DİKKAT: Bu bölüm rahatsız edici ögeler ve betimlemeler içerir.
.
Gözlerim karşıdaki duvarı delecekmiş gibi bir donuklukla bakarken kaç dakikadır böyle oturuyordum bilmiyordum. Bacaklarım uyuşuyordu. Ellerim de, zihnim de...
Tepki veremiyordum. Etrafımda Arslan ve Gurur'un bir şeyler konuştuğunu, Arslan'ın öfkeli bağırışlarını ve İzel'in onları sakinleştirmek için sarf ettiği cümleleri duyuyordum. Ama hepsi sadece bir uğultu gibi geliyordu kulağıma. Aklımda ise net olan tek bir cümle vardı.
Hazan, Vedat Kılıç'ın yeğeniydi.
Tek cümle... Tek bir cümle yiyip bitiriyordu sanki beynimi. İnanamıyorum. Kendimi kandırmaya, avutmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Zihnim ise Hazan'dan duyduğum o cümleleri, onun bakışlarını tekrar tekrar aklıma getiriyordu sadece.
"O kumarhaneyi Vedat'a kazandırmamız lazım."
"Vedat bana saldırıyı kimin yapabileceğini söyledi. Arslan Karadağ..."
"Karadağ'ın birdenbire neredeyse düşman olduğu adamın avukatıyla yakınlaşmaya çalışması ne kadar mantıklı?"
"Seni kullanmak istiyor, Asena."
"Arslan Karadağ'ın bunu ilk yapışı değilmiş."
"Sonuçta sen onun sadece düşmanının avukatısın."
"Vedat'ın yanında olmamız gerek."
Kaşlarım çatılırken kafamı salladım ve bu sesleri zihnimden söküp atmak istedim. Fakat aklıma başka bir an geldi. Vedat'a saldırı düzenlenen gece, hastanede, ona nasıl karşılaştılarını sorduğumda telaşlanıp, "Bir dava hakkında danışması gereken bir şey olduğunu söylemişti." diye geçiştirmişti.
Vedat için o gün o kadar endişelenmesi, ağlaması... Vedat'ın hasta odasından çıktıktan sonra Arslan'a bakışları. Yıllardır Mert'e aşık olmasına rağmen birden Gurur'a yakınlaşması...
Ve benim Arslan'la yakınlaşmamı istememesi...
Her şey bir yapboz parçası gibi yerine oturuyordu ve ben birleşen parçalar yüzünden aklımı kaybetmek üzereydim. Gözlerimi sıkıca yumdum ve kafamı salladım tekrar. Hayır...
Vedat'ın restoranına yapılan saldırının davasını alacağım zaman ben hallederim demişti.
"Restoranın sahibi Vedat Kılıç'ı tanıyorum. Benim... Benim arkadaşım onun yeğeni oluyor..."
Yalan söylemişti. Vedat'ın yeğeni kendisiydi ve bana yalan söylemişti. O davayı özellikle almamı istemişti...
Neden? Neden? Neden?...
Hazan'la liseden beri arkadaştık. Yeri geldiğinde beni ailemden bile çok düşünürdü. Hatta ailemden biriydi artık. Her şeyimi bilirdi. Neden peki? Neden yapmıştı bunu? Bu davayı neden özellikle bana aldırmıştı? Vedat'la yaptığı bu planda neden kurban olarak beni seçmişti?
"Hayır... Hayır..."
Gözlerim sımsıkı kapalı kafamı hafifçe sağa sola sallarken mırıldandım. Hazan lisedeyken annesiyle babasının bir trafik kazasında öldüğünü ve babaannesiyle yaşadığını söylüyordu. Soyadı ise Aksoy'du. Bildiğim kadarıyla Vedat'ın sadece bir erkek kardeşi vardı. O zaman neden Hazan'ın soyadı farklıydı. Bu başından beri ayarlanmış bir şey miydi?
"Hayır... Hayır..."
Aklımı yiyip bitiren bir sürü soruyla sadece kendi kendime mırıldanıyordum. Çözemiyordum, açıklayamıyordum, anlamlandıramıyordum.
Yanağımda hissettiğim sıcak parmaklarla kulaklarıma Arslan'ın boğuk fısıltısı doldu. "Asena..."
Titrek bir nefesi güçlükle boğazıma çekerken gözlerimi güçlükle açmaya çalıştım. Görüş açıma Arslan'ın önümde diz çökmüş bulanık silüeti girdiğinde hafifçe gözlerimi kırpıştırdım. Ağladığımı bile yeni fark ediyordum.
Endişenin en koyu tonuna bürünmüş zümrütleri bana bakarken elini sanki kırılgan bir cammışım gibi tüy gibi yanağıma koymuş, gözlerimden süzülen yaşları siliyordu. Diğer eliyle önüme düşmüş bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı ve hafifçe yüzüme yaklaştı.
"Güzelim, iyi misin?"
Daha önce onda görmediğim bir naziklikle sorduğu soruya tekrar gözlerimin dolduğunu hissettim. Hıçkırarak ağlamaya başlayacağımın habercisi olan titreyen alt dudağımı sertçe ısırdım. Gözlerimi tekrar kapattığımda ağlamamak için derin bir nefes aldım.
"Abi nasıl iyi olsun? Arkadaşım dediği kadın Vedat'ın maşası çıktı." diye sinirle konuşan Gurur'un sesini duydum. "Hay beynimi sikeyim ya!"
O kendine niye sinirleniyordu bilmiyordum ama Arslan ona sertçe dönünce sustu. "Gurur sikeceğim şimdi çeneni, bir sus!"
Gurur salonda sinirle sağa sola ilerlerken sessizce homurdanmaya devam etti. Arslan ise tüm odağını tekrar bana çevirdi.
Derin bir iç çekip elinin biriyle bacaklarımın üzerindeki ellerimi tuttu. Sanki bu desteği bekliyormuşum gibi sıkıca ellerini kavradığımda bakışlarının yumuşadığına şahit oldum. Buz gibi ellerim onun sıcak elleri arasında kavrulurken yutkundum.
"Hazan'la konuşmak istiyorum." dedim son gücümle. Gurur'un salonu turlayan adımları durduğunda Arslan derin bir soluk bıraktı.
İstiyordum. Bunları ona sormak, onun cevaplarını duymak, yapmadığına inanmak istiyordum... İstememe rağmen bir o kadar da korkuyordum. Vereceği cevaptan ve aklımdaki şeytanları haklı çıkarmasından korkuyordum.
Salondaki rahatsız edici sessizlik devam ederken bunu bozan İzel oldu. "Olmaz."
Varlığı tamamen unutmuşum gibi bakışlarım onu buldu. Tekli koltuğun kenarına oturmuş sakin bir ifadeyle bize bakıyordu. Bu olanlara bir gram bile şaşırmamış gibiydi.
Kaşlarım hafifçe çatılırken onun yeşilleriyle göz teması kurdum. Arslan'ınki kadar koyu ve derin olmasa da ne kadar benzer gözleri olduklarını fark ettim.
"Neden?" dediğimde sesim bir fısıltıdan farksızdı. "Bana yalan söylemiş olsa da o benim kaç senelik arkadaşım. Sebebini ondan duymak istiyorum."
İzel'in kaşları hafifçe kalkarken kafasını önüne eğdi. "Böyle bir konuda yalan söylemiş ve seni kullanmış biri sence bunun sebebini sorduğunda doğruyu söylecek mi?" Bakışlarını kaldırıp tekrar elalarımı buldu. "Akıllı davranmalısın, Asena."
Güçlükle yutkuntuğumda kaşlarım daha da çatıldı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Kafamda bir plan kuracak kadar bilincim yerinde değildi şu an. Sadece Hazan'la konuşmak istiyordum.
Arslan kucağımdaki ellerimi kavradığı eliyle ovuştururken sert bir soluk çekti. "İzel haklı." diye mırıldandı kalın sesiyle. "Öncesinde ne yapman gerektiğini konuşmamız lazım. Vedat ona bunları zorla bile yaptırıyor olabilir."
Onun bu söyledikleri iyice kalbime ağrılar saplanmasına sebep olurken bir gerçek zihnime şimşek gibi çaktı. Vedat'ın bunları Hazan'a zorla yaptırıyor olması şu durumda iyi olan seçenekti. Aksi takdirde diğer seçenek en yakın arkadaşımın beni bu plana bile isteye sokması demekti...
Gurur sinirle çenesini ovuştururken bir eli belindeydi. Sanırım o da Vedat'ın bunları Hazan'a zorla yaptırmış olma ihtimalinin gerçek olmasını istiyordu fakat bir yandan da bu fikre sinirleniyordu. Çünkü yoksa Hazan'ın onunla yakınlaşma nedeni tamamen sahte olacaktı.
"Ne yapacağız abi?"
Gurur'un sorusuyla Arslan dik çöktüğü yerden ayaklandı. Ellerimiz ayrılmak zorunda kaldığında kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim ve ellerimi bacaklarımın arasına sıkıştırdım.
Arslan, "Bilmiyorum." diye mırıldandığında eliyle alnını ovalıyordu. Ne kadar gergin olduğu boynunda belirginleşen damarlarından belliydi. "Yarına bizim çocukları ayarla. Asena, onunla buluştuğunda ters bir şey olmadığından emin olmalım. Vedat iti soyağacını araştırdığımızı öğrenirse kızı uyarabilir, hatta peşine adam takabilir."
Gurur sıkıntılı bir nefes verse de onayla kafasını salladı çünkü şu an yapılabilecek en mantıklı şey buydu. İzel haklıydı. Onca senelik arkadaşım da olsa Hazan'ın gerçekleri sorduğumda doğru cevap verme ihtimali çok düşüktü. Vedat onu buna zorluyor olsa bile... O yüzden yarın belirli bir planla ve sakin bir kafayla onunla yüzleşmem en iyisiydi.
İzel oturduğu koltukta doğrulurken bana kısa bir bakış atıp Arslan'a döndü. "Asena onunla konuşacaksa eğer, Vedat'la ilgili gerçekleri bilmeli."
Gözlerim Arslan'a dönerken onun vücudunun gerildiğini hissettim. Zümrütlerini ablasına çevirirken bakışlarının arkasındaki hüznü saniyelik de olsa yakaladım. Fakat sonra bakışlarını hızla kaçırdı. "Hayır." diye mırıldandı boğuk sesiyle. "Şimdi sırası değil."
İzel'in kaşları hafifçe çatıldığında kısa bir süre sessiz kaldı. Aslınsa buraya gelme amacım zaten gerçekleri öğrenmekti. Karşıma birden İzel'i çıkarıp tanıştırdığına göre bu gerçekler onda saklıydı. Arslan'ın ise muhtemelen şu an istememesinin sebebi duyacağım şeylerin ağırlığıydı. Hazan'la ilgili öğrendiğim şeylerden sonra bir de onları kaldıramayacağımı düşünüyordu sanırım.
"Asıl şimdi tam sırası, Arslan." diye İzel cümleye başladığında herkesin bakışları ona döndü. "Beni buraya çağırma sebebin zaten ona gerçekleri anlatmam değil miydi? Ayrıca yarın o adamın yeğeniyle konuşacak. Bunları bilmek onun hakkı."
Arslan sert bir soluk bırakıp cevap vereceyi sırada araya girerek onu durdurdum.
"Arslan."
Bakışları bana dönerken güçlükle ayağa kalktım ve tam karşısında durdum. "Bilmek istiyorum." dediğimde ise kaşları çatıldı. Hafif öfke düşmüş bakışlarını benden uzağa çevirdi.
Titrek bir soluk verip ona doğru bir adım attığımda ellerimi destek almak istercesine göğsüne koydum. Bu hareketimi beklemiyormuş gibi kasları gerilirken yoğun zümrütlerini bana çevirdi. Gözleri yüzümü arşınlarken, "Lütfen." diye mırıldandım. "Öğrenmem gereken ne varsa öğreneyim ve şu an bitsin. Bu hissi başka bir gün tekrar yaşamak istemiyorum."
Eli belimi bulurken yorgun gözlerime baktı bir süre. Belimdeki elini hafifçe sıktığını hissediyordum. Sanki elinde olsa beni buradan, bu olayların içinden çekip çıkaracaktı. Fakat o da olanları öğrenmem gerektiğinin farkındaydı.
Sert bir soluk alıp gözlerini kapattı ve kafasını önüne eğdi. Çenesi kasılırken zar zor kendini benden uzaklaştırdı ve kimseyle göz teması kurmadan salonun çıkışına ilerlemeye başladı.
"Gurur!"
Salondan çıkmadan sert sesiyle Gurur'a seslenmesiyle o da hızla salondan çıkarak İzel'le beni yalnız bıraktı.
Zihnimde hissettiğim bir yorgunlukla kendimi tekrar oturduğum koltuğa bırakırken derin bir nefes verdim. Zaten şu an ayakta duracak gücü ne ayaklarımda ne de bacaklarımda bulamıyordum.
İzel yavaşça geniş koltukta yanıma oturduğunda elini omzumda hissettim. Kafasını hafif yana eğmiş samimi bir şekilde gülümserek bana destek vermeye çalışıyordu. Sol yanağında hafifçe belirginleşen gamze Arslan'la ne kadar benzedikleri gerçeğini tekrar önüme sererken yüz ifademi biraz olsun düzeltmeye çalıştım.
"Asena, yaşadıkların şu an ağır geliyor biliyorum ama," diye mırıldandığında bakışlarını kaçırdı ve yutkundu. "Emin ol hepsi geçecek. Hepsi geçiyor. Bazılarının izi kalıyor ama zamanla o izlere de alışmaya başlıyorsun."
Sözlerindeki ve gözlerindeki yaşanmışlık, daha olayları duymadan ağır gelmişti sanki bana. Ondan duyacaklarım hakkında hiçbir fikrim yoktu fakat hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum.
Koltukta yavaşça vücudumu onu döndürdüm. Yeşil gözleri tekrar beni bulurken derin bir nefes aldı ve kucağına koyduğu ellerine baktı. Konuşmak için kendinde cesareti yakalamaya çalışıyordu sanki.
"Ateş Asaf Kılıç," dediğinde kaşlarım çatıldı. "Vedat Kılıç'ın kardeşi." diye devam ettiğinde bariz bir şaşkınlığın yüzüme yayıldığına emindim. Yani o adam Hazan'ın babası mıydı?
"On altı yaşındaydım, Asena." diye mırıldandığında bakışlarımı sabit tutmaya çalışarak ona baktım. "O ise yirmi yaşındaydı. Aşık olduğumu zannettim. " dediğinde zar zor konuşuyordu. "Yıllarca ailemden görmediğim ilgiyi o gösteriyordu bana. Sanki onun için bu hayatta önemli olan tek kişi benmişim gibi davranıyordu."
Ellerini siyah saçlarından geçirirken gözlerinin biraz dolduğunu gördüm. Bu anlattıklarının onun için ne kadar zor olduğunu fark ediyordum. Fakat her şeye rağmen oturuşunun ve başının dikliğini bozmuyordu.
"Ailelerimiz birlikte çalışıyordu. Bu sebeple gizlice görüşmek zorunda kalıyorduk. Bir gün yine gece gizlice buluşacağımız zaman beni müştemilatın arkasındaki yoldan aldı. Onunla olduğum için yine havalara uçuyordum. Çünkü beni anlayan ve seven tek insanın o olduğunu düşünüyordum." dediğinde hafifçe kaşları çatıldı ve devam etti.
"Sonra beni daha önce görmediğim bir eve getirdi. Ormanlık alanda küçük bir evdi. Onların arada sırada uğradığı bir dağ evi olduğunu ve orada baş başa daha rahat olacağımızı söyledi."
Aklıma saçma sapan şeyler gelirken düşüncelerimde yanılmak için içimden dua ediyordum. Bakışları ellerinden ayrılmazken devam etti.
"İçimi bir huzursuzluk kaplasa da salak gibi inandım ona. Onunla birlikte girdim o eve." dediğinde kendine hala bunun için sinirli gibiydi. "Bir süre normal bir şekilde oturduk. Bana her zamanki gibi davranıyordu ama içimde oluşmasını engelleyemediğim bir huzursuzluk hissi vardı. Bir süre sonra saat geç olmaya başlayınca ise gitmem gerektiğini söyleyip ayaklandım. Beni sertçe durdurarak 'Buraya boşu boşuna mı geldik!' dediğinde ne ima ettiğini anlayamamıştım. Sonrasında... bana dokunmaya başladı."
Gözlerini sımsıkı kapattığında sanki o anı tekrar yaşıyor gibiydi. Tırnaklarıyla ellerini çizdiği gözümden kaçmamıştı.
"Bağırdım, onu durdurmaya çalıştım ama olmadı. Beni babama söylemekle tehdit etti. Çok iyi biliyordu ki eğer babam duysaydı beni gözünü kırpmadan öldürürdü."
Gözlerinden yaşlar üzülmeye başlayınca kendi gözlerimin de dolduğunu hissettim. Göğsüme bir yumru oturmuş, nefes almamı engelliyordu sanki. Anlatıklarıyla onun hissettiklerini bizzat ben yaşıyormuşum gibi kasılıyordum.
"Ağlamamı, canımın acımasını umursamadan kullandı beni. İşi bittiğindeyse bir çöpmüşüm gibi bıraktı bir kenara. Sonra da çıktı gitti."
Sımsıkı yumduğu gözlerini araladığında bakışlarını benim buğulu elalarıma dikti. "Sabaha kadar ağladım o evde tek başıma. Sonrasında ise o dağlık yolu yürüyerek döndüm eve. Kapıdan o halde girince annem hemen ağlayarak yanıma koştu. Bir şeyler söylüyordu bana fakat duymuyordum. Babam geldi sonra," dediğinde yutkundu ve hafifçe kaşları çatıldı. "Bana attığı tokatları, annemin onu durdurmaya çalışmasını görüyordum ama hiçbir tepki vermiyordum."
Elim istemsizce onun koluna gittiğinde gözümden akan yaşı hızla sildim ve koltukta ona biraz daha yaklaştım. Yeşil gözleri yüzüme kaydığında dudaklarında acı bir tebessüm oluştu.
"Tepki verdiğim tek an Arslan'ın koşarak yanımıza geldiği andı. Babamı durdurmaya çalışıyor, deli gibi bağırıp ağlıyordu. Çok küçüktü o zaman, daha altı yaşındaydı. Korkuyordu... Korkuyordu ama beni kurtarmaya çalışıyordu." diye mırıldandığında yutkundum. "Babam ona da vurmaya kalkıştığında, işte o zaman tepki vermiştim. Fakat o verdiğim tepkinin de karşılığını fazlasıyla almıştım. Ertesi gün yüzüm bakılmayacak haldeydi."
İstemsizce Arslan'ın o hali zihnimde canladığında gözümden akan yaşlara engel olamadım. O yaşta bir çocuk için fazlaydı tüm bunlar. İzel için de... Bütün bunlar çok... çok fazlaydı.
İzel hafifçe burnunu çektiğinde biraz daha toparlandı. "Sonrasında babam bunu yapanın Ateş olduğunu öğrenince deliye döndü. Hemen Kılıç'ların malikanesine gitti. Fakat Ateş ortalıklarda yoktu. Onu saklayan ise Vedat'tı. Sanki kardeşi haklıymış gibi onu korumuş ve ele vermemişti." dediğinde bakışlarına anlık bir sinir düştü.
Vedat'ın böyle bir şey yaptığını duymak benim de bakışlarıma öfkenin dolmasına sebep olduğunda sinirle yumruğumu sıktım. Kardeşi dahi olsa böyle bir kötülüğü yapan adamı nasıl desteklerdi? Nasıl korurdu onu? Tepki vermemeye çalışırken İzel devam etti.
"Onun babası ise en sonunda hiçbir şey olmamış gibi olayın üstünü örtmeyi teklif ettiğinde, babam sırf aileler arasındaki ittifak bozulmasın diye bunu kabul etti."
Kaşlarım derinden çatılırken artık midemin bulandığını hissediyordum. Nasıl bir baba böyle bir şeyi kabul edebilirdi? Kimin gururu böyle bir iğrençliği kaldırırdı?
"Babamın işi ve camiadaki imajı dışında hiçbir şey umrumda değildi. Bu olay duyulmadan beni öldürecekti, biliyordum. Onu durduran şey ise..." diye mırıldandığında cümlesini tamamlayamadı. Birkaç kere güçlükle yutkundu. Tekrar dolan gözlerini ise elalarıma çıkardı. "Hamileydim, Asena."
Gözlerim hafifçe büyürken göğsümdeki ağrı artık tamamen nefesimi kesmişti. Duyduklarım artık gerçekten kaldıramayacağım seviyeye geliyordu. Titrek nefeslerim ve buğulu gözlerimle zar zor ona bakarken kızarmış yeşillerinden tekrar yaşlar akmaya başladı.
"On altı yaşındaydım. Daha kendim çocukken karnımda başka bir çocuk taşıyordum." başını önüne eğdi ve ağlamasını durdurmaya çalıştı. Boş bir çabaydı. "Babam bu sefer beni öldürmekten vazgeçip Ateş'le evlendirmeye karar verdi. İstemediğimi söylesem de hamile halimle yediğim dayakları, özellikle karnıma vurulan tekmeleri hala hatırlıyorum. Babam beni umursamayarak Kılıç'ların babasıyla görüşmeye gitti. Onlar da yapacak başka bir şey olmadığından bunu kabul etmişlerdi. Fakat Ateş hala ortada yoktu."
Sinirle sert bir nefes verip kaşlarını çattı.
"Vedat'la haber gönderip evlenmek zorunda olmadığı söylemiş babasına." dediğinde sinirle güldü. "Hiçbir şunu olmadığını, benim isteyerek onunla birlikte olduğumu..." kafasını iki yana salladı. "Sonrasında ise ortalık daha da karıştı. İki aile arasında başlayan çatışma tüm mafyalar arasında bir savaşa sebep oldu. Kılıç'ların babası ise bu kargaşada öldü."
Kaşları derinden çatıldığında artık onun da bunlardan midesi bulanıyor gibiydi.
"Kimse benim yaşadığım olayları umursamadan Kılıç'ın ölmesiyle Ateş ortada olmadığı için ailenin başına Vedat'ı geçirdiler. Herkesin tek düşündüğü yaptıkları illegal ticaretler ve elde edecekleri çıkarlardı. Kimse ne beni ne de karnımdaki bebeği düşünmüyordu." derin bir nefesi dudaklarından çekip anlatmaya devam edebilmek için kendini zorladı.
"Vedat başa geçtikten sonra ilk başlarda çok iyi işletiyordu mekanları. Fakat Ateş'i ele vermemek için onu saklıyor ve sürekli farklı hesaplardan para gönderiyordu. Ateş ise doyumsuz bir adamdı. Hep daha fazlasını istiyordu. Söylenenlere göre bir gün gelip mekanların kasasından fazlasıyla para alıp tekrar kaybolmuş ortadan. Sonrasında ise zaten Kılıç'ların mekanlarını çoğu battı. Ellerinde sadece restoranlar kalmıştı. Artık camiada çok umursanmıyorlardı. Ta ki Taşkıran'ların o kumarhanesini alana kadar tabi."
Vedat'ın benim sayemde o kumarhaneyi aldığını hatırladığımda sıkıca gözlerimi yumdum. İçimi büyük bir suçluluk duygusu kaplarken gözümden akan yaşa engel olamadım.
"Bilmiyordum." diye mırıldandım dakikalar sonra ilk defa konuşarak. Sesim bir fısıltıdan ibaretti. "Ben hiçbirini bilmiyordum."
İzel kısa bir soluk bıraktığında sıcacık elini bacağıma koydu ve gülümsemeye çalıştı. "Evet, Asena. Bilmiyordun. O yüzden sakın kendini suçlama."
Gözlerime onaylamamı bekliyormuş gibi baktığında hafifçe kafamı salladım. Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Kendimi uzun süre affedemeyeceğimi biliyordum. Hem o kumarhaneyi Vedat'a aldırdığım için hem de Hazan'ın sözlerine kanıp Arslan'ı beni kullanmakla suçladığım için.
Güçlükle yutkunduğumda bakışlarım tekrar İzel'in güzel gözlerini buldu. Zar zor mırıldanarak. "Peki sen?" dedim ve sesim iyice kısıldı. "Bebek?..."
İzel'in az önce bana zorlukla gülümsemeye çalışan yüzü tamamen soldu. Birkaç kere bir şey söylemek için dudaklarını araladı ama konuşamadan tekrar birbirine bastırdı. Bakışlarını kaçırdığındaysa sonunda o cesareti bulup konuştu.
"Öldü..." diye mırıldandığında kanımın damarlarımda donduğunu hissettim. "Daha karnımdayken öldü..."
Zar zor bir nefesi içine çektiğinde bana döndü. "Annem çok zorlasa da onu aldırmak istememiştim. Yedi aylıkken karnıma birden sancılar girmeye başladı. Daha on altı yaşında olduğum için doktora gidemiyorduk. Çünkü bu suçtu. Tanıdığımız bir özel kliniğe geldiğimizde bebeğin öldüğünü ve acil ameliyat olmazsa benim de hayatımı kaybedebileceğimi söylediler."
Gözlerinden akan yaşlar birbiri ardına yanaklarından yuvarlanırken ona daha da yaklaştım ve kendi ağlamamı bastırarak elimi sırtına koydum.
"Mecburen ameliyat oldum. Bebeğimin daha küçücük olan bedenini bile nereye gömdüklerini söylemediler bana." diye mırıldanırken kafasını salladı. "Ve artık babamın beni öldürmemesi için hiçbir sebep yoktu. Umrumda da değildi. Tek istediğim bir kes olsun bebeğimin mezarına gitmekti. Fakat ona bile izin vermediler. Daha sonra ne oldu kim onu ikna etti bilmiyorum ama babam beni öldürmekten vazgeçti. Sadece beni soyağacından tamamen silerek annemle birlikte çok uzak bir şehire gönderdi. Hiç yaşamamışım gibi, hiç onun kızı olmamışım gibi çıkardı beni hayatından."
Ağlaması devam ediyordu ama kendini o kadar sıkıyordu dik durmak için... Hissettiği acıyı ben yaşıyormuşum gibi ondan çok ağlıyordum.
"O öldükten sonra ise Arslan ailemizin başına geçip işleri aldı. Çoğu insan tam da babamın istediği gibi benim varlığımı unutmuştu zaten. İşte o zaman tekrar dönebildim evime. Fakat annem gelmedi. Tekrar buraya, bu insanların içine girmek istemedi. Ben de zaten burada sadece bir ruh gibi dolaşmaya başladım."
Burnunu çekip artık kıpkırmızı olmuş gözleriyle bana baktı.
"İşte Kılıç'larla aramızda olan düşmanlığın sebebi bu, Asena. Ne para ne de Karadağ soyadının gücü bu yaşadıklarımdan önemli miydi gerçekten bilmiyorum." tekrar ağlamaya başladığında zar zor konuştu. "Benim suçum muydu bilmiyorum. Onu sevmek, ailemden görmediğim ilgiye kanmak benim suçum muydu?"
Kafaması hızla hayır anlamında salladım ama ağlaması durulmadı.
"Benim bebeğimin ölmesi benim suçum muydu?"
Onu hızla kendime çekip sarıldığımda hıçkırarak ağlamaya başladı. Ellerimden biriyle sırtını sıvazlarken diğeriyle saçını okşuyordum.
"Hayır..." diye mırıldandım kendi ağlamalarımın da arasından. "Senin suçun değildi..."