Çocukluğumdan beri, kendi aile üyelerim arasında bile yaşanan tüm tartışmalar yaşandığı andan farksız hatırladığım kadarıyla zihnimde büyük yaralar ve oluşmasını engelleyemediğim bir yaşam ızdırabını beynime düşüncesel olarak yerleştirmişti. Küçük bir merhaba derken hoşça kal diyordum. Ben, daha farkına varmadığım bir uçurumun köşesinde beni itmesini beklediğim o insanı apaçık bekliyordum. Ruhunu yaralayan şey sevgili olsaydı başka bir insanda benzer duygularla buna alışabilirsin ama yaraların sebebi bizzat kendi ailen ise yenisini seçmen imkansızın kendisi olurdu. Ben anneme benzemiyordum. Ben, düşlerimde bile karşılaşmadığım babama benziyordum. Onun kadar asi de olabilirdim, koşullar gereği süt dökülmüş kedi kadar uysal da. Buna değişkenli kişilik de denilebilir. Ama ben, hiçbir zaman

