9. Bölüm, ya çıkamazlarsa?

2274 Kelimeler
Halil İbrahim Kısa bir an ne diyeceğimi bilmeden Ayşegül’e baktım. Gözlerim istemsizce büyürken bakışlarım onun yüzünde donup kaldı. Sanki söyleyecek bir kelime boğazımda asılı kalmıştı da çıkacak yolu bulamıyordu. Bir dakikaya ne değişmişti bu kızın aklında? Merak ediyordum. Annemin gözleri yavaşça Ayşegül’e döndü. Bu sefer bakışı sert değildi. “Öyle mi? Önce kim olduğunu deseydın gelin hanım.” Sesinde bağırış yoktu ama içimde bir şey sıkıştı. Ayşegül geri çekilmedi. Omuzları hâlâ dikti. Ama ben… onun nefesini duyuyordum. Hızlıydı. Şirin dayanamayıp bana baktı. “Abi… bu iş ciddiye bindi,” diye fısıldadı. Ben hâlâ Ayşegül’e bakıyordum. Az önce “sus” dediğim kız… şimdi benim yerime konuşuyordu. "Benim ailem yok... kimsem yok yani." Ve söylediği şey… geri alınacak gibi değildi. Annem bir adım daha yaklaştı. Ben olduğum yerde kalmıştım. Ne ileri gidebiliyor ne de geri çekilebiliyordum. İçimde bir şey, bu anın sıradan bir an olmadığını fısıldıyordu. Sanki birazdan söylenecek ya da yapılacak tek bir şey, her şeyi geri dönülmez şekilde değiştirecekti. Hiç böyle duruma düştüğümü hatırlamıyordum. “Demek evleneceksiniz,” dedi. Sonra bana döndü. “Sen de aynı şeyi mi diyorsun Halil?” Yutkundum. Gözlerim bir anlığına yere kaydı… sonra tekrar kaldırdım. Ayşegül'e baktım. Gözleri az önceki tedirginlikten çıkmış kararlı bakıyordu. “Evet,” dedim. Kelime ağzımdan çıktığı anda… geri dönüş kalmadı. Şirin arkamdan başını koluma yasladı. “Allah’ım sabır ver…” diye mırıldandı. Annem bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra… beklemediğim bir şey yaptı. Başını hafifçe salladı. “Peki,” dedi. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi. “Öyleyse…” dedi, gözleri tekrar Ayşegül’e kayarak, “Bu iş yarım kalmaz.” “Ne demek o?” dedim istemsizce. Annem bana baktı. “Ne demek olacak?” dedi. “Yarın nikâh var.” “Yarın mı?!” dedi Şirin bu sefer sesli. "Yarın olmaz. Hem öyle yarın nikah var. Demekle olmaz ana. Önce gidip nikah işlemlerini yaptırmak lazım." Ayşegül çok hafif başını eğdi. "Ben dini nikahı diyorum Halil." Derin derin nefes alasım geldi. Yok... nefes alacak alanım yoktu sanki. "Yarın olmaz dedim ana. Yarın bizim işimiz var. Önemli. Söz gelince nereye kıyılacaksa o nikah kıyarız." "Zevzeklik etme. Nikah olmadan bu kızı evimde tutmam Halil. Beni milletin ağzına sakız etme." Elimi yüzüme götürüp sertçe ovuşturdum. "Tamam ana tamam. Biz sabah erkenden çıkacağız zaten. Gelince sen hazır et, ne istiyorsan yapacağım tamam mı?" "İyi... sende çık şimdi şurdan... " diyerek sanki tavuk kış kışlar gibi elini salladı. "Fesubhanallah..... " diye söylene söylene odadan dışarı çıktım. Kapıyı kaptıp yüzüme baktı. İyice yaklaşırken bakışları korkutmadı desem yalan olurdu. "Niye öyle bakıyorsun ana? Evlen evlen diye başımın etini yiyen sen değil miydin?" "Ben böyle mi getir dedim? Ama bu işin içinden bir şey çıkmaz inşallah." Sessiz kaldım. "Git odana Halil. Kızın yanına yaklaşma." Lan yaklaşsam ne olacak diye korkuyor acaba bu kadın? "Ana ben sapık mıyım? Gidip kızın üstüne mi atlayacağım. Ne güvenini yitirdin şimdi sen bana?" "Başkasının gelin ettiği kızı almış gelmişsin. Bak bana güvenden bahsetme Halil." "Tövbe tövbe... " dedim. "Neyse çıkar nasıl olsa." Onu arkamda bırakıp odama girdim. Aklımda Ayşegül'ün verdiği cevap vardı. Onun aklından bir şey geçiyordu ya neyse. Sabaha öğrenirdim nasıl olsa. *** Kaç gündür uykusuz ve yorgunlukla sabaha kadar uyumuşum. Daha kapımı alacaklı gibi vuran olmasa devam da ederdim. "Abiii... Halil abiii... " Şirin her zamanki gibi kapıya dayanmış hiç durmadan abi diye sesleniyordu. "Hergün hergün bıkmadın benim kapımı kırmaya bacaksız." diye söylenip hızla kapıyı açtım. "Kızım bir nefes al... durmadan abi abi... ne? Ne var?" "Abi erkenden işiniz varmış ya? Ayşegül gönderdi beni. Hem kahvaltı hazır. Aşağıda soğuk savaş var. Hemen inmezsen yengem senin acını Ayşegül'den çıkaracak." Elimi anlıma vurup içimden siktir çektim. "O rüya değil miydi ya?" Şirin gülerek "çık" dedi. "Ne gülüyon? Komik mi?" Bu sefer sesli gülünce ters ters baktım. "İn kız aşağı... dalga geçiyor bir de abiyle." "İyi ben indim o zaman. Zırhını, kaskını takta gel tamam mı ede(abi)" "Çok komik... hadi edem. Sen hazırlan senide okula bırakacağım." "Ben... " derken elimle susturdum. "Bu ara yanlız dolaşma edem. Ben alıp ben bırakacağım okula." "Abi ne oluyor?" "Anlatacağım gülüm. Şimdi acelemiz var." "Tamam... ben zaten yanlız gidip gelmiyorum ki. Yaren'in babası hergün gidip geliyor. O bırakıyor bizi." "Olsun... bu ara ya benimle ya da Sancar'la gidip geleceksin." Kafasını sallayıp aşağı indi. Hızlı bir şekilde üzerimi değiştirip bende indim. Merdivenlerden inerken daha son basamağa gelmeden havadaki gerginliği hissettim. Salona adımımı attığım anda gözlerim direkt masaya kaydı. Ayşegül oturuyordu. Sırtı dimdikti. Elleri dizlerinin üzerinde birleşmişti. Parmakları birbirine kenetlenmiş ama sıkmıyordu… sadece tutuyordu. Kendini tutuyordu sanki. Annem tam karşısında duruyordu. Kollarını göğsünde bağlamış, Ayşegül’e yukarıdan bakıyordu. Yüzünde o tanıdığım ifade vardı. Sessiz yargı. Şirin bir köşede, sandalyenin ucuna ilişmişti. Gözleri sürekli bir bana bir Ayşegül’e gidip geliyordu. Sanki birazdan patlayacak bir şey var da ilk kim kaçacak onu hesaplıyordu. Ben kapının eşiğinde bir an durdum. Kimse konuşmuyordu. Ama o sessizlik… bağıra bağıra konuşuyordu. Boğazımı temizledim. “Günaydın…” Üç çift göz aynı anda bana döndü. Annemin bakışı değişmedi. Ayşegül’ün gözleri ise bir anlığına yumuşadı. Sadece bir an. Sonra tekrar o kararlı hâline geri döndü. “Günaydın,” dedi annem kısa ve düz bir sesle. Ama “gün” falan aydın değil der gibi bakıyordu. Masaya doğru yürüdüm. Sandalyeyi çekip Ayşegül’ün yanına oturdum. Bilerek. Annemin kaşının hafifçe kalktığını gördüm. “Erken kalkmışsınız,” dedim, laf olsun diye. Kimse cevap vermedi. Şirin hafifçe öksürdü. “Ben… çay koyayım mı abi?” dedi, ortamı kurtarmaya çalışır gibi. “Koy edem koy...anamın bana bugün bakası yok. Sen bari bak.” dedim. "Karın baksın... " dedi hemen. “Şaka yaptım,” diye ekledim. Anamın dediğinden sonra Ayşegül'ün tarafına bile bakamadım. Kızı kurtardım derken anamın eline düşürdüm. Harika. Ayşegül’ün yanındaki bardağa uzandım. Ben bardağı elime alırken annem konuştu. “Bugün işiniz var demiştin.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Var.” “Önemli mi?” “Önemli.” Gözleri bir an Ayşegül’e kaydı. Sonra tekrar bana döndü. "Ne işi bu?" "İş." dedim. Anlatmayacağımı bildiğinden üstelemedi. “Akşama yetişeceksiniz o zaman.” Bu bir soru değildi. Düz bildirimdi. Ayşegül ilk kez araya girdi. “Yetişiriz,” dedi sakin ama net bir sesle. "Merak etmeyin Necibe hanım." Başımı ona çevirdim. İçimde garip bir şekilde huzursuzluk yerine merak vardı. Annem hafifçe başını salladı. “İyi,” dedi. “Çünkü hazırlık var.” Şirin dayanamadı. “Ne hazırlığı yenge?” diye sordu. Annem gözünü bile kırpmadan cevap verdi. “Gelin hazırlığı. Sen de oyalanma okul çıkışı.” Ben derin bir nefes aldım. “Abartma ana…” Annem sözümü kesti. "Abartmıyorum... bir sürü insan gelecek. Akşama geç kalmasın kimse." Ayşegül bir an durdu. Sonra başını kaldırdı. Aklındaki hesabı merak ediyorum doğrusu. "İyi hadi geç kalmayalım o zaman. Hadi Şirin." Kızları alıp evden çıkarken annem gardını almış asker gibi ardımızda kaldı. Evden uzaklaşır uzaklaşmaz Ayşegül'e dönüp sordum. "Ne değişti de kabul ettin her şeyi?" Şirin'de arka koltuktan merakla başını uzatıp ikimizde gözlerini gezdirdi. "Çünkü babamı görmek için soy adım tutmuyor. Baran da evlendiğimi görünce belki vazgeçer diye düşündüm." "Babanla neden soy adın tutmuyor?" Şirin soru sorarken derin bir nefes aldım. "Benim babamdan bahsediyor Şirin." "Amcama baba mı diyorsun sen?" Ayşegül sinirli bir ifadeyle ikimize bakıp sesli bir nefes verdi. "Evet.. baba diyorum. Hayır sende mi kıskandın yoksa?" "Yok... kıskanmak değil... " diye açıklama yaparken Şirin aklına bir şey gelmiş gibi yarıda kesip başka bir şey sordu. "Başka kim kıskandı ki?" Eliyle beni gösterip kollarını birbirine bağladı. "Ne alakası var? Ne kıskanacam be?" "Dün benim babam dedin durdun ya yolda." "Tövbe tövbe... sen konuşurken belirtmek içindi o." "Hı hı öyle." "Ne bu? Çocuk musun?" "Ne oldu, beğenemedin mi?" "Tamam gençler... kavga etmeyin. Amcam ikinizin babası da olur." "Çok komik... " dedim sinirle. "Baya komik. Gülseniz. Ama gülmediniz edem." "Bir şey soracağım Şirin." "Sorabilirsin." "Edem ne?" "Sen ne biçim Adana'lısın be?" Söylediğime ters bir bakış atıp sessiz kaldı. "Abi demek. Küçükken babam amcama böyle derdi. Bende Halil abime diyorum." "Anladım... baban nerede şimdi?" Ayşegül'ün sorusuyla dudaklarımı sertçe birbirine bastırıp yola döndüm. Şirin'in sesi her zamanki gibi yine titrerken dişlerimi sıktım. "Kalbimde.... üç tane yatak açtım kalbime. Uyuyorlar." Ayşegül ne demek istediğini Şirin'in yüzünden anlayıp sessizce önüne döndü. Üniversitenin önüne gelip Şirin'in inmesini bekledim. "Ben gelmeden kapıya çıkma gülüm." "Tamam edem. Sende dikkat et." O iner inmez Ayşegül'ün üzgün bakışları beni buldu. "Özür dilerim bilmiyordum." "Olsun... Şirin onlara öldü diyemez. Sana kızmadı merak etme. Onlardan ne zaman bahsedilse böyle sessizleşir." "Akşam özür dilesem yine hatırlatmış olur muyum?" Üzüldüğü yüzünün aldığı ifadeden çok net belli oluyordu. Garip bir şekilde bakışları içimi sızlattı. "Olmazsın... zaten hiç unutmadığı için sorun olmaz. sen niyetini anlatabilirsin." Kırık bir tebessüm ederken yola bakıp geri bana döndü. "Şimdi nereye gidiyoruz?" "Sancar bizi bekliyor. Nakil aracı varmak üzereymiş." Kafasını sallayıp yutkundu. Heyecanla ellerini kucağında birleştirip dışarı baktı. "Biz görebilecek miyiz?" "Sancar ayarladı... görebiliriz." Cezaevinin önüne geldiğimde Sancar bizi bekliyordu. "Hazır mısın?" "Çok heyecanlıyım. Sanki ilk kez görecekmişim gibi." Tebessüm ettim. Sancar bize doğru gelirken arabadan ikimiz birlikte indik. Cezaevlerinin kendine has bir kokusu vardır. İlk kez bu kadar net hissettim. Demir, beton ve içinde biriken yüzlerce hikâyenin ağırlığı… insanın göğsüne oturuyordu resmen. Çok fazla suçlu soktum bu duvarların ardına. Şimdi babamı burada görmek alışabileceğim bir şey değildi. Gözüm istemsizce Ayşegül’e kaydı. Az önce arabada heyecandan yerinde duramayan kız gitmiş… yerine sessizleşmiş biri gelmişti. Omuzları hâlâ dikti ama bu sefer o diklik… inat değil, tutunmak gibiydi. “Sakin ol,” dedim, sesimi mümkün olduğunca yumuşatarak. Başını bana çevirdi. Gözleri… Az önceki o kararlı bakış yoktu artık. Yerinde büyük bir özlem vardı. “İyiyim,” dedi. Sancar yanımıza geldi. “İçeri alacaklar birazdan. Nakil aracı yeni girdi,” dedi. Ayşegül’ün parmakları birbirine daha sıkı kenetlendi. Gözleri kapıya kilitlenirken ben de sessizce baktım. O kapı… kaç kez açılıp kapandığını bilmediğim, ama her seferinde birilerinin hayatını ikiye bölen kapı. Bu sefer bizim için açılacaktı. İçeriden gelen metal sesi yankılandığında Ayşegül’ün elleri kalbinin üstüne gitti. Sanki tutarsa heyecanını bastırabilecek gibi. Sonra… Onu gördüm. Babam. Saçları dağınık, yüzü çökmüş, omuzları biraz daha düşmüştü ama… yine de aynı adamdı benim babam. Hiç bir şey değiştiremezdi onun şevkatli bakışlarını... Yanımda bir hareket oldu. Ayşegül. Yavaşça bir adım attı. Sonra bir tane daha. Sanki koşmak istiyordu ama kendini tutuyordu. “BABAAAA...!” Sesi… öyle gür çıktı ki. Bir an affalladım. Ben bile bu kadar içten baba dediğimi hatırlamıyorum. Babamın adımları dururken başını kaldırdı. Önce Ayşegül’e baktı. Bir şey değişti yüzünde. Gözlerinin içi doldu. “...Ayşegül?” dedi. İsmini söylerken sesi kırıldı sanki. Ayşegül’ün dudakları titredi. “Babam,” dedi bu sefer daha sessizdi. Ayşegül babama doğru yürürken babamı tutan görevlilere kimliğimi gösterdim. Sancar'da bir şeyler söyledi ama ben o an duymuyordum. Ayşegül babamın karşısında durduğunda Ayşegül dayanamayıp sarıldı. Öyle sert, öyle çaresiz sarıldı ki… sanki bırakırsa bir daha bulamayacak. Babam yavaşça… dikkatli… sanki kırılacak bir şeye dokunur gibi sardı onu. Ben birkaç adım geride kalmıştım. Ne yaklaşabiliyordum ne de uzaklaşabiliyordum. Bu sahne… onların sahnesiydi. Ama bir yerinden bana da dokunuyordu. Babam yavaşça Ayşegül’den ayrıldı. Yüzünü iki eliyle tuttu. Uzun uzun baktı. “İyi misin?” Sesi ağlamakla mutluluk arasında bir çizgide gibiydi. Ayşegül başını salladı. “Şimdi iyiyim.” Babamın bakışları bu sefer bana kaydı. “Halil…” İsmimi söylerken sesi farklı çıktı. Ben bir adım attım. Boğazım kurumuştu. “Baba.” “Gel,” dediğin de kendimi küçük bir çocuk gibi hissettim. Bana sarıldığı an da küçük çocuk olasım geldi. Öyle sıkı sarıldı ki. Özür diler gibi. Sanki “buradayım” der gibi. Ben de sardım. Babam geri çekildiğinde yüzüme baktı. “Bulmuşsun onu?” Gülümsedim. “Sen merak etme, bana emanet.” Hafifçe başını salladı. "Sana emanet. Gözün gibi bakarsın bilirim. Sen benim oğlumsun." Sonra bakışları tekrar Ayşegül’e döndü. “Amirim gitmemiz gerekiyor.” Görevlinin sesiyle başımı sallayıp Ayşegül'ün kolundan tutarak yanıma çektim. Ayşegül bana baktı. Sonra götürülen babama. Kolunu elimden kurtarıp iki adım atarak bağırdı. "BABAAA... GÖTÜRMEYİN NE OLUR.... BABAAA..!" "Ayşegül... dur..." Babamın arkasından gitmek için çırpınırken kollarımın arasına alıp sarıldım. Elleri kollarımı sıkıyordu. Ağlaması içimi sızlattı. Ayşegül’ün çırpınışı bir süre daha devam etti. Kollarımın arasında küçülüyordu sanki. Az önce dimdik duran o kız… şimdi dağılıyordu. “Bırak… Halil bırak…” dedi, sesi nefes nefese. Ama bırakmadım. Bıraksam da bir yere gidemeyeceğini ikimiz de biliyorduk. “Götürdüler…” diye fısıldadı sonra. Bu sefer sesi çok daha sessizdi. Başını göğsüme yasladı. Omuzları titriyordu. Ne yapacağımı bilmeden sadece tuttum onu. Teselli edecek doğru bir cümle yoktu. Bazı acıların cümlesi olmazdı zaten. Sancar yavaşça yanımıza yaklaştı. Bir şey diyecek gibi oldu ama vazgeçti. Sadece omzuma hafifçe dokundu. “Çıkalım, Zeynep hanım girdi.” dedi kısık sesle. Başımı salladım. Ayşegül’ü nazikçe kendimden ayırdım ama tamamen bırakmadım. Elim hâlâ omzundaydı. Yürürken adımları kararsızdı. Sanki yere basmıyordu. “Ben… onu yine görebilecek miyim?” dedi. Soruyu bana sordu ama cevabı bende değildi. Yine de cevap vermek zorundaydım. “Göreceksin, şimdi annen için görüş ayarladı Sancar. Gidip anneni de gör.” dedim. "Sen gelmiyor musun?" "Beni almıyorlar." Kafasını salladı ama hali yokmuş gibi bitkin görüntüsü içimi yakmaya devam ediyordu. Ben öz oğluydum ama Ayşegül kadar kendimi hırpalamamıştım. Sancar'la birlikte giderken bende arabaya geri döndüm. Babamı ve Zeynep hanımı çıkarmanın bir yolu olmalıydı. Ayşegül'e konuşma fırsatı bulursam. Her şeyi öğrenecektim. Ne kadar bekledim bilmiyorum ama dışarı çıltıklarında Ayşegül'ün gözleri bıraktığım gibi ıslaktı. Yaklaştığında iki adımda ben yaklaştım. "İyi misin?" Yavaşça başını salladı ve arabaya bindi. Kapıyı kapattım. Birkaç saniye öylece dışarıda kaldım. Derin bir nefes aldım. Sonra ben de geçtim direksiyona. "Benim araba yok.. beni de götür İbo." "Gel." Arabaya oturdu oturmaz Sancar öne doğru kaydı. "Şirin'i sen mi okula bıraktın?" "Evet... ne oldu?" "Hiç... sordum." Aptal aşık diyesim vardı ama ortam müsait değildi. "Akşam almaya gidersin. Bizim nikâh var." "Ne nikahı?" Ayşegül konuşsun diye açmıştım konuyu ama bizi duymuyor gibiydi. "Ayşegül'le benim nikahım." "Eee hayırlı olsun o zaman. Ne diyelim." "Şimdilik milletin ağzını kapatmak için kardeşim. Sandığın gibi bir şey değil. Babamla Zeynep hanım çıktığı an da bizim hukukumuz da bitecek." Ayşegül'e baktım. “Öyle değil mi Ayşegül?” "Ya çıkamazlarsa?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE