Yuşhakov malikaneye yaklaştığında rolünü en iyi şekilde oynamaya hazırdı. Povka arabayı sarı renkli büyük evin önünde durdurduğunda uşaklardan biri koşup arabanın kapısını açtı. Yuşhakov arabadan indiğinde olanlardan habersiz gibi kafasını kaldırıp eve doğru baktı. O sırada sıkıntılı görünen uşak saygıyla eğildi ve,
‘’Efendim, babanız çalışma odasındalar. Sizi de orada görmek istiyorlar.’’ Yuşhakov ilgiyle baktı uşağın yüzüne.
‘’Söylenenler doğru mu Rakov?’’ kederli ve öfkeli tutmaya özen göstermişti. Kahvaltı için alt kata indiğinde hana çoktan ulaşmıştı haber. Yuşhakov da kahvaltı yapmanın uygunsuz olacağını gördüğü için çaresiz hemen yola koyulmuştu sahte bir acelecilik ve öfkeyle. Uşak kederli gözlerle baktı genç adama.
‘’Ne yazık ki doğru efendim.’’ Yutkundu. ‘’Sevgili kız kardeşiniz, küçük Sanisha kaçırıldı! Vikon Alendurov çok üzgün ve öfkeli. Birçok kişi ormanda ve çevrede arama yapıyor.’’
‘’ Kim, kim yapar böyle bir caniliği? Hangi alçak düşman? Duyar duymaz yola koyuldum ama kimse bir şey bilmiyordu.’’
Yuşhakov aynı sahte öfke ve telaşla büyük evin kapısına doğru koştu. Hızla içeriye girdi ve babasının çalışma odasına yürüdü. İçeri girdiğinde gördüğü manzara karşısında kısa bir an gerçekten etkilendi. Vikon Alendurov Lenikov şöminenin önündeki okuma koltuğuna oturmuş, elinde bir bardak votka ile alevleri seyrediyordu dalgın dalgın. Koltuğun yanında bir votka şişesi vardı ve dibinde çok az içki kalmıştı. Kim bilir ne kadar süredir orada oturuyor ve içiyordu? Yuşhakov onu profilden görmüştü ama koca devin çökmüş görüntüsünü anlayabilmek için bu bile yeterli olmuştu. Çok kısa bir an ona karşı bir acıma hissetmişti derinlerde bir yerde. Ama sonra hemen kaybolup gitmişti bu gereksiz duygu. Çünkü babası yaptığı hatanın bedelini ödüyordu, herkes yaptığı hatanın bedelini öderdi değil mi?
‘’Baba!’’ deyip yanına kadar sokuldu. Babasını daha iyi görebileceği şekilde karşısına geçti. Alendurov Lenikov sanki derin bir uykudan uyanır gibi kaldırdı kafasını ve bakışlarının oğlunu bulması sanki saatler sürdü. Sakallarını kesmemişti, gözaltları torbalanmış ve gözleri kızarmıştı. Mavi gözlerinde her daim olan pırıltı kaybolmuş, yerini keder dolu bir karanlık kaplamıştı. Yuşhakov irkildi ve bir adım geriye çıktı istemsizce. Bir gecede nasıl değişebilirdi bir insan bu kadar? O kadar çok mu yanmıştı canı? Kıskançlık damarlarına yayıldı ve bir kez daha doğru şeyi yaptığını anladı. O küçük kızıl şeytan burada kaldıkça babası ona daha çok bağlanacak ve gözü belki de ondan başka şey göremeyecekti.
‘’Baba? Doğru mu?’’ diye feryat edercesine diz çöktü ve elini tuttu babasının. Alendurov Lenikov cevap vermek yerine gözlerini kapatıp açtı ve bardağında kalan son yudumu kafasına dikti.
‘’Kim baba, kim yaptı bu alçaklığı? Nasıl oldu tüm bunlar? Kim cesaret edebilir buna?’’ Soruları sıralarken bir bir, cevapları bilmenin keyfi yayıldı bedenine. Gevşememek, sırıtmamak için kendini zorladı. İntikam aldım, dememek için direndi.
Alendurov Lenikov birden, beklenmeyecek bir çeviklikle kalktı yerinden. Elini oğlunun elinden kurtardı ve saçlarının arasından geçirip boynunu ovaladı. Çaresiz ve bitkin görüntüsü oğluna acı değil, zafer hazzı veriyordu ama Alendurov sadece kendi acısının farkındaydı.
‘’Bilmiyorum, içerden yardım almış ve yavrumu, küçük meleğimi alıp götürmüş.’’ Birden hışımla elini şöminenin üstüne vurdu ve haykırdı.
‘’Ama arıyoruz, bir iz bulana dek arayacağım! Ve yapanı bulursam Tanrı biliyor ya merhametim olmayacak!’’
Yuşhakov ayağa fırladı.
‘’Ben de arayacağım ama bir iz olmalı, öylece gelip gitmiş olamaz.’’
‘’Hizmetçilerden biri, adı Katyena olan kız bakıcıyı bayıltmış ve çocuğumu çalıp o yaratığa teslim etmiş. Fakat daha cezasını orada çekmiş pis hain, çocuğu kaçıran kişi geride tanık kalmasın diye öldürmüş Katyena’yı! Eğer ölmeseydi belki konuşurdu, belki değil, kesin konuşurdu. Ona ellerimle işkence ederdim konuşturmak için.’’ Yuşhakov içten içe zaten bu olasılığı bildiğinden Katyena’yı öldürdüğü için kendini bir kez daha tebrik etti. Adım adım planlamıştı her şeyi. Ve bu uğurda öldüremeyeceği kimse yoktu, hem de hiç kimse!
‘’O zaman Katyena’yı tanıyanları sorgulamalıyız. Ailesini, akrabalarını! Biri bir şey biliyor olmalı?’’ Hiçbir şey bilmiyorlardı, Katyena’yı yeteri kadar korkutup ağzını sıkı tutması gerektiğini öğretmişti. İşi başardığında ailesiyle rahat geçinebileceği bir para alacaktı ama eğer ikisinden başkası bu planı öğrenirse onun da ailesinin de canlarını epey yakacaktı. Hem kim bir hizmetçinin sözünü bir Vikon’un oğluna değişirdi? Katyena da artık hayatta olmadığına göre tek suç ortağı Povka’ydı ve o da susması gerektiğini en iyi bilen kişiydi. Buna korkusu kadar aldığı para da etki etmişti tabii.
‘’Ailesini buraya getirmeleri için adam yolladım. Adamlar her yere haber salıyor, gören, duyan ya da birinden şüphelenen kim olursa ödüllendirilecek, hem de cömertçe! Kızımın ölü ya da diri haberini getiren kim olursa, onu kaçıranı ihbar eden kim olursa karşılığını fazlasıyla alacak. Ve bunu yapan haini bulursam bütün Puskatya’ya ibret olacak bir ceza çekecek!’’ Kelimeler ağzından tiksintiyle dökülmüştü. Umudu giderek tükenirken nefreti çoğalıyordu…
Povka arabayı ahırın önüne çekti ve seyisle beraber atları çözmeye başladılar. Uşağın efendisine söylediklerini duymuştu Povka. Duyduğu anda da tüyleri diken diken olmuş ve gece olanları hatırlamıştı. Yuşhakov’un ondan ıssız bir yerde beklemesini istemesi, kucağında bir çıkınla ve atla gelmesi. Atı ormanda başıboş terk edip arabaya binmesi ve sonra ormanın kuytu bir yerinde kucağında o çıkınla kaybolup, geriye koşarak ve kucağında çıkın olmadan geri dönmesi canlandı gözünde. Yutkundu ve o çıkının içinde olan şeyin ne olabileceği fikriyle sarsıldı. Fakat emin olamazdı tabii, içini görmemişti çünkü.
‘’Neler oldu burada Dibov?’’ Atları ahıra çekerken seyisi konuşturmaya karar vermişti. Dibov yorgun ve kederli baktı Povka’ya.
‘’Çok kötü dostum, hem de çok kötü şeyler. Efendimizin küçük kızı, güzel Sanisha’yı kaçırdılar. Hem de hizmetçi Katyena, eh onu hatırlarsın belki, hani şu birkaç ay önce eve gelen zayıf kız?’’ Povka hatırlamıştı onu, kafasını salladı, evet, der gibi.
‘’İşte o da öldürüldü? Hem de bebeği hırsıza teslim ettikten sonra!’’ Dibov seyrek saçlı kafası üşümesin diye bir şapka takmıştı. Zayıf ve iri gözlü bir adamdı. Şimdi uykusuz ve yorgun haliyle daha çirkin görünmüştü Povka’ya. Belki biraz kilo alsa, diye düşündü elinde olmadan. Ve sonra aklını kurcalayanları sormaya devam etti.
‘’İyi de hiç kimse duymamış, görmemiş mi bunlar olurken? Hizmetçi evden çıkarıp mı vermiş çocuğu, nerede buldunuz cesedi?’’
‘’Bakıcı görmüş Katyena’yı. Çocuğu çalmak için odaya girdiğinde karşılaşmışlar ama Katyena, Anna’nın kafasına bir şeyle vurup bayıltmış onu. Sonra çocuğu alıp hırsıza götürmüş. Arka kapıdan süzülmüş dışarıya, herkesin uyuduğu saatler, hiç birimiz bir şey duymadık. Hırsız da Katyena’yı bıçaklamış, geride tanık kalmasın diye. Sonra şuradan,’’ Eliyle ormana giden kısmı gösterdi, ‘’atla uzaklaşmış. Ama gece yine kar yağdığı için izleri bulmak kolay olmadı ormanda. Fazla takip edemedik.’’
Povka artık daha çok emin olmuştu atla kaçan adamın kim olduğundan. Bunu ne Dibov’a ne de bir başkasına söyleyemezdi tabii ama kendi bildiği şeyden ürktü. O çocuğu görmüştü çok kez, neşeli sesini duymuş, annesinden miras kızıl buklelerine hayranlıkla bakmıştı. Yuşhakov Lenikov ise kendi kardeşini dün gece kaçırmış, geride bir ceset bırakmış ve daha kötüsü o minik bebeği ormana atıp gelmişti. Povka titrediğini hissetti. Bir tarafı oraya, Yuşhakov’un bebeği atmış olabileceği yere gitmek ve hala hayattaysa onu alıp gelmek istedi. Ama diğer tarafı reddetti bunu. Böyle bir şey yapması kendi ölüm fermanı demekti ve tabii ailesininki. Yutkunurken hala konuşan Dibov bir şey anlamasın diye arkasını dönüp atıyla ilgileniyormuş gibi yaptı. Çocuk orada çoktan donarak ölmüş olmalıydı?
Demin yanlış düşünmüştü, Yuşhakov geride bir değil, iki ceset bırakmıştı dün gece ve bir tanesi kendi kız kardeşiydi. Aynı anneden olmasa bile aynı babadan kardeşiydi üstelik. Povka bu canilik karşısında dehşete düştü ve Yuşhakov’un eline fırsat geçtiğinde ne kadar acımasız olabileceğini anlayınca daha çok korktu ondan. Şimdi suçuna da ortak olmuştu bilmeden. Konuşmaya kalktığı an Yuşhakov tüm suçu onun üzerine atabilirdi. Kendisinin bir şeyden haberi olmadığını, şehirden döndüğünü iddia edebilir ve tanıklar bulabilirdi. Oysa kendisi bu sefer iki düşman kazanırdı. Sadece Yuşhakov değil Alendurov Lenikov da onun suçlu olduğunu söylerse çok kötü olurdu her şey. Yapacağı en iyi şey susmak ve hayatta kalmayı başarmaktı. Ve tabii bir de Tanrı o küçük kızın canını yakmadan ruhunu teslim almış olsun diye dua etmek…