tek bir yolu var ve sen..." derken gözlerini masumca geriye kaydırınca ne demek istediğini hemen anlamıştım. Mario'dan bahsediyordu.
"Off!" diye bıkkınca yüksek bir ses çıkarınca Franke ağına düşürdüğü taze bir avmışımcasına gözlerini açtı ve, "Bu off, bu adamla ilgilenmiyorum sus artık ofu mu? Yoksa ona aşık oldum, bana yardım et ofu mu?" diye sordu.
"Off, off işte!"
"Hey bebeğim, bana baksana sen! Ondan hoşlandığını artık itiraf etsen diyorum; karşındaki kişi en iyi, en tatlı, ev sevdiğin ev arkadaşın. Artık alınıyorum ama," derken dudaklarını tıpkı bir çocuk gibi büzmüş karşımda dikiliyordu.
"Franke, neden bana bunu yapıyorsun?"
"Hiçbir şey yaptığım yok. Sadece açıkça gördüğümü sana söylüyorum. Eğer hislerini artık kendine itiraf etmezsen, daha kötü olacaksın. Aklın havada, dalgın dalgın dolaşıyorsun ve Dekanın dediği doğru; bu durum dansına da yansıyor. Eğer ona karşı hislerini kabul edersen bence bir miktar rahatlayacaksın," deyiverdi.
Bir süre onu inceledim. Ona güveniyordum; sadece öylece dilimden dökülürlerse iyi olacağına daha beter arapsaçına dönecek duygularımdan korkuyordum.
"Ben onu düşünüyorum," diye başladım konuşmaya.
"Yani sürekli. Her gittiğim yerde, her an aklımda o var. Bu ilk defa başıma geliyor... Bununla nasıl baş edeceğimi bilemiyorum. Bir yandan onun da bana ilgisi var gibi geliyor ama sonra kendi kendime saçmalama diyorum. Onun bana ilgisini ihtiyacım olan işten, belki de benim korunmam gerekiyormuş gibi hissetmesinden kaynaklandığını düşünüyorum ama kendi hissettiklerime bir türlü engel olamıyorum işte."
"Onun hakkında yanılıyorsun," dedi.
"Ona aşık oldum, Franke ve bu aşkın sahibi sadece ben olacakmışım gibi geliyor. Korkuyorum," dedim soluksuz kalarak.
Uzun ince bedenine beni çekmesiyle konuşmaya başlaması aynı anda olmuştu.
"Onun da sana aşık olduğunu anlamak için, sadece sen olmamak gerekiyor, şapşal!" diye mırıldandı.
☺️öpüldünüz canlar