Karmaşa

1437 Kelimeler
Ben Ela Bozkırın ortasında kimilerine göre uzaylılaeın inşaa ettiği ama bilim adamlarına göre Erciyes dağının lavlarının zamanla rüzgar ve yağmurlarla aşınmasıyla oluşan mistik bir o kadarda büyüleyici güzellikteki Nevşehirde doğdun büyüdüm... Çocukluğum Derinkuyu yeraltı şehri Zelve Uçhisar ve Üç güzeller başta olmak üzere bir çok tarihi ve turistik mekanlar hakkında söylence ve efsaneler dinleyerek geçti.. Belkide bu yüzde Tarih okudum.. Yaşadığım coğrafya üzerinde benden önce yaşayan insanlar hakkında araştırmalar yaptıkça daha fazlasını öğrenme isteğim artı.. Bizans ve Orta Çağ üzerine yüksek lisans yapıyorum.. Ve sanırım kendimi fazşasıyla kaptırdım Çocukluğumdan beri ara ara gördüğüm saçma sapan rüyalar bu sıralar iyiden iyiye arttı. .. Selam güzel gözlüm... Kaan'ın sesi ile daldığım düşüncelerden çıkarken tam karşıma oturan Kaan acı kahve gözlerini yüzümde gezdirip.. Bir şey olmuş dedi.. Omuzlarımı silip Yok bir şey sadece yine benzeri bir rüya gördüm dedim.. Rüyalar ahh rüyalar gerçek olsa diyen Kaan otırduğu yerden kalkıp yanıma otururken kolunu omuzuma attı.. Başımı göğsüne başlarken.. İyice sıklaştı artık rahatsız oluyorum daha ne kadar sürecek dedim.. Fazla takıyorsun kafana rüya sadece diyen Kaanla yaslandığım yerden başımı kaldırdım.. Gözlerinde ki o çok eskiden beri tanışıyormuşuz hissi veren bakışlarında bu kez endişe vardı.. İlk karşılaştığımız günden beri hep aynı şeyi düşündüren o başlar çok tanıdık ve çok sıcaktı.. Ama yurtdışında büyümüş olması bir yerlerde karşılama ihtimalimizi yok ediyordu.. Neden öyle bakıyorsun diye soran Kaana belki milyonuncu kez aynı şeyi söyledim.. Başkışların beni çok uzaklara götürüyor... Güzelim iki yıl oldu daha o kadar eskimedik biz.. Söyledikleri ile güldüm.. Eskiyelim ama eksilmeyelim.., Gülüşüm dudaklarımda asılı kalsa da, içimdeki o huzursuz kıpırtı bir türlü dinmiyordu. Kaan’ın sıcaklığı, bozkırın ayazında sığındığım bir liman gibiydi ama o limanın suları bile son zamanlarda rüyalarımın dalgalarıyla çalkalanıyordu. Kapadokya’nın yer altı şehirlerinde, o daracık tünellerde yankılanan çocukluk masallarım, şimdi İstanbul’un Bizans dehlizleriyle birleşip üzerime çöküyordu. ​"Eksilmeyelim tabii," dedim sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Ama bazen kendimi öyle bir eksik hissediyorum ki Kaan... Sanki ruhumun bir parçası bu yüzyıla ait değil. Ya da bir parçasını o rüyalardaki taş duvarların arasında düşürmüşüm gibi." ​Kaan derin bir nefes alıp saçlarımı okşadı. Onun o rasyonel, yurt dışında şekillenmiş mantığıyla benim bu mistik sanrılarım arasındaki uçurum bazen beni korkutuyordu. Ama bakışları... O bakışlar her seferinde beni silahsız bırakıyordu. Sanki bin yıl önce, başka bir gökyüzünün altında da bana böyle bakmıştı. ​"Bak ne diyeceğim," dedi Kaan, ses tonunu neşelendirmeye çalışarak. "Bu yüksek lisans tezi seni iyice Kapadokya'nın peribacalarına geri döndürdü. Belki de biraz ara vermelisin. Hafta sonu seni o kasvetli kütüphaneden kaçırıp, bu şehrin modern yüzüne mi çıkarsak? Hiç değilse bir günlüğüne Bizans prensesi olmayı bırakıp sadece Ela olsan?" ​Hafifçe gülümsedim ama zihnimde yine o fısıltı yankılandı: “Henüz hazır değil…” ​"Belki de haklısın," diye mırıldandım. Ama Kaan'ın omuzundaki elimin, rüyamda o kuşun konduğu yerle aynı noktada durduğunu fark edince irkildim. Dokunduğu yer ısınıyor, sanki görünmez bir mühür derinlerimde parlıyordu. ​Kaan’ın gözlerine baktım; o kahverengi derinliklerde bir anlığına rüyamdaki o keskin bakışlı kuşu görür gibi oldum. Sahi, Kaan'ın bakışları neden bu kadar tanıdıktı? Neden onun yanındayken kendimi hem çok güvende hem de büyük bir fırtınanın eşiğinde hissediyordum? ​"Kaan," dedim aniden, sesim benden bağımsız bir ciddiyetle çıktı. "Hiç hissettin mi? Sanki bir yerden bir yere gitmiyoruz da, aslında hep olduğumuz yere geri dönmeye çalışıyoruz gibi... Sanki bu şehir, bu insanlar, hatta sen ve ben... Hepimiz büyük bir tekrarın içindeyiz." ​Kaan duraksadı. O şakacı hali bir anlığına yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Gözlerindeki endişe bulutu dağılırken, yerini daha önce hiç görmediğim, antik bir hüzne bıraktı. "Belki de," dedi fısıltıyla. "Belki de bazı ruhlar, birbirini bulana kadar yüzyıllarca aynı yolu yürüyordur Ela." ​Tam o sırada kafenin camına sert bir şey çarptı. İkimiz de irkilerek o tarafa döndük. Bir kuş... Kanatlarını hızla çırpıp gökyüzüne, İstanbul’un o puslu maviliğine doğru yükseldi. Kalbim boğazımda atmaya başladı. ​Az kalmıştı. Neye olduğunu bilmediğim o sona ya da başlangıca, çok az kalmıştı. Kaandan.. ​Ela’nın başı göğsüme yaslıyken, içimdeki o kadim fırtınayı dindirmeye çalışıyordum. Ona "rüya sadece" derken, aslında kendime de yalan söylüyordum. Benim için bunlar rüya değildi; bunlar, bin yıllık bir uykudan uyanan, paslanmış ama hala keskin anılardı. ​Ona bakarken gördüğüm şey sadece yüksek lisans yapan, akıllı ve güzel bir kadın değildi. Ben, omuzlarına binen o görünmez pelerin ağırlığını görüyordum. Titreyen ellerinde, bir zamanlar tuttuğu mühürlü parşömenlerin hayalini seçebiliyordum. Ve en çok da korkuyordum; çünkü o hatırlamaya başladıkça, karanlık da onu fark etmeye başlıyordu. ​ ​Arşivin o rutubetli sessizliğinde onu izlerken, parmaklarım istemsizce masanın altındaki boşluğa gitti. Zihnim bana oyun oynuyordu; orada olması gereken ağır, soğuk çelik kabzayı arıyordu elim. Kılıcım yoktu, zırhım yoktu. Üzerimde sadece modern bir ceket vardı ama ruhum hâlâ o taş koridorlarda, onun kapısında nöbet tutan o şövalyeydi. ​Ela başını kaldırıp bana o "tanıdık" bakışıyla baktığında, kalbime bir hançer saplanıyor gibi hissediyordum. Kim olduğumu, neden burada olduğumu ve onu korumak için yüzyıllar ötesinden geldiğini söyleyemezdim. Henüz değil. Zihni bu gerçeği kaldırmaya hazır değildi; o hala kendini Kapadokya’nın efsaneleriyle büyümüş bir tarihçi sanıyordu. Oysa o, efsanenin ta kendisiydi. Bu günlük bu kadar hadi çıkalım sesinde ki tatlı tını bir zamanların efsane koruyucusunun otoritesine ters olsa da O benim Elaram benim yaşamam için.. ölümsüzlüğün den vazgeçen ölümsüz aşkım.. Ve bu kez canım pahasına korumalıyım O'nu ​ ​ Daha dün bir atlattıpımız kaza bile yaşanacak fırtınanın sessiz habercisi gibiydi...O motorsiklet üzerimize doğru kırıldığında, vücudum benden bağımsız hareket etti. Düşünmedim, analiz etmedim. Sadece bin yıllık bir refleks devreye girdi. Onu kavrayıp göğsüme çektiğimde, etrafımızdaki binalar silindi; kendimi bir kale kuşatmasında, ok yağmuru altında onu siper alırken buldum. ​Onu bırakmadım. Bırakamazdım. ​"Kaan... Sen iyi misin?" diye sorduğunda, sesindeki o saf endişe beni bu yüzyıla geri fırlattı. Gözlerimdeki o savaşçı pırıltısını gizlemek için hızla gözlerimi kaçırdım. Eğer ona gerçeği söylersem, eğer ona "Sen benim için canını veren Elarasın dersem, bu denge bozulurdu. Ve bu sefer, onu korumak için sadece kılıcıma değil, sessizliğime de ihtiyacım vardı. ​ ​Onu evine bırakıp kendi odama geçtiğimde, pencereden İstanbul’un o kızıl gökyüzüne baktım. Şehir değişmişti, teknoloji değişmişti ama o kadim tehdit hâlâ oradaydı. Ela’nın rüyalarındaki o gölgeler, benim rüyalarımda ete kemiğe bürünüyordu. ​Elimi sol göğsüme, kalbimin üzerine koydum. Orada, derimin altında görünmez bir yara izi sızlıyordu; geçmişte onu korurken aldığım o son darbenin izi. ​"Bu sefer farklı olacak Ela," diye mırıldandım karanlığa doğru. "Bu sefer seni o karanlığa teslim etmeyeceğim. Sen hatırlayana kadar ben senin gölgen olacağım. Sen bir prenses gibi uyanana kadar, ben sadece senin Kaan'ın olarak kalacağım. Ama vaktimiz daralıyor... O kuş tepemizde süzülmeye başladıysa, savaş kapıya dayanmış demektir." ​Ela’nın kütüphanedeki o masum, meraklı bakışlarını izlerken boğazımda bir düğüm oluşuyor. O, sadece tarih kitaplarını karıştırıyor; bense tarihin bizzat kendisini, onun kanıyla yazılmış o son sayfayı görüyorum. ​Bin yıl önceydi... ama benim için dün gibi taze. Gölgeler etrafımızı sardığında, kılıcım kırılmış, zırhım parçalanmıştı. Onu korumak için öne atıldığımda, o beni geri çekmişti. O narin elleriyle havayı öyle bir kavramıştı ki, zamanın dokusunun yırtıldığını duymuştum. Beni kurtarmak için kendi canını, ruhunu ve geleceğini feda etmişti. ​"Git Kael!" diye bağırmıştı son kez. "Onları bu ana hapsedeceğim. Sen beni bulana kadar... zamanın dışında kalacaklar." ​Ve zaman kırılmıştı. Gölge Halkı, Ela’nın hayat enerjisiyle ördüğü o görünmez hapishaneye tıkılmıştı. O öldüğünde, dünya benim için durmuştu ama o, zamanı bükerek beni bu yüzyıla, onun yeniden doğacağı ana kadar fırlatmıştı. ​ ​Şimdi karşımda duruyor. Sert, sade ve şekersiz kahvesini yudumluyor. Nevşehir’in tozlu yollarından gelip İstanbul’un gizemine sığınmış bir genç kadın... Ama o bilmese de, o "Gölge Halkı" hâlâ o kırılan zamanın ötesinde, kapıyı tırmalıyor. Ela rüyalarında "az kaldı" sesini duyuyorsa, bu onun ördüğü büyü duvarlarının inceldiğine işarettir. ​Karaköy’ün kalabalığında yürürken elimi bırakmıyor. Oysa bilmiyor ki, her dokunuşu bin yıllık bir sızıyı tetikliyor. Onun ölümü sayesinde yaşıyorum. Onun zamanı kırması sayesinde bugün buradayım. ​"Kaan, neden bu kadar dalgınsın?" diye soruyor birden. Sesi, o son çığlığından ne kadar da farklı; ne kadar duru ve yaşama sevinci dolu. ​"Seni kaybetme düşüncesi bazen nefesimi kesiyor Ela," diyorum. Bu bir yalan değil. Onu bir kez daha o fedakarlığa zorlamaktansa, bu sefer dünyayı yakmaya hazırım. ​ ​Dün gece penceremin önünden geçen o kuşu gördüğümde anlamıştım. O kuş bir haberci değil, bir sızıntıydı. Ela’nın bin yıl önce hapsettiği karanlık, surlarda bir delik açmıştı. Şehirdeki o garip fırtınalar, sebepsiz elektrik kesintileri... Hepsi o kapının zorlandığının işaretiydi. ​Ela, rüyalarında Bizans kıyafetli gölgeler görüyor çünkü o gölgeler onun ruhunu tanıyor. Onu, kendilerini hapseden o kadim güç olarak hatırlıyorlar. İntikam için geliyorlar. ​Yanımdaki bu hayat dolu kadına bakıyorum. Modern kıyafetleri, yüksek lisans stresi ve masumiyetiyle... Onu bir kez daha kaybetmeyeceğim. Bu sefer zamanı o kırmayacak; bu sefer ben, o karanlığı bizzat kendi ellerimle yok edeceğim. ​İçimden bir yemin yükseliyor: "Sen beni kurtarmak için öldün Ela. Ben ise seni yaşatmak için her şeyi, gerekirse bu zamanı bile yakacağım."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE