Halil İbrahim,
Ayşegül'ün gözleri ateş gibi parlıyordu. Fısıltıyla konuşuyordu ama sesi kapıyı yumrukluyormuş gibi sertti.
“Sen ne dedin aşağıda öyle..!”
Omzumu kapıya yasladım. Yorgunluk iliklerime kadar işlemişti ama onun öfkesi bambaşka bir şeydi… diri, keskin, kaçınılmaz.
“Ne dedim?” dedim, bilmezden gelerek.
Ayşegül bir adım daha yaklaştı. Parmaklarını göğsüme bastırdı.
“Benim gelin ne demek Halil? Sen aklını mı kaçırdın?”
"Abi..." diyerek bana yaklaştı Şirin. O da anlamaya çalışıyordu..sonra Ayşegül'e döndü.
“Kapıdan gelinlikle giren kıza ne derler? Misafir mi? Burada demezler.”
Ayşegül sustu.
Ama suskunluğu kabul etmek değildi. Gözleri dolmuştu… öfkeyle, korkuyla… belki biraz da anlayamadığı bir şeyle.
Başımı yana çevirip derin bir nefes aldım.
“Bak,” dedim daha sakin. “Başka çarem yoktu.”
Şirin’in yüzündeki sertlik bir anlığına kırıldı.
“Kim bu kız abi?” diye sordu bu sefer daha yavaş.
Cevap vermeden önce kapıya baktım. Ardından başımı eğip sesimi iyice düşürdüm.
“Ayşegül işte düz.”
Şirin’in kaşları çatıldı.
“Düz...”
“Düz mü?” diye tekrarladı Şirin, kelimenin içini yoklar gibi.
Ayşegül bir anda başını kaldırdı. Gözlerindeki yaşlar artık saklanmıyordu ama sesi hâlâ sertti.
“Ne diyorsun sen yaa! ”
Ben ne dediğimi bilsem...
“Elimden gelen bu,” dedim, sesim bu kez daha yumuşak ama daha ağır.
“Durumu toparlamaya çalışıyorum sadece.” diyerek durumu normalleştiren bir bakış attım.
Ayşegül acı acı güldü. Bir adım geri attı, sanki aramızdaki mesafeyi ilk defa fark ediyormuş gibi.
“Toparlamak mı? Sen aşağıda beni...neyin içine soktuğunun farkında mısın?”
Şirin araya girdi, sesi bu kez daha temkinliydi.
“Abi, biri bize açık açık anlatsın artık. Bu iş ne?”
Kapının arkasından hafif bir tıkırtı geldi. Üçümüz de aynı anda sustuk. Ayşegül’in bakışları kapıya kaydı.
Ben ise gözlerimi kapadım bir an. Şirin'den de saklayacak değildim.
“Babamın evlendiği Zeynep Derin varya..”
Ayşegül sessiz kaldı..
Şirin’im nefesini tutarken merakla baktı.
“Eee?”
"Zeynep hanımın kızı."
“Abiii..!Sen ne diyorsun?”
Gözlerimi açtım. Bu kez kaçmadım.
“Sus edem...sessiz ol! ” diyerek elimle ağzını kapattım.
Ayşegül başını evet der gibi sallarken Kapı sertçe vuruldu.
Şirin refleksle bana baktı. Elim hâlâ ağzındaydı.
“Halil İbo...!”
Derin bir nefes alıp elimi Şirin'den çektim. .
“Sessiz ol Şirin. Anlatacağım abim.” dedim, kapıya bakarak.
Kapıya vuran el bu sefer daha sabırsızdı.
“Halil! Aç kapıyı!”
Annemin sesi.
"Yok öyle aldım, kaçırdım. Tastamam anlatacaksın bana."
Şirin’in gözleri büyüdü. “Yandık…”
Ayşegül bir anda bana döndü.
Başımı salladım. İçimdeki düğüm biraz daha sıkılaştı.
“Vazgeçmeyecek galiba?” diye fısıldadı.
Cevap veremedim. Kapı bir kez daha sarsıldı.
“Halil İbrahim! Duyuyor musun beni!”
Derin bir nefes aldım. Sonra Ayşegül’e baktım.
“Hiçbir şey deme,” dedim kısık ama net bir sesle. “Ne sorarsa sorsun… sus.”
Kaşları çatıldı. “Sen söyledin zaten aşağıda!”
“Mecburdum, babam seni bana emanet etti. Yanımda olman için.Başka çare yoktu.” dedim.
Şirin araya girdi. “Abi kadın zaten delirdi aşağıda. ‘Gelin’ dedin, çıktın yukarı. Ne bekliyorsun şimdi?”
Haklıydı.
Ama doğrusu daha tehlikeliydi.
Ayşegül kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ben susmam,” dedi. “Kimseye ait değilim ben.”
Sesi titremiyordu artık. Bu daha kötüydü.
Kapı bir kez daha vuruldu.
“Son kez söylüyorum Halil! Aç şu kapıyı!”
Gözlerimi kapattım bir an.
“Bak,” dedim Ayşegül’e, bu sefer daha yavaş. “Seni bu evin dışında koruyamam. Bu evden başka yerde de yaşayamam. Görüyorsun sorumlusu olduğum iki kadın daha var.”
Cevap vermedi.
“Güvende olacaksın. Benim gözümün önünde olacaksın.”
“Yalan söyleyerek mi?” dedi hemen.
Yutkundum.
“Gerekirse.”
Şirin başını iki yana salladı. “Bu iş patlayacak abi…”
"En fazla bir yüzük takar oyalarız. Merak etme ben gerisini halledeceğim. Sen sadece sessiz kal."
Kapı kolu sertçe sarsıldı.
Ayşegül bir adım bana yaklaştı. Gözlerimin içine baktı.
“Babamla annemin iyi olduklarını bir göreyim. Onada tamam.”
Bir an sustum. Sonra başımı hafifçe eğdim.
“Tamam,” dedim. “Merak etme onlar benim korumam da olacak.”
Gözleri doldu. Ama geri çekilmedi. Gözlerime baktı uzun uzun.
Sanki ilk kez gerçekten görüyormuş gibi…
Bakışları kaçmıyordu. İçinde biriken her şeyi net bir şekilde görebiliyordum.Korku, öfke, kırgınlık...hepsi eriyip daha yumuşak, daha kırılgan bir şeye dönüşüyordu. Aramızdaki mesafe hâlâ vardı ama o bakış… o mesafeyi inkâr ediyordu.
Nefesi hafifçe titredi. Dudakları aralandı ama bir şey söylemedi.
Sanki kelimeler yetersizdi.
Gözlerimi kaçırmak istedim. Çünkü biraz daha bakarsa… tuttuğum bütün duvarlar yıkılacak gibiydi.. kapı yine büyük bir sarsıntıyla sallandı.
Annem gerçekten kıracaktı.
Şirin panikle fısıldadı: “Abi aç artık!”
Açtım...
Annem içeri girer girmez önce bana baktı. Sonra Ayşegül’e.
Baştan aşağı süzdü onu… Yüzündeki ifade yavaşça değişti.
“Ne oluyor burada?Neden açmıyorsunuz kapıyı?”
Kimse cevap vermedi. Annem bir adım daha attı.
“Ben senin kaçırdım dediğin yalana inanmam Halil. Kim bu kız? Çabuk anlat.”
Boğazım kurudu.
Ayşegül’ün nefes alışını duyabiliyordum. Annem gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
"Hem ne işin var senin burada? Daha mahremin mi, değil mi? O bile belli değil."
Annemin bakışları üzerimizde dolaşıyordu. Cevap alamadıkça sabrı inceliyor, sesi çıkmasa da öfkesi odanın içinde büyüyordu.
“Kim bu kız?” diye tekrarladı. Bu sefer daha yavaş. Daha tehlikeliydi sesi.
Ayşegül’ün nefesi düzensizdi ama geri adım atmadı. Omuzları dikti. Sanki kendini ayakta tutan şey inadıydı.
Tam konuşacakken araya girdim.
“Daha ne kadar soracaksın ana. Başkasıyla evlendiriyorlardı.”
Annemin gözleri bana kilitlendi.
“Onu zaten anladık,” dedi sertçe. “Niye buraya getirdin?”
Bir an sustum.
“Nereye götüreceğim ana? Burası ya benim evim.”
Annem bana imalı bir şekilde baktı.
"Beni bu yalana inandıramazsın Halil. Sen, kimseyi kaçırmazsın. Diyelim ki kaçırdın. Öncelikle buraya alıp gelmezsin. De şimdi bana..."
Ne güzel tanıyor beni anam. Hey maşallah Necibe sultan diyerek sarılasım geldi.
Ama yeri değil şimdi.
"Gör bak işte ana. Senin oğlunu bile kandıran kız varmış."
Ayşegül başını bana çevirdi. Kaşları hafifçe çatıldı. Bu cevabı beklemiyordu. Ama yalanın nereye varacağını da bilmiyordu.
Annem dudaklarını sıkdı.
“Yani hakkaten kaçırdın?”
Şirin kıpırdandı ama yine susmayı seçti.
Bir adım öne çıktım.
“Öyle oldu ana...sende bize bi analık edersin artık.”
Ayşegül bir anda konuştu.
“Ben giderim.”
“Dur.”
Refleksle kolundan tutup geriye doğru çektim.
Elim değdiği anda ikimiz de bir an durduk. Elimi ateşe değmiş gibi hızla çekip devam ettim.
"Sen bi dur Ayşegül. Gidemezsin, senin yerin artık benim yanım."
Annem araya girdi.
“Bırak kızı,” dedi sertçe. “Gitmek istiyorsa gitsin.”
“Gitmeyecek,” dedim bu sefer daha net.
“Sorma artık ana. Ayşegül burada kalacak!”
İlk defa… doğrudan karşısında duruyordum. Necibe hanımın karşısında durulmaz. Karşısına geleni ezer geçerdi. Şimdi bunları söyleyip bu kıza borçlusun demek vardı ama. Ayşegül'ün yanında olmayacağını bildiğimden sustum.
Bu sadece Ayşegül meselesi değildi artık.
Bu, benim verdiğim sözdü.
Ayşegül bana baktı. Bu sefer öfkeyle değil… anlamaya çalışarak.
Gözlerimi ondan kaçırdım. Annem bir adım daha attı.
“Bak Halil, ben bu evin içinde nikahsız insan istemem. Hem bütün Yüreğir senin kızı öğrenmiştir.”
Annemin söylediği şey… kulağıma geldi ama bir an anlamı yerine oturmadı.
"Nikah?" dedim sessizce.
Sanki kelimeler tek tek çarptı bana ama bir bütün oluşturmadı. Birkaç saniye… sadece baktım. Anneme baktım ama aslında görmüyordum.
Daha demin kurduğum her şey..yalan, plan, toparlarım dediğim ne varsa..bir anda birbirine girdi. Yalan söyleyen biri değildim ondan mı yüzüme gözüme bulaştırdım bilemedim.
Nefes aldım ama eksikti.
Göğsüm daraldı. Sanki biri içten bastırıyordu.
Gözlerim istemsizce Ayşegül’e kaydı.
O da donmuştu. Ama onunki başka türlüydü.
Az önce dimdik duran kız… şimdi sanki neye tepki vereceğini bile bilemeyen biri gibi duruyordu. Gözleri annemden kopup boşluğa düştü. Sanki odanın içinde değil de… başka bir yere bakıyordu.
Bu, öfke değildi. Yutkunduğunu gördüm.
Çok küçük bir hareketti ama içime oturdu.
Bir şey diyecek sandım. Demezse olmaz gibi geldi.
Ama demedi. Dudakları aralandı… sonra kapandı. Sus demiştim, susmak zorunda kalmıştı.
Ben hâlâ aynı yerdeydim.
Elimi kaldıracak gibi oldum… ona doğru. Sanki dokunsam toparlanacakmış gibi. Ama kolum yarıda kaldı.
Özür dilemek geçti içimden.
Ne yapıyorum ben?
Daha birkaç dakika önce “sus” diyordum ona. Şimdi kendim konuşacak bir şey bulamıyordum. Üstelik ondan medet umuyordum.
Başımı çok az eğdim. Çünkü göz göze gelmeye hazır değildim. Ama yine de baktım.
O da o an bana baktı.
Ve… orada kaldım.
O bakışta bir sürü şey vardı ama hiçbirinin adı yoktu. Ne tam bir korku, ne tam bir öfke… ama ikisinin ortasında, insanı yerinden eden bir şey.
En kötüsü de şuydu.Benden bir şey bekliyordu.
Ama neyi… ben de bilmiyordum.
Bir yalanla başlayıp, bir bahaneyle bitecek gibi değildi.
İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum. Yalanı yalanla kapatmak bana göre değildi. Ama Ayşegül'ün kim olduğunu söylersem. Baran Zaferi'nin konağını bile mumla arattırırdı anam.
Ayşegül'ün sesini duyduğum anda hızla başımı kaldırdım.
"Ee.. evlenmek için kaçtık zaten. Tabikide evleneceğiz."