Derin bir nefes alarak mahkeme salonundan ayrıldım. Yüzümde ki gülümseme başarımın simgesi idi. Başarmıştım. Dâva müvekkilimin lehine olmuştu. Kazanmıştık. Hakkını aramaktan asla vazgeçmemiştim. Herkes eninde sonunda ne hak ediyorsa, onu bulurdu zaten. Buna inanıyordum. Ben sadece hakkını bulmasında aracı olmuştum. Mutluydum. Ve hâlâ sırıtıyordum.
Ben buydum işte. Adalet için yemin etmiş biri. Haklının yanında olan biri. Yirmi altı yaşındayım. Normal bir insanım bende. Kumral saç ve kahverengi gözlere sahibim. Onun haricince azimli bir kişiliğim vardır. Her dâva benim için önemlidir. Aileme gelecek olursak; annem ile babamı kaybedeli yedi yıl oldu. Evimizde çıkan yangın sonucu hayata gözlerini yumdular. Tek çocukları bendim. Tek umutları da. Benim avukat olduğum günleri de göreceklerdi. Benden çok umutlulardı ve gurur duyuyorlardı. Ama gelin görün ki kaderin başka planları varmış.
Tek istediğim adalet. Adalet yerini bulsun da, ben kendimi feda ederim...
"Asya Hanım!"
Arkamı döndüğümde müvekkilim Esra Hanım gülümseyerek yanıma geliyordu. Sevinçliydi. Çünkü dâvayı kazanmıştık. Oturup ağlayacak hali yok ya. Göbek atsa yeridir.
Bu düşünceme gülüp yanıma gelen Esra Hanımın gülen gözlerine baktım.
"Buyurun Esra Hanım?"
Ellerimi tuttu. Bana minnet dolu bakışlarından yolluyordu. Gülümsüyordu. Bende gülümsedim.
"Siz olmasaydınız o pislik cezasını çekemeyecekti. Çok teşekkür ederim. Ne desem bilemiyorum."
Ellerini okşadım. Kafamı sol omzuma yatırdım. Ben sadece görevimi yapmıştım. O pislik cezasını çekmek zorundaydı zaten. Esra Hanım o adamdan neler çektiğini bana ağlayarak anlatmıştı. İçim burkulmuştu onu dinlerken. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz diyordum onu dinledikçe. Nasıl böyle canilerin içinde yaşıyorduk?
Esra Hanım eski eşinden sürekli şiddet görüyordu. Hatta bıçaklanmıştı. Bunları içine atmaktan bıkmıştı artık. Hem şiddet hem de manevi ve maddi eksiklikler vardı yaşadığı hayatında. Bu yüzden dâvayı ücretsiz olarak üstlendim. Bana geldiğinde perişan haldeydi. Boşanırsa kendisini öldüreceğinden bahsediyordu. Ne yapacağını bilemiyordu. Benden bir umut bekliyordu. Bir çözüm yolu bulmamı istiyordu. Çok şükür ki kurtarmıştım onu pislik heriften. Cezasını misliyle çekecekti.
"Lütfen," dedim. "Sadece görevimi yerine getirdim. Bu yaşadıklarınıza göz yummamı falan beklemiyordunuz herhalde. Adalet daima yerini bulur. Siz merak etmeyin."
Gözleri doldu. Aklına çocukları gelmiş olmalı. İkiz kızları onun için her şeydi artık. Şimdi çocuklarını alıp Ankara'ya ailesinin evine gidecekti. Onun için kara günler bitmişti. Mutlu olma zamanıydı.
"Tekrar çok teşekkür ederim. Sizi hiç unutmayacağım Asya Hanım."
Gülümsedim. Omzuna dokundum.
"Artık mutlu olma zamanı. Kendiniz için ve kızlarınız için mutlu olmalısınız. Gülümsemenizi yüzünüzden eksik etmeyin. Bu bana yeter. Ve ayrıca ikizleri de benim yerime bol bol öpün lütfen."
Güldü. Sıkıca sarıldı bana. Ellerimi sırtına koyup gözlerimi yumdum. Her kazandığım dâva da müvekkillerimi böyle mutlu ve sevinçli görmek çok güzel. Elimden daha fazlasını yapma isteği doğuyor içime. Daha fazlasını yapıp sonsuza kadar mutlu olmalarını sağlayabilsem keşke.
Ama, unuttuğum bir şey vardı. İnsanoğlunun ömrünün sonuna kadar hem mutlu, hem de mutsuz anları olacaktır. Doğanın kanunu bu. Her zaman mutlu olan, hiç acı çekmeyecek ve gülüşü solmayacak bir insan tanımadım şu ana kadar. Tanıyacağımı da sanmıyorum. Hepimizin acılı anıları vardır. Aklımızdan hiç çıkmayan mutsuz anlarımız mutlaka vardır. Biz sadece sabrediyoruz.
Esra Hanımdan ayrılıp, göz yaşlarımı hemen sildim. İkimizin şu anki göz yaşları mutluluktandı. Mutluluk göz yaşlarıydı bunlar.
"Siz çok iyi bir insansınız. Ne dilerseniz gerçekleşir inşallah."
Ailemi yanımda dilesem gelirler mi ki? Bana sarılıp saçlarımı okşarlar mı? Babam saçlarımı öpüp 'güzel kızım benim' der mi yine? Annem aç olmadığım halde yine de bir şeyler yedirmeye çalışır mı tekrar? Hiç sanmıyorum. Burukça gülümsedim.
"Kızları bekletmeyin daha fazla." dedim. "Sizi bekliyorlardır."
Annelik nasıl bir his bilemem belki ama, güzel bir hediyedir bana göre. Annelik en güzel hediyedir. Belki ileride nasıl bir his olduğunu daha iyi anlarım, değil mi?
"Hoş çakalın. Kendinize iyi bakın." dedi. Beraber dışarı çıktık.
"Siz de kendinize iyi bakın Esra Hanım."
Rüzgâr saçlarımı yalayıp geçiyordu. Hava çok soğuk değildi. Yine de hafif bir esinti eksik olmuyordu. Böyle havaları severdim. İnsanı ne terletir, ne de üşütürdü çünkü.
Bakışlarımı Esra Hanıma çevirdim. Çantasını biraz daha sıkı tutup ileriden gelen taksiyi durdurdu. Kapıyı açıp binmeden önce bana döndü son kez. Gülümsedi. Gülümsedim. Yeni hayatının başlangıcıydı onun için. Ailesi ile sevgi dolu yeni bir hayat.
Esra Hanım taksi ile son gaz yanımdan ayrılırken iç çektim. Cübbemi koluma asıp arabama doğru ilerledim. Koltuğa oturup kapımı kapattım. Çantamı ve cübbemi yan tarafa koyup direksiyonu sıktım ellerimle.
"İmkânsız diye bir şey yoktur." diye mırıldandım. "Zorluk derecesi vardır."
Kafamı salladım. Şuan kendi kendime konuşuyordum. Derin bir nefes alıp evimin yolunu tuttum.
Ev arkadaşım Nilay çoktan gelmiştir eve. İnşallah bir şeyler de hazırlamıştır. Zira açlıktan bayılabilirim. Sabah kahvaltısından beri bir şeyler yemedim. Daha doğrusu fırsatım olmadı. Ve saat şuan 16:35. Bu kadar dayanmam bile mucize.
Siteye geldiğimde, güvenlik görevlisi İhsan abiye başımla selamladım. Ondan da aynı karşılık gelince tam gaz apartmanımızın olduğu tarafa doğru sürmeye devam ettim. Arabayı apartmanın önüne park edip çantam ile cübbemi elime aldım. Arabadan inip çantamdan anahtarları çıkardım. İçeri girip asansöre doğru ilerledim. 9. kata basıp beklemeye başladım. O sırada gelen telefonumun zil sesiyle irkildim. Sessiz ortam dağılmıştı.
Ekranda Gökhan yazısını görünce açtım hemen. Gökhan da benim gibi avukat olan bir arkadaşımdı.
"Efendim Gökhan?"
"Üzgünüm, rahatsız ettim Asya."
Gülümsedim. Bu kadar kibar olması, dünyada hâlâ sevilebilecek erkeklerin neslinin tükenmediğinin garantisi gibi.
"Yok hayır rahatsız filan etmedin. Müsaitim şuan. Önemli bir sorun yok öyle değil mi?"
Güldüğünü duydum. Neye güldü ki şimdi.
"Neye gülüyorsun Gökhan?"
"Ben seni sadece sorun olduğu zaman mı aramalıyım yani?"
Bende güldüm. Sonuçta biz arkadaşız değil mi? Sohbet etmek içinde aramış olabilir. Salak kafam. Elimi saçlarımdan geçirdim.
"Özür dilerim. Kafam yerinde değil sanırım."
"Neyse" dedi. "Konuya giriyorum."
"Dinliyorum."
Derin bir nefes aldığını işittim. Boğazını temizledi ardından. Merakım git gide artıyordu.
"Dâvayı kazandığını duydum. Kutlamak ister misin? diyecektim. Eğer müsaitsen yarın akşam için rezervasyon yaptırabilirim."
Uzun zamandır dışarı çıkmıyordum. Bu iyi gelebilirdi aslında. Hiç fena bir fikir değildi. Güzel bir akşam yemeği mükemmel olabilir. Asansörden inip dairemin kapısına geldim.
"Olabilir aslında." dedim. "Yarın akşam saat kaçta ve nerede?"
Sevinmişti. Bunu buradan bile anlayabiliyordum.
"Kabul etmene sevindim." dedi. "Yarın akşam saat 21:00'da seni evinden alırım."
"Hiç gerek yok. Ben gelirim. Sen bana adresi mesaj olarak atarsın o zaman. Anlaştık?" Güldü.
"Anlaştık. Kendine iyi bak. Görüşürüz."
"Sende kendine iyi bak, görüşürüz." dedim ve telefonu kapattım.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde beni enfes kokular karşıladı. Anlaşılan Nilay boş durmamıştı. Bu iyi olmuştu. Karnım zil çalıyor çünkü. Aç olduğumu kuşlar Nilay'a haber etmiş olmalı.
Gülerek kendimi mutfağa attım. Yemekler o kadar güzel kokuyordu ki, gözlerimi kapatmama neden oldu. İnsan sevdiği bir şeyden ne kadar uzak olursa, o kadar özlem duyar ya hani. Bende yemekleri yemek için can atıyordum. Yemek yemeyi seviyordum açıkçası. Kim sevmez ki?
"Hoş geldin."
Gözlerimi açıp Nilay'ın yanına gittim. Siyah saçlarını savurup işine geri döndü.
"Hoş buldum." dedim. "Ne yapıyorsun?" İki elimi de tezgâha yasladım ve ne yaptığına baktım. Çorbayı karıştırıyordu. Sırıtarak bana döndü.
"Tenis oynuyorum canım. Sen ne yapıyorsun?"
Cümlemin saçmalığını anladığım zaman konuyu değiştirmek adına, tabakta bulunan sarmalardan birini elime aldım. Çok güzel görünüyordu. Ağzıma atıp gözlerimi kapatarak yavaşça çiğnemeye başladım. Enfes...
"Bu sarmaları sen yapmış olamazsın, değil mi?"
Bedenini tamamen bana çevirip cevapladı sorumu.
"Sarmaları ben yapmadım. Şükriye teyze getirdi. Onun haricindekilerin hepsi benim eserim bebeğim." Göz kırpıp çorbaya geri döndü.
Şükriye teyze üst kat komşumuz olur. Tek başına mutlu bir hayatı var. Oğulları ona ev tutup sırra kadem basmışlar. Ev alınca annelik hakkını ödemiş olduklarını sanmışlar sanırım. Oysaki annelerimizin hakkını asla ödeyemeyiz. Öyle değil mi? Torunlarından da bir hayır gelmeyen Şükriye teyze de yalnızlığı kabul edip kendi yaşamını, düzenini kurmuş. Bu durumdan yine de şikâyetçi değil. Çocuklarını her ne yaparlarsa yapsınlar hâlâ sevdiğini bu nedenle de hakkını onlara helal ettiğini söylüyor. Hayat ne zor. İnsanoğlu ne küstah...
"Üzerimi değiştirip geliyorum." dedim. Kafasını salladı.
Mutfaktan ayrılıp odama geçtim. Dolabımdan pijama ve beyaz tişörtümü çıkartıp bir çırpıda üzerime geçirdim. Saçlarımı dağınık bir topuz haline getirdim. Evde hep böyleydim ben. Söylemesi ayıp, rahatıma düşkündüm.
Lavaboya gidip ellerimi yıkadım. Mutfağa döndüğümde Nilay sofrayı kurmaya başlamıştı. İçeri geçip ona yardım etmeye başladım. Bütün her şey bittiğinde geriye sadece bir şey kalmıştı. Bu güzelim yemekleri silip süpürmek. Gülerek masaya oturduğumda Nilay da karşıma geçmişti. Ona bakıp;
"Ellerine sağlık, becerikli arkadaşım benim." dedim. Güldü.
"Afiyet olsun."
Kıtlıktan çıkmış gibi yemeğe adeta saldırmıştım. Avını yakalayan aslan gibiydim. Açlıktan ölmek üzereydim zaten. Gözüm şuan yemekten başka hiç bir şey görmüyordu. Çorbadan sarmaya, sarmadan tavuk soteye derken bütün hepsinden sırayla alıp bunu sürekli tekrarlıyordum. Dışarıdan biri görse kıtlıktan çıktığımı zannederdi herhalde.
"Yavaş yesene kızım! Boğazında kalacak. Kıtlıktan mı çıktın?"
Düşüncemi yanıltmayan Nilay'a ağzımdakiler bitince cevap verdim.
"Sabah kahvaltısından beri bir şey yemedim. Ne yapayım? Çok acıkmışım."
Sarmalardan bir tane daha ağzıma atarken, Nilay yine soru sormuştu.
"Neden kendini aç bırakıyorsun?!"
Gözlerimi devirdim.
"Vaktim olmadı bir şeyler yemeye."
Çatalını eline aldı. "Bu bir daha tekrarlanmayacak! Kan şekerin düşseydi de bayılsaydın, daha mı iyi olurdu?" Güldüm.
Ailemden sonra Nilay artık benim ailem olmuştu. Kan bağı olmayan iki kardeş gibiydik. Birimizden birine bir şey olsa, bir diğerimiz kahrolurdu. İçimizdeki sevgi gerçekti çünkü. Yapmacık değildi. İlk günkü gibi.
Ailem öldükten tam bir ay sonra Nilay ile tanışmıştım. O gün bu gündür beraberiz. Bizim ilişkimizi çekemeyenler çatlasın.
"Tamam, bir daha olmayacak." dedim.
Yemekler bittiğinde, daha doğrusu ben hepsini silip süpürdüğümde sofrayı toplayıp içeri geçtik. Elimizdeki kahveleri orta sehpaya koyup koltuğa attık kendimizi. Elimi karnıma koydum. Sanırım biraz fazla yemiştim. Bana gıcık olabilirsiniz çünkü, yiyip de kilo almayan tiplerdenim.
"Dolabı da yeseydin?"
Nilay'ın bu sözlerine güldüm. Bakışlarımı kahve fincanına çevirdim. Eğilip kupayı elime aldım. Sıcak bir yudum içip arkama yaslandım. Nilay kahvesinden bir yudum alıp bana döndü.
"Sormayı unuttum. Dâva sonucu nedir?" Heyecanla Nilay'a döndüm. Beklediğim bir soru olduğu için cevabını yapıştırıverdim.
"Dâvayı biz kazandık!" Sesim biraz fazla yüksek çıkmıştı sanırım. Biraz daha sesimi kısarak, "Dâva müvekkilimin lehine oldu." diye ekledim.
Nilay sevinmişti. Bunu yüzündeki gülümsemesinden ve ışıl ışıl parlayan yeşil gözlerinden anlayabiliyordum.
"Sevindim." dedi. "Bu arada yarın nöbetim var. Haberin olsun. Geç geleceğim."
Ofladım. Şu kıza bir rahat vermediler. Sonra uykusuz kalıyor, uykusuz kalınca da bana sataşıp duruyor.
"Bende yarın Gökhan ile dışarı çıkacağım. Dâvayı kutlayacağız."
Tek kaşı kalktı hemen. Anında korumacı tavrına büründü. Gözlerimi devirdim.
"Gökhan benim arkadaşım. O iyi biri. Bunu sende biliyorsun." Göz devirme sırası ondaydı.
"Ona kanımın ısınmaması benim suçum değil." dedi. Kahvesinden bir yudum aldı.
"Hep aynı şeyi söylüyorsunuz hemşire hanım." Gülerek söylediklerime o da gülerek eşlik etti.
"Seni eve geç getirmesin!" Uyarısına kafamı salladım.
***
Sabah erkenden kalkıp hazırlandım. Nilay evde yoktu. Hastaneye erken gitmiş olmalıydı. Bir şeyler atıştırıp çıktım evden. Arabama atlayıp büroma geldim. Sekreterim Didem'e başımla selam verip odama girdim. Kapıyı kapatmadım çünkü Didem'in geleceğini biliyordum.
Çantamı masaya koyup ceketimi koltuğumun yanında ki askılığa astım. Koltuğuma oturup ellerimi masada birleştirdim.
"Günaydın Asya Hanım." Gülümsedim.
"Günaydın Didem."
"Bugün Leyla Keskin ve Bekir Keskin çifti size gelecekler. Kendilerinin maddi yönde sıkıntıları varmış. Avukat gerekliymiş ve sizin isminizi öğrenmişler. Bazı şartlar altında ücretsiz olarak dâva üstlendiğinizi duymuşlar." Başımı salladım.
Yardım etmek için elimden geleni yapardım. Tabi haklı taraf onlar ise. Ben adalet için savaşıyordum ve haksızın yanında olup ona destek olacak değilim. Haklı olan taraf için savaşırdım.
"Peki Didem, sen çıkabilirsin." Didem odadan çıkınca masadaki çantamdan telefonumu çıkardım. Gökhan'dan mesaj vardı. Bu akşam gideceğimiz restorandın adresini atmıştı. Bugün erken çıkıp hazırlanmayı düşünüyordum.
Aradan geçen bir saatin sonunda Leyla ve Bekir Keskin çifti karşımdaydı. Selamlaşma faslı bitince karşımdaki koltuklara oturdular. Önlerinde bulunan Türk kahvesinden bir yudum alan Bekir Bey konuşmaya başladı.
"Asya Hanım, sizin çok başarılı bir avukat olduğunuzu ve maddi durumları iyi olmayan müvekkillerinizin dâvalarını ücretsiz üstlendiğinizi duyduk. Tek çaremiz sizsiniz. Bir umut sizin kapınızı çaldık bizde." Gülümsedim. Hem de en samimi gülümsememdi bu.
Leyla Hanım söze atıldı;
"O pisliğin sizin sayenizde cezasını bulacağından hiç şüphemiz yok. Paraları var onların. Her şeyden yırtmayı başarıyorlar. Tek umudumuz sizsiniz artık."
Para, insanın gözünü bürümüş hırstır. Aç gözlülük, nankörlüktür. Parasına güvenen bir insanın kendisine güveni yoktur. Para anahtar olarak nitelendiriliyor günümüzde. Her kapıyı açan bir anahtar. Ne kadar cahilce bir düşünce. Öyle değil mi?
"Ben," diye söze başladım. "Hep haklının yanında olacağıma dair söz verdim. Eğer haklı taraf siz iseniz, emin olun elimden gelenin fazlasını yaparım. Bana dâvayı açık bir şekilde, yalansız anlatın lütfen. Her bir detay çok önemli. Kaçırdığınız ayrıntılar da olabilir."
Bekir Bey anlayışla kafasını sallayıp elindeki dosyayı önüme koydu.
"Benim kızım artık yürüyemiyor avukat hanım. Sarhoş bir adam yüzünden artık bacaklarını kıpırdatamıyor. Daha dokuz yaşında. Okula gitmek istemiyor artık. Utanıyor. Sarhoş bir sürücü yüzünden hayalleri suya düştü benim yavrumun. Doktor olmak istiyordu. Bize söz vermişti. Artık geceleri sözünü tutamadığı için ağlayarak uyuyor. Adalet mi bu avukat hanım? Benim küçük Zeynep'imin ne günahı, ne suçu vardı da böyle bir cezayı hak etti? Siz söyleyin."
Gözlerimin dolmasına mani olamadım. Ama ağlayamazdım. Ben güçlü durayım ki onlarda güçlü dursun. Ama karşımda ağlamaya başlayan Bekir Bey'e baktıkça ağlayasım daha da artıyordu. Burnumun ucu sızlamaya başlamıştı. Ağlayacağımın habercisiydi bu.
Leyla Hanım ağlamamak için kendini sıkıyordu. Derin bir nefes aldı. Titreyen sesiyle konuştu.
"Bizim evladımızın hiç bir suçu yoktu avukat hanım. Lütfen yardım edin o pislik cezasını çeksin. Şu ana kadar hep parayla sıvıştılar bu olaydan. Kolları her yere uzanıyor bunların. Çevreleri geniş. Bize para teklif edip susturmaya bile çalıştılar. Asla! Asla susmayacağım avukat hanım. O herif hapse girmeden durmayacağız."
Daha fazla tutamadım kendimi. Gözümden düşen damlaları hemen sildim. Derin bir nefes çektim ciğerlerime.
Küçük masum bir kız bunları hak etmiyordu. O pislik her kimse şimdiden elimden çekeceği vardı. Şimdiden düşmanım olmuştu. Alacağı cezayı uzatabildiğim kadar uzatacaktım.
"Siz merak etmeyin." dedim. Bekir Bey ve Leyla Hanım göz yaşlarını sildiler. Biraz rahatlamışa benziyorlardı. Önümdeki dosyayı incelemek üzere çekmeceme koydum. "Elimden geleni yapacağım." Gülümsediler.
"Şimdilik dâvayı üstlendiğime dair bir kaç formalite gerekli. Sizin de imzanız lazım."
"O pislik cezasını çeksin de, istediğiniz imza olsun be avukat hanım." Bekir Bey'e gülümseyip Didem'i çağırdım. Evrakları hazır edip odama getirdi. Bekir Beylerden imzaları aldım.
"Kızınıza çarpan kişinin adı nedir?" diye sordum. Leyla Hanım tiksinircesine konuşmaya başladı.
"Ünlü bir iş adamıymış. Adı da," Biraz bekleyip hatırlamaya çalıştı. Bekir Bey önce davrandı.
"Emir," dedi. "Emir Saruhan!"
Bekle beni Emir Saruhan. Her kim isen umurumda bile değil. Sana cezanı çektireceğim. Her zaman söylerim, şimdi de söylüyorum.
Adalet yerini mutlaka bulur!
***
Umarım keyif alarak okumuşsunuzdur:)
S.D.