Bir randevu

1032 Kelimeler
Suzan oturduğumuz kafede gözlerini benden ayırmıyordu. “Anlat hadi ne oldu?” diye sordu. Kahvemi karıştırırken mırıldandım. “Bir şey olmadı.” “Çok dalgınsın Ela.” diye yorumladı beni. Evet haklıydı, kahvemi yudumlayınca aslında şeker bile katmadığımı farkettim. “Ela, sen ve CEO arasındaki gerilimi görüyorum. Ne oluyor? Bana anlatabilirsin.” diye söyledi. CEO derken sesini kısışı dikkatimden kaçmadı. Yutkundum, bakışlarımı kahveme indirdim. “Bu biraz karışık.” diye mırıldandım. “Ela.” dedi elini elime koyarak “Karmaşık da olsa anlatabilirsin.” Dudaklarımdan engelleyemediğim bir iç çekiş çıktı. “O ve ben onun ofisindeydik. Şey… Bir fotoğraf gördüm. O ve ünlü model Gözde Açıkalın’ın.” “Vay canına. Hala eski sevgilisinin fotoğrafı mı duruyor hemde baş ucunda.” Suzan gözleri iyice açılarak şaşkınlıkla söylendi. Acınası bir halde başımı salladım. “Ben fotoğrafla ilgili dalga geçer gibi konuşunca o çerçeveyi kırdı ve fotoğrafı yırttı. Ama ondan sonrasında soğuktu. Biliyorsun… yani bebek için…” derken yanaklarım yandı. Kafası başka bir yerde gibi aynı hissettirmiyor.” diye açıkladım. “Immm…” diye düşünür gibi yaptıktan sonra “Ela siz ciddi misiniz? Yoksa sadece bebek yapmak için mi takılıyorsunuz?” diye sordu. Bu yaklaşım bana tokat gibi çarptı. Suzan haklıydı. Elimde ham ve belirsiz bir gerçek vardı. Kelime aradım bir şey demek için ama bulamadım. “Bilmiyorum.” diye mırıldandım sonunda sesimi biraz daha yükseltmeye çalışarak “Sorunda bu, başta farklıydı. Ama hislerim…” dedim boğazım düğümlenerek “önüne geçemiyorum.” diye bitirdim. “Çizgi bulanıklaştı, değil mi?” dedi Suzan sözleri keskin ama bakışları yumuşaktı. “Ne istediğine karar ver yoksa o senin adına karar verecek.” dedi Barış’ı kastederek. “Biliyorum ve bunu deniyorum.” dedim sesim çatlak ve kısık bir halde. “Ne istediğini öğrenmelisin.” dedi yine Suzan. Daha ben cevap veremeden bir ses “Ela?” diye duyuldu. Midem burkuldu. Daha arkamı dönmeden kim olduğunu anladım. Savaş. O rahat çekiciliği ve kusursuz görünüşüyle gülümsemesi yüzünde, koyu kahverengi saçları geriye taranmıştı. Sanki bir reklamdan fırlamış gibi masaya yaslandı ve parfümünün kokusu sıcak kahve kokusuyla birleşti. “Selam.” dedi gözleri gözlerime kilitlenerek, sesi düşük ve kendinden emin. Nabzım hızlandı telaşlı biri gibi göründüğüme emindim sadece “Savaş” dedim şaşkınca. “Burada ne işin var?” Suzan ise önce bana sonra ona baktı. Sanki yapboz parçasıymışız da bizi bir yere yerleştirmeye çalışıyor gibiydi üzerimizdeki bakışları. “Kahve almaya gelmiştim.” dedi Savaş “Ve seni burada görmeyi beklemiyordum. Sanırım şanslıyım.” dedi Savaş gülümsemesi daha da derinleşerek. “Bende sadece kahve alıyordum.” diyip gülümsedim. Başını hafifçe eğdi, bakışları benden ayrılmadı, “İyi görünüyorsun, evet belki biraz yorgun. Ama gülüşün bütün şehre elektrik verebilir.” diye söyledi. “Abartmayı seviyorsun sanırım çok saçmasın.” diye söylendim boynuma sıcaklık yayılırken başımı öne eğdim. “Yine de gülüyorsun.” diyerek göz kırptı ve daha da yanıma yaklaştı, omzu benim omzuma hafifçe dokundu. Yakınlığı Barış’ınkinden çok daha farklıydı, daha nazikti ve yine de nefesimi tutmama sebep oldu. “Bir şey soracağım.” dedi gözleri gözlerimin üstünde sabit tutarak “Seni dışarı çıkarabilir miyim? Bir randevuya.” diye söyledi. Ağzım açık kalırken Suzan elini ağzına götürdü. “Bir randevu mu?” diye kekeleyerek sordum. “Evet bir randevu.” diye onayladı Savaş, “Akşam yemeği, içki, sıradan bir şey.” dedi. İçimdeki fırtınayı gizleyemeden gülümsedim. “Sana mesaj atarım.” dedim. Savaş masaya küçük bir kartvizit bıraktı. Numarası kalın rakamlarla yazılıydı. “Bekleyeceğim.” diyerek son bir gülümsemeyle uzaklaştı. Parfümünün kokusu ve karizması havada kaldı. Suzan dirseğiyle koluma vurdu ve neredeyse kahvemin dökülmesine sebep oldu. Savaş kapıdan kaybolur kaybolmaz “Kızz!” diye haykırırmışçasına “Bu gerçekten oldu mu? Hem yakışıklı, hem karizmatik hem de ilgili. Ve gidiyorsun değil mi? Gideceksin.” diye bir nefeste söyledi. Kalbim çok hızlı ve çok sert atıyordu. Bir şey demedim. Sanki ikiye bölünmüştüm. Barış’ın soğuk mesafesiyle Savaş’ın kolay ama tehlikeli rahatlığı arasında. Bedenimi sahiplenen adamla, bir anda içimde korunmasız bıraktığım, bilmediğim bir şeyi açığa çıkaran adam arasında. Bir kaç gün sonra. Aynanın karşısında duruyordum. Bu gece Barış’la ilgili değildi. Henüz hamile olmadığımı biliyordum ve bu gerçek göğsümde bir kaçış ihtimali olduğunu söylüyordu bana. Savaş. Savaş beni kontratla bağlı olduğum biri değildi. O bir arkadaştı. Bana hisleri olan bir arkadaş. Aynadaki yansımama bakarak son bir kaç saç telimi kıvırdım. Üzerime oturan zümrüt yeşili elbisemi sanki kırışıklığı varmış gibi elimle düzelttim. Belki fazla cesur bir elbise seçmiştim. Ama yine de bu akşam özgür, güzel ve hafif hissetmek istiyordum. Küpelerimi taktım ve aynadaki görüntüme fısıldadım “Sadece bir akşam yemeği.” Göğsüm heyecanla inip kalkıyordu. Tüm sinir uçlarım gergindi. Barış’ın geç saatte bir toplantısı vardı, çünkü asistanı yönetim kurulu üyelerinin uçakla geç geleceğini bildirmişti. Bu yüzden gece yarısından önce eve gelmeyecekti. Bu bana bir kaç saat nefes alma fırsatı verecekti. Kim olduğumu hatırlama fırsatı belki. Asansör aşağı inerken başka bir hayata adım atıyormuşum gibi hissettim. Kapılar açıldığında Suzan beni bekliyordu. Beni o götürecekti. Beni görünce gözleri kocaman açıldı. “Kızım!” dedi yaklaşarak “Harika görünüyorsun Savaş sana bayılacak.” diye cıvıldadı. Gözlerimi devirdim ama yanaklarım kızardı. “Abartma Suzan sadece akşam yemeği.” diye mırıldandım. “Akşam yemeği mi?” diye itiraz etti “Ödül alacakmışsın gibi görünüyorsun, tek kelimeyle muhteşemsin. O yüzden bunun sadece akşam yemeği olduğunu söyleme.” Kendimi tutamadan güldüm. Onun beni bekleyen arabasına çekmesine izin verdim. Restorana yaklaştıkça kalbim daha hızlı atıyordu, ama midemdeki burkulmanın heyecan mı yoksa suçluluk mu olduğunu ayırt edemiyordum. Kimbilir belki ikisini de hissediyordum. Vardığımızda pencerelerden mum ışığı sızıyordu, ama mekan oldukça sessizdi, sanki hiç kimse yokmuş gibiydi. Suzan “Yanlış bir akşamda mı geldik?” diye sordu. Cevap veremeden kapı açıldı ve Savaş üzerine oturan takım elbisesiyle zahmetsiz bir çekicilikle gülümseyerek “Merhaba” dedi. Bakışı baştan ayağa üzerimde gezindi, bir an gereğinden fazla durdu. “Ela sen muhteşem görünüyorsun.” dedi gülümsemesi yakışıklı yüzünde büyüyerek. Suzan’ı geride bırakarak yanına yaklaştım. “Merhaba.” dedim yanaklarımın içini ısırarak. Mekana doğru bakarak “Herkes nerede?” diye sordum. “Mekanı ayırttım sadece bizim için. Özel olmasını istedim.” diye söyledi omuz silkerek, mahçup gibi çıksa da sesi açıkçası yaptığından memnun bir şekilde. Suzan hafifçe ıslık çaldı. Ardımdan alçak sesle söylendi. “Dışarıda olacağım, ararsan hemen gelirim.” diyerek bizi yalnız bıraktı. Böylece bana fazla gelen bir restoranda Savaş’la yalnız kaldım. Devam edecek…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE