MESAJ

1611 Kelimeler
Sıradan bir cuma günüydü. Ben, lise son sınıf öğrencisiydim. Kısaca, kolejde burslu okuyan bir eziktim. Evet, yanlış duymadınız. Ezik. Telefonum bile ikinci eldi. Üniformamı giydiğimde Saçlarımı çabucak arkadan bağladım. Daha sonra parfümcüden aldığım kalem parfümden sıktım. Biraz da ruj sürdüm. Çantamı da alarak odamdan çıktım. Tam kapıdan çıkıyordum ki: "Kızım, gel kahvaltı yap. Sana yumurta pişireyim. Aç gitme." sesiyle duraksadım. Annemdi bu. Ve o şefkatli sesiyle. Ama acelem var. "Geç kaldım anneciğim." diyerek ayakkabılarımı giymeye başladım. Bu spor ayakkabıları beş ay önce indirimden aldım. Tamı tamına otuz lira. Ama gayet rahat. Kenarında az bir yırtık var ama kim fark edecek? Annem yanıma geldi ve cebinden yirmi lira çıkarıp bana uzattı: "Ela'm, okulda aç kalma emi. Kafan çalışmaz sonra." "Sağ ol anne" diyerek yanağından öptüm. Daha sonra da yürümeye başladım. "Ela, bana bak!" Off! Abim. Yakalanmıştım yine. Kesin makyajımı kontrol edecek. Farkettirmeden elimi ağzımı götürdüğümde bağırdı: "Silme o ağzını, bana dön." Abime baktığımda kaşlarını çattı. "Kız bu dudaklarına ne sürdün sen? Okumaya mı gidiyorsun başka şeye mi? Belli değil." Çantamdan ıslak mendili çıkararak ağzımı silerken annem kapıda göründü. "Eren, gitme kızın üstüne. Genç o." "Annee! Bu kız benim bacım ve onu korumak bana düşer. Genç diye her istediğini yapamaz." dedikten sonra abim bana sert bir bakış attı: "Şimdi git okuluna. Sana takılan olursa da bana söyle. O herifin ağzını burnunu dağıtayım." "Tamam abi." dedikten sonra yoluma devam ettim. Abim çok kıskançtı. Bıkmıştım ondan. Makyaj yapmama kızardı, eve erken gelmek zorundaydım. Arkadaşlarım okul çıkışı yemeğe giderken ben abimden izin almak zorundaydım. Hatta bir hafta sonu, sınıf arkadaşımın doğum gününe birlikte gitmiştim. Sosyal medyadaki arkadaşlarımı devamlı kontrol edip beni sorguladığı için hesabımı kapatmıştım. Fakat gizli bir hesabım vardı tabii. Abimin eski sevgilisi, sırf bu kıskançlığı yüzünden ayrılmıştı." Okula hızlıca girerken biriyle çarpıştım. "Kızım, dengesiz misin sen? Ezik." Allah'ım, Tan bu. Babası kolejin sahibi olduğu için kendini buraların ağası ilan etmişti. Bir grup zorbayla takılırdı. Okulda kimse ona karşı gelemezdi. Arkası güçlüydü. "Kızım, cevap versene. Niye çarpıyorsun bana?" Tan'ın yanındakiler kahkaha attı. Komik bir şey varmış gibi. Kendimi toparladım. "Özür dilerim, istemeden oldu." Kızlardan biri yanımıza geldi ve elini Tan'ın omzuna attı. "Yaa Tan, affet şu eziği. Zaten ezik, bir de biz ezmeyelim yazık." Tan, bana döndü. "Bak kızım, bir daha bana çarparsan ben de seni çarpar, kare köküne ayırırım. Şimdi kaybol gözümden." Cevap vermeden uzaklaştığımda anırarak gülmelerini duydum. Salaklar, ne olacak? Bu Tan şerefsizine söyleyecek çok sözüm vardı ama, durduk yere bela almayayım başıma. Zaten karnım aç. Bir şeyler yemem lazım. " Kantine girdiğimde Nevra Teyze çay demliyordu. Beni görünce içten bir gülümsemeyle "Hoş geldin kızım." dedi. "Senin o sıcacık tostundan isterim, ama çift kaşarlı olsun." dedim "çay da koyayım mı kızım?" dedi. Bu teklifi raddedemezdim. "Pekala diyerek masama oturdum. Nevra teyze, bu kolejdeki en anlayışlı insandı. Yani İlkay'dan sonra. Telefonumun bildirim sesiyle elime aldım. İlkay'dan mesaj gelmişti. Onu düşündüğüm için kulağı çınladı herhalde. "Okulda mısın? Seni göremedim de." "Evet kantindeyim." diye mesaj attım. Az sonra cevap geldi. "Geldiğine sevindim. Dersi kaçırmanı istemezdim." Ay canım ya, şu mesajın pofudukluğuna bakar mısınız? İlkay çok tatlı bir çocuktu. Bu okuldaki en iyi arkadaşım diyebilirim. Nevra teyze, tepsiyi masama koydu. "Al kızım, çift kaşarlı tostun. Yanında da çay." "Sağol Nevra Teyze." diyerek çayımı yudumlamaya başladım. Sıcacık tostumu elime aldım. "Naber Ela?" Allah'ım Dilek. Yine geldi beni buldu. Çıkarcı şey ne olacak? Tostumu bir hamleyle uzanıp kopardı. "Azıcık alayım." Bir de azıcık alayım diyor pişkince. "Dilek, yarısını götürdün zaten." dediğimde kahkahayı bastı: "Hahaha! Çok tatlısın sen." Yemin ediyorum bu kız çok arsızdı. O sırada yanımıza Ceren geldi. Dilek hemen masadan kalkıp gitti. Birbirlerini hiç sevmezlerdi. "Çıkarcı, yine yemeğine saldırdı değil mi?" "Boşver Ceren." diye geçiştirdim. Hırsla konuşmasına devam etti. "Nasıl boş ver Ela? Her seferinde yemeğine saldırıyor ve sen sesini çıkarmıyorsun. Lütfen tavrını koy artık. Kimsenin senden geçinmesine izin verme. Her neyse konumuz bu değil." dediğinde merakla sordum. "Konumuz nedir Ceren?" "Senin notların tam ya, bana tarih defterini ödünç verir misin?" Çantamdan defterimi çıkarıp ona uzattım: "Sakın başkasına verme Hemen çektir gel. Tamam mı?" Ceren, "Tamam kanka." diyerek defteri elimden kaptığı gibi kantinden uçarak çıktı. Ben senin nereden kankan oluyorum yaa? İşin düşünce kanka. Oh ne güzel. Çayımı yudumlarken İrem gelip masama oturdu ve "Sürpriz!" diyerek elindeki bisküvi paketini masama koydu."İrem, nereden çıktı bu bisküvi?" dediğimde Aşk olsun kanka." dedi kırılgan bir tavırla. "Başka zaman almıyor muyum?" "Alıyorsun ama, isteklerin bitmiyor." dediğimde gülümsedi. "Bu seferki küçük bir şey." "Ne istiyorsun?" diye sorduğumda "Sınav", diye mırıldandı. Heyecanla bana döndü. "Pazartesi bizim matematik sınavımız var ya." "Eee!" "Bana biraz gösterirsin, değil mi? İnan matematiğim çok kötü." Oflayarak "Tamam", dedim. İrem "yaşa be kanka", diyerek yanağımdan öptü. Normalde kimseye bu iyiliği yapmazdım ama söz konusu İrem olunca hayır diyemiyordum. Zamanla bana çok büyük bir iyiliği dokunmuştu onun. Zilin çalmasıyla kantinden çıktık. Koşarak sınıfa vardığımızda hocan önce geldiğimiz için rahatlamıştık. Edebiyatçı çok erken girerdi sınıfa. Sonradan gelenlere de kızardı. Az sonra Mithat hoca sınıfa girdi. En dobra sesiyle "Selam gençler" dedikten sonra bilgisayarı açtı ve projeksiyonu çalıştırdı. Off, yine uzun bir yazı bizi bekliyordu. "Yazın bakayım tahtadaki şiiri. Hangi ölçü birimiyle yazılmıştır? Kaçlı ölçü kullanılmıştır? Uyakları ve söz sanatlarını bulun. Ve en son. Şiirdeki ana düşünceyi bulun." Etrafıma bakındığımda Ceren yoktu. Niye olsun ki? Burada notlarını veren enayi var nasıl olsa. Zar zor yazmıştım. Sonunda bitirmiştim. İrem beni dürttü. "Kanka, ben de bakayım mı? Bazılarını bulamadım da." Mecbur gösterdim. Çalışkan öğrenciyseniz herkes sizi sağmaya bakar. Boşuna inek demiyorlar bize. Sağıldığımız için bu lakap. Bencil davransak lakabımız öküz olurdu herhalde. Sonunda zilin çalmasıyla derin bir nefes aldım. Kapının açılmasıyla Ceren koşarak yanıma geldi. Defteri masama koyarak "Sağ ol kanka." dedi. Daha sonra cebinden sakız çıkarıp elime tutuşturdu. "İçimden geldi, güle güle çiğne." dedikten sonra hızla uzaklaştı. Sadaka veriyor sanki. Dalga geçer gibi. "Naber arkadaşım?" sesiyle başımı çevirdiğinde İlkay'ı gördüm. Onu görünce nedensiz yere mutlu oluyorum. "İyidir İlkay." dedim. Sen hep iyi ol. Dışarı çıkalım mı?" "Olur." diyerek ayağa kalktım ve sınıftan çıktık. Merdivenlerden koşarak inerek bahçeye indiğimizde İlkay, ilerideki bankı işaret ederek, "Sen şu banka otur, ben de iki çay kapıp geleyim." diyerek uzaklaştı. Ben de banka doğru yürümeye başladım. O sırada birine çarptım. Seval'di bu, cadaloz. Suratını ekşiterek: "Ay dikkat etsene, dengesiz." dediğinde onu duymazdan gelerek yürümeye başladım. Kızlar, arkamdan gülüşüyordu. Şımarık zenginler, ne olacak? Banka oturduğumda etrafa bakındım. Nerede kalmıştı bu İlkay? O sırada bir grup kalabalığın basketbol sahasında beklediğini gördüm. Neye bakıyordu bunlar? Koşarak kalabalığa doğru ilerledi. Nefis bir keman sesi kulaklarımı benden aldı. Bu, Arda olmalıydı. Kalabalığı yarıp öne geçince hislerim kesinleşti. O nazik elleri balerin gibi dans ediyordu kemanın üzerinde. Bitirdiğinde herkesler alkışladı. Yanına doğru yürüdüm. Arda, o deniz mavisi gözleriyle bana baktı. Kestane rengi saçlarını geriye attı. Yorulmuş gibiydi. "Nasıl buldun Ela?" sorusuyla kendime geldim. Dalmış gitmişim. "Çok güzel çalıyorsun." dedim hayranlıkla. Buse, aniden yanımıza geldi ve Arda'yı kolundan çekiştirdi. "Kahve içelim mi? Benden olsun." Arda, "Olur," dedikten sonra bana döndü. "Sen de gelsene bizle?" "Yok Ardacığım, onu meşgul etmeyelim. Hem dersi vardır, değil mi Ela?" diyerek beni süzdü Buse. O delici yeşil gözleriyle. "Ben gelmeyeyim, siz gidin." dedim öfkeyle. Arda'yla Buse uzaklaşırken sinirim tepeme çıkmıştı. Buse'den nefret ediyordum. Ne zaman Arda'yla konuşmak istesem, hep aramıza giriyordu. "Ela, nereye bakıyorsun?" Arkamı döndüğümde İlkay'ı gördüm. Lafı değiştirmeye çalışarak, "nihayet gelebildin İlkay." dedim. Elindeki bardağın birini bana uzatarak köşedeki bankı işaret etti. "Gel, oturalım." Banka oturduk. "Seni beklersen ağaç oldum." dediğimde gülümsedi. "Ben de seni bıraktığım yerde bulamadım." "Kalabalığı gördüm de, Arda keman çalıyordu." "Kalabalık dağıldı ama, sen hâlâ orada bekliyordun. Arda'nın peşinden dalmış gitmiştin." "Şey, ben..." "Ondan hoşlanıyorsun değil mi?" sözüyle şaşkına dönmüştüm. "Anlamadım, dememle İlkay sözümü kesti. "Ela, beni kandırma. Sen Arda'ya aşıksın." Çok utanmıştım, önüme döndüğümde İlkay, ellerimi tuttu. "Ela, bana bakar mısın?" Gözlerimi ona çevirdiğinde, "Bunda utanılacak bir şey yok ki, biz arkadaşız." dedi. Dayanamayarak ona sarıldım. "Sen bu okuldaki en iyi arkadaşımsın İlkay." "Nihayet anlayabildin Ela. Bundan sonra gizli saklı yok." "Ooo!" Başımızı çevirdiğimizde Seval ve arkadaşlarını gördük. Seval, diğerlerine dönerek, "Yılın aşıklarını alkışlayın dediğinde yanındaki kızlar bizi alkışlamaya başladılar. İlkay öfkeyle onlara döndü. "Rahat bırakın bizi." Seval, diğerlerine dönerek, "Haydi kızlar, aşıkları yalnız bırakalım." dediğinde ayağa kalktım. "Bak Seval, sabrımı zorlama. Yoksa seni mahvederim." dediğimde Seval kahkaha attı: "Hahaha! Sen kimsin de bana kafa tutacaksın? Önce yırtık ayakkabılarını değiştir. Kavga ederken daha da yırtılmasın." dedikten sonra diğerlerine dönerek "Gidelim." dedi. Onlar uzaklaşırken İlkay omzuma dokundu: "Takma onları. Şımarık zengin kızları işte. O çayını da bitir, az sonra zil çalar." İlkay, altın gibi çocuktur. Temiz kalpli, dürüst. Bu arada, saçları da altındır. O kadar beğeniyorum ki, bazen saçlarımı o renge boyatasım geliyor ama tutturamam ki. Allah yapısıyla kul yapısı bir mi olur? Zilin çalmasıyla İlkay, altın kahvesi gözlerini bana dikerek "Haydi gidelim arkadaşım." dedi ve birlikte okula doğru yürüdük. Sınıfa girdiğimizde Berkant bizi kapıda karşıladı. "Ooo! yılın aşıkları. Siz bahçede aşk mı yaşıyorsunuz." diye bağırınca tüm sınıf hep bir ağızdan "Ooo!" diye uğuldadı. İlkay, Berkant'ın yakasına yapıştı: "Saçmalamayı kes. Biz Ela'yla sadece arkadaşız." Berkant, sırıtarak "Belli." dediğinde İlkay yumruğunu kaldırdı. O esnada Mithat hoca kapıdan girdi. "Gençler, ne yapıyorsunuz? Ayrılın bakayım. Herkes defterini açsın, az sonra kontrol edeceğim. Sırama oturduğumda telefonuma mesaj geldiğini fark ettim. Tam elime alıyordum ki. "Bu Ela var ya, ne yere bakan yürek yakan." sesiyle arkama döndüm. "Kes sesini Seval." "Ay çok korktum", dedi alaycı şekilde. Ece'yle gülüşmeye başladılar. İrem omzuma dokundu. "Takma be kanka. Onlar havlasın dursun." "İreem! Sen bu Ela'yla sırf çalışkan olduğu için arkadaş değilsen, ben de Seval değilim." "Hiç de bile. Ben Ela'yı sevdiğim için onunla arkadaşım." "Kızlar, kesin sesinizi", diyerek telefonumu açtığımda tanımadığım numaradan gelen bir mesajla karşılaştım. "Selam Ela, sen beni tanımıyorsun ama ben seni senden iyi tanıyorum. Fakirsin ve berbat bir hayatın var. Kolejde burslu okuyorsun. Tipik bir ezik öğrencisin." Sinirlenmiştim. Kimdi bu hadsiz? Hemen cevap yazdım: "Sen kim oluyorsun be?" Anında cevap geldi: "Tanımazsın güzelim." Kimdi ki bu şimdi? Kafamda deli sorular?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE