1.Bölüm

2129 Kelimeler
BÖLÜM 1● Geçen haftaların eskitemediği öfkenin, izlerini sırtlanmıştı ailem. İnsanoğlunun şuursuzca verdiği kararların ne ile sonuçlanacağını düşünmezken, bazı hatalar nefreti doğururdu. Yaprak Mahallesini haftalardır inleten olaylı düğün gecesi, hala canlılığını korurken başını evden dışarıya çıkartmaktan hala çekinen annemin utancı büyüktü. İç çekerek, avuçlarım elbisemin kumaşına sürtünürken boy aynamın karşısından vücudumu incelemeye devam ettim. Lacivert çiçek baskılı beyaz elbisemin puf puf olan omuz kısımları ve hafiften var olan yırtmacıyla çok beğendiğim bir model olmuştu. Açık bıraktığım kahverengi saçlarım omuzlarımdan aşağı süzülürken, hafif tonlarda makyaj yaparak berrak maviliğe sahip olan gözlerimi öne çıkartmıştım. Ayakkabı olarak tercih ettiğim hafif topuklular ile birlikte beğeni dolu mırıldanırken, son defa parfümümü sıkarak geri yerine yerleştirdiğimde odamın çıkışına doğru ilerledim. İnsanların hayatlarında dönüm noktaları olurdu, bazen kaderin insanın başına ne getireceğini bilemezdik. En sevdiklerimiz, bir anda düşmanlarımız kesilebilirdi. Annemin, yıllardır can yoldaşım dediği Hatice teyzenin bir anda bize karşı nefret bürümesi gibi. Huzursuzca nefesimi vererek salonun girişinde durduğumda, annemin televizyon ünitesinin hemen karşısındaki koltukta boş bakışlar eşliğinde izlediği sabah haberlerine göz attım. İki ay önce ablam, tüm cenneti ayaklarımızın altından çekip alırken cehennemi elleriyle sunmuştu bize. Bir yıl önce aileler arasında uygun görülerek evlilik kararının alınmasıyla başlanılan hikayenin sonu, iki ay önce ki düğün gecesi ablamın başka bir adamla kaçmasıyla sonlanmış, geride ise koca kaostan başka hiçbir şey bırakmamıştı. Annemin, baba tarafının yıllardır Yaprak mahallesinin sakinleri olurken dört yıl önce babam ile boşanmalarının ardından baba ocağına geri dönmüş arkasından bizi de sürüklemişti. Sahip olduğumuz hayatın tüm dengesi sarsılırken, üç yol önce yeni hayatımızın başlangıcına adım atmıştık. Bir yıl önce ise Hatice teyzenin, annemin karşısına ‘kız menekşe gel bizim çocukları evlendirelim, Sahir’ime gelin olarak alayım Eftalya kızımı’ demesiyle bu lanetin başlangıcının satırlarını yazmaya başlamıştılar. Sahir Karahan. Ablamın bir zamanlar nişanlısı ve iki ay önce düğünde terk ettiği kişiydi. Karahanlar, İstanbul’un en izbe mahallelerinden biri olan Yaprak mahallesinde yaşıyor olmalarına rağmen güçlü bir aileydiler. Hatice teyze ve kocası Orhan amca köklerine bağlı kişiler oldukları için burada, baba ocağında kalıyordular. Manevi anlamı olmadığı sürece burada yaşamanın bir eziyetten farksız olmadığı insanları barındırırdı içinde. Dedikoducu kadınlar, ufak bir açığı ararcasına gözlerini fal taşı gibi açarak etrafı gözleriyle tarıyor ardından ise öğrendikleri bilgileri dillerine sakız ederdiler. “Annem,” bedenimi hareket ettirerek yanına geçtiğimde, koltuğun boş kısmına geçerek kollarımı doladım boynuna. Dudaklarımı yanağına bastırarak üst üste öpücüklerimi bırakırken, dudakları belli belirsiz bir tebessümle kıvrıldı. “Dur kızım, ne yapıyorsun.” “Ne yapacak abla, ablasının yediği halttan sonra senin yüzünü güldürmeye çalışıyor!” Teyzemin sözleri üzerine çatılan kaşlarımlbirlikte doğrularak salondan içeriye elinde kahve tepsisiyle giriyordu. Bardağı ablasının önüne bırakırken, kötü niyetiyle bazı şeyleri söylemese dahi arkadan söylemesi gereken bazı şeyleri önden söylediği için kırıcı olabiliyordu. Üstelik annem gibi kırılgan bir kadının, kızının yaşattığı utançla iki aydır dışarıya adımını atamıyorken. “Ne bakıyorsun gız, yalan mı dediklerim? Ahanda şuraya yazmamış mıydım daha o “Su günlerde. Bu kızın aklı başka yerlerde. Kaçıp gidiverir de görürsünüz diye.” “Teyze!” “Ben annene dedim gız. Boşama bu adamı. Valla kaçırmaya yer arıyorlar zaten diye. Hem zengindi ama insan yaşayacağı acıya hasretmiş gari!” “Konudan konuya uçuyorsun. Seni tutabilene aşk olsun teyze.” “Öyleyim öyle. Enişten de öyle der durur. Yataktan uçacaksın garı der.” Yüzümü buruşturarak başımı iki yana sallarken annem de sessizliğini bozarak elinin tersiyle vurmuştu kız kardeşine. “Edepsiz seni. İnsan yanında konuşulacak şeyler mi bunlar?” “Ayıptır ayıp.” diyerek annemin vurduğu yeri ovuştururken gülüşümü bastırmak için alt dudağımı ısırırken, sonunda Eğe ağzını bırakarak normaline dönmüştü. “Şaka iyi hoş güzel de, kız ciddi ciddi babanın ağzını ara bi. Belki istiyordur bizim hatunu.” “Tövbe yarabbim! Şeytan diyor ki al şu sıcak kahve fincanını, fırlat şu fırıldağın kafasına. Bir sus yeter.” Kendimi tutamayarak gülerken annemin ters bakışlarını üzerime çevrilmişti. “Benden önce sen ararsın gari. Enişte enişte gel kurtar bizi enişte. diye dönersin ortalıklarda.” “Lale! Sende sokma şunun aklına tövbe Yarabbim, ottan boktan şeyler. Sabah sabah ağzımı da bozduruyorlar.” Parmaklarımla dudaklarıma sustum işareti yaparken, alttan altta gülerken teyzem de bana katılmış fakat o gizleme ihtiyacı duymamıştı. Annemi canlandırabilen bir tek teyzemdi, ardından giriyor üstünden çıkıyor sinir de etse ona bir şekilde ulaşmayı başarıyordu. “Sen nereye Lale, dur bakim sana şöyle üstten. Teyzesinin gençliği resmen! Ah ah gençlik ah.” “Hık demiş burnundan düşmüş gerçekten Gül.” “Senin kızıl saçların, Lale’nin kahverengi saçları. Pes! Getir getir bakayım senin de gözlerin mavi mi?” Gül teyzem alınarak anneme bakarken, dudaklarımı bastırarak onların atışmasını izlemeye devam ettim. “Aşk olsun gari. Ruhu benziyor benim Lale’min. Ruhu teyzesi gibi sıcacık.” “Geçiricem elimin tersini suratına o olacak!” “Sustum gari.” diyerek kahvesini yudumlayarak arkasına yaslanmıştı. “Gız Lale, enişten bu aralar çok çıkmasın dışarıya diyivermişti. Çok oyalanma da gidip gel.” Eniştem kız çocuğunun olmadığından kaynaklıdır belki de, ablam ile ikimize baba sıcaklığıyla kollarını açmıştı. Üç yıldır babamın maddiyat dışında sunmadığı sevgiyi bize hissettirirken, son iki aya kadar olabildiğince keyifli zamanlar geçirmiştim burada. İnsanlarına rağmen. “Tamam teyzeciğim. Canım. Bir tanem. Hemen gideceğim geleceğim, ama çok sıkılıverdim gari!” Çantamı da alarak evden dışarıya kendimi atarken, apartmanın bir üst katından gelen tartışma seslerine yüzümü buruşturarak arkamdan kapıyı çektim. Dört kartlı eski bir apartmanın, üçüncü katında oturuyorduk. Sanırım eski şatafatlı hayatıma dönüp baktığımda en dipte görüyordum kendimi. Elbette, bu durum sadece ev ve evin konumundan kaynaklıydı. Onun dışında cüzdanımdaki limitsiz kredi kartımın ekstreleri her türlü babama iletiliyordu. Apartmandan dışarıya atarken Ağustos ayının sıcak rüzgarı tenime çarparken, memnuniyetsizce kıvrılırken yazı sevmediğimi yeniden kendime hatırlattım. Bu sene sıcaklar bitmiyordu! Bitmiyordu! Gözlerimi etrafa gezdirerek dudaklarımı ıslatırken köşelerde oturan kadınların bakışlarını üzerimde hissederken, adımlarımı hızlandırarak koluma taktığım çantama tutundum. “Kız Lale, var mı ablandan bir haber?” “Olsa ne olacak Ayşe, hey hey. Akılsız kız. Karahan’lara gelin gidecekti.” Eftalya seçtiği yolun ardını düşünmeksizin kaçıp gittiğinde gelinliğiyle, ardında kalanlara ödetiliyordu bedeli. Kaçıp giden ablamken, başını eğip gezen benim annemdi. Eniştem kahve işletirken düğünün üzerinden yerini kapatmak zorunda kalmıştı. Çünkü giden yoktu, kimse oraya giderek Karahan’ları karşılarına almak istemiyordu. Teyzemin oğlu Serhun ise zaten evini çoktandır alırmış, bir şirkette önemli bir konumu yer edinmişti. Ailesine destek çıkıyordu ki, fırsatını bulduğum her anı değerlendirerek zaten alışveriş yapıyordum bende onlara. Ablamın hatasının bedeli onlara da çekiyordu. “Ne Karahan’larmış!” diye söyledim, ses tonumu ayarlayamamış onların kulaklarına ulaşırken şaşkınca bana döndüler. “Dillendire dillendire bitiremediniz.” “Sahir Karahan’ın gelini olacaktı, kız Lale. Her kız can atıyor onun gelini olmak için. Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş.” Ayşe teyzenin dediği doğruydu, Sahir ağabeyin gelini olabilmeyi dilerlerdi buradaki çoğu kızlar. Yakışıklıydı. Kaçınılmaz bir gerçeği inkar etmekte olmazdı fakat acımasız, hayvan herifin de tekiydi! Kahrolası. Düğün gecesi, Serhun ağabey ile baş başa geldiklerini hatırlıyordum az çok. Mahallenin erkekleri sayesinde bir şekilde sakinleştirildiğinde, Serhun ağabeyin evin içerisinde dört döndüğünü, öfkeden savurduğu küfürlerin sınırı olmadığını işitmeme sebep olmuştu. “Yaptığı adamlığa sığıyor mu peki Ayşe teyze, edepten saygıdan değerden bahsedersiniz. Sahir ağabey, ablamın cezasını bize ödetiyor. Bak bakalım siz dışında kim bizimle bir kelam sohbet ediyor?” “Düğün gecesi terk edildi ya. Öfkelenir tabi, erkek adam gurur meselesi öncelik olarak.” “Gururmuş. Gururu batsın!” Canıma susamıyordum tabi. Deli cesareti omuzlarıma yüklenmişti herhalde. Serhun ağabeyi hatırlayacağında bir özgüven gelmişti sanırım ama gömerler o özgüveni Lale. Ah Lale. Gidip mahallenin dedikoducu kadınlarına laf söz verdin Lale. “Neyse siz iletirsiniz gerekli mecralara. Görüşürüz. Kendinize iyi bakın. Hiç görüşmedik.” Yanlarından hızlı adımlarla sıyrılırken nefesimi vererek elimi saçlarıma daldırdım, evden nereye gideceğimi hesaplamamıştım. Sadece üzerime gelen duvarlardan kurtulmak istemiş, sıcağa rağmen kendimi dışarıya atıp temiz havayı solumak istemiştim içime. Yokuş aşağı yolu inmeye başladığım sırada ismimin telafuz edilmesiyle birlikte adımlarım merdivenlerin başında duraksarken, saçımı sağ tarafımda toplayarak başımı sola çevirirken Faris’ın ileride, bana doğru gelişini görmemle birlikte gözlerim istemsizce büyürken terleyen avuçlarımı hızla sildim kumaşa. Faris Karahan. Tanrım! Hala çok iyi görünüyordu. Yanıma vardığında dudakları belli belirsiz bir tebessümle kıvrıldığında yutkunarak, mavi gözlerimi onun ela gözlerine çevirdim. “Dönmüşsün Faris.. Faris ağabey.” “Olaylı bir geri dönüş oldu.” Dudaklarımı birbirine bastırarak aşağı yukarı salladım, iki ay önce işler sebebiyle yurt dışına çıkması gerektiğinden düğüne kalamamıştı. Ve yeni yeni dönmüş olmalıydı. Dedikodu kazanlarının diline düşmediyse muhtemelen bu sabah. “Öyle oldu. Biraz.” “Bilirsin Safir, hazmedemez böyle şeyleri. Alttan almayı bildiği söylenilmez. Bedel ödetmek uğruna masumları da harcar.” “Sen onlar gibi düşünmüyor musun? Yani..” Huzursuzca yerimde kıpırdarken, kuruyan boğazımı hafifçe temizledim, “Hatice teyze, bir anda çok farklı bir kadına döndü.” dedim çekinerek. “Annemin ilk göz ağrı Sahir. Onun için en uygun gelin adayını seçiyordu, herkesi beğenmez.” “İlk andan beri aklında Sahir ağabey için, ablamın olduğunu düşünürsek.. Haklı olduğunu biliyorum ama annemi çok sarstı Faris ağabey.” Faris’ın elini kolumda hissederken dudaklarındaki gülümsemesi genişledi. “Endişelenme. Daha fazla bu durum uzamayacak, elimden geldiğince uzak tutmaya çalışırım annemi.” “Faris!” Sahir ağabeyin hiddetli sesi aniden korkuyla yerimde sıçramama sebep olurken, bedenimi ondan tarafa çevirerek karşı kaldırımdaki heybetli bedenine baktım. Siyah saçları güneşin ışığıyla parıldarken uzaktan bile seçebildiğim koyu kahverengileri açık bir tona bürünürken, bakışlarını kısa bir süre üzerimde oyaladı, ardından gözleri yanımdaki kardeşinin bedenine çevrildiğinde çatık kaşları mümkünmüş gibi daha da çatılmıştı. “Gereksiz oyalanıyorsun.” “Geliyorum.” diyerek bana döndü, “Menekşe teyzemin ellerinden öperim.” Faris’e zoraki gülümseyerek gözlerimi yeniden Sahir ağabeye çevirdim. Hayvan, öküz, odun, aptal herifin tekiydi! “Merhaba Sahir ağabey. Nasılsın? İyisindir umarım.” dedim kollarımı göğsümde birleştirerek, gözleri gözlerimden doğru usulca boynuma inerken aynı şekilde kaşlarımı çatarak başımı eğerek baktığı yere baktım. Kollarımı göğsümde birleştirmemle göğüs çatalım kendini belirgin ediyordu, hafiften var olan göğüs dekoltemden. Bakışları yeniden yüzüme çıkarken, gözlerini hafifçe kısmıştı. “İyiyim Lale.” Ardından yolun sağını solu kontrol ederek Faris’ın yanına gelmesini beklemeden bize doğru adımlarını yönlendirirken, gözlerimi kırpıştırarak etrafa bakındım endişeyle. “Gergin gördüm seni, Aksuvar.” dedi yanımıza geldiğinde, “sizi görünce Sahir ağabey.” Huzursuzca yerimde kıpırdanarak gözlerimi, gözlerine odakladım. “Yani apartmanımızın başımıza yıkılmasını istemem. Bir tek o kaldı herhalde.” “Lale..” Faris’ın elini kolumda yeniden hissederken teması yutkunmama sebep oldu, sanırım imkansız sevdamın dalgaları bir gün gelecek beni boğacaktı. Ah dermansız sevdaya düşmüştüm! “Araca geç Faris.” “Sen geç ağabey. Ben geliyor-” “Faris.” dedi uyarıcı bir tonda Safir ağabey. “Peki.” dedi memnuniyetsiz bir ifadeyle, ardından bana döndüğünde gülümseyerek hafifçe okşadı kolumu. “Sonra görüşürüz Lale.” “Görüşürüz Faris ağabey.” Sahir ağabey, Faris’ın yanımızdan uzaklaşmasını beklerken gözden kaybolduğunda bakışlarını yeniden bana çevirerek kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Dilin fazla uzamış Aksuvar.” “Haddimi aşacak kadar uzamadı Sahir ağabey. En azından ben sınırlarımı bilerek, kişiye göre uzatıyorum dilimi.” “Dikkat et, o dilini kopartmasınlar.” Gülümsedim. “Sanırım artık canımı yakamazlar.” diye omuz silktim. “İnsan en değerlisini gözlerinin önünde yavaş yavaş soluğunu izlerken, kendisine gelen zararı umursamıyor.” Dudaklarımı ıslatarak devam ettim, “ya da göreceği zararları.” “Senin canın tatlıdır Aksuvar. Zarar görmeni istemeyiz her ikimiz de.” “Ne yapabilirsin ki?” diye sordum, arka planlar eşliğinde iletilen cümlelere son vererek. “Daha fazla yapabileceğin bir şey kaldı mı Sahir ağabey?” Dudakları kıvrılırken bir adım geriye giderek üstten bir bakış attı elbiseme, bunu yapmayı sakınmamıştı. “Yakışmamış.” “Beğenen beğeniyor!” diye bıraktım kollarımı iki yana, öfkeyle. Eskiden de böyleydi, gördüğü zamanlarda kıyafetlerimi inceler düşüncesini söylemekten kaçınmazken seçtiğim elbiselere karşı sarf ettiği tek kelime bu olurdu; yakışmamış! “Çok umrumdaydı sanki.” Ona sırtımı dönerek ilerleyeceğim sırada bileğime geçirilen sert parmakları durmamı sağlarken, benim yeniden ona dönmemi sağlamıştı. Gözleri, gözlerimi bulduğunda dudakları keyifli bir ifadeyle kıvrıldı. “Bana sırtını dönüp gitmeye kalkıştığın her ana eksi puan yazılıyor Lale.” “O puanları!” derken hiddetle, yoldan geçenlerin bakışlarını üzerimizde hissederken bir anda kendime geldiğimi hissederek yakınlığımıza baktım. Gözlerimi kırpıştırarak bileğimdeki kolundan kurtulmaya çalışırken, inatla gevşetmedi parmaklarını. “Devam et.” “Ne? Bırak. İnsanlar.” “Cümleni tamamla Aksuvar.” “Delirdin mi Sahir ağabey?” “Akşama kadar izlemelerini mi istersin?” “O puanları.. İstemiyorum! diyecektim, ah.. Bırak, canımı yakıyorsun Sahir ağabey.” Gevşeyen parmakları usulca tenimden uzaklaşırken hızla ondan kaçarak, aramızdaki mesafeleri çoğalttım. Parmaklarını geçirdiği bileğimi ovuşturarak acıyla yüzümü buruşturdum. Haklıydı, canım fazlasıyla tatlıydı. Her an kızarmaya yer aralayan beyaz tenimin, parmaklarının kavradığı bileğim kızarmıştı bile çoktan. Teyzemin söylemesiyle ‘gız Menekşe, bu gızın teni ne kadar da hassas. Gocası öpüverse kızarıp bozaracak, bir de onları saklamaya çalış gari.’ derdi. Tabi bu sözleri üzerine annem ayağındaki terlikleri çıkartıp kız kardeşine fırlatır, teyzemin daha da eğlenmesine sebep olurdu. Yaşlarına rağmen kaybetmesinler çocuk ruhları vardı. İki ay öncesine dek.. “Eftalya’dan bir haber var mı?” Her aklına geleni söylememeyi mi tercih etsen biraz da Lale. Ölmek için daha çok genç ve güzelsin de üstelik. “Zamanı geldiğinde öğreneceksin Aksuvar.” “Bu, ondan bir haber var demek Sahir ağabey?” Ona doğru atılırken meraklı gözlerle kahverengilerini izledim. “Zamanı geldiğinde Lale.” “Zamanı ne zaman gelecek?” “Çok yakında.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE