Uzanıp dudaklarına tekrar atıldığımda külotum neredeyse sırılsıklam olmuş, aleti kızlığımı parçalatacak raddede şişmişti. Kendimi ona deli gibi sürterken fısıldadım.
“Sende bana aitsin, yabancı.”
Arabanın içindeki atmosfer çok sıcaktı. Aramızdaki elektrik elle tutulur bir şekilde hissediliyordu. Bedenimin kan akışı hızlanmış, nabzım yerinden çıkacak kadar hızlı bir şekilde atıyordu.
Bu adam, nefesimi kesiyordu.
Arabanın camına düşen birkaç damla yağmurun sesini duyunca, o an puslu zihnimde çarpışan kara bulutların gürültüsünü duydum. Bedenim dalgalanarak, onun pençesinden kurtulmaya çalıştı.
Dudaklarımın üzerinde hüküm süren dudakları, beni paramparça etmek ister gibi sömürüyordu. Kalbim patlayacak gibi atıyor, sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Midemdeki garip çalkantı, kasıklarıma sinyaller gönderiyordu.
Dilini dilime dolayıp, ağzımın içini keşfetmeye başladığı zaman, parmaklarım gömleğinin açıkta bıraktığı tenine doğru ilerledi ve parmaklarım gözlerime muazzam görünen esmer tenine değdi.
Tırnaklarımı kalın, kavruk tenine bastırdım. “Ahh… Şoför… Burada olmaz…” diye öpücüklerinin arasından konuşmaya çalıştım.
Dilini dilime dolayıp, yaladığında inleyip ona daha çok yapıştım. Bacaklarım, bacaklarının kenarından sarkıyordu. Topuklu ayakkabılarımdan biri, arabanın içine düşmüş, diğeri de ayak parmak uçlarımda sallanıyordu.
Üzerimdeki elbisenin eteği kalçalarımın üzerindeydi. Altımdaki külotumun uçları onun ‘kaliteliyim’ diye bağıran pantolonunun üzerine sürtünüyordu. Kızlığım, aletinin üzerine yapışmış; altımdaki ince kumaşın tamamen kasıklarıma yapışmasını sağlamıştı.
Parmaklarım gömleğinden içeri sızmış, kaslı göğsüne dokunuyordu. Aklımda dönüp duran tek şey, bu adamın bana daha fazla dokunmasıydı.
“O, ineli çok oluyor sarışın. Sen, bana odaklan.”
Arabanın hareket etmediğini o an, anladım. Şoförün indiğini hiç duymamıştım ancak bu, beni içten içe rahatlatmıştı. Tanımadığım bir adamın kucağında inlerken, başka biri tarafından bu duruma şahit olunmak hiç istemezdim.
Dudakları, sonunda dudaklarımı bıraktığı anda başımı eğip gözlerimi boynuna diktim. Kendini belli eden adem elmasına bakıp, ıslak dudaklarımı yaraladım. Başını arkasındaki koltuğa yaslayıp, ona dokunmam için adeta kendini bana sundu.
“Dokun.”
Mavi gözlerim, beni izleyen bakışlarına takıldı. Kendimi ona açmamı isteyen, aç bakışlarını görebiliyordum. Gömleğinin içindeki elimi tuttu ve bileğimi ceketinin üzerine yerleştirdi.
Bana izin verince, kendi tabutlarımı yıkmam için içimden haince fısıldayan şeytanın gülümsediğini hissettim. Hoyratça ona dokunmak, kendimi tatmin etmemi istiyordu.
İstiyordum.
O halde, beni durduran neydi?
Ellerimi ceketinin üzerine yerleştirip sertçe omuzlarından sıyırdım. Bana karşı çıkmadan ceketi üzerinden atmama yardım etti.
Ceketi rastgele arabanın içine attım. Parmaklarım aceleyle gömleğinin düğmelerini buldu. Düğmeleri bir bir açarken, o bana yardım etmeden sadece yüzümü izliyordu.
Bakışlarının ağırlığı altında gömleğinin düğmelerini çözdüm ve ellerimi göğsünde gezdirmeye başladım. Bedenim, onun sıcaklığına ve sertliğine ihtiyaç duyarak göğsümü ona dayadım.
Uyarılan göğüs uçlarım sızladı. Onun sert gövdesine yaslanan yumuşak dolgunluklarımı elbisenin ince kumaşından dolayı rahatlıkla hissedebildiğini biliyordum. Bakışlarının karardığından ve parladığından, bunu anlamıştım.
Gözlerinin içine bakmaktan çekinmedim. Hissettiğim tutku ve şehvetin ağırlığı altında eziliyordum. İçimdeki aç kadın, onun tarafından tatmin olmak istiyordu. Aklım bunu inkar etmeye çalışsa da ilkel bir arzu, beni ona itiyordu.
Eğilip usulca boynuna nefesimi üfledim. Göğsünün hafifçe titrediğini görünce, içten içe sırıttım. Dudaklarımı aralayarak burnumu boynunun ince derisine sürttüm. Teni, esmerdi. Buğday tenli erkeklere nazaran biraz daha koyuydu.
Göğsünden ve boynundan yayılan misk, odunsu kokusu başımı döndürdü. İştahımı kabaran kokusu ile eğilip dudaklarımı boynuna sürttüm. İçime derin bir nefes çektim, kokusunu doyasıya almak istiyordum.
Beni rahatlatıyordu.
Islak alt dudağımı dilimle yaladım ve aç bakışlarımı, bir vampir gibi boynuna diktim. Sanki teninin tadına baksam, ona doyabilecekmişim gibi hissediyordum. Kasıklarımdaki sızı geçecekti.
Tenini dudaklarımın arasına alıp, yavaşça emdiğimde, kalçalarımın altındaki aletinin seğirdiğini hissettim. Kızlığıma; vajinamın dudaklarına doğru baskı yapan erkekliği ile “Mmhh…” diye mırıldandım.
Daha çok inilti gibi çıkan sesimle kasıldı. Dişlerimi tenine bastırarak dilimle boynunu iştahla yaladım. Midemi coşturan, içimdeki duyguları taşıran kokusu beni ona çekiyordu.
“Sikeyim…”
Hırıltısı ile başımı boynuna daha da bastırdı. Dilimle boynunu yalayıp emmeye başladım. Dilimin tabakası üzerine yayılan tat, bedenimi sarhoş ediyordu. Bu adam, bir anda nereden çıkmıştı da; beni böylesine etkisi altına alabiliyordu?
Sert ve uzun, kemikli parmaklarını elbiseme indirdi. Nezaket göstermeden, kalçamın üzerini kaplayan elbisemi sertçe yukarı çekip vahşice kalçalarımı kavradı.
“Ahh…”
Çenesini dişleyerek, sakallarının üzerini öptüm. Keskin uçları dudaklarıma batarken, bu hissi ne kadar sevdiğimi fark ettim.
Parmaklarını kaba etime gömerek kalçalarımı sertçe avuçladı. Soluğumu yanağına üfleyerek inledim. “Yavaş, ol-ahh…”
Kalçalarımı yoğurduğunda alnım yanağına yaslandı. Beni dinlemeyerek, avuçlarını dolduran etimi sıkıp sertçe aletinin üzerine sürttü.
Yüzünü bana doğru çevirip, burunlarımızı birbirine yasladı. “Sikimi patlatacaksın, sarışın!” diye hırlayıp, genzinden inledi.
Parmaklarım özgürce göğsünde dolandı. Elbisemi sırtıma doğru itip, altımdaki külotumu gün yüzüne çıkarttığında aç bakışları kasıklarıma değdi. Pantolonunun, tam iki bacağının arasında duran; belirgin aletinin üzerine yaslı olan kızlığıma baktı.
“Hay sikeyim…”
Külotum, ıslandığımdan dolayı kumaşı vajinamın dudakları arasına girmiş; ona katlanamayacak bir görüntü vermişti. Kasıklarımdaki sızı git gide büyürken, buna katlanamayacağımı hissettim.
Parmaklarımı indirip, ellerimi kemerinin tokasına yasladım. Bakışlarımız çarpıştı; bedenim titredi. Beni parçalayacakmış gibi duran yırtıcı bakışları parmaklarıma değdi. Beklemeden kemerinin tokasını çözdüm.
Ona deli gibi sürtünmek isteyen aç tarafım; sabredemedi. Kemerinin tokasını çözüp, parmaklarımı pantolonunun düğmesine getirdim ve sabırsızca çözdüm. Fermuarını indirirken parmaklarım, aletine değdi.
Altımda kıpırdanması ile fermuarı indirip kasıklarımı öne doğru ittim. Pantolonunun uçlarını aşağı doğru çektim, kasıklarını örten siyah baksırından belli olan aletini izledim. Dudaklarım zonkladı, kasıklarımda kalp gibi atan nabzı hissettim.
Pantolonunun kumaşı kasıklarına doğru düştü. Sabırsızca üzerine tırmandım. O, benden önce davranarak kalçalarımı sertçe üzerine çekti ve beklenti içinde sızlayan kasıklarımızı birbirine bastırdı.
Kalçalarıma vuran aletini hissettiğim an gözlerim kapandı; başım geriye doğru düştü. “Ahh… Çok iyi!” diye büyük bir inleme bıraktım. İkimizin de altında ince kumaşlardan başka hiçbir şey yoktu artık.
Aletinin nabız gibi attığını, altımda seğirdiğini hissedebiliyordum. Taş gibi sert kesilen aleti, daha da büyümüştü. Uzunluğu gözümü korkutmamış değildi ancak umurumda da değildi.
Vajinamı aletine sürterek üzerinde zıpladım. “Hay sikeyim! Patlayacağım!” dediğini duydum. Kalçalarıma bastırdığı parmaklarıyla beni yönetti.
Avuçlarıyla kaba etimi yoğurdu, beklemediğim bir anda attığı şaplakla dudaklarının arasına inledim.
“Ahhh…A-h- N-ne yapıyorsun?” diye inledim.
Vurduğu yeri ovuşturarak, sert bir şaplak daha attığında aldığım zevkle gözlerim arkaya doğru düştü. Yanaklarımın zonkladığını; kulaklarımın çınladığını hissediyordum.
“Söyle bana sarışın…”
Kalçalarını hafifçe kaldırarak, aletini sertçe vajinama çarptığında ona tutundum. “Ahh…mmm…”
Vajinam, git gide daha çok ıslanıyor; katlanamayacağım bir raddeye yükseliyordu. Aletinin ucu öyle sertti ki, kumaşı delip geçecek ve her an içime girecekmiş gibi duruyordu.
Kalçalarımı sıkıp yoğurdu ve sert bir şaplak daha attı. Tenimin uyuştuğunu, parmaklarımın arasında kızardığını biliyordum. Ancak şaplaklar, canımı yakmaktan ziyade hoşuma gidiyordu.
Şaplak attığı etimi sıktı. Dudaklarını dudaklarıma sürttü. “Minik amcığın ıslandı mı sarışın?” Boğuk, katran sesi ile nefesini dudaklarıma üfledi. “Azmış tavşan gibi kucağıma sürtünüyorsun.”
Kalçalarım, onun hakimiyetinde olsa da kendimi tutamıyor ara ara ritmik hareketlerle kendimi aletine sürtmeye çalışıyordum.
Uzanıp alt dudağını dudaklarımın arasına alıp, sertçe emdim. Dilini üst dudağıma sürterek yaladığında titreyerek inledim. Adam o kadar ateşliydi ki, deli gibi alev almıştım.
Dilini geri çektiğinde, vajinamı aletine yaslayıp kendimi ona bastırdım. “Ahh… Lütfen…” dedim, tiz çıkan sesimle.
Kalçalarımdaki ellerinden birini çekip, üzerimdeki elbisenin askısına yerleştirdi. Hayvani bir iç güdü ile parmakları arasındaki askıyı sertçe çekti ve koluma doğru sıyırdı. Beklemeden uzanıp göğüslerimin üzerini kapatan yakanın bir tarafını çekti ve aşağı doğru sıyırdı.
Elbisenin göğüs kısmı destekli olduğu için içime sütyen giymemiştim. Elbiseyi aşağı doğru çekmesi ile gözlerinin önüne serilen, uyarılmış; dik ve dolgun göğüs ucuma baktı. Soğuk hava ile karşılaşan göğsümün sivrileştiğini hissettim.
Utanç içimdeki duyguların dibinde yüzerken, bakışlarını bir an olsun mememden çekmedi. Tenim beyaz olduğu için göğüs uçlarım kırmızıya çalan pembe uçlara sahipti. Düzenli spor yaptığım için kalçalarım da göğüslerim de şekillenmişti.
Bakışlarının üzerine düşen arzu perdesi ile yutkunmaya çalıştım. Baş parmağının etli kısmını usulca göğsümün ucuna sürttü. “Siktir, tazeciksin…” dedi, dudaklarından düşen sözcüklerden sonra dilini alt dudağına sürttü.
Ürperdiğimi hissettim. Dilinin alt dudağına bıraktığı ıslaklığa baktım. Aç bakışlarını göğsümün üzerinden çekmeden başını eğdi ve nefesini mememe doğru üfledi.
“A-hhmm…”
“Ağzımı sulandırıyorsun, sarışın.”
Kendimden beklemediğim bir arsızlıkla göğsümü gererek mememi ağzına doğru yaklaştırdım. “Em, lütfen…”
Altımdaki penisine sürtünerek, yoğun bakışlarımı yüzüne çevirdim. Aletinin seğirdiğini hissettim. İhtiyaçla içime girmesini; duvarlarıma çarpmasını istiyordum. Hiçbir şey düşünemiyordum. İstediğim tek şey içime girmesiydi ve üzerinde zıplamaktı.
Bakireliğimin verdiği tecrübesizlikle ona sığınıyordum. Bir an önce bu ihtiyacın giderilmesini istiyordum.
“Yala, hadi…”
Kendimi tamamen ona açarken; içten içe utanıyordum ancak bedenimi ele geçiren şehvet ve tutku utancımın üzerine gölge düşürüyordu. Tanımadığım bir adam kendimi sunmaktan çekinmiyordum.
Bir anda dudaklarını aralayarak mememi ağzının içine aldığında nefesim kesildi. “Ahh-hh…”
Meme ucumu, sıcak dudakları arasında hissetmek öyle güzeldi ki, aklımı kaçıracağımı hissettim. Alnıma sürtünen saçlarımın; saç diplerimin nemlendiğini hissediyordum.
Dudakları arasında kıstırdığı meme ucumu emerek bıraktı. Parmaklarım saçlarına kaydı ve onu kendime daha çok çektim. Boştaki eliyle diğer göğsümü açıkta bıraktı. Elbise, karnımın üzerinde toplandı.
“Sikeyim, şu haline bak…”
Uzanıp bu sefer mememi iştahla emmeye başladığında onu durdurmadım. Meme ucumu dudaklarının arasına alarak diliyle yaladığında nefeslerim sıkılaştı. Bacaklarımın daha da nemlendiğini, vajinamın sularının bacaklarıma doğru aktığını hissediyordum.
Diliyle meme ucuma emerek, bir şeker gibi yaladı. “Ahhh! Ah, evet!”
Çenemi alnının üzerine yasladım ve aletine deli gibi sürtünmeye başladım. Tek eliyle kalçamın hakimiyetini bırakmadan, sert bir şaplak attı.
“Ahh!”
“Edepsiz bir kızsın, sarışın… Seni sikmemi istiyorsun.”
Ağzından düşen edepsiz kelimelerle kızlığım kasıldı. Daha önce böyle bir şeyi yaşamayı bırak, hissetmemişken ilk defa böyle bir an yaşıyordum ve tecrübesizliğim; ıslaklığımla kendini belli ediyordu.
“Söyle.” dedi emir vererek.
Dobra, dominant bir şekilde bana emir verirken onu terslemeyi düşünemedim. Diliyle mememi tüketirken düşündüğüm tek şey içime girmesiydi. Ancak o, beni çıldırmak ister gibi her şeyi yavaştan alıyordu.
Dişleriyle dolgunluğumu emerek, diliyle art arda fiskeler vurdu. Yaramaz bir çocuk gibi üzerinde kıpırdandı.
“Söyle, sarışın. Neden kedi gibi kendini bana sürtüyorsun?”
“Sızlıyor…” diye fısıldadım.
Boştaki mememi eliyle kavrayıp, sertçe yoğurdu. Dudaklarımdan kısık nefesler döküldü. “Minik amın ıslandı mı yoksa?” diye sordu, edepsiz bir şekilde. Diliyle mememi emerken gözlerini yüzüme dikti.
Onu izlediğimi bilerek dudaklarını bir bebek gibi mememden çekmeden sertçe emdi. Aralık dudaklarımın arasından aldığım solukla, boğazım düğümlendi.
Bu adam gerçekten de çok arsızdı.
Hafifçe geri çekilip sanki lezzetli bir yemek yemiş gibi diliyle alt dudağını yaladı. “Sikimle o arsız amını becermemi ister misin?”
Islattığı mememe dokunarak, parmakları arasına alıp sıktı. “Cevap ver, sarışın.”
“Evet!” diye inledim, kalçasını kaldırarak aletini bana ittiğinde nefesim kesildi.
Bir anda dengemin bozulduğunu hissettim. Başım sertçe koltuğun yüzeyine yaslandı. Bacaklarım, dizlerimden itibaren bükülürken sırt üstü koltuğa yatırdı beni.
Ağırlığını üzerime vermekten çekinmeden, elini başımın üzerinden koltuğa yasladı. “Neye evet dediğini bile bilmiyorsun.”
Dizlerinin üzerinde durmak istese de arabanın tavanı, uzun boyu için oldukça düşüktü. Bu yüzden tek elinden destek alarak gömleğini yavaşça sıyırdı.
Sokağın lambası, arabanın içini aydınlatıyordu. Bu yüzden onun parıldayan göğsünü rahatlıkla görebiliyordum. Esmer, pürüzsüz teni iştahımı kabartıyordu. Pazıları o kadar genişti ki, kollarının neden güçlü olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.
Gövdesi iriydi. Bir aslan gücünde olduğunu düşünüyordum. O kadar kaslı ve iriydi ki, gözüm korkmuştu. Karın kaslarının üzerindeki baklavaları görünce, içten içe onları dilimle yalamak istedim.
Esmer göğsünün üzerinde neredeyse hiç kıl yoktu. Teni, tertemizdi. Esmer bir vücuda sahip olmasına rağmen; beni iğrendiren hiçbir özelliği yoktu. Geniş kaslı gövdesinden aşağı doğru inen bakışlarım önce kaslarına daha sonra v çizgisi ile aşağıya inen tenini izledi.
Bakışlarım söktüğüm kemerine ve fermuarını indirdiğim pantolonuna değdi. Hırçın bir denizi andıran vücudu; asileşmişti. Onu resmen kışkırtmış, deliye dönmesini sağlamıştım.
Parmaklarını çeneme dokundurduğunda gözlerimi teninden çektim. “Sarışın…” diye hırladı, deliye dönmüşçesine.
Uzun kirpiklerimin ardından yakışıklı yüzüne baktım. Alnında birikmiş olan ter damlaları şakaklarını süslüyor, asi saçları alnını gizliyordu.
“Gözlerinle, ırzıma geçtin.”
Dudaklarımı birbirine bastırıp, çekinmeden fısıldadım. “Sende beni izliyordun. Hem o kadar da çekici bir yanın yok.”
Onunla dalga geçermişim gibi baktı. Dilimin kemiği olsa, şuan kırılırdı. Adam, felaketti. Öyle yakışıklıydı ki, dilimi yutacaktım.
“Ayakta siktin beni neredeyse, sarışın.”
Ettiği lafla dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Bu kadar edepsiz olacağını tahmin etmemiştim. Yüzüne saf bir bakışla bakmış olmalıyım ki, serseri bir sırıtışla dilini alt dudağına değdirdi.
“Saftiriğin tekisin.”
Tek kaşımı çatıp, ifademi toparladım. “Senin gibi edepsiz olmaktan iyidir.”
“Öyle mi, sarışın?” dedi, çenemdeki parmağını alt dudağıma sürttü. “Az önce seni şaplaklarken keyfin yerinde gibiydi.”
Ağırca gözlerini göğüslerime düşürdü. Sırıtışı yüzünden kayboldu, yerini düz bir ifade aldı. “Seni bağlayıp, kalçalarını becererek şaplaklamak istiyorum.”
Nefesim tıkandı. “Ne?”
Alt dudağıma sürttüğü parmağını kendi dudaklarına sürtüp, diliyle yaladı. “Dilimle amının sularını yalarken, seni sikmek istiyorum.”
Sözleri ile vajinam sızladı. Bunu ona belli etmemeye çalıştım ancak titreyen dizlerim, kendini ele verdi. Kendini beğenmiş bir tavırla, ellerini dizlerime yerleştirdi ve iyice araladı.
“Ah, dur!” dedim, aceleyle.
İki yana ayrılan bacaklarımı tuttu ve gözlerini bacak arama değdirdi. Tamamen ıslanmış olan külotum, kadınlığımın dudaklarına yapışmıştı. Aç bakışları seğirirken, dişlerini birbirine değdirdiğini hissettim.
“Sırılsıklamsın.”
Bacaklarımı kapatmak istesem de, dizlerimin üzerindeki avuçları bunu engelledi. Tek elini karnımın üzerine koyup, siyah, saten iç çamaşırımın ucuna değdirdi.
“Bu kadar çok mu azdın?”
Kısık çıkan sesi, tehlike kokuyordu. Sanki ağzımı açsam üzerime saldıracakmış gibi bir hali vardı. Konuşmaya cesaret edemesem de, beni beğeniyor oluşu hoşuma gitmişti. Çünkü bende onu çok beğenmiştim.
Parmağının ucuna kanca gibi taktığı kumaşı usulca çekerken gerildim. “Seninle ne yapmalıyım, sarışın?” dedi, kor bir sesle.
Kumaşın ucunu bıraktı ve parmağını kumaşın üzerine sürterek aşağı doğru indi. “O çok bilmiş dilini kesmek için seni inletmeli miyim?” dedi, parmaklarını durdurmadan önce. İşaret parmağını yukarı doğru sürttü ve tekrar külotumun ucunu kavradı.
Bakışları yüzümü buldu. “Yoksa ağzımı sulandıran amcığını emmeli miyim?”
Titredim.
Bir yaprak gibi titredim. Parmakları usulca külotumun içine sızdı ve kumaşı aşağı doğru çekti. Kasıklarımda büyük bir fırtına kopuyordu. Mabedimi gizleyen kumaşı aşağı çektiğinde, nefesim kesildi.
Bacağıma sıyrılan kumaşı itmeyi bıraktı ve gözlerini aceleci bir şekilde kasıklarıma dikti. Islanmış, kalp gibi sızlayan kızlığım gözlerinin önündeydi. Çok fazla tüyü olan bir kadın olmadığım için şükrediyordum. Kasıklarım pürüzsüzdü. Vajinamın dudakları ince ve küçüktü. Onun bakışlarını kırpmadan kızlığımı incelediğini görüyordum.
Göğsünün kabardığını hissettim.
“Sen, nesin böyle?”
Parmakları, sızlamaktan dolayı uyarılmış olan vajinamın ucuna; kızlığımın dudaklarının üstüne sürtündü. “Hay sikeyim! Nasıl da şişmiş minik amın…”
“Ah, öyle konuşma!”
“Dilimin kemiği yok, güzelim.”
Baş parmağının ucu, kasıklarımın üstünde durdu. Vajinamın dudakları üzerinde tehditkarca duran parmak boğumunu tenime sürttü. Bakışlarını bir an olsun, kasıklarımdan çekmeden parmağını vajinamın dudaklarından içeri sızdırdı.
“Ahh…”
İhtiyatlı bir inlemeye karşılık, parmakları ile vajinamın dudaklarını araladı ve arsız pembeliği gözlerinin önüne serdi. Dudaklarının arasından okkalı bir küfür savurdu.
“Hay amına koyayım, şu pembeliğe bak…”
Dilini üst dudağına değdirip, parmağını kasıklarımın ortasına; sızlayan tomurcuğun üzerine koydu. Vajinamın sulandığını hissettim. Kalbim patlayacak gibiydi. Baygınlık geçiriyordum sanki. Nefeslerim kesiliyordu.
Farkında olmadan bacaklarımı aralarken, karnıma doğru eğildi. “Yeminim olsun, akan tek bir damlanı bırakmayacağım sarışın… Bu tapılası güzelliğe, haksızlık olur.”
Saçlarım, arabanın koltuğunun üzerinde dalgalanıyordu. Saç diplerim nemlenmiş, bedenimi inanılmaz bir ateş kaplamıştı.
Ansızın avucunu uzattı ve kadınlığımı avuçladı. “Ahh… Evet! Evet!” diye sayıklarken buldum kendimi.
Üç parmağıyla vajinamın dudaklarını aralamaya çalıştı. Kızlığımın duvarlarına değen ilk parmaklar, onundu. Ben bile doğru düzgün dokunmuyordum oraya.
Ama bu edepsiz adam, kendimi ona açmamın verdiği cesaretle bana dokunuyordu. Hem de nefesimi kesecek kadar.
Saçlarının karnıma sürtündüğünü hissettim. Sıcak nefesinin hissi, kasıklarımın üzerine çöktü. Dilini çıkardığını hissettiğimde, içimde kıyametler kopuyordu.
Dilinin ucunu, vajinamın dudaklarında hissettiğim an, içimdeki tüm duygular dolup taştı. “Ahh! Ahh, dur!”
Sıcak ve salyalarını taşıyan ıslak dili hoyratça vajinama yaslandığında kalçalarım koltuktan havalandı. Avucunu karnıma yaslayarak beni koltuğa mıhladı ve diliyle tomurcuğa bir fiske vurdu.
“Ahh… Ahh…Evet!” diye büyük bir coşkuyla inledim.
Diline dolanan tatla bir anlığına duraksadı. “Ha siktir, bu kadarını tahmin etmemiştim… Sen…” Koltuğun üzerindeki dağılmış halime bakıp, dilini dudaklarının içine yuvarladı.
“Elimden sağlam kurtulabilmek için dua et, sarışın.”
Gözlerini benden ayırmadan dudakları ile ufak, top şeklindeki tomurcuğu ağzına aldı ve yaladı. Parmaklarım saçlarına tutunurken art arda çığlıklar attım.
“Ahh! Yala, ah-lütfen…”
Ayaklarımın, hatta tüm uzuvlarımın titrediğini hissediyordum. Sıcak dudakları ve yılan gibi kıvrılan diliyle beni öyle sert emiyor ve yalıyordu ki, aklımı kaybetmem mümkündü.
“Emmeli miyim? Söyle bana…”
Dilinin ucuyla et torbasını ağzının içinde ittirirken, göğsüm yarılacak gibiydi. Aceleyle saçlarını tuttum ve çekiştirdim. “Evet! Evet, em! Em lütfen, yala!” diye açıkça fısıldadım.
Daha doğrusu, inledim.
Dudakları, tekrar vajinamla buluşacaktı ki, o an ikimizin arasındaki tüm büyünün bozulduğunu hissettim. Arabanın camının tıklanması ile birlikte, elimi dudaklarımın üzerine bastırdım.
Üzerime bedeninin ağırlığını vererek, beni gizledi. Bakışlarımız birbirine kenetlendiğinde, gerçekliğe döndüğümü hissettim. Dışarıdaki her kimse beni duymaması için avucunu dudaklarıma yasladı ve kararmış bakışları ile yüzüme baktı.
“Ne var, Necati?” diye öfkeyle konuştu.
Sesi sert ve sinirli çıkmıştı.
“Efendim, polisler geldi. Burada durmamız dikkat çekecek. Gitmemiz gerek.”
Kaşlarımı çattığımda, parmakları belime sıyrılmış olan elbiseyi yukarı doğru çekti ve memelerime içi gidermiş gibi bakan bakışlarını çekip, elbisenin askılarını omuzuma yerleştirdi.
“Siktiğim arabayı çalıştır, Necati.”
“Nereye gidelim, efendim?” diye dediğini duydum.
Dışarıdaki yağmurdan dolayı sesi boğuk geliyordu. “Evime.” Kara bakışlarını üzerimden çekmeden, dizlerime indirdiği külotumu usulca yukarı çekti.
“Evime sür.”
Dudaklarımı açıp, ona karşı çıkamazken, dizlerinin üzerinde doğrulup açtığım fermuarı çekmeye çalıştı. Aleti o kadar şişkin ve büyüktü ki, pantolonunun fermuarını zorlukla çekmeye çalıştı.
Bu görüntü karşısında, çakırkeyif bir halde güldüm.
Kıkırdayışım, kulaklarını doldurduğunda keskin bakışları beni buldu. Fermuarını çekti ve üzerime doğru eğildi.
“Sarışın…”
Kıkırdayışımı bastırdım, uzanıp hoyratça dudaklarımı kavradı. Kollarımı boynuna dolayıp, ona zevkle karşılık verdim. Yarım kalmanın verdiği sızı ile yüzüm buruştu.
“Beni soktuğun durumdan hoşlandın mı?”
Alt dudağımı ısırarak, sordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım, cevap vermedim. Parmakları nazikçe yanağımı okşadı. O an güzel dokunuşunun tadını çıkarmak için gözlerimi kapattım.
“O güzel yüzünü, boşalırken görmek istiyorum.”
Fısıltısı ile içim titredi. Tüm benliğimi bir anda bu adama açmıştım. Pişman olup, olmamak umurumda değildi. Sadece her şeyi bir geceliğine boş vermiştim.
“Seni öylece bırakmayacağım, sarışın. Ağzıma boşalacaksın.”
Edepsiz sözlerine karşılık bakışlarımı kaçırdım. Onun nazik bir adam olmadığı belliydi. Kaba, iri ve nezaketten yoksundu. Tanıştığım andan beri nazik bir davranışına rastlamamıştım.
“Ne demek, bu?” diye sordum.
Arabanın hareket ettiğini hissettim. Dilini damağına vurdu. “Evime gidiyoruz.”