1.Bölüm..adaletin peşinde.

785 Kelimeler
Halil İbrahim... (Tanıtım bölümü) Adana'nın sokaklarında büyüdüm; her köşe başı, her dar sokak, her kahvehane. Kendi çocuğu gibi beni bağrına bastı. Delilik bende kanla yoğrulmuş. Gözlerimdeki öfke, sokaklarda gezinen suçlu gibidir. Biraz tedirgin, her an tetikte.... Söylediğimi yaparım, yaptığımı söylerim. Sözünü tutmak bende namustur.Yalan söylemem, çünkü yalanın bedelini ödeyemem. Adaletin peşinde koşarken, kendi içimde de adaletimi sağlamak zorundayım. Çünkü her adımım, geçmişimizden bir iz taşır. Ve şimdi, o eski yaraların olduğu yerdeyim. Bir polis amiri olarak her zaman alışık olduğum adliye koridorkarında şimdi babamı bekliyor olmak bir evlat için en zor bekleyiş olsa gerekti. Görevimi yerine getirirken, aynı zamanda kişisel duygularımı dengede tutmak için büyük çaba içinde olurdum. Bu denge kendi babam için geçerli değilmiş meğer. Kim miyim? Ben Halil İbrahim Atabey... Şeref Baki Atabey'in oğluyum. Babam büyük sevdasının masum olduğunu öğrendiği gün, önce gönlü uzaklaşmıştı bizim haneden. Sonra da büsbütün sevdasının peşine gitmişti. Kızmadım babama, darılmadım... hatta hak bile vermiştim öğrendiklerimden sonra. Anamdan vazgeçmişse evladından geçti demedik tabii..her fırsatta baba dediğim her anımda yanımdaydı. Anamı sevmediğini, istemediğini benim tek çocuk kalmamdan da belliydi zaten. Hileyle hurdayla evlendiği adamı öylede elinde tutacağını sanmıştı benim cahil anam. Şeref Baki Atabey'di o.. hiç verdiği sözden döndüğü görülmüş mü de. Yıllar evvel gelirim dediği sevdasını arayıp bulup gitmiş, üstüne nikahına bile almıştı. Ah bir bilse bu ayrılığın sebebi beni doğuran anamın ta kendisi olduğunu. O zaman Baki Atabey ömründe hiç bir kadına gözüyle bile kötü bakmayan adam anamı kor ateşlerde yakardı... yakardı da küllerini Adana sıcağına savururdu. Neticesinde benim anamdı, babamdan gizlediğim tek şeydi bu sır. Duysa gene kıyamazdı o, hâlâ altı yaşında çocuk muşum gibi aslan parçası diye sevdiği oğluna. Sevmediği kadından olma oğlu için canını ver deseler düşünmezdi de. Öyle can almaya kalkacak bir adam değildi benim babam. Neydi şimdi benim şerefli babamın bileğine o soğuk metali taktıran şey? Benim babam adliye, karakol yolu bilmezdi ki. "İboo.." Oturduğum sandalyeyi bile stresle titretirken önüme tutulmuş su şişesiyle birlikte adımı duyunca kafamı kaldırdım. "Öyle derine dalma kardeşim, çıkarması zor oluyor seni." Sancar'ın uzattığı suyu elime alıp kafamı boş ver der gibi salladım. "Seni neden içeri almıyor bunlar?" Sancar, benim teyze oğlu oluyordu. Aynı zamanda ailenin avukatlığını yapıyordu. Dişli bir avukattır kendisi ama onunda derdi büyüktü.. aşk.. hemde karşılıksız olanından. "Baki eniştemin sorgusu bitti. Zeynep hanımı bekleyecekmiş." Zeynep'in kim olduğunu az çok anlamışsınızdır. Babamın tek aşkı, sevdası. "Adam ölmüş mü?" Babam ve karısı bir olup Zeynep hanımın eski eşini öldürmeye çalışmışlar. Benim babam, hiç bir canlının canını elinden alacak bir adam değildir. "Yoğun bakımda. Durumu iyi diyor doktorlar." "Bu işte bir iş var Sancar. Burnuna kötü kokular geliyor." "Valla bende şaşkınım İbo. Baki eniştem anlatırken benim Baki enişteme ne yaptın diye bağırasım geldi." "Birde suçunu itiraf etti öyle mi?" "Öyle." Sancar, bana cevap verirken koridoru inleten ayak sesleriyle ayakşandım. Babamın iki koluna giren askerlere kimliğimi gösterip babama yaklaştım. "Baba.. " "Halil, hiç bir şey sorma. Sadece beni iyi dinle." Ne der gibi yüzüne dikkatle baktım. Yüzünde tek bir pişmanlık yoktu. Aksine değişik bir gururlu neşesi vardı. "Ayşegül'ü bul ve ben yada annesi çıkana kadar yanına al. Peşinde aç kurt var." "Ne diyorsun baba sen, Ayşegül kim?" "Ayşegül, Zeynep'in kızı." Kaşlarım sonuna kadar burnumun üstüne indi. "Kızı tanımam, kız beni tanımaz baba. Ben nasıl alıp gideyim kızı?" "Baki babandan selam getirdim dediğin zaman hiç sorgulamadan seninle gelir." "Amirim gitmemiz gerekiyor." Adamlara kafamı sallyıp tekrar şaşkınca babama döndüm. "Sana emanetimdir evlat. Ayşegül sana emanet." Eli kelepçeli, iki kolunda görevli eşliğinde ceza evine götürülen babamı böyle göreceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi. Ben hep onun izinden giden Şeref'in Halil diye tanınırdım. Sancar Zeynep hanımla ilgilenmeyi bırakıp yanıma gelmişti. Görünüşe göre Zeynep hanımın avukatı da olmuştu. Tabii babamı teyzesinden daha çok severdi. "Anam duymasın senin Zeynep hanımı koruduğunu." "Söylemezsen nerden bilecek kardeşim?" "Neyse bakarız, bu babamları Adana'ya aldıramaz mıyız?" "Bakalım, bir şeyler yaparız." Sancar'a kafamı salladım. Canım çekilmiş gibiydi içimden ama dimdik ayaktaydım. Dik durmam lazımdı. Daha bulmam gereken bir kız vardı. "Şimdilik burada yapacak bir şey kalmadı. Ne zaman döneriz Adana'ya?" "Bulmamız gereken bir kız var. Onu bulunca döneceğiz." "Ne kızı oğlum? Koskoca şehirde kızı nasıl bulacaksın?" Arabaya doğru yürüyorduk. Sancar'ın meraklı haline tebessüm edip konuştum. "Ne o kardeşim senin bir an önce dönesin var galiba? Özlediğin Şirin bir kız mı var yoksa?" "Ne alakası var oğlum. Ulu orta böyle konuşup durma." Şirin benim amca kızı. Ama bizim evde kalıyor. Amcamlar Şirin'in kardeşi gece hastalanınca telaşla yola çıkmışlar. Çıktıkları yoldan da bir daha dönüşleri olmamıştı zaten. Bu Sancar manyağı da kıza körkütük aşık. Tabi başkası olsa kızardım ama öyle kötü sevenlerden değildir Sancar. Öyle ya Şirin yıllardır ona abi der, bu saftirik kıza ağzını açıp tek laf diyemez. Koskoca avukata da saftirik diyorum ama konu aşka gelince saflaşıyorduk biz. Gene içimden düşüncelere dalınca Sancar'ın sorusuyla çıktım. "Kim bu kız onu demedin?" "Babamın kızı.."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE