Hayat kaybettiklerinizden ibarettir. Onların hüznü hep olur yüreğinizde. Unuttum deseniz bile unutmamışsınızdır aslında... Yalan söylemek kolay gelir. O yalana sizin bile inanmanız daha da kolay...
Kaybettikleriniz sizi yorsa da her zaman güçlü olmayı öğrenmeniz gerekir. Çünkü bilirsiniz ki bir daha kaybedeceksiniz. Bir daha ve bir daha...
Kaybettikleriniz sizi arkasında bırakırken sizin de onun gibi yapmanız gerekir. Her ne kadar yolunuz cam kırıklarıyla dolu olsada...
Peki siz birini arkanızda bırakmaya hazır mısınız? Sırtınızı dönüp çığlıklarına göz yaşlarına rağmen durmaksızın ilerlemeye?
Kiminiz evet Kiminiz Hayır der bu soruya.
Evet diyenler daha gerçek kaybedişi yaşamamıştır çünkü. Ama Hayır diyenler gerçek kaybetmiş olanlardır.
Havinin bu soruya cevabı ise Hayırdı.
Hayır çünkü ben çok arkada bıraktım. Çok kaçtım ve cok yandım.
Şimdi göz Yaşları yanarken gözlerinde, yanından hızla gelip geçen insanlara bakıyordu. Korkuyordu. Bir kez daha kaybetmekten. Bir kez daha yanmaktan, yok olmaktan.
" Buyurun bir şey mi istemistiniz" diyen güvenlik görevlisine Havin dolu gözlerle baktı. Boğazını temizledi.
"Hasan Ağa geldi mi" dedi güvenliğin kaşları çatıldı. Neden soruyordu bi kız Hasan Ağa'yı
"Ne yapacaksın Ağayı" dedi sert bir sesle. Havin sustu. Kızıyım diyemedi. Hakkı yoktu 'ben onun Kızıyım' demeye. Babası onu kızı olarak görüyor mu bunu bile bilmiyordu ki.
"Bir şey sordum'' dedi güvenlik.
"Birsey icin değil iş başvurusu icin geldim" diye yalan söyledi.
"Ha öyle desene be kadın hem senne yapacaksın Hasan Ağayı. Bak içeriye gir karşıda danışma var. Orayla görüşeceksin." Dedi adam. Havin başını aşağı yukarı salladı. Bir süre daha önünde yükselen binaya baktı ve yavaş adımlarla sirketin kapısından girdi. Şirket çok değişmişti. Eskisinden daha modern bir hale getirilmişti. Yerde ki beyaz mermerlerden kendini görebiliyordu ve büyük genis girişin bazı yerlerinde yeşil şeritler vardı. Ağırlıkta beyaz ve seyrek yeşil şeritler girişe çok güzel bir hava vermişti. Karşıda tavandan sarkıtılmıs beyaz tabelada büyük yeşil harflerle 'DANIŞMA' yazılmıştı. Havin oraya doğru ilerlemeye başladı. Ancak Havin'in adımlarının durmasını sağlayan az önce ki güvenlik görevlisinin sesiydi.
"hoşgeldin Hasan Ağam"
Babasının adını duymasıyla Havin kapıya döndü. Babası sirketin kapısından girdi. Havinin asi siyah saçları omuzlarından dökülüyordu yine. O ise bunu pek takmiyordu. Düşündüğü tek şey karşısındaki 40'lı yaşlarındaki adamdı. Beyninde ona karşı söyleyeceği onlarca soz varken ağzından tek bir kelime bile çıkmıyordu. Onsuz geçirdiği 8 yıla rağmen karşısındaydı Şimdi ne yapacaktı. Ne diyecekti? Beyni durmuş gibiydi. Hareket edecek , kılını kıpırdatacak hali yoktu. Karşısındaki 40'larının ortalarında olan adam sessizliği bozdu.
"Havin?"
Havin...
Ismi belki de ilk defa bu kadar anlamlı geliyordu ona. Ilk defa bu kadar güzel... Dudakları ondan bağımsız kıpırdadı.
"Baba"
Hasan Ağa şaşkındı. Kızının karşına çıkmasını bekliyordu. Ama bu kadar kısa sürede...
Havin de Hasan Ağa da ne yapacaklarını bilmiyordu. Hasan Ağa'nın aklında olan tüm planlar uçup gitmişti. Kızı buradaydı. Karşındaydı. Havin büyümüştü. Büyümüş ve güzelleşmişti. Hasan Ağa Havin'in saklamayı düşündü. Bu güzel kızını Yiğit'e vermemeliydi. Yiğit kızına zarar verirdi. Öldürürdü.
Havin ondan beklenmeyecek bir şey yaptı. Hızlı adımlarla babasına yaklaştı ve kollarını ona doladı. Hiçkırarak ağlamaya başlarken düşündü. Baba sevgisi başkaydı. Babası ölümü cebinde taşıyor olsa bile Havin onu özlemişti. Hiç kimse baba sevgisini hissettiremezdi Havin'e. onun icin baba kurak bir çölde bulduğu suydu. Ateşler cevrisini sararken onu koruyan bir çemberdi. Denizde boğulmak üzereyken tutması için uzatılan can simidiydi ve baba Havin için herşeydi.
Hasan Ağa Havin'i içine sokmak isterce sarıldı. Sekiz yıllık hasret son bulmuştu. Kızına sarılıyordu. Her ne kadar su an Havin'e sarılması değil öldürmesi gerekiyor olsa bile bu umrunda değildi.
Havin uzaktayken onu öldürmek daha kolay geliyordu Hasan Ağa'ya ama şimdi bu kadar yakın da kollarının arasındayken onu değil öldürmek tırnağına gelecek zarardan korumak istiyordu.
Uzun bir sarılmadan sonra ayrıldıklarında Hasan Ağa Havin'in elinden tuttu ve odasına götürdü.
Havin deri koltukta otururken babası tam karşında oturmuştu. Ikiside ne diyeceğini bilmiyordu. Ancak ikiside zıt şeyleri düşünüyordu. Havin babasının onu koruyacağını düşünürken. Hasan Ağa Anı karar değişikliği ile Yiğit'e haber vermek için zaman kolluyordu. Belki kızına zarar verecekti ama yanacak olan sadece bir kişi olmalıydı. Eger Hasan Ağa Havin'i saklarsa tüm ailesi yanardı ve Hasan Ağa'nın koruması gereken çocukları vardı. Kendi ailesi yanacağına ondan kaçan karısının kızı yanmalıydı. Onun yanında olan karısı değil.
"Ben ne söyleyeceğimi bilmiyorum" diyerek söze girdi Havin ama Hasan Ağa onun konuşmasını istemedi.
"Birazdan Beşik kertmen burda olur. Geldiğini görsün o ne zaman isterse o zaman düğün olur. O güne kadar benim yanımda kalacaksın." dedi Hasan Ağa.
Havin'in aklındaki 'korumacı baba' figürü bir anda yerle bir oldu. Az önce ne düşünüyordu? Babasının onu koruyacağını falan mı. Babasının nasıl biri olduğunu unutmuştu her halde.
"Ama... " dedi Havin ve devamını getiremedi.
"Aması falan yok Havin. Ya öleceksin. Ya evleneceksin başka seçeneğin yok."dedi Hasan Ağa ve masanın üzerinde ki telefonu aldı. Parmakları rehberde istediği ismi ararken Havin sadece susuyordu. Susuyordu... Sessizliği çığlık atarken göz yaşlarını tutamadı. Iki damla yas süzüldü yanağından boynuna. Neden gelmişti buraya. Neden durmamıstı Yiğit'in yanında. Her ne kadar su an ona kızgın olsada delice onun yanına gitmek istiyordu. Biliyordu. O babası gibi değildi.
Hasan Ağa'nın telefonu çaldığında ekranda yazan isimle gözleri Havin'i buldu. Zil sesi bir kez daha odada yankılandığında Hasan Ağa telefonu açıp kulağına götürdü.
"Buyur Ağam" dedi
"Hasan Ağa, Havin orda mı? Evet ya da Hayır de!
" evet Ağam" dedi Hasan Ağa kaşlarını çatarak. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam.
Telefonun diğer ucunda derin bir 'of' çekildi. Ardından konuştu.
"Yanındaysa sakın ben olduğumu anlamasın. Hasan Ağa eğer sen Havine Besik kertmesinin ben olduğumu söylersen. Şimdi ortasında durduğun sirket başına yıkılır. Ben olduğumu bilmeyecek. Onu evine götüreceksin. Ben onu istemeye gelene kadar yüzü bir an olsun asılmayacak. Eğer bir an bile üzgün olduğunu hissedersem Hasan Ağa işte o zaman katilin olurum. Herşey usulüne uygun olacak. Havin ne zaman isterse o zaman evleneceğiz. Şimdi kapat ve o benim karım olana kadar onu mutlu et" dedi Yiğit ardından telefonu Hasan Ağa'nın suratına kapattı. Adam Yiğit'in yaptıklarından hiç bir şey anlamamıştı. Ama eğer söylediği şeyleri yapmazsa başına gelecekleri biliyordu. Derin bir nefes aldı. Gülümseyerek Havin'e döndü.
"Hadi kızım evimize gidelim"
Yiğit, Havin gittikten sonra ne olduğunu anlamaya çalışmış ve sonunda Havin'in Dayısı Mehmet Ağa'nın öldürüldüğünü öğrenmişti. Bunu o yapmamıştı ama yapanı çok iyi biliyordu. Ve Yiğit bunu yapana cezasını çok iyi ödetecekti. Yiğit'in telefonunun sesi odada yankılandı. Arayan Havin'in peşine taktığı Enver'di. Yigit hızla açıp kulağına götürdü.
" Söyle Enver"
"Havin, Hasan Ağa'nın şirketine geldi. 10 dakikadır içeride. Havin'den sonra Hasan Ağa'da geldi. O da daha çıkmadı. "
" Tamam Enver sen Havin'in peşinden ayrılma."
"Emrin olur Ağam" dedi Enver. Ardından sirketin önündeki bekleyişini sürdürdü.
Yiğit ise odada bir o yana bir bu yana yürüyüp duruyordu. En sonunda en iyi bildiği şeyi yapmaya karar verdi.
Tehtit etmek.
Parmakları hızla rehberde Hasan Ağa'yı bulduktan sonra aramaya bastı. Bir süre Hasan Ağa'yı tehtit ettikten sonra derin bir nefes alıp telefonu çalışma masasının üzerine fırlattı. Herşey Havin'in istediği gibi olmalıydı. O ne isterse onu yapacaktı Yiğit. Ve kısa süre sonra da Havin'e herşeyi anlatacaktı.
En kısa zamanda...
~¤~¤~¤~¤~¤~¤~¤~