Kafamda Kentsel Dönüşümler / İkiye On Kala
?????
"İhtiyacın olan parayı ben verebilirim." dediğinde gözleri şaşkınlıkla kocaman açılan bendim.
Benimle alay edip etmediğini anlamaya çalışıyordum. İnsan sarrafı diye tabir edilen tanım benim için hiç geçerli olmamıştı. Kendi öz amcasını tanıyamayan biri için bu adamın doğru söyleyip söylemediğinden emin olmak imkansızdı.
"Ama..." diyerek devam etmesini bekledim. Bir -ama- gelecekti emindim.
Bu kadar parayı karşılıksız vermek için çok yüce gönüllü, çok seven ya da paranın hesabını bilmeyen biri olmalıydı insan.
Anında, tuzak kurarak O'ndan tazminat isteyeceğimi düşündüğü zaman geldi aklıma. Belki gerçekten de zengindi.
Evi, arabası, annesinin giyim ve kuşamı, evin döşenişi 4 yıl önce alışık olduğum zenginliğin belirtileriydi. Benim her ne kadar tuzak kurmakla bir ilgim olmasa da cümlesindeki -ebilmek eki yardımına karşılık beklediğini bağırıyordu.
-Veririm- dememişti. -Verebilirim- demişti. Nitekim sonrasında ağzından dökülen cümle ile yanılmadığımı anladım.
Yavaş yavaş insanları tanımaya başladığım gün bekaretimi kaybettiğim gün değil de onsekizinci yaşımı doldurduğum gün olsaydı ne olurdu sanki?
"Ama bir süre daha -yalnızca- benimle birlikte olmaya devam edersen..."
İsteyeceğini düşündüğüm karşılık kesinlikle bu değildi. Bu adamın seks düşkünü, sapık, beni para ile daha pek çok kez becermek isteyeceği aklımın ucundan geçmemişti. Yine insan sarrafı değildim işte.
Ben daha farklı bir karşılık beklemiştim. Avukat olacaktım sonuçta. İlerideki işlerine bakabilirdim. Kurtulmak istediği kız arkadaşlarını def etmek için sevgilisi rolüne girebilirdim. Ya da daha sonra stajım da bitince borcumu ödeyebilirdim.
-Bir süre daha?- ne demekti? Bunu kulaklarımın duyduğu, duyduğunu anladığı zamandan kesin emin olarak sormalıydım. Başkaları ile de seks yapmak için başlamıştım bu işe. Şimdi sadece Serdar ile sevişmek o kadar da zor gelmeyecekti. Fark ettiğim anda kendimden utansam da yine de sordum.
"Doksan dokuz kez daha mı birlikte olacağız?"
"Doksan dokuz mu? Niye ki?"
"Bu geceyi saymayacak mısın? Gecelik beş yüz liradan elli bin lira yüz gece demek." Matematik yanılmazdı.
Atmaya başladığı kahkaha bitmek bilmiyordu. -Gülmek sana yakışıyor- cümlesini bu adamı tanımadan önce bilmiyor olsaydım O'nun için ben icat ederdim.
Gerçekten yakışıyordu; ama güldüğü şeyin muhatabı bendim o sırada. Sinir bozucu olmaya başladı.
Sahi neden bir hayat kadınına ihtiyaç duyuyordu.? Bunu da sormak istiyordum. Kaç kez düşünmüştüm bunu.
Onun hakkında adından başka hiçbir şey bilmiyordum. Beni yaşadığı yere gözlerimi kapatıp getirse eminim daha çok şey öğrenirdim. Ama ben arabada uyumuştum.
Bir de hastane kokusu demişti. Hastanede mi çalışıyordu yoksa hasta refakatçısı mıydı bu gece? Serdar'la doksan dokuz gece daha. Konuşurduk belki de hepsini.
Ama belirttiği süresiz süre belki de daha fazlası içindi. Sonuçta perakende ile toptan satış arasında oldukça büyük fark olabiliyordu.
Gülerken gözünden gelen yaşları sildi. Hala nefesini toplamaya çalışıyordu.
"Hoşuna gider miydi?" diye sorunca boş bulundum.
"Ne?" Ne hoşuma gider miydi?
"Benimle doksandokuz kez daha sevişmek? Doksandokuz kez daha içinde olmam? Doksandokuz kez daha içine boşalmam? hoşuna gider miydi?"
Bunları söylerken bir yandan da etrafımda dolanıp arkama geçti. Ellerini kazağımın içinden sokup göğüslerimi buldu. Kalbimin atışını elinde tutabilecek kadar iyi hissettiğine emindim.
Kadınlarla bu kadar rahat olmasını anlayabiliyordum. Geçirdiğim on iki saat rahatsız olabileceği hiçbir yanının olmadığını göstermişti bana. Tek sorun; bunu bana bu teklifi ederken şu anda yapmasıydı.
Ben bir şey diyemezken nefesini boynumda hissettim. O nefesini bende alıp verirken ben nefessiz kalmayı seçtim.
Tüm bunları şu an benim gibi tecrübesiz birine değil de evli mutlu çocuklu birine bile söylüyor olsa kadının -hayır- deme ihtimalinin olmayacağını fark ettim. Etkisinin bilincindeydi. Üstelik ben giyiniktim etkilendiğimde.
Dudakları boynumda gezerken irkildim. Küçük bir inilti çıkarırken aklımda dönüp duran soruyu daha fazla erteleyemedim.
"Neden hayat kadınlarına ihtiyacın var?" dediğimde vücudumda gezinen tüm yerlerini benden çekti. Nefes almaya yeniden başlamamla birlikte biraz sendeledim.
"Hepsini konuşuruz belki. Teklifimi değerlendirecek misin?" diye sorduğunda salonda boydan boya bir duvarın tamamının yerinde duran camdan bahçeye bakmaya başlamıştı.
"Evet." dedim. Çabuk olmuştu. Düşünecek bir şeyim yoktu. Sadece anlaşmanın şartları, süresi aklımı kurcalıyordu. Bu geceden kaybettiğim şey dışında bir şikayetim yoktu.
Hala camdan bakıyordu. -Evet- dediğimi duymadığını düşündüğüm anda;
"Avukat olacağına göre; bir anlaşma hazırla istersen. Babama hazırlatırdım; ama çok uygunsuz olur." dedi tebessümle. Ben bir an babası konusunda ciddi sansam da kafamı salladım.
Anlaşma biraz abartıydı sanki. Ne yazacaktım ki? Hangi pozisyonlarda, hangi saatlerde yapacağımızı mı? Bir ipucu daha beklerken ne desem diye de düşünüyordum bir yandan.
Bana mail atacağını söyleyip telefonumu istedi. Ben uzattığımda kırık ekrana baktı bir süre. Dört yıl önce almıştım. O zaman son model olan telefonum yıllar içinde külüstür bir görüntüye sahip olmuştu. Şu an onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Çalışmaya başlayınca değiştireceklerimin başındaydı. Elime geçen sınırlı parayı, babamın birkaç eski arkadaşından aldığım bursu daha öncelikli ihtiyaçlarım için kullanıyordum.
Açık ekranda bir süre tuşlara basıp telefonu geri uzattı. Elime aldığımda kendini ne diye kaydettiğini soramadım. O da söylemedi. Eve geçtiğimde kişilerimden bulmayı tercih ettim.
Hala bana bakarken aklından ne geçtiğini merak ettim. Sonra birden dibime kadar gelip kulağıma eğildi.
"Ödeme almadan bir kez daha benim olur musun?" derken vücudundan yayılan ateş buram buram beni yakıyordu. Yirmi iki yaşındaydım, hiçbir erkekle birlikte olmamıştım düne kadar; ama rahibe de değildim tabii. Bir erkekle öpüşmek, bir erkeğin bana dokunuşu hoşuma giden şeylerdi.
Çağan ile kısa süreli birlikteliğimizde sadece o işi yapmamıştık. Ben gençtim o ise bir kadının neresine dokunacağını bilen tecrübedeydi.
Bitkisel hayattan çıkıp normal yaşantıma döndüğümde, zaman zaman sevgililerim olmuştu. Hepsi de yatakta performans olmadan bir kız ile erkeğin birbirini tanımalarının mümkün olmadığını düşünen tiplerdi.
Son bir yıldır çıktığım kimse de yoktu bu yüzden. Bana aşkla olmasa da istekle bakan gözler görmek, bana dokunulması, öpülmek benim de aç olduğum şeylerdi.
Şimdi karşımda libidosu bu kadar yüksek biri varken anlaşma olmasa da benden istediği şey reddedemeyeceğim bir teklifti.
Elimi tuttuğunda itiraz etmeden beni yönlendirmesine izin verdim. Yolu yatak odasıydı. Kapıdan girdiğimizde yine -bakire- gibi utangaçtım.
Kapıyı kapattığında sessizce birbirimizin üstündekileri çıkardık. Konuşmadan anlaşıyor gibiydik.
İç çamaşırlarımızla kaldığımızda kendimce ideal kiloda olmamdan memnundum.
Parmak uçlarımda hafifçe yükselip dudaklarını öpmek için uzandığımda başını çevirip boynunu bana çevirdi. Bozulmamaya çalışarak boynundan göğsüne doğru öpücükler koydum.
Yavaş yavaş aşağı indiğimde dudaklarım kasıklarındayken göz ucuyla O'na baktım. Başını geriye atmış elleri saçımdaydı. Doğru yolda olduğumu anlayıp boxerını tutup bacaklarından indirdim.
Penisinin birinin ağzında sertleşmesi hoşuna gidiyordu. Yine sakince yalamaya başladım.
Alışabileceğim bir şey olmasa da tek bir kişi için bunu yapacak olmam bu durumu katlanılır yapıyordu. Yaptığım kişinin hoş kokusu da bunda etkiliydi kesinlikle.
Ağzımın içi sertliğiyle dolmaya başladığında dudaklarımla ezmeye başladım. Doğru yapıp yapmadığımdan emin olmasam da şikayetçi değil gibiydi.
Bir süre sonra beni yerden kaldırıp yatağın ucuna oturttu. Külodumu çıkarıp ağzını çıplak kalan yerime dayadığında istemsizce saçlarını tuttum. Beklediğim bir hareket değildi.
Kendimi sıkıp bırakmaktan yorulup yatağa uzandım. O ise hala dilini bacak aramda gezdirip sonunda sömürmeye başladı.
Bacaklarımı omuzlarına aldı. Kollarını bacaklarımın altından geçirip avuçlarıyla üst kısımlarını okşamaya başladı. Sırılsıklam olduğumu hissedip ellerimle yüzümü kapattım.
Utanmam hoşuma gitmesini engellemiyordu. Ellerim yüzümde olmasa kafasından bastırıp kendimi boşaltacağımdan emindim.
Sanki anlamış gibi dudaklarını çekti, bacaklarımı da indirip doğrudan uyarmadan içime girdi.
Yüzümdeki ellerimi çekip yine yukarı doğru kaldırdı tek eliyle. O'ndan başka her yere bakmaya çalışırken hızlandığını fark ettim.
İçim daha fazla dolabilir miydi? Daha fazla zevk alabilir miydim? Kendimi yay gibi kıvırmaktan başka şansım yoktu. Bacaklarımı kalçalarına dolayıp öylece kaldım.
Bitmiştim.
O da biraz durup üstümden çekildi. Yanımda uzandı.
"Kaldı doksan sekiz." derken yine sırıtıyordu.